Atilla İlhan Ayaz
Bir gülüş, bir bakış nasıl bu kadar hayat saçabilir. Sadece kendine değil etrafına bu denli ışık saçan bir insanın gözleri nasıl hep puslu olabilir. Gözler kalbin aynasıdır derler kalbinde nasıl bir acı varda bu gözlerine yamsımış durumda. Ben hayatla barışıkken bile bu kadar hayat dolu olup olmadığımı sorguluyorum onu tanıdığımdan bu yana sisli bir sonbahar sabahında çiğ düşmüş menekşeler gibi mahsun ve mağrur bir duruşu vardı ve bu hayran olunmayacak gibi değildi. Aslı'nın gözlerindeki buğu ve keder onun bu şen haline çok zıt kalıyordu. Cansu ile bir araya geldiklerinde ise ikisi daha beter bir şey oluyorlardı.
Cansu'nun bedavacı otlakçı ruhu bizi yollara düşürdü ve sokak, sokak gezip sahil kenarına kadar getirtti. Aslı önce istemese de oda halinden memnun görünüyordu. İkisi kol kola girmiş önden yürüken denk geldikleri her dükyanın önünde durup vitrinde duran her kıyafeti kendilerince değerlendirmişlerdi. Onların bu haline Can ile illallah etmiştik artık. Ben onların bu halinden bıkmış olsam bile bu halleri bir yandan da komiğime gidiyor onlara belli etmeden onlara gülüyordum. Can benimle yürürken çok fazla söyleniyordu bıkmıştı artık kardeşinin ve Aslı'nın her an durup boşa zaman harcamasından dolayı.
"Abi anlamıyorum ne anlıyorlar her vitrinin önünde durmaktan" diye yeninden söylenen Can ile gülümsedim ama kızların onu pek önemsediği söylenemezdi.
"Çok söyleniyorsun abi yaa akışa bırak kendini çok kasıyorsun" Cansu resmen Can'a inat eder gibi onun nefret ettiği tarzda konuşuyordu. Can biraz ağır abi takklırdı ama Cansu onun aksine fazla rahat hareket ederdi bu durum da Can'ı deli ediyordu. Bu durum çocukken bile böyleydi. Hele Cansu'nun bazen keko hareketleri olduğunda onu bütün mahalle boyunca koşturmuştu. Yakaladığı zaman artık yorgunluktan bitap düştüğü için ona bir şey yapamadan nefes, nefese olduğu yerde yığılıp kalmıştı. O günü hatırlayınca gülmeden edememiştim ama bu fazla uzun sürmedi. O gün Cansu'nun peşinden mahhalleyi arşınlayan sadece Can olmamıştı ben ve diğerleri de onların peşinde mahalleyi karış, karış onların peşinden koşmuştuk. Şuan bu tekerlekli sandalyede oturmuşken özgürce koştuğum günleri hatırlamak pek iyi hissetirmemişti. Kendi benliğim ile verdiğim bu savaşım ne zaman biter bilmiyorum ama girdiğim bu savaşın bir galibi elbette olacaktı. Bu galip ben olurmuyum pek sanmıyorum. Benden geriye bir şey kaldığını sanmıyorum. Kalanın da pek bir işe yaradığını sanmıyorum. Belki bir gün bu düşüncelerim için de pişman olurum ama o gün bu gün değil ne yazık ki.
"Cansu abim senin yine ayarların bozulmuş ha benim açımdan sorun yok seve seve ayar çekerim" bu ikisi kaç yaşına gelirse gelsin sanırım hiç değişmeyeceklerdi. Cansu abisinin çıkışı ile göz devirip Aslı'nın koluna girip bizden biraz daha uzaklaşıp hızlı yürümeye başlamışlardı. Aslı'da onların bu haline gülümseyip duruyordu. Gülüşü yüzündeki yerini korurken Cansu'nun sorusuyla tuzla buz oldu.
"Sen neden bugün işte değilsin. Ben izinliyken sana nasıl izin verdiler hayret" bizden bir kaç adım önde ilerlerken ben Aslı'nın yan profilinden de olsa yüzünü görüyordum bu sebepten ifadesinin birden değişmesi gözümden kaçmamıştı.
"İzinli değilim ki" sesi umursamaz çıkmıştı ama yüzünde gerginlik oluşmuştu ama bunu ustaca saklama çabasına girmişti. Başarılı da olmuştu ama ben onun o bir anlık gerginliğini fark etmiştim.
"Ne demek izinli değilim" diye bizim merak ettiğimiz soruyu Can dile getirmişti.
"İstifa ettim" dedi omuz silkerek ama pek rahat değildi. İfadesini ustalıkla kamufle etmişti ama beden dilini kontrol edemiyordu. Gerginliği yumruk yaptığı elinin kabaran damarlarından belli oluyordu. Onu bu denli geren şey neydi bilmiyorum ama hoş şeyler olmadığı çok açık belli oluyordu. Cansu adım atmayı bıraktığında Aslı'da durmak zorunda kalmıştı buda bizim onlarla aynı hizaya gelmemize sebep omuştu.
"Ne demek ıstıfa ettim! " Cansu sokağın ortasında resmen cırlayarak konuştuğunda yoldan geçen bir kaç kişi dönüp bize bakmıştı ama bizim tek odak noktamız Aslı olmuştu.
"Basbaya" Aslı'nın rahat tavırlarına rağmen Cansu pek rahat görünmüyordu. Gerçi bende merak etmiştim neden işten ayrıldığını ama bu ona direkt olarak soramazdım. Bu sebeple soru kısmını Cansu'ya bırakmıştım.
"Ya kızım ne demek basbaya adam akıllı anlat şunu " diye aksi bir ses tonuyla konuştuğunda Aslı ona öyle bir baktı ki Cansu'nun bu halini ilk defa gördüğü belli oluyordu tepkisinden. Cansu resmen mahalle karısı moduna girmiş iki elini beline koymuş hesap moduna girmişti.
"Şimdi şöyle iş beni çok yordu zaten sen hariç kimseyi kendime yakın hissetmiyordum biliyorsun bu nedenle sende olmayınca canım sıkıldı ve bastım istifayı çıkıp geldim" dediğinde Cansu onun ağzından çıkan her kelimeyi dikkatle dinliyordu. Nedense bana pek inandırıcı gelmemişti çünkü Aslı'nın yüzünde değişik bir ifade var ve bu ifade şuan dürüstlüğüne gölge düşürüyordu benim fikrimce. Bunu diğerleri de fark ediyormu gerçekten merak etmiştim.
"Ben sensiz ne yapacağım orada tek başıma" Cansu inanmış görünüyordu. Dudağını büzüp konuşmasının başka sebebi olamazdı. Sesizce onların konuşmasını benim gibi dinleye Can'a çevirdim bakışlarımı ve aradığım ifadeyi buldum. Can 'da şüpheli bakışlarla ikiliyi dinliyordu. Zaten kendisi polisti o insanların beden dili konusunda daha tecrübeli sayılırdı.
"Bizde mahallede bir aradayız varsın işte de ayrı olalım ne olacak" dediğinde ifadesinde bu defa o bilindik dürüstlük ifadesi vardı. Cansu bir an gülümsemeyi bırakıp düşünceli bir hale büründü. Bu hali de uzun sürmedi.
"Şimdi işsizsin mi? Demek oluyor bu" diye cevabını bildiği bir soru yöneltti Cansu.
"Yani diyor istifa ettiğime göre işsiz statüsüne geçiş yaptığımı düşünüyorum" diye cevapladı Aslı onu , ikisi sanki sokağın ortasında ayakta değil de evde yanlız dedikodu modundaymış gibi hareket ediyorlardı. Ne bizi nede etrafta akan kalabalığı umursadıklar pek söylenemez ama Can rahat duracak gibi durmuyordu.
"Ey güzel Allah'ım bunlar birdi iki oldular. Kurban olduğum sen bana sabır ver de şunların elinde delirmeyeyim" diye kendi kendine söylendikten sonra kızlara döndü.
"Aslı, Cansu çekirdek de istermisiniz kızlar" diye sordu.
"Ayy hiç fena olmaz biliyormusun abi ne yapsak kola çekirdekmi? Yapsak çok güzel olurdu tıpkı eski günlerdeki gibi" Cansu heycanla konuşurken ben çoktan onun bahsettiği o eski günlere gitmiştim. Ben, Can, Timuçin, Cansu Sevilay ve Ozan'ın lise başında her canımız sıkıldığında akşamları kaçıp kola, çekirdek yaptığımız o zamanlar nede güzeldi. Hayata karşı tek sorumluluğum ders çalışmak ve hafta sonu babama yardım etmekti. Tabi it gibi sokak sokak gezmeyi saymazsak. Geçmişi hatırlamak her zaman bizi mutlu etmez kayıplarımız, hayal kırıklıklarımız olur ve onları hatırlamak pekte hoş değil. Mahallede mafya gibi gezer bizden küçüklere racon keserdik. O zaman bile yan çizen hep Can olurdu o hep polis olup adalet için savaşacağını söylerdi. Aramızdan bir onun hayaline kavuşması da ne kadar istikrarlı olduğunun göstergesiydi.
"O kadar vaktim yok başka zaman yaparız bugün dondurmamızı yiyip dönelim" dedi Can ama bu kızların pek hoşuna gitmedi.
"Zıt bir şey söylemeseydin şaşardım bay doğru" bu Can'ın çocukluktan beri olan lakabıydı. Beyefendi biz ne yaparsak yapalım o hep doğrucu olur asla yalan söylemezdi onun yüzünden az ceza almazdık. Bizim yaptığımız haylazlıklar hep Can yüzünden ortaya çılardı. Ozan ile ikimi bizim için sonu iyi olmayacak olan durumlara Can'ı dahil etmedik çünkü o bizi hep ele verirdi. Diğer yandan Can bizi pis döverdi ona yalan söyletmeye çalıştığımızda onu frenleyebilen tek kişi Sevilay'dı. Sevilay ve Ozan kardeş bizim annelerimiz çok yakın arkadaştı ve biz hiç kopmazdık taki onlar bizim mahalleden taşınıp gidene kadar. Gözden uzak olan gönülden de ırak olur sözü burada netlik kazandı ve bizim aramızda bir daha ısınmayacak şekilde soğudu.
"Bana bak otlakçı düş önüme dondurma yemeye gidiyoruz okadar hepimizin işi gücü var" benim yoktu hemde yıllardır bir işim yoktu. Cansu'nun yüzü düşerken Aslı onun bu haline tebessüm etti.
"Bugün dondurma yiyelim başka zaman kola, çekirdek yaparız olmaz mı? " diye sordum sorduğum soruya kendim bile şaşırarak. Can ve Cansu bana sen ciddi misin der gibi bakarken Aslı sadece tebessüm etmişti. Kız nereden bilecek yılda en fazla üç, dört defa evden çıktığımı.
"Söz mü? " diye sordu Can gözlerime öyle bir bakıyordu ki o bakışlarda yılların özlemi vardı. Bir şey demedim sadece başımla onayladım. Elini omzuma koyup orayı sıkıp bıraktı.
"Hadi gidelim " dediğimde Can yine tekerlekli sandalyemin arkasına geçmişti ve kızlarda hemen yanımızdaki yerlerini almışlardı.
"Biz böyle çok iyi bir ekip olduk ha bu ekibe Timuçin ve Asya'da dahil olursa tıpkı eski günlerdeki gibi olur değilmi abi" demek eskiyi özleyen sadece ben değildim.
"Öyle " bir süre daha yürüdüğümüz de sahilin oraya varmıştık. Şimdi dondurmacıyı bulmak için sahil boyunda ilerliyorduk ne kadar zaman sonra deniz kokusunu içime çektim bilmiyorum. Can beni iterken bende hayranlıkla denizin hafif dalgalarını seyrediyordum. Şu hayatta gökyüzü, deniz ve yeşillik kadar insanın ruhunu dinlendiren başka bir şey yoktur sanırım. Sadece ben değildim denize hayranlık ile bakan, Aslı'da benim gibi denize hayran, hayran bakıyordu. İstemsiz bir iç çekiş yaradım. Dondurmacıya yaklaştığımızda Cansu çocuk gibi alkış tutmaya başladı. Kaç yalında olursa olsun bu kız hiç değişmeyecekti sanırım.
"Ben çileli, kavunlu, limonlu, şeftalili, böğürtlenli, vişneli,karmelli alıcam" ben ve Aslı şaşkın şaşkın Cansu'ya bakarken beklediğimiz tepki Can'dan gelince ikimiz aynı anda hah ye bir ses çıkardık.
"Yuh, yuh bize de bırak be kızım kıtlıktan mı çıktın hayırdır" Can'ın çıkışı ile Cansu dudaklarını büzdü.
"Ama abi biliyorsun ben hep böyle yerim saydıklarım en sevdiklerim" dediğinde sanki şuan karşımda 8 yaşındaki Cansu vardı.
"En sevdikleriymiş kızım bilmem farkında mısın ama tezgahta başka dondurma çeşidi kalmadı hepsini sıraladın" Can'ın serzeniş dolu sesine mi? Yoksa Cansu'nun büzülen dudaklarına mı? Gülsem karar verememiştim. Aslı kolunu Cansu'nun kolundan geçirerek.
"Doymazsan benim payımı da alabilirsin " dediğinde Cansu onun koluna vurdu.
"Aşk olsun sende mi? " dediğinde yüzündeki ifade izlenmeye değerdi.
"Karışmayın Cansu ne istiyorsa alsın" dediğimde üçünün de bakışları bana döndü. Cansu kocaman gülümserken Can fısıltı ile kulağıma eğilip.
"Sen bittin batıracak seni bu otlakçı" dediğinde fısıldamasına rağmen Cansu sesini duymuştu. Radar gibiydi bu kız benim zor duyduğum şeyi nasıl duymuştu.
"Abi yaa niye iftira atıyorsun ben öyle bir şey yapmam bir kere Atilla İlhan beni biliyor" dediğinde kendi bile dediğine inanmıyordu.
"Dedi okulda Atilla'ya suyum yok deyip adamı kantinde soyan kız" dediğinde hatırladığım anıyla kahkaha attım. O gün su almak için onu kantine götürdüğüm de cebimdeki parayı bitirmiş üstelik beni de aç bırakmıştı.
"Ya ben o zaman çocuktum" dedi kendini savunmak için buda işe yaramadı.
"Pek büyüdüğün de söylenemez " Cansu tam cevap vermeye hazırlanıyordu ki araya girdim.
"Yeter bırakın didişmeyi şimdi vazgeçip geri döneceğim" dediğimde bakışları bana döndü.
"Dondurma yemeden bir yere gidilmiyor" dedi Cansu ve tezgaha yaklaşıp alacaklarını seçti.
"Kolay gelsin ben çilekli, limonlu ve karamelli istiyorum" dedi. Dondurmacı onu onaylayıp onun istediklerini top haline getirip külaha koyup Cansu'ya uzattı. Şükür yaptığı listeden vazgeçmişti. Seçmesi için Aslı'ya baktık.
"Siz seçin ben daha karar veremedim" dediğinde Serkan öne geçti.
"Abi ben vanilyalı ve çikolatalı alayım" adam gülümseyerek onunda istediğini verince Aslı'ya baktım ama o bana sıra verdi.
"Abi bana limonlu, vişneli ve böğürtlenli verir misin? " adam benim dondurmamı da hazırlayınca bana uzattı. Uzanıp aldığımda Aslı'da ne yiyeceğine karar vermişti.
"Abi ben naneli ve limonlu alayım dediğinde yüzüm buruştu naneli dondurma hiç yenirmi? Diye düşünürken adamın ona da uzattığı külahla adamın parasını ödeyip tezgahın önünden uzaklaşmıştık. O dondurmasını yaladığında istemsiz tekrar yüzüm buruştu. Bir süre yürüdük o keyifli şekilde dondurmasını yerken.
" Zevksiz" dediğimde üçünün de bakışları beni buldu. Benim bakışlarım ise direkt Aslı'da sabitlendiği için ona söylediğimi anlamıştı ama yine de emin olmak ister gibi.
"Kim" diye sordu.
"Kim diyen"
"Nedenmiş"
"Naneli dondurma mı? Olurmuş hadi oldu diyelim o yenir mi? Be diş macunu gibi" dedim elindeki dondurmaya bakarak. Benim dediklerimi umursamadan dondurmasını yemeğe devam etti.
"Çok peşin hükümlüsün" dediğinde dondurmasını yalamaya devam bir yandan da yürüyordu.
"Değilim eminim ki tadı iğrençtir" dediğimde durdu ve o durunca bizde durduk. Yönünü hemen bana çevirip yanıma geldiğinde önümde durmuştu. Eğilip benimle yüz yüze geldiğinde kalbim hızlanmıştı sanırım yada durmuştu bilemiyorum ama onun bu kadar yakın olmak iyi değildi. Değişik hislere kapılmama sebep oluyordu.
"Tadına bak" dedi kendi beni şaşırtarak dondurmasını dudaklarıma doğru uzattığında. Nefes nasıl alınıyordu şuan unutmuş olabirim.Sert bir şekilde yutkunduğumda nefes alma ihtiyacı hissettim. Ben bir tepki vermeyince daha doğrusu veremeyince geri çekti kendini ve ayağa kalktı. Yüzünde utanmış ve mahçup bir ifade vardı.
"Şey tiksindin değil mi? Kusura bakma bunu düşünemedim" dedi. Ondan tiksinmemiştim sadece yaptığı şey beni çok şaşırtmış ve heycanlandırmıştı. Tam uzaklaşıcakken bileğinden tutup elindeki dondurmayı dudaklarıma yaklaştırıp kenarından yaladığımda gözlerimiz birbirine adeta kenetlenmişti. Ben kendi yaptığıma inanmazken oda şaşkınca bakıyordu. İşin tuhaf yanı dondurma hoşuma gitmişti . Dondurmayı dudaklarımdan uzaklaştırdığımda ellerimin arasındaki bileğini kendine çektiğinde parmaklarımı gevşetip bunu yapmasına müsade ettim ama bakışlarımız hala kopmamıştı.
"Hello dünyadan size dünyadan size burdamısınız" gözlerimizin önünde sallanan el ve kulaklarımızı tırmalayan Cansu'nun sesi ile bakışlarımızı kesilmişti.
"Nasılmış" diye sordu Cansu.
"Ne nasılmış"
"Atilla dondurma kardeşim tadı nasıldı" diye imalı imalı konuştu Can , Cansu'da kıkırdıyordu. Aslı'ya baktığımda yanakları kızarmıştı.
"Güzeldi" dedim sadece ama aklımda milyon düşünce dolanıyordu.
"Sadece güzeldi öylemi"
"Ne dememi bekliyorsun Can"
"Valla kardeşim okadar çok düşündün ki Aslı'ya ay pardon dondurmaya bakarken dedim lezettine şiirler yazacaksın" dalga geçiyordu pislik. Boğazımı temizleyip sandalyede kımıldandım.
"Fena değildi işte Can çok merak ediyorsan al bak tadına" dedim sesim biraz sert çıkmıştı sanırım.
"Aslı versene bende tadına bakayım"dediğinde ona öyle bir hızla döndüm ki ışık hızı yanımda yavaş kalırdı.
" Lan git al paran yoksa ben vereyim kızın dondurmasını neden yiyeceksin" ani çıkışımla Aslı'nın değişen yüzü ve diğer ikisinin de sırıtan sıfayları düşünmeden hareket ettiğim için kendime çok yaratıcı küfürler sırladım. Toparlamam lazımdı ama neresinden tutacağımı bilemiyordum.
"Sende yedin ya kardeşim "
"Yemedim tadına baktım" dedim saçma bir açıklama yaparak.
"Tamam bende tadına bakacağım işte" dediğinde damarlarımda gezinen duygu kıskançlığın öfkesi olamazdı değil mi?
"Zıkkım ye Can " dediğimde Cansu ile birbirlerine bakıp sırıtmaya başladılar. Aslı ise başını önüne eğmiş dondurmasını yiyiyordu yada yiyiyormuş gibi görünüyordu.
"Abi sen sonra alır bakarsın tadına hadi devam edelim biz yürüyüşümüze" diyen Cansu yeniden Aslı'nın koluna girip yürümeye başladığında onların arkasından bçsırıtarak bakan Can'ın karnına yumruğumu geçirdim.
"Ahhh lan ne vuruyorsun " diye iki büklüm olup ağrının geçmesini beklediğinde yüzüne de yumruk geçirmek istedim ama şimdi polise el kaldırmak olmazdı.
"Kızın yanında ne diye imalı konuşup saçmalıyorsun lan" dedim ama pislik herif kendini toparladığında bile sırıtıyordu.
"Bırak şimdi bunu kıza niye öyle uzun, uzun hülyalı baktın sen ondan haber ver" onun sorusu ile önden giden kızların arkasından baktım bir süre , ne diyecektim kendimi ona nasıl layık görüp de hoşlanıyorum diyecektim. Daha ben bile kendime kabullendiremesken bunu nasıl dile getirecektim.
"Hülyalı falan bakmadım dalmışım sadece" dedim yüzüne bakmadan konuşuyordum mimiklerimden yalan söylediğimi anlamasın diye.
"Hadi lan ordan kızın gözlerine bakınca göz bebeklerin titriyordu resmen çocuk vardı karşında yalanına inanacak değilmi" bu adamla yıllarca küs kalmamıza rağmen beni hala böyle iyi tanımasına inanamıyordum. Yerimde kımıldandım ve omuzlarımı dikleştirdim.
"Yalan falan yok"
"Bok yok "
"Can ne dememi istiyorsun sana öyle bir şey yok diyorum ne diye uzatıyorsun" ona kızarak üste çıkmaya çalıştım belki konuşmaktan vazgeçer diye ama nafile.
"Aslı'dan hoşlanmıyorsun yani? " diye sorunca tekrar giden kızlara baktığımda Aslı'da aynı anda arkasını dönüp baktığında yine göz göze gelmiştik. Bu her olduğunda bedenim akıma kapılmış gibi titriyordu sanki. Bunu Can'a belli etmemeye çalışıp kendimi toparladım.
"Yok öyle bir şey"
"Demek yok"
"Yok"
"İyi ben bizim Turgut ile konuşayım" dediğinde konuştuğumuz konu ile Turgut'un ne alakası vardı anlamamıştım.
"Turgut ne alaka lan" umursamazca omuz silkti.
"Hiç ya Turgut geçenlerde Aslı'yı görmüş çok beğenmiş konuşmak istediğini söyledi de bana" ulan Turgut dediği adam abazanın önde gideniydi bunu oda biliyordu buna rağmen nasıl böyle rahat söylüyordu.
"Sen ne dedin" esas merak ettiğim onun verdiği tepkiydi. Eğer o zaman da böyle umursamaz davrandıysa vay haline.
"Ne diyeceğim kızın konuştuğu yoksa şansını denesin dedim" bu şaka olmalıydı çünkü o adamın anladığı şansın sonu yatakta biterdi. Derin bir nefes alıp yükselen öfkemi kontrol etmeye çalıştım.
"Can sen mal mısın? Lan sen onun nasıl bir abaza olduğundan haberin mi? Yok yoksa senin de mi? Devrelerin yandı" dediğimde haddim olmadan sesim yükselmişti. Can ise hiç oralı değilmiş gibi rahattı.
"Öyle deme kardeşim belki Aslı onu çekip çeviri düzelir oda" yok dalga geçiyordu yada Can şerefini aldırmıştı.
"Lan anasının , babasının adam edemediğini Aslı'mı adam edecek lan"
"Öyle deme aşk iyi gelir"
"Sabır ne aşkı lan o adamın aşk anlayışı yatakta biter "
"Haksızlık etme belki bu defa öyle olmaz" nefret ediyordum insanların kadınları veya erkekleri böyle kullanmasına. Yıllarca adam olamamış erkek müsvettelerini evlendirip adam olmalarını umarak başkasının evladının başını yakan anne, babaları anlamıyordum ve anlayacağımı da hiç zannetmiyorum.
"Can gerçekten şuan o ağzını burnunu kırmam için geçerli bir neden sun bana" artık öfkemi bastırmaya gerek duymuyordum.
"Arkadalımsın" arkadaşı olmam yapılan şerefsizliğe susacağım anlamına gelmezdi.
"Bu geçerli bir sebep değil"
"Lan kıza ilgin yok hoşlanmıyorsun işte bırak Turgut onu mutlu etsin. Hem elimiz üstünde olur Turgut yamuk yapamaz" dedi rahatça.
"Hoşlanıyorum "
"Kimden"
"Aslı'dan"
"Ne olmuş Aslı'ya "
"Bir şey olmadı lan ben Aslı'dan hoşlanıyorum! " ben ne demiştim demin üstelik sesli şekilde.
"İyi hayırlı olsun kardeşim" dediğinde elimi sıkıp erkeklerin klasik selamlaşmasını yapmıştı.
"Saçma sapan konuşma lan hayırlı olacak bir durum yok" dediğimde he he diye elini salladı.
"Kırdırma elini bana"
"Ne yalan mı? Oda sana gayet güzel bakıyor. Lan dondurmasından tatırdı sana daha ne" keşke her şey bu kadar basit olsaydı. Kendi halime bakıp kendimi onun yanına nasıl yakıştırırdım.
"Saçmalamayı bırak bir bana bak birde ona sence denk miyiz? " dediğimde kaşları hemen çatıldı.
"Bu nasıl saçma bir düşünce"
"Saçma değil gerçek"
"Bok gerçek. Lan sen kendine acımayı ne zaman bırakıcaksın" diye sordu. Bende sorusunu kendime sorduğumda cevabım netti. Hiçbir zaman çünkü ben bu ayakların üzerine hiçbir zaman basamayacaktım.
"Can daha fazla bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Ben kendimin farkındayım bana hiç kendine acıma falan filan deme çünkü acınacak haldeyim. Lan ben dört yılımı verdiğim kızın arkasında bıraktığı bir enkazım nasıl başkasına güvenirim sen söyle"
"Aslı ile o kızı sakın kıyaslama" dediğinde ona göz devirdim.
"Can insanlar hep aynıdır zora gelince arkalarına bakmadan kaçıp giderler. Ben daha bir yaradan geriye kalan izlerini kapatmadan yeni bir yara açamam kalbimde" daha Şule'den kalan güvensizliğim ve hayal kırıklıklarım yerini taze korurken başkasına güven duyamazdım. Şule seni asla bırakmam derdi ama daha kırıklarım bile iyileşmeden beni terk etmişti. Şimdi nasıl birine güven duyardım.
"Bu tezini halbuki Aslı demin ne de güzel çürütmüştü değilmi" dedi dondurma konusunu örnek göstererek.
"Bu konu farklı"
"Hiçte değil "
"Can yeter. Hadi kızlar iyice uzaklaştı onlara yetişelim" dediğimde derin bir iç çekti. Bende bu durumdan memnun değildim ama Aslı şimdi bana şans bile verse ben ona alışınca o hevesi kaçınca bana sırtını dönecekti. Bile bile lades hiç hayrıma olmazdı. Zaten ona olan hisleri geçiciydi ona olan merakımdan kaynaklanan bir şeydi buna eminim zaten tanıdıkça da biter giderdi. Sonuçta ne leyla idi nede ben Mecnun. Bu yüzden hissetiklerim bende kalsın ben nasılasa vaz geçilen olmuştum bu defa vazgeçen olacaktım okadar.