10

2100 Kelimeler
Atilla İlhan Ayaz Yüzümde anlamsız bir gülümseme koşarak giden kızın arkasından baka kalmıştım. Neden böyle bir anda kaçıp gittiğine bir anlam veremezken bu hali çok komik gelmişti. Gülümsemem genişlerken bileğindeki morluk aklıma gelince gülümsemem anında yüzümde soldu. Buna sebep olan kişiyi elime geçirecek olursam gerçekten çok fena olcaktı. Esas soru şuydu bunun sebebi kimdi? Kim neden canını bu denli yakmıştı. Aklımda dönem tek ihtimal erkek arkadaşının buna sebep olmasıydı. Aslı gerekeni yaptığını söylemişti ama artık aklımın bir köşesine kazınmıştı o görüntü ve kolay, kolay silinecek gibi de değildi. Umarım bunu yapan hayatında olan biri değildir çünkü bir kere yapan bir daha yapar hatta daha kötüsünü yapar. Zihnime dolan erkek arkadaş düşüncesi istemsiz yüzümü buruşturmama sebep olurken buna hakkım olmadığını biliyordum. Aslı öyle dünyalar kadar düzeldi diyebileceğim bir güzelliğe sahip değil ama güzel kız. Onu benim gözümde farklı kılan şey gözleri. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama gülünce bile gözleri her an ağlayacak gibi ıslak bakıyor. Diğer yandan çok naif bir kişiliğe sahip gibi görünsede aslında güçlü bir yapısı var. Şule'nin aksine çok az makyaj yapıyor bazen de hiç yapmıyor. Şule öyle değildi o hep ful makyajlı olurdu hatta makyaj çok zamanını alırdı. Bazen kendi bile bundan şikayetçi olurdu ama yinede bırakmazdı. Onunla tanışmamıza bile makyajı sebep olmuştu. İkimiz aynı üniversitenin farklı kampüs lerinde okuyorduk taki bizim kampüste tadilat olunca misafir olarak onların kampüsüne gittiğimiz güne kadar onu tanımıyordum. Keşke onu hiç tanımamış olsaydım. Geçmiş Zaman Elimde boya fırçası önümdeki tuval'i renklendirirken arkadaşların başlattığı kargaşa boya savaşına dönmüşken diğer kampüs öğrencileri de içeri girdi. Kargaşa onların gelişi ile daha da büyüdü ve içerde bir curcuna yaşanmaya başladı. Ben kargaşaya dahil olmamak için tuvalim ve paletimi alıp çıkacakken arkadamdan itilmemle öne doğru sendeledim ve sulandırdığım boyam paletten şıçradı. Sıçrayan boya ile tiz bir çığlık yankılantı sınıfın içinde ve herkes o an durup çığlığın geldiği yere yani benden tarafa bakmaya başladı. Sendelediğimde kapattığım gözlerimi araladığımda karşımda onu gördüm. Sarı saçları omuz hizasında kesilmiş, ela gözlü, orta boylu o kızı. Yüzü, gözü benim yüzümden boya içinde kalmış elleriyle yüzüne sıçrayan boyayı silmeye çalıştıkça daha çok batırıyordu. Ben ona karşı okadar mahçup olmuştum ki kızın yüzüne bile bakamazken onun gülüşü ile ortamdaki gerginlik birden dağılınca benimde bakışlarım onun boyanmış yüzüne kaydı. "Özür dilerim isteyerek olmadı" dedim hala ona karşı çok mahçuptum. Gülümsemesi genişledi. "Seni bir şartla affederim Picasso senin yüzünden dağılan makyajımı temizlemek ve yanımda olmadığı için bana makyaj malzemesi bulursan seni o zaman affederim" gülümseyerek kurduğu cümleler yüzünden ciddi mi? Yoksa dalga mı? Geçiyor anlıyamıyordum. Ben ona aptal, aptal bakarken işaret parmağı ile göğsüme 3 kere vurup sesini sertleştirdi. "Şaka yapmıyorum Picasso eğer bana hemen makyaj malzemesi bulmazsan senin için hiç iyi olmaz" sesi oldukça tehditkar çıksa bile yüzündeki boyalarla onu ciddiye alamıyordum. "Şey ben anlamam ki makyaj malzemesinden. Hem nerden bulacağım ki" Kollarını göğsünde bağlayıp tek ayağıyla tempo tutmaya başladı birden. Ben ona şaşkınca bakarken yanındaki arkadaşları ve arkadaşlarım bize gülüyorlardı. "Onu yüzümü mahvetmeden önce düşünecektin. Ben şimdi tuvalete gidiyorum eğer makyaj malzemelerim gelmezse kendime kaçacak delik ara Picasso" dedi ve bana arkasını dönüp gitti. Ben arkasından şaşkın, şaşkın bakarken bizim çocuklar anırmaya başladı resmen. "Hapı yuttun oğlum sen Şule'nin eline düştüysen Allâh yardımcın olsun" dedi Emre elini omuzuma atıp. Onlara da dalga geçmeye gün doğmuştu. "Tanıyor musun? " diye sordum. Kibirli bir ifade kondurdu yüzüne. "Onu tanımayanmı var. Şule baya ünlüdür buralarda. Kimselere yüz vermez birine kafayı takarsa da burnundan getirir. Yerinde olsam istediklerini bulur getiririm" Şule demek. Ben sadece derslere odaklandığım için pek gezme takılma işlerine zaman harcamazdım. Zaten kampüsten de zorunda olmadan ayrılmazdım. "Araba sende mi? " diye sordu Didem. "Bende ne yapacaksın" diye sordum. "Seni kurtarmaya gidiyoruz. Buraya yakın bir yer var orada bulabiliriz" Didem bana hadi yapınca ne üstümde başımda olan boyaları nede elimde olan tuval'i önemsedim. Didem'in peşine takılıp amfiden çıkınca otoparkta arabayı alıp birlikte onun dediği yere gittik ve benim zerre anlamadığım ama Didem'in bir prof edasıyla özenle seçtiği malzemeleri satın alıp tekrar kampüsün yolunu tutmuştuk. Yol boyu Didem dalga geçip durmuştu. Amfiye geldiğimizde Şule'nin arkadaşı yanımıza geldi. "Vay bizim kız seni baya korkutmuş iyi, iyi" diye sırıtarak yanımıza geldi. "İşine bak Onur " dedi Didem onu tersleyerek. Elimdeki poşeti Didem'e uzattım. "Sen bunları Şule'ye götürür müsün? " dediğimde bana tebessüm edip elimdeki poşeti alıp gitti. O gün ve onu takip eden günlerde Şule'yi hiç görmedim. Gerçi görsemde tanıyamazdım çünkü kızın boyasız yüzünü görmemiştim. Bir hafta sonra resim hocasının verdiği görev için bahçede yeni çiçeklenmiş bahçeyi resmederken yan tarafıma bıtakılan kahve bardağı ile bakışlarımı rengarenk çiçeklerden çekip kahveyi bırakan kişiye döndüm. Nefesim boğazımda takılı kaldı sanki. Ne yutkuna bildim nede bakışlarımı ondan çeke bildim. Kahveyi bırakan oydu saçlarından tanımıştım onu ama burada ne arıyordu. "Ne oldu Picasso yüzümde boya olmayınca tanıyamadın mı?" güzeldi hatta çok güzeldi nefesimi kesecek kadar. Ela gözleri birer mücevher gibi parlarken, sarı saçları güneş gibi ışıldıyordu. "Yok şey " dedim saçmalayarak ama asla düzgün bir cümle kuramadım. Benim halime bakıp gülüşünü daha da büyüttü. "Seni affetim demek için gelmiştim ama istemiyorsan gidebilirim" şaşkındım çünkü kimseye yüz vermeyen kız gelip benimle konuşuyordu üstelik bana kahve ısmarlıyordu. "Gitme yani şey istersen kalabilirsin" arkama doğru bakıp şövalede ki tuvali inceledi bir süre sonra resmini çizdiğim çiçeklere baktı. "Sana Picasso diyorum ama gerçekten senden Picasso olurmuş gerçek gibi yapmışsın. Resim olduğunu bilmesem onları gerçek çiçek zannederdim" beni övmesi nedense beni utandırmıştı. Ona ufak bir tebessümle karşılık verdim. "O kadar değil ama beğenme ne sevindim ve iltifatın için de teşekkür ederim" dedim mahçup olmuş bir şekilde ben övülmeyi sevmezdim ve övülünce yanaklarım kızarırdı utandığım için kesin yine kızarmıştım. Bir erkek kızarırmı utanırken bilmem ama ben kızarıyordum. Bana bakıp gülümsedi ve bıraktığı kahveyi alıp bana uzattı. "Al bakalım nasıl içtiğini bilmediğim için sade aldım umarım sade içiyorsundur" bana uzattığı kahveyi elinden aldığımda memnun olmuş bir ifade belirdi yüzüde. Ben normalde sade içmezdim ama kabalık edemezdim. "Teşekkür ederim zahmet etmeseydin keşke" "Zahmet etmedim. Eeee sen ne yapıyorsun" demin oturduğum yere geçip oturdu . "Şey Esen hoca görev vermişti onu yapıyorum" dediğimde kenara kayıp bana yer açtı ve eliyle tuvali işaret etti. "Devam etsene" "Sen" "Ben seni izleyeceğim yani resmi yapışını" dediğinde heycanlanmıştım. Biri beni izlerken elbette resim yapmışlıpım vardı ama bu defa heycanlanmıştım. Boğazımı temizleyip onun bana bıraktığı boşluğa geçip oturdum. Kenara bıraktığım paletim ve fırçamı elime aldığımda oda dikkatle hareketlerimi izliyordu. Hata yapmak istemiyordum ama o beni göz hapsine almışken bunu nasıl başaracağımı düşünüp duruyordum. Ben son çiçeğimi de bitirince elimin üzerine bir al belirdi. Ben neredeyse elimdeki fırçayı düşürücekken buna engel oldum. "Çok güzel bir tutuşun var fırçan resmen tuvalde dans ediyor" dediğinde şaşkınca ona baktım.Alışık değildim bir kızın ladrajına girmeye desem yalan olur ama bu kadar cesuruna denk gelmemiştim. "Sağol" "Adın ne Picasso" biz tanışmamıştık doğru ya. Elimi elinden çekip fırçayı ve paleti kenara bıraktım. Yönümü tamamen ona döndüm ve elimi uzattım. "Haklısın Atilla İlhan ben" dedim madem o cesurdu bende cesur olurdum. "Hmmm demek Atilla İlhan peki şiir okur mu? Bu Atilla İlhan" diye sordu. Ben şiir okumayı pek sevmezdim o zamanlar kitaba ayıracak vaktim yoktu. "Şiirle pek aram yok ben resim ile ilgilenirim" dediğimde sırıttı. "Görüyorum" dedi ve oda elini uzatıp elimi tuttu. "Bende Şule Picasso şey pardon Atilla İlhan" dediğinde çok güzel gülmüştü, belkide ona ilği duymamı sağlayan şey o güzel sahte gülüşü oldu. Çok güzel gülüyordu insana kendini unutturacak kadar güzel gülüyordu ama sonradan öğrendim ki o gülüşte tıpkı sevgisi gibi yalan ve sahteymiş. Ben sevdim onu çok sevdim öyleki araya ihanet girdiğimde bile ona inandım ve konuşanlara kulak kapattım. Annem kaç kere o kız olmaz dedi ama ben yinede ona sırt çevirmedim sevdim sadece sevdim. Şimdiki Zaman Gözlerim kapalı geçmişin tozlu sayfalarında gezinirken zilin çalması ile gözlerim arlandı. Komşulardan biri olabilir diye pek önemsemedim ama tekrar, tekrar çalınca tekerlekli sandalyemi balkona sürdüm ve balkondan aşağı seslendim. "Kim o" ses gelmeyince tekrar seslendim. "Annem evde yok" diye seslendim. Aşağıdan ses gelince seslere kulak kabarttım. Bu babamın sesiydi onun burada bu saate ne işi vardı ki. "Baba" diye sesimi biraz yüksek tutunca beni duymuş olacak ki balkonun altından uzaklaştı ve benim onu göreceğim bir yerde durdu. "Oğlum" "Hayırdır baba bir şey mi? Oldu neden dükkanda değilsin? " diye sorduğumda elindeki mendille ensesini sildi. Çok terlemiş olacak ki mendille kendine yelpaze yaptı. "Sorma oğlum dükkanda işler hiç yolunda değil. Halil izinde, Doğan annesi hastalanmış onun için gitti Murat elini kesti Erdem ile bir başımıza kaldık ortalık yangın yeri" tek nefeste konuşup olan biteni anlatmıştı. Soluklanıp konuşmaya devam etti. "Anne bana yardıma gelsin diye geldim ama yok hastaneye gitmiş. Mahvoldum ben şimdi ne yapacağım Timuçin'in dersi var gelemiyor" zavallı adam kanter içinde kalmış halde bizim için çabalarken benim elimden hiçbir şey gelmiyordu. Kim bilir kaç saatir tek başına uğraşıyordu. "Ne yapacaksın baba" diye sordum. "Bilmiyorum oğlum inan bilmiyorum. Müşteriler gelmeye başlar toplu yemek var. Yemekler hazır ama servis yapmaya kasaya bakmaya adam yok" dediğinde omuzları çökmüştü. Hemen yanında duran Aslı elini babamın omuzına koydu ve bana baktı. "Biz geliriz yardıma Ali amca canını sıkma sen" dediğinde beni ve kendini işaret etmişti. Bu kız benim yürüyemediğimi unuttu herhalde. Babam ona minnetle bakarken ben sinirle bakıyordum. Benim kendime bile hayrım yokken onlara olcağı kanısına nereden varmıştı acaba merak ediyorum. "Saçmalama Aslı benden anca ayak bağı olur" dedim sesim hafif sert çıkmıştı. Bana ters bir bakış atıp yönünü babama çevirdi tekrar. "Biz de geliyoruz Ali amca böylece Atilla İlhan'a da değişiklik olur hava alır" dediğinde iyice sinirlendim. "Bana iyi falan gelmez hava almaya ihtiyacım yok" dediğimde bana resmen göz devirmişti. "Sen bilmiyorsun sus senin hava almaya ihtiyacın var" manyak bu kız yemin ederim. Derken Necibe teyzelerin kapısı açıldı. İçerden Can ve Cansu çıktı ve onlarda babam ile Aslı'nın yanına gelip bir şeyler konuştu. Babam büyük ihtimal olanı biteni anlatıyordu Can babamı başıyla onaylarken Cansu Aslı ile sarılıyordu "Aslı saçmalama sen unuttun sanırım ama ben yürüyemiyorum" dedim ama bu Aslı'ya pek işlemedi. Sağa sola bakınıp eğilip yerden bir şey aldı ve benim olduğum balkona doğru fırlattı. Refleks olarak attığı şeyi tuttuğumda bunun bir taş olduğunu görünce anlamsızca bir elimdeki taşa birde Aslı'ya baktım. "Bu ne şimdi neden yaptın bunu" diye sordum ama o omuz silkti. "Atilla İlhan 2×2 kaç eder" ne saçmalıyordu bilmiyorum ama burdan çok tatlı görünüyordu. "Bu ne ilkokuldamıyız" "Sen cevap ver" "4" "4×4" "16" "16×16 kaç eder" "Aslı Allah aşkına nereye varmaya çalışıyorsun" diye sordum. Diğerleri de ona bakıyor ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. "Ya sen cevap ver" diye ısrarcı bir sesle konuştu. El mecbur cevap verdim. "256" dediğimde bakışlarını benden çekip Can ve Cansu'ya döndü. "Doğru değil mi? " diye sorunca kendi sorduğu sorunun cevabını bilmediği için ona güldüm. Can onu onaylarken Cansu parmak hesabı yapmaya çalışıyordu. "Doğru" dedi Can. "Valla hesabı tamamlayamadım ama doğru sanırım" diyen de Cansu oldu. Babam onların bu haline sadece gülüyordu. "Bak reflekslerin gayet iyi, matematik konusunda da fena sayılmazsın, bence sen işimize çok yararsın" ben hala onun dediklerini dinlerken Can bana bakıp gülüyordu. Benden cevap alamayınca devam etti. "Sen kasaya bakarsın, ben ve Cansu servis işine bakarız Can sipariş alır nasıl ama bence harika" babamın yüzü gülerken diğerleri hiç düşünmeden Aslı'yı onaylamıştı. Yaptığı şey hiç hoşuma gitmedi. Ben evden çıkmak istemiyorum o ise beni dükkana götürme planları kuruyor. Evden çıkıp insanların acıma dolu bakışlarını üzerime çekmek istemiyorum. Balkona bile yeni , yeni alışmış insanları görmezden, duymazdan gelmeye çalışmışken bu bana fazla olur. İnsanların bana bakıp fısıldaması, vah vahlaması bana kendimi hiç de iyi hissettirmiyor neden bunu anlamak bu kadar zor. Dört duvar arasında elbette mutlu değilim ama gözden uzak olmak bana iyi geliyor. "Aslı ben ben yokum" sesim yeterince sert çıkmıştı ama Aslı bunu önemsemedi. Ben ona sert bir ifade ile baksam bile o bana tebessüm ederek bakıyordu. "Atilla İlhan geliyorsun başka bir şey duymak istemiyorum. Babanın sana ihtiyacı var görmüyor musun" bakışlarım babama kayınca bana öyle bir baktı ki bakışı kalbime bıçak yarası gibi saplanmıştı. Beni bu yaşa kadar getiren adama faydadan çok zararım vardı. "Atilla İlhan hadi be kardeşim el ele verirsek atlatırız bu günü Allâh'ın izniyle" diyen Can ile babam elini canın omuzuna koyup sıktı. Şuan Can değil babamın yanında dik duran ben olmalıydım ama ben yere düşen bir kalemi bile almaktan acizim. "Size sadece yük olucam" dediğimde Aslı"nın yüzünde hızlı bir duygu geçti. Can bana gülerek bakıp başını sağa sola salladı. "Kendine acımayı bırakır mısın? Bize yük falan olmazsın aksine yükümüzü sırtlanır hafifletitsin" dediğinde Aslı onu onaylayarak bana baktı. "Bak bu doğru benim matematik fazla yok en fazla 2×2 kaç eder bunun cevabını veririm senin ise matematik zehir" bu kanıya sorduğu üç soru ile varmış olmalıydı. Can ona gülünce o Cansu'ya sarıldı. "Ben geliyorum seni aşağıya indirelim daha fazla oyalanmaya gerek yok" Aslı elindeki anahtarı Can'a uzatınca elinden alan Can yönünü giriş kapısına çevirince derin bir nefes aldım. Umarım umdukları gibi onların yükünü hafifletirdim, çünkü ben hiç öyle düşünmüyorum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE