"Bazı evlere ayakkabıyla girilmez, bazılarına ise ihanetle..."
Taziye evlerinin kendine has, genzi yakan bir kokusu vardır. Gül suyu, rutubet ve insan nefesi birbirine karışır. Ama Sancarların evi... Burası genzimi yakmıyor, ciğerimi söküyordu. Beş yıl önce kahkahalarla girdiğim, "gelinim" diye karşılandığım bu evin kapısından şimdi bir suçlu gibi, başım eğik giriyordum.
Annem önden, ben arkadan salona süzüldük. İçerisi kalabalıktı. Mahallenin kadınları, yerdeki halıların üzerine oturmuş, ellerinde tesbihler, dillerinde dualar mırıldanıyordu. Ama biz içeri girdiğimiz an, o mırıltı bıçak gibi kesildi. Onlarca göz üzerimize çevrildi. O bakışlarda "merhaba" yoktu; "Ne yüzle geldiler?" sorusu vardı.
Annem, Neriman Erguvan, hiçbir şey olmamış gibi, o mağrur duruşunu bozmadan ilerledi. Üzerindeki pahalı kabanı çıkarmadan, odanın başköşesinde oturan Sultan Teyze’ye yöneldi.
Sultan Teyze... Sancar’ın annesi. Beş yıl önce saçlarında tek tük beyazlar olan o kadın, şimdi bir keder anıtı gibi çökmüştü. Ama gözleri... O gözler hala Sancar’ın gözleriydi. Keskin, delici ve tavizsiz.
Annem eğilip elini uzattı. "Sultan Hanım, başınız sağ olsun. Allah sabırlar versin. Hasan Bey çok iyi adamdı."
Sultan Teyze, annemin uzattığı ele baktı. Sonra yavaşça başını kaldırdı. O bakış, annemin elini havada dondurdu. Elini vermedi. Sadece buz gibi bir sesle konuştu:
"Oğlum giderken sağ mıydım ki, şimdi başım sağ olsun Neriman?"
Oda buz kesti. Kadınların fısıltıları bile sustu. Annem bozulduğunu belli etmemeye çalışarak elini geri çekti, zoraki bir tebessümle, "Acın taze, ne dediğini bilmiyorsun tabii," diyerek yan tarafa oturdu.
Ben ise kapı ağzında kalakalmıştım. Sultan Teyze ile göz göze geldik. Bana bakarken gözlerindeki nefretin içinde bir de hayal kırıklığı vardı ki, bu nefretten daha çok acıtıyordu. Elif, annesinin dizinin dibinde oturuyordu. Beni görünce hışımla ayağa kalktı, mutfağa doğru yürüdü. Geçerken omzuma çarptı.
"Çekil yolumdan," dedi dişlerinin arasından. "Yeterince yer kapladın hayatımızda."
Yutkundum. Cevap veremedim. Haklıydı.
Bir köşeye ilişecekken, telefonum titredi. Yine o numara. Yine Sancar.
"Nefes alabiliyor musun o odada? Çünkü ben senin kokunu aldıkça nefes alamıyorum."
Telefon elimden kayıp düşecekti neredeyse. Buradaydı. Yakındaydı. Başımı kaldırıp etrafa baktım ama içeride erkek yoktu. Erkekler dışarıda, taziye çadırındaydı. O zaman beni nasıl görüyordu? Yoksa...
Tam o sırada, salonun kapısı açıldı. Ve içeri o girdi.
Sancar.
Evin erkeği olarak içeri girdiği an, odadaki kadınların hepsi toparlandı, başörtülerini düzeltti. Elinde büyük bir tepsi, içinde gül suları ve lokumlar... Normalde bunu evin genç kızları yapardı ama o, bizzat kendisi gelmişti.
Gözleri kimseyle temas etmeden odayı taradı. Annemin olduğu tarafa bakmadı bile. Sonra bana doğru yöneldi. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Yalçın dışarıdaydı, annem uzaktaydı. Savunmasızdım.
Önümde durdu. Boyu o kadar uzundu ki, ona bakmak için başımı kaldırmak zorunda kaldım. Tepsideki gül suyu şişesini bana uzattı. Ellerimiz... O şişeyi alırken parmaklarımız birbirine değdi.
O temas, tenimde bin voltluk bir elektrik akımı yarattı. Beş yılın tozu, kiri, yalanı o saniyelik temasta silindi sanki. Eli sıcaktı. Nasırlı, sert ama bildik bir sıcaklık.
Gözlerimin içine baktı. Dudakları kıpırdamadı ama bakışları bağırıyordu.
"Al," dedi, sesi sadece benim duyabileceğim bir tonda. "Dök eline. Belki vicdanını temizler."
Elim titreyerek gül suyunu aldım. Kokusu midemi bulandırdı.
"Neden yapıyorsun?" diye fısıldadım. "Neden o mesajları atıyorsun?"
Sancar, tepsiyi diğer eline aldı. Vücudunu hafifçe bana siper etti, odadaki diğerlerinin bizi duymasını engelledi. Yüzüme eğildi. Nefesi yüzüme çarptığında, o sert tıraş losyonu kokusunun altında, hala benim bildiğim o sabun kokusunun saklı olduğunu fark ettim.
"Numaranı değiştirdiğini sanıyordun, değil mi?" dedi alaycı bir gülüşle. "Ben bir askerim Ayza. Bir hedefi bulmak istersem, yerin yedi kat dibine de girse bulurum. Ama merak etme, seni bulmak için çabalamadım bile. Çünkü sen hiç saklanamadın."
Gözlerim doldu. "Ben saklanmadım Sancar. Ben sadece..."
"Sen sadece kaçtın," diye kesti sözümü. Sesi sertleşti. "Annemin o yalanlarına, kendi korkaklığına sığındın. Ve şimdi..." Bakışları tekrar yüzüğüme kaydı. "...şimdi de o züppenin parasına sığınıyorsun."
"Yalçın hakkında böyle konuşamazsın," dedim, savunmaya geçerek. Ama sesimde inanç yoktu.
"Konuşurum," dedi Sancar, geri çekilerek. Sesi şimdi daha gürdü, odadaki herkesin duyabileceği kadar net. "Çünkü burası benim evim. Ve ben artık misafir değilim."
Bu cümle, odadaki fısıltıları tekrar başlattı. Annem oturduğu yerden huzursuzca kıpırdandı. "Ne demek o Sancar oğlum?" diye atıldı annem. "İznin bitince dönmeyecek misin görev yerine?"
Sancar, anneme döndü. Yüzünde o eski, saygılı delikanlıdan eser yoktu.
"Dönmeyeceğim Neriman Teyze," dedi. "İstifamı verdim. Babamın mirasına, mahalleme sahip çıkmaya geldim. Bazı 'müteahhitlerin' iştahı kursağında kalacak."
Annemin yüzü bembeyaz oldu. Yalçın’ın mahalledeki kentsel dönüşüm planlarını, evleri yıkıp yerine rezidans yapma hayallerini herkes biliyordu. Sancar, sadece mahalleye değil, Yalçın’ın, annemin ve benim kurduğumuz o yapay düzene de savaş açmıştı.
"Ayrıca," dedi Sancar, kapıya doğru yürürken durdu. Başını çevirip son bir kez bana baktı. Bu bakışta, az önceki öfkeden daha tehlikeli bir şey vardı: Bir vaat.
"Yarım kalan hesapları kapatmadan hiçbir yere gitmeye niyetim yok. Herkes ayağını denk alsın."
Odadan çıktı. Arkasında bıraktığı sessizlik, patlamaya hazır bir bomba gibiydi.
Ben ise titreyen ellerimle gül suyu şişesini tutuyordum. Telefonum tekrar titredi. Ekrana bakmaya korkuyordum ama bakmak zorundaydım.
"Otel odasındaki o gece... Kapının arkasında kimin olduğunu gerçekten merak etmedin mi? Yoksa annen sana o kısmı anlatmadı mı?"
Dünya ayağımın altından kaydı.
Annem?
O gece... O kadın... Ve annem?
Başımı kaldırıp anneme baktım. Annem, gözlerini kaçırıp çantasıyla oynamaya başladı. O an, içimdeki o kör düğümden bir ilmek daha çözüldü. Sancar haklıydı. Sadece beni aldatmamıştı.
Ben, çok daha büyük bir oyunun içinde kurban edilmiştim.
Ve Sancar, o oyunun perdesini yakmak için elinde benzinle geri dönmüştü.