bc

Aşk Nöbeti (Sınırdaki Serçe)

book_age16+
1.5K
TAKİP ET
43.5K
OKU
HE
opposites attract
submissive
sweet
bxg
soldier
campus
secrets
war
musclebear
brutal
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Maddi açıdan zengin olan bir ailenin kızı olan Serçe yokluk içinde ve eziyelerle büyür. Babası ondan hep nefret eder. Annesi bile babasının korkusundan kızına sevgi gösteremez. Serçe okuyup doktor olur. Kazanamadığı sınavdan dolayı özel bir hastanede çalışır. Akrabalarının gazına gelen alkolik babası evden ayrılan kızını cezalandırmak için evden çıkınca karısıda peşine düşer zaten sarhoş olduğu için kaza yapar ve ikisi de orda ölür. Bir nöbet akşamı hastane gelen biri ile tartışan Serçe kazandığı sınav sonrası ilk görev yerinde tartıştığı kişinin görev yaptığı askeriyede otoriter bir yüzbaşı olduğunu bilemezdi.Arkadşları ile çıktığı veda yemeğinde çıkan kavgada yaralanıp gittiği hastanede kavga ettiği doktor ile aylar sonra yeni görev yerinde karşılaşacağını bilmeden yeni görevlere çıkan Çağrı görev dönüşü Serçe ile aynı karakolda karşılaşacağını bilmiyordu.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1
Zaman dostum mu? Yoksa düşman mı? Ailemden ayrı geçirdiğim bu yılların bir telafisi yada bedeli olurmu bilmem ama pişmanmıyım kesinlikle değilim. Kendimi bildim bileli tek hayalim vardı tıp okumaktı ama bu pek mümkün olmadı. Ailemin bir kazada kaybetmem benim için zor zamanların başlangıcı olarak başladı. Zaten pek birbirimize bağlı bir aile de sayılmazdık en son dayanamayıp ayrı eve çıkmıştım. Babamın alkolik ve hayırsız biri olması ne benim nede annemin suçuydu.Beni cezalandırmak için evden çıkıp gelirken onu durdurmaya çalışan zavallı annemde peşine takılınca eh kafasıda güzel olunca kaza yapıp hem annemin hemde kendi sonunu getirdi. Hem çalışıp hemde okuyordum cerrah olamadım ama vaz geçmedim bende acil doktoru oldum. Sınavlara hazırlanıp girmiştim bir umut kazanıp devlet memuru olurum diye özel hastanede çalışmak başlı başınca bir işkenceydi ne insanların söylenmesi biterdi nede kaf dağında olan burunları eğilirdi. İşin en zor kısmıda acilde çalışmaksa daha da zoru acilde 24 nöbetine kalmaktır. İyice bastıran uykudan sıyrılmak için kendimi dışarı atmak için ayaklarımı sürüye sürüye dış kapıya doğru adımladım yanlız olmamanın en büyük avantajı böylece birbirimizi idare ediyorduk tam dış kapıdan çıkıcakken dalgınlıkla sert bir yere çarptım çarpmanın etkisi ile sızlayan burnum ve anlımın acısı ile inledim. "Ahh bo dovaro boroyo no zomon koydolor yaa" dedim Sızlayan burnumu tutarak kurduğum cümlenin pek anlasıldığını söyleyemem çünkü çarptığım duvarda anlamamıştı. "Anlamadım ne dediniz " dedi. Burnumu biraz daha okşadım bir dakika bir dakika duvarlar konuşmaz ki uykusuzluktan kapanan gözlerimde uykunun esamesi kalmazken karşıma baktım ama nafile karşımda yeşil bir renk ve o rengin üstünde sarkan metal bir kolye dışında görüş alanıma giren başka birşey yoktu. Kafamı biraz daha kaldırıp baktığımda geniş omuzlar ve kaslı bir göğüsle karşılaştım. Aradığımı bulamamanın verdiği hayal kırıklığı ile kafamı biraz daha kaldırdım ve bir çift bal rengi gözle karşılaştım. Bu adamı sulak yerde yetiştirmiş olmalılar adama bakıcam diye boynum kopmanın eşiğine gelmişti artık. Bunun sebebi benim 1.60 olmam değildi kesinlikle tek sebep bu adamın gereksiz uzun olasıydı. Sanırım fazla dalmışım ki beni ikaz etti. "Hanım efendi kime diyorum beni izleyip hayal kurmanız bitti ise eğer geçebilirmiyiz" dedi. Uyku için yalvaran gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ne demişti bu fasülye sırığı benim onun hayalini kurduğumu mu? Söyledi ah ne egoist ama kendini ne sanıyor bu. Bir adım geriledim ve kaşlarımı çatıp yüzüne baktım. "Pardon hayal kurmak derken. Birde sizin gibi kendini beğenmiş birinin mi? Hayalini kurucam ah hiç sanmıyorum. Üzgünüm yada boşversene üzgün değilim ama tipim değilsiniz beyefendi." dedim. Oda tek kaşını kaldırıp bana baktı dürüst olmak gerekirse tam benim tipimdi. Uzun boylu,kumral, kaslı , geniş omuzlu ve gözleri galiba asıl cezbedici şey gözleri olmalı ah salak kafam neler düşünüyorum kendine gel kızım bu adam bizi aşar.Diye isyan bayrakları çekti iç sesim. "Sencede kendimi beğenmem için yeterince sebebim yok mu? Bak bakalım"dedi eliyle kendini göstererek. Ah bu adam tam egoist, kendini beğenmiş fasülye sırığı. Ondan bir adım daha uzaklaşıp tek kaşımı kaldırıp dikkatle baktım kimi kandırıyorum adam çok yakışıklı ama bunu dile getirmeye gerek varmı tabi yok. "Şöyle bir baktım ama hala kayda değer bişey yok. Gerçekten tipim değilsiniz " dedim. Tam ağzını açıp bişey diyeceği sırada deminden beri varlığını fark etmediğim kişi konuştu. Meğer biz yanlız değilmişiz. "Çağrı kardeşim sevgili gibi didişmeniz bittiyse yarana baktıralım ne dersin " demişti. Diğer adamın dahil olması ile adamı yeniden gözden geçirip süzdüm yarasının üstünde olan elini çekip kanamayı kontrol ettim.Salak kafam adamla didişmekten adamın kolundaki kanamayı ve derin kesiği fark atmemiştim. "Si- siz yaralısınız. " Kekeleyerek dilimden dökülen cümle ile alaycı bir bakış attı bana bu bakışın altından çıkıcak olan alaylı sözlere umarım hazırımdır. "Hadi ya yaralımıymışım? Tüh halbuki burası hastane ve sende doktor olmalısın hastayla ilgileneceğine onlara kafa tutuyorsun.Biraz olsun işinle ilgilen sen aslında fark edersin" dedi. Ve beni daha çok sinir etti. Bu kendini beğenmiş, egoist, kaba herife fazla iyi davrandım sanırım içimi dökmenin zamanı gelmiş olmalı ya Allah Bismillah. "Bana bakın beyefendi uzun bir nöbet saatini daha geri bırakmak üzereyim taktir edersiniz ki sizin gibi burnu kaf dağında olan kendini beğenmiş insanlarla uğraşmak yoruyor. Uykusuzum buda benim sinirli olmam için yeterli. Şimdi bana laf yetiştirmeyi bırakın ve arkadaşınızı dinleyip doktora görünün böylece daha fazla kan kaybetmezsiniz. Size geçmiş olsun " dedim. Ve cevap vermesini beklemeden yanından geçip dışarı çıktım. Gerçekten şuan ihtiyacım olan tek şey temiz havaydı. Temiz hava bana gerçekten iyi gelecekti. Peki ben kimmiyim alkolik bir babanın ezilmiş hor görülmüş bir annenin tek çocuğuyum bana sorsalar asla doğmak istemeyecek ama doğup zavallı annesine kader ortağı olan o kadersizim ben. Hem okuyup hem çalışıp üniversiteyi zorda olsa bitirmiş kapı gibi doktorluk diploması olan ama tus sınavını kazanamamış bu yüzden özel sektörde sürünen ben. Sanki hayatım güllük gülistanlıkmış gibi birde babam yüzünden evden ayrılıp kendi başımın çaresine bakmak için çabalayan buda yetmez gibi dedikodumu yapıp babamı üstüme salan akraba güruhu yüzünden babam bana zarar vermesin diye onu durdurmaya çalışan annem.Sarhoş olduğu için kaza yapıp hem kendini hemde annemi hayattan koparan o adamın kızıyım. Şimdilerde 24 yaşında güzel şehrim Ankara'da özel bir hastanede görev yapan ben daha önce kaybettiğim ve yaklaşık 20 gün önce girdiğim tus sınavının sonucunu bekleyen ben. Ah çok uzattım fakındayım ama benim hayatım yazmakla bitmiyor peki ben kimmiyim. Ben Serçe Şahin adımın ve soyadımın zıtlığı hep benim hayatım boyunca peşimdeydi. Doğduğunda okadar zayıf ve dayanıksız mışımki annem bu yüzden bana Serçe adını koymuş hepte Serçe gibi ürkek ve korkak olucağımdan korkan zavallı annemi ters köşe yapıp bir Şahin gibi ayaklarımın üstünde durup kimseye boyun eymedim. Korkularım olmadı mı? elbette oldu. Düşmedim mi? Elbette düştüm. Çaresiz kalmadım mı? Tabiki kaldım. Ama yılmadım pes etmedim düştükçe daha güçlü kalktım. Tıpkı babamın bana attığı her tokkatta başımı dahada dik bir şekilde kaldırdığım gibi. Hayat bana çelme takınca oturup ağlamak yerine hep daha güçlü kalktım. Eee Serçe Şahin olmak kolay değildi para içinde yüzen bir ailenin sefalet içinde büyüyen kızı olmak hiç kolay değildi. Çağrı'nın anlatımıyla İnsan tanımadığı insanlar için kendini feda eder mi? Biz ediyorduk üstelik bir iki kişi için değil binlerce, hattâ milyonlarca insan için kendimizi feda ediyorduk. Onlar rahat uyusun, rahat yaşasın diye biz hayatlarımızdan vaz geçiyorduk. Peki işin sonunda nemi oluyordu ölürsek eğer haber kanallarında birkaç dakika resmimiz ekrana yansır bir süre sonra unutulurduk ve ateş düştüğü yeri yakardı. Gazi olursak zaten adımızı bile bilmezlerdi gerçi biz bunu karşılık için bile yapmazdık bizler ay yıldıza aşık onun göklerde özgürce dalgalanmasını kendimize görev bilmiş bu uğurda da gözümüzü bile kıpmadan canımı feda etmeye hep hazırızdır. Ama ben biraz fevri adamımdır en azından çevremdekiler hep böyle söyler. Hattâ daha fazlasını neler mi? Fevri, asabi, öfkeli, söz dinlemez ve daha niceleri bazıları konusunda haklı olabilirlerdi ama insanlar benim sabrımı sınamak için damarıma basıyorlardı yada ben öyle hissediyordum buna siz karar verin. Arkadaşlarımla Askeriyeden çıkmış buradaki son günümüz olduğu için veda yemeği yemek için bildiğimiz nezih bir lokantaya gittik. Biz yemeğimizi yerken yan taraftaki masadan yükselen küfürler ve hakaretler biz dahil herkesi rahatsız etmeye başlamıştı. Büyük ihtimalle rahatsız olanlardan birileri garsonlara şikayette bulununca onlarda masadakileri uyarınca masada her halinden sarhoş olduğu belli olan adam garsona hakaret edip onu itip kakmaya başladı.Burda alkol olmazdı bizde bu yüzden burayı tercih ederdik.Büyük ihtimalle bunlar zaten buraya gelince sarhoştu. Ben sakinleşmek için derin nefesler alıp verirken yanımdakilerde dikkatle adama bakıyordu. Sabrımın sonuna gelmemin sebebi adamın garsonun yüzüne attığı tokat oldu. Dudağımın kenarı keyifle kıvrıldı bunun sebebi garsonun tokat yemesi değil yanlış anlamayın bunun sebebi benim bu magandalara yapacaklarımdı elbette. Boynumu sağa sola kütletince bizim çocuklarda ne yapıcağımı anladıkları için oturdukları yerden kalktılar ama bana müdahale etmekte geç kalmışlardı. Benim yumruğum çoktan adamın yüzünde yer edinmişti. Yumruğun etkisi ile yere yığılan adamı yumruklaken bizimkiler beni adamın üstünden almaya çalıştı ama nafile birkere ayar olmuştum hıncımı almadan durmazdım. Adamın arkadaşları benimkilere müdahale etmeye çalışsada nafile çünkü onlar hem sarhoştu hemde benim arkadaşlarım eğitimli birer askerdi. Birden kolumda hissettiğim keskin acı ile inledim bu şerefsizin bir arkadaşı boşluğumdan faydalanıp bıçakla koluma derin bir yarık açmıştı gider ayak olacak işmiydi bu şimdi. Yerdeki adamı bırakıp beni bıçaklayan adama sert bir yumruk attım yumruğun şiddeti ile yere yığılan adamla içeri polislerin dolması bir oldu kısaca buyrun cenaze namazına. Polisler içeri girince herkes geri çekildi benimse yumruğum havada kaldı. Birkaç adımda yanıma gelen adamla gülerek gelen kişiye baktım. Hay ben şansımın sanki polis merkezinde başka polis yok da bu adam geliyor. "Neden bu olaydan da senin çıkmana şaşırmadım acaba Akın " dedi. Bu benim dost mu? Düşman mı? Belli olmayan arkadaşım Selçuk Özberk. Kendisi benim çocukluk arkadaşım şimdilerde ise bir baş komiser. "Valla benim bir suçum yok Selçuk komserim bu dallamalar başlattı" dedim alayla gülerek. "Bunca yıldır zaten senin bir suçunun olduğu bir olay görmedim be oğlum onu ne yapıcaz" dedi. Oda benim gibi alay ederek. Omuz silktim ama o devam etti konuşmasına. "Gider ayak son imzanıda attın ha kardeşim" dedi. Yanıma gelip elini omuzuma koyarak sıktı orayı. "Öyle oldu galiba ama bu defa ben gerçekten suçsuzum" dedim. Selçuk gözlerini kısıp bana baktı. Bir süre yüzüme baktı sonra başını aşağı yukarı salladı. "Ha öncekilerde suçluydun yani" dedi. Ellerimi kaldırarak teslim olur gibi havada tuttum. Kolundaki yarayı gören Selçuk kaşlarını çatıp arkamdaki arkadaşlara döndü. "Mert, Serkan alın bu manyağı hastaneye götürün daha fazla kan kaybetmesin"dediğinde bana döndü. " Yarın kaçta gidiyorsun " Dedi. "Akşam sekizde yola çıkıcaz" dedim kafasını olumluca salladı. "Bize veda etmeden gitme sakın. Nereye gidiyorsun peki. " "Mardin Kızıltepe Mürsel Hudut karakolu yeni evimiz orası" dedim. Bu meslek benim hayalimdi ve şimdilerde gerçeğim. Gurur duyuyordum mesleğimle. "Allah yolunuzu açık etsin kardeşim Allah'a emanet olun" dedi omuzumu sıkarak. "Eyvallah kardeşim" Dedim. "Hadi hadi ben sizi oyalamayayım siz hastaneye gidin " dedi. Ona başımla onay verdim ve Mert ve Serkan ile mekandan çıktık. Kapıdan çıkınca deminki magandaların da polis arabasına bidirildiğini gördüm keyifle sırıttım. Omuzuma konan elle elin sahibine döndüm. Serkan nerden buldu bilmiyorum ama elinde beyaz bir bez vardı. Benim yarama bastırarak tampon yaptı. Eyvallah der gibi ona başımla teşekkür ettim. "Hemen ilerde bir hastane var. Oraya gidelim kardeşim koluna baktıralım" dedi. Birlikte ilerdeki arabamıza binip hastaneye doğru yol aldık kolum sızlamaya başlamış acısını hatırlatır gibi kendini belli ediyordu. Kaç yıldır yanımda olan dostlarımdı Mert ve Serkan rütbelerimiz hiçbir zaman dışarda arkadaşlığımızı ve dostluğumuzu etkilemedi. Mert benim üstüm Serkan ise astımdı. Ben yıllarca hayranlık duyduğum meslek için okudum kazandım ve üniformayı gururla üzerimde taşıdım. Bu mesleğe olan bağlılığım babamdan kaynaklanıyordu babamda askerdi ve ben ona hep hayranlık duyardım sırf bu yüzden asker oldum. Mutlu bir ailem var annem, babam ve kız kardeşim benim en büyük servetim. Mutluluk dolu çocukluğum ve gençliğimin geçtiği bu şehirdeki son günümdü bugün. Kendimden ve çevremden bahsettim ama kendimi tanıtmadım. Ben Yüzbaşı Çağrı Akın ailemin ve vatanımın gururu. Arkadaşlarım ve akrabalarım tarafından ketum, soğuk, aksi, geçimsiz olarak bilinsemde ben öyle olduğumu düşünmüyorum onlar fazla rahat sadece. Ben fazla samimiyet ve gereksiz konuşmalardan hoşlanmazdım onlar gereksiz konuşmayı çok severdi asıl sorun buydu sanırım. Hastaneye geldiğimizde Mert ve ben arabadan inip acil kısmına doğru yürüdük.Serkan arabayı park edeceği için gelmedi. Hastanenin kapısından tam içeri girecekken benle konuşan Mert'e cevap verirken göğsüme çarpan şeyle önüme döndüm görüş açımda bişey göremedim önce sonra gelen ah sesi ile kafamı biraz öne eydim. Önümde başı anca göğsüme gelen bir kız vardı büyük ihtimalle bana çarptığı için küçük burnu acımış olmalı ki burnunu ovuşturuyordu. "Ahh bo dovaro boroyo no zomon koydolor yaa" dedi. Burnunu sıktığı için ne dediği anlaşılmıyordu. "Anlamadım ne dediniz " dedim. Elini burnundan çekip bakışlarını bana çevirdi. Uzunca yüzümü izledi bu bakışlara alışıktım pek tâbi. Daha fazla dayanamadım ve konuştum. Kendisine seslendim ama cevap alamadım. "Hanım efendi kime diyorum beni izleyip hayal kurmanız bitti ise eğer geçebilirmiyiz " dedim. Şok olmuş şekilde gözleri kocaman açıldı ve kaşları çatıldı. Bu minik hali ile sinirlenmesi çok tatlı olmuştu. "Pardon hayal kurmak derken. Birde sizin gibi kendini beğenmiş birinin mi? Hayalini kurucam ah hiç sanmıyorum. Üzgünüm yada boşversene üzgün değilim ama tipim değilsiniz beyefendi" dedi. Kendinden emin tek kaşı havada beni süzerek. Dikkatle baktım boyu kısa olsada çok güzeldi. Kahve rengi gözlü, esmer, uzun kirpikli koca gözleri, şekilli dudakları ve o minik burnu,sıkılası minik burnu ne saçmalıyorum ben galiba fazla kan kaybettim. Ondan böyle saçmalamam. "Sencede kendimi beğenmem için yeterince sebebim yok mu? " dedim bir elimle kendimi göstererek. Benden bir adım uzaklaştı ve dikkatle beni baştan aşağı düzdü. Sonra dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. "Şöyle bir baktım ama hala kayda değer bişey yok. Gerçekten tipim değilsiniz" dedi. Sinirle güldüm birde bana fevri derler böyle insanlarla nasıl sabırlı olayım gelde çıldırma. Ben tam cevap vericeken Mert benden önce davrandı. "Çağrı kardeşim sevgili gibi didişmeniz bittiyse yarana baktıralım ne dersin" dediğinde kızın gözü koluma takıldı. Elimle tampon yapıyor olduğum o sırada elimi kaldırıp bakınca oda yarayı gördü ve yüz ifadesi değişti. Gözleri kocaman açıldı. Si- siz yaralısınız" dedi. Kekeleyerek dudağımın kenarı kıvrıldı ve tek kaşımı kaldırdım alayla konuştum. "Hadi ya yaralımıymışım? Tüh halbuki burası hastane ve sende doktor olmalısın hastayla ilgileneceğine onlara kafa tutuyorsun.Biraz olsun işinle ilgilen sen aslında fark edersin" dedim. Zayıf anını yakalamış gibi ama yanılmışım. Ona laf yetiştirmeye çalışmak benim hatam. "Bana bakın beyefendi uzun bir nöbet saatini daha geri bırakmak üzereyim taktir edersiniz ki sizin gibi burnu kaf dağında olan kendini beğenmiş insanlarla uğraşmak yoruyor. Uykusuzum buda benim sinirli olmam için yeterli. Şimdi bana laf yetiştirmeyi bırakın ve arkadaşınızı dinleyip doktora görünün böylece daha fazla kan kaybetmezsiniz. Size geçmiş olsun " dedi. Ve yanımdan geçip gitti. Bense arkasından hayretle baktım. Hırçın ve güzel dedim içimden ve Mert'le doktora görünmek için ilerledik kayıt işlemleri ve yasal prosüdürler derken kendimi müdahale odasında buldum. Şu hayatta kurşunlara bile göğüs geren ben en korktuğum şeyle yüz yüzeydim şimdi oda iğne kastan yapılan iğne. "Bakın beyfendi bu yarayı temizlemem ve dikmem için uyuşturmam uyuşturmam lazım" dedi. Karşımdaki doktor ve hemşireler olumsuzca kafa salladım. "Olmaz iğne istemiyorum uyuşturmadan dikin " dedim. Doktor ve hemşireler inanamaz gözlerle bana baktı.Ne yapayım buna müsade edemezdim bu lanet olasıca iğne benim kabusumdu. "Beyefendi iğnedenmi korkuyorsunuz acaba?" dedi. Ben itiraz ettikçe hemşireler kıkırdıyordu. Doktor onlara dönüp kaşlarını çatınca kızlar birbirlerini dürtüp gülmemeye çabaladılar. "Ne alakası var ben iğneden hoşlanmıyorum sadece " dedim yine kıkırdadılar. " Bakın beyefendi uyuşturmazsam canınız çok yanar bu iğneyi yapmam lazım" dedi bıkmışça. "Olamaz diyorum olmaz uyuşturmadan dikin " dedim Kadın doktor sabır çekip elindeki iğneyi masaya koydu ve yanındaki hemşireye döndü. "Nihal rica etsem bana doktor Serçe'yi çağırırmısın? " dedi. Hemşire onu olnaylayıp odadan çıktı. Ben hala duyduğum ismin etkisinde kalmıştım ne güzel isimdi öyle Serçe bu isim sanki içime işledi. Bir süre sonra kapı açıldı ve içeri demin çıkan hemşire girdi. Gözüm kapıda kalmıştı Serçe adındaki kişinin gelmesini bekliyordum. Sonra tekrar kapı açıldı ve o girdi içeri. Benim hayran kaldığım ismin sahibi demin kapıda çarpıştığım şirretin ta kendisiydi. Bu kızın adını yanlış koymuşlar ondan Serçe değil olsa, olsa çıyan olurdu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

(Töre yazgısı serisi +18 ) Kalbinin Esiri

read
29.6K
bc

Özgürlükle Gelen

read
3.7K
bc

köyün cilveli imamı

read
10.4K
bc

Sokaklar Çocuk Doğurmaz

read
6.7K
bc

Şirin Mafya

read
36.9K
bc

KANLI YAZGI (+18)

read
34.4K
bc

BEN ONU ÇOK SEVDİM

read
4.1K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook