Kartalların Sofrasında

1031 Kelimeler
Memo, kazandığı galibiyetin sarhoşluğu içinde zevkten dört köşe olmuştu. Yerde yatan Ahmedo’ya doğru yaklaştı. Ancak Ahmedo, yorgun ve bitkin bedenine rağmen çevik bir hareketle ayağa kalktı. Bu ani hamle Memo’yu bir an duraksattı, içine bir korku yerleşti. Ahmedo’nun gözlerinin içine bakarken tereddüt ediyordu. Ahmedo yiğit, mert bir adamdı. Köylülerine hep iyi davranmış, onların güvenini kazanmış ve onlar için kendini tehlikeye atmaktan çekinmemişti. Ancak şimdi, beylerinin kendini ve onu kurtarmak adına yaptığı bu hamle Ahmedo’yu derinden sarsmıştı. Bedeni yorgundu ama içindeki ruh, hâlâ o eski Ahmedo’ydu. Memo, bir adım geriye çekilerek Ahmedo’yu süzdü. Bir zamanların efsane ismi olan bu adamı göz ucuyla izlerken, kendini toparladı. "Sen, Ahmedo... Bir zamanların efsane ismi... Şu haline bak, ayakta bile zor duruyorsun," dedi, küçümseyici bir ses tonuyla onu aşağılamaya çalışarak. "Nerede o efsane Ahmedo? Yaşlı kurt, seni..." Gülerek devam etti. "Artık bana kim engel olabilir? Seni mağlup ettim, üç oğlunu öldürdüm. Bir zamanlar korumaya yemin ettiğin köylülerin, önümde baş eğip bana bel bağladılar. Üstelik senin doğmamış torunlarını da bana vererek!" Ahmedo, bir kartal gibi kollarını açtı. "Biz kartalların soyundan geliriz. Ve kartallar unutmaz," diye karşılık verdi. Memo’nun içine korku yerleşse de bunu belli etmeden, "Bunlar boş sözler! Seni hatırlayan kimse kalmayacak. Kendi torunların bile senden nefret edecek," dedi. Ahmedo, "Bir gün... elbette bir gün..." diye mırıldandı kendi kendine. Memo, Ahmedo’ya sırtını döndü. Ancak içinde büyüyen korku onu adeta kuşatmıştı. Kendi kendine, "Bu Dağ Beylerinin Ahmedo’ya yaptığı ihanet, bir gün benim de başıma gelebilir. Bunun için önlemler almalıyım," diye düşündü. Ardından, sırıtarak, "Şimdi Beyler, varın köylerinize gidin. Bu zaferimi dilden dile yayın. Ova Köylerinin ağası Aslan Memo’nun, Dağ Köylerinin ağası Ahmedo’yu nasıl avladığını anlatın. Gidin yenilgi ve utanç içinde," diye emretti. Ahmedo yol boyunca tek kelime etmedi. Gözleri boş ve donuktu. Akdağ’ın zirvelerine kayıyordu bakışları; kartalları hayal etti. Şimdi nasıl da süzülerek uçuyorlardır... Ahmedo, gözlerini Akdağ’ın zirvesine, Kartal Uçurumu’na dikti. Uçurum, göğe doğru uzanan sert ve dik kayalıklarla çevriliydi; bu kayalıklar, yıllar boyunca rüzgarın acımasız darbelerine rağmen dimdik ayakta kalmıştı. Uçurumun kenarı, dünyayı ikiye bölen keskin bir bıçak gibi, gökyüzüne doğru yükseliyor ve aşağılarda, dipsiz bir boşluğa açılıyordu. Sarp kayalıkların arasında kalan yarıklarda, karın ve soğuğun yıprattığı dağ çiçekleri, inatla yaşam mücadelesi veriyordu. Kartallar, bu ulu zirvelerin bekçileriydi. Akdağ'ın sert rüzgarlarıyla süzülen kartallar, her bir kanat çırpışında gökyüzüne meydan okuyorlardı. Onlar için bu uçurum sadece bir yuva değil, aynı zamanda bir sığınak, bir kale gibiydi. Düşmanların ulaşamayacağı kadar yüksekte, korunaklı bir cennet. Kartalların güçlü kanatları, rüzgarı kesip geçerken, zirvelerin efendileri olduklarını ilan ediyordu. Ahmedo, dedesinin ona anlattığı hikayeleri hatırladı. Dedesi, “Kartallar, yuvalarını en yüksek uçurumların kenarında yaparlar. Onlara ulaşmak imkansızdır,” demişti. Bu uçurum, Ahmedo için yalnızca bir doğal oluşum değil, aynı zamanda ailesinin ve soyunun gücünü temsil ediyordu. Kartallar, tıpkı onun ailesi gibi, yenilmez ve özgürdü. Ancak şimdi, bu yenilgiyle birlikte, kendini o kartalların arasında bir yabancı gibi hissediyordu. Uçurumun kenarında kanat çırpmaya hazırlanan genç kartalları izledi; onların yükseklerden süzülerek, korkusuzca boşluğa atlayışlarını düşündü. Kartalların yuvalarını güvenle kurduğu bu uçurum, Ahmedo'nun ruhundaki yaraları daha da derinleştiriyordu. Ailesinin mirasını koruyamamanın acısı, bu yüce dağların önünde bir utanç gibi duruyordu. Kartallar, gururla gökyüzünde süzülmeye devam ederken, Ahmedo’nun içinde bir fırtına kopuyordu. Zirvelerin efendisi olan bu kuşlar, ona bir şey fısıldar gibiydi: “Biz kartallar unutmayız, Ahmedo. Biz kartallar intikam alırız.” Ahmedo, gözlerini Akdağ’ın zirvesinde uçuşan kartallara dikti. İçinde derin bir utanç ve pişmanlık duygusu büyüyordu. "Belki bir kartal olamam," diye düşündü. Kartalların süzüldüğü, rüzgarın uluduğu bu kutsal zirvede, Ahmedo’nun adımları ağırlaştı. Bir zamanlar bu dağlarda korkusuzca yürüyen adam, şimdi son kez adım atıyordu. Uçuruma doğru ilerlerken, rüzgarın kulaklarına taşıdığı kartalların çığlıkları daha da keskinleşti. Sanki dağlar bile onun acısını, çaresizliğini hissediyordu. Her adımında, hayatının son anlarına biraz daha yaklaştığını biliyordu. Bir zamanlar güvendiği dağların şimdi ona mezar olacağını bilmek, içindeki son umudu da tüketmişti. Kartalların çığlıkları arasında, "Belki bir kartal olamadım," diye mırıldandı, "ama en azından onların sofrasında yerimi alacağım." Ahmedo, kollarını iki yana açtı. Bu, kendini doğaya ve kaderine teslim eden bir adamın son jestiydi. Son bir nefes aldı, gökyüzüne baktı, ve sonra, tüm gücüyle uçuruma doğru koşmaya başladı. Rüzgar, yüzünü kamçılar gibi esiyordu; kulaklarında kartalların acı dolu çığlıkları yankılandı. Uçurumun kenarına ulaştığında, kendini boşluğa bıraktı. Bedeni, uçurumun derinliklerine doğru düşerken, rüzgarın keskinliği tenine işliyordu. Kartallar, yukarıda dönerek onun düşüşünü izliyordu. Zaman adeta durmuştu; o an, Ahmedo’nun hayatının son anıydı. Kartallar, yiğit adamın son yolculuğunu onurlandırmak ister gibi, uçurumun etrafında daireler çizerek uçmaya başladılar. Ahmedo’nun bedeni kayalıklara çarptığında, dağlar bu yiğidin acısını yankıladı. Kartallar, onun ruhunu göğe taşır gibi, süzülerek uzaklaştılar. Ahmedo’nun bedeni Akdağ’ın derinliklerine gömülürken, kartalların çığlıkları dağlarda yankılanmaya devam etti. Onun için bir ağıt gibi, sonsuzluğa karışan bu sesler, dağlarda uzun süre yankılanacaktı. Ahmedo, belki bir kartal olamamıştı ama son anında, kartallarla bir olmuştu. Onun hikayesi, dağların ve kartalların hafızasında sonsuza dek yaşayacaktı. Dağ Köylerin Beyleri, Ahmedo'nun uçuruma doğru koşup kendini boşluğa bıraktığı anı izlerken, ne yapacaklarını bilemez bir haldeydiler. Az önce yaşanan bu trajik manzara karşısında derin bir sessizliğe bürünmüşlerdi. Her biri, içindeki karmaşık duygularla boğuşuyordu. Ahmedo’nun, yüce dağların önünde yaşadığı bu onur kırıcı yenilgiyi kabullenip canına kıyması, onları hem şaşkınlığa hem de korkuya sürüklemişti. Ova Köylerinin ağası Memo’nun galibiyetiyle sarsılmış olan bu insanlar, şimdi daha büyük bir belirsizliğin içine sürüklenmişlerdi. Memo’nun zaferi, Dağ Köylerinin üzerinde karanlık bir gölge gibi duruyordu. Ancak Ahmedo’nun ölümüyle bu gölge daha da büyümüştü. Miro,“Şimdi ne olacak, ne yapacağız?”... Ahmedo, Dağ Köylerinin en güçlü beyi, en saygıdeğer lideriydi. Onun ölümü, Dağ Köylerinin birliği ve gücü üzerinde nasıl bir etki yapacaktı? Beylerin her biri, bu sorunun cevabını kendi içinde aradı, ama bulamadı. Kendi aralarında yıllardır süregelen rekabet, şimdi Ahmedo’nun trajik sonuyla birleşmiş, onları daha da zayıf ve savunmasız hale getirmişti. Kalender Bey korkuyla, "Memo şimdi ne yapacak?" diye sormaya başladı. Ova Köylerinin ağası Memo’nun Ahmedo'yu mağlup edip zaferini ilan etmesi, köylüler arasında büyük bir korku yaratmıştı. Memo, şimdi bu zaferin tadını çıkararak Dağ Köylerine daha fazla baskı yapacak mıydı? Yoksa Ahmedo’nun ölümüyle yetinip geri mi çekilecekti? Hiçbirinin bu sorulara net bir cevabı yoktu. Beyler, sessizce yerlerinde dururken, rüzgarın uğultusu dağların arasında yankılanıyordu. Akdağ’ın zirvesinde, kartallar hâlâ Ahmedo’nun son yolculuğunun ardından süzülüyordu. Dağ Köylerin Beyleri, Ahmedo'nun arkasından bakarken, içlerinde korku, endişe ve pişmanlık karışımı bir duygu vardı. Kafalarında binbir düşünceyle, birer birer oradan ayrılmaya başladılar. Ahmedo’nun trajik ölümü, Dağ Köyleri üzerinde bir lanet gibi duruyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE