7. BÖLÜM

1128 Kelimeler
‎ KARANLIĞIN İÇİNDE ‎ ‎Feray’ın elini sıktım. Küçük ama kesin bir hareketti. Ona bu savaşın içinde olduğumu, gözümü kararttığımı anlatan bir işaretti. Ama o, başka bir şey anlamış gibiydi. ‎ ‎“Beni böyle bırakıp gidersen, seni affetmem, Yağız.” ‎ ‎Sesi yumuşaktı ama içinde bir ağırlık taşıyordu. Sadece bir doktor olarak değil, bir insan olarak da savaşın ne demek olduğunu biliyordu. Birini kaybetmenin ne demek olduğunu… ‎ ‎Bir an, gözlerimiz buluştu. O an, sadece savaşın ve ölümün ortasında sıkışıp kalmış iki insan değildik. Daha fazlasıydık. ‎ ‎Ama savaş, bize nefes alacak bir an bile bırakmıyordu. ‎ ‎Kapı aniden açıldı. İçeri Murat girdi, yüzünde sert bir ifadeyle. ‎ ‎“Uyandın ha? İyi. Çok uzun süre yatamazsın, komutan.” ‎ ‎Gözlerini Feray’a çevirdi, sonra tekrar bana baktı. Ciddiydi. ‎ ‎“Dışarıda konuşmamız lazım.” ‎ ‎Feray’ın elleri, benimkinden yavaşça kayıp gitti. O an, içimde tuhaf bir boşluk hissettim ama bu his, Murat’ın yüzündeki gergin ifadeyle hızla kayboldu. ‎ ‎Murat, kapının önünde beklerken Feray’a döndüm. ‎ ‎“Daha sonra konuşacağız.” ‎ ‎Feray hafifçe başını salladı ama gözleri hala endişeliydi. ‎ ‎Ayağa kalkarken göğsümde bir sızı hissettim ama önemsemedim. Acı, savaşa çağrıdır. ‎ ‎Dışarı çıktığımda Murat beni hastane koridorunun sonundaki pencereye doğru götürdü. Buradan şehri görebiliyordum. Ama Murat’ın getirdiği haberler, manzarayı unutmama neden oldu. ‎ ‎“Saldırı devam ediyor.” dedi kısık sesle. “O geceki patlamadan sonra düşman geri çekildi ama tam olarak kaybolmadılar. İstihbarata göre yeni bir grup sınırı geçti. Ve işin daha da kötüsü…” ‎ ‎Sustu. Gözlerini bana dikti. ‎ ‎“Kurt geri döndü.” ‎ ‎Söylediği anda kaslarım gerildi. Öfkem içimde kıvrılan bir yılan gibi hareketlendi. ‎ ‎Kurt. ‎ ‎Beni vuran adam mı? Yoksa ondan daha büyük bir bela mı? ‎ ‎Murat devam etti. ‎ ‎“O adam, yani seni vuran kişi… Onun Kurt’un adamlarından biri olduğunu düşünüyoruz. Ama mesele bu değil. Asıl mesele, senin peşinde olmaları.” ‎ ‎Bunu zaten biliyordum. O adam, “Seninle işim bitmedi.” demişti. ‎ ‎Ama neden? ‎ ‎“Neden peşimde olduklarını biliyor muyuz?” diye sordum. ‎ ‎Murat başını iki yana salladı. ‎ ‎“Henüz değil. Ama seni hedef almalarının bir sebebi olmalı. O yüzden daha fazla bekleyemeyiz. Hemen harekete geçmeliyiz.” ‎ ‎Düşündüm. Eğer Kurt gerçekten geri döndüyse, bu iş büyüyordu. Artık yalnızca benim meselem değildi. ‎ ‎Ve bir karar vermem gerekiyordu. ‎ ‎Ya bu savaşa tamamen girip, geçmişimle yüzleşecek ve intikamımı alacaktım… ‎ ‎Ya da savaşın içinde kaybolup, Feray’ın korktuğu şeye dönüşecektim. ‎ ‎Nefes aldım. Kararım çoktan verilmişti. ‎ ‎Murat’a döndüm. ‎ ‎“Ne yapmamız gerekiyor?” ‎ ‎Gülümsedi. İşte, beklediği cevap buydu. ‎ ‎“Baran’la konuştum. İstihbarat bize Kurt’un yeni bir konumda saklandığını söylüyor. Ancak buraya gitmek intihar olabilir. Adamları sayıca üstün ve biz şu an yeterince hazır değiliz.” ‎ ‎Başımı salladım. ‎ ‎“Kaç adamımız var?” ‎ ‎“Şimdilik sadece biz.” ‎ ‎Bunu duyunca içimde bir şeyler kıpırdandı. Sadece biz. ‎ ‎İşte, en sevdiğim savaş şekli. ‎ ‎Feray’ın sözleri aklıma geldi. "Eğer bu savaşı kazanacaksan, benim için de kazan, Yağız." ‎ ‎Geri dönmek için bir sebebim vardı. ‎ ‎Ve artık, savaş benim için daha kişiseldi. ‎ ‎Başımı kaldırıp Murat’a baktım. ‎ ‎“Öyleyse gidelim." ‎ ‎ATEŞ ÇEMBERİ ‎ ‎Murat’la birlikte hastaneden çıkarken Feray’ın bakışlarını üzerimde hissettim. Gitmemi istemediğini biliyordum. Ama ben burada kalamazdım. Bu savaş bir şekilde bitecekti ve benim için tek bir seçenek vardı: Kazanmak. ‎ ‎Baran, arabanın yanında bizi bekliyordu. ‎ ‎“Yaşıyor musun?” diye sırıttı. ‎ ‎“Şimdilik.” dedim, tüfeğimi omzuma asarken. ‎ ‎Murat, elindeki tableti açıp haritayı gösterdi. ‎ ‎“Kurt’un saklandığı yer burası.” ‎ ‎Haritaya baktım. Eski bir taş ocağıydı. Dağlık, sarp kayalıklarla çevrili ve tek bir giriş noktası vardı. ‎ ‎“Burası savunmak için mükemmel ama kaçmak için berbat.” ‎ ‎Baran başını salladı. ‎ ‎“Bu yüzden dikkatli olmalıyız. Adamları sayıca fazla olabilir ama stratejik bir hata yaparlarsa onları sıkıştırabiliriz.” ‎ ‎Murat derin bir nefes aldı. ‎ ‎“Tam olarak kaç adamları var bilmiyoruz. Ama oraya girdiğimizde ya Kurt’u öldüreceğiz ya da buradan çıkamayacağız.” ‎ ‎Gülümsedim. ‎ ‎"Bunu daha önce de söyledin. Ve her seferinde geri döndük." ‎ ‎Baran tüfeğini kontrol edip kapıyı açtı. ‎ ‎“Öyleyse son bir kez daha deneyelim.” ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎Gece yarısı, taş ocağının dışı. ‎ ‎Gölgeler içinde ilerlerken nefesimizi bile kontrol ediyorduk. Sessizlik, yaklaşan savaşın habercisiydi. ‎ ‎Teleskopik dürbünle içeriyi inceledim. Dört nöbetçi, çadırların etrafında devriye geziyordu. Daha içeride kaç kişi olduğunu bilmiyorduk. ‎ ‎Murat alçak sesle konuştu. ‎ ‎“Nasıl ilerliyoruz?” ‎ ‎Tüfeğimin namlusunu kaldırıp en yakın nöbetçiyi işaret ettim. ‎ ‎“İkisini sessizce indiririz. Sonra içeri sızarız.” ‎ ‎Baran gülümsedi. ‎ ‎“Her zamanki gibi.” ‎ ‎Göz göze geldik. Sonra harekete geçtik. ‎ ‎İlk nöbetçiyi sessizce indirdim. Baran diğerini aldı. Cesetleri gölgelere çektik ve ilerlemeye devam ettik. ‎ ‎Taş ocağının içine doğru ilerlerken içeriden gelen sesleri duyabiliyordum. Kurt burada olmalıydı. ‎ ‎Murat, elimle işaret ettiğim yönü takip etti. Bir konteynerin yanında saklanarak içeriyi dinledik. ‎ ‎İçeriden gelen ses netti. ‎ ‎“Yağız’ı bana getirin.” ‎ ‎O an, kanım dondu. ‎ ‎Bu adam, bizi bekliyordu. ‎ ‎Murat gözlerini kıstı. ‎ ‎“Lanet olsun. Bizi yem olarak içeri çekiyorlar.” ‎ ‎Elimi kaldırdım. ‎ ‎“Öyleyse oyunu biz oynayacağız.” ‎ ‎Silahımı kaldırdım ve tetiği çektim. ‎ ‎Savaş başlamıştı. ‎ ‎ İKİ ATEŞ ARASINDA ‎ ‎Mermiler havada uçuşuyordu. Siper aldığımız konteynerin duvarlarına çarpan kurşunların sesi kulaklarımı uğuldatıyordu. ‎ ‎Baran, hızlıca pozisyon aldı ve karşılık vermeye başladı. ‎ ‎“Planın var mı, komutan?” diye bağırdı. ‎ ‎Murat, tabancasını çekti ve gülümseyerek cevap verdi. ‎ ‎“Ölmeye niyetimiz yoksa, hızlı olmalıyız.” ‎ ‎Önümüzdeki çadırın arkasına doğru sürünerek ilerledim. Kurt’un adamları, bizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyordu ama biz onlardan daha deneyimliyiz. ‎ ‎İlk adamı vurdum. Sonra diğerini. ‎ ‎Baran, birine bıçak attı. Adam boğazını tutarak yere yığıldı. ‎ ‎Murat, bana doğru koştu. ‎ ‎“Kurt içerde!” ‎ ‎Derin bir nefes aldım. ‎ ‎Bu iş burada bitecekti. ‎ ‎Hızla içeri daldım. ‎ ‎Ve onu gördüm. ‎ ‎Kurt, elinde tabancasıyla masanın arkasında dikiliyordu. ‎ ‎Göz göze geldik. ‎ ‎“Sonunda.” dedi gülümseyerek. ‎ ‎Tetiğe bastım. ‎ ‎Ama o da basmıştı. ‎ ‎Silah sesleri yankılandı. ‎ ‎Ve dünya, bir anlığına durdu. ‎
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE