Çağrı'nın anlatımıyla
Hayat bize hep süprizler hazırlar bu yüzden fazla kasmamak lazım. Çünkü çok iyi anlaştığın biriyle yarım saat sonra düşman olmak ihtimalimiz çok yüksek. Böylelikle bazen kavga edip yok etmek istediğimiz insanlar bize umut bile sağlıyabilir. Tıpki demin kavga ettiğim kişinin şimdi elinde enjektörle karşımda çatık kaşlarla beklemesi gibi.
"Bakın beyefendi size yapacağım iğne kolunuzdaki yara kadar acıtmaz bu neyin inadı anlamadım. " Dedi kaşlarını çatmış bir ayağıyla tempo tutuyordu farkındayım sabrını zorluyordum ama yapabileceğim birşey yok.
"Neden zorluyorsunuz acaba iğne istemiyorum uyuşturmayın.Bütün sorumluluk benim dikin siz" Dedim o inatsa ben dahada inadım.
"Bakın beyefendi acısına dayanamazsınız anlamıyorum iğneden bukadar korkup benim dikiş atmamı bekliyorsunuz " Dedi.
Serçe hala ısrarla izin vermeyen Çağrı'nın inadını kırmaya çalısarak. Çağrı kaşlatını çattı ona korkakmı demişti bu kız. Çok saçma o hiçbir şeyden korkmazdı. Yani iğne dışında hiçbir şeyden ama bunu bilmese de olurdu.
"Bakın hemşire hanım ben iğneden korkmuyorum. Korksam eğer uyuşturmadan dik demezdim. Şimdi bana laf yetiştirmeyi bırak ve dikmeye başla. Yok yapmam dersen bana ver ben dikerim" dedi.
Bunun üzerine bu defa kaşlarını çatan Serçe oldu. Bu adam kendini ne sanıyordu Rambo mu? Derin bir nefes aldı sonra içinden defalarca kez sabır çekti. Bu adam kendine acımıyorsa o hiç acımayacaktı zaten ona deminde kaba davranmış alay etmişti.
"Tamam bunu siz istediniz. Benden günah gitti" dedi.
Sonra elindeki enjektörü bırakıp masada duran dikiş setine uzanıp aldı. Sonra bana bakıp emin misin? Der gibi bakınca kafamı hafif onaylar gibi salladım. Adının Serçe olduğunu öğrendiğim şirret doktor ciddi bir tavırla dikiş atmaya başladı. Okadar dikkatli ve konsantre olmuş şekilde işine odaklanmıştı ki dünya yansa umrunda olmaz gibiydi.
Yaklaşık yarım saat sürmüştü işlem son dikişi de atıp ipi makasla kesti. Acımışmıydı evet ama o iğneyi yemektense bu acıya katlanmayı yeylerim.
"Geçmiş olsun beyefendi bir süre kolunuzu zorlamayın dikişleriniz zorlanmasın. Islatmamaya özen gösterin ve pansumanlarınızı aksatmayın. Tekrar geçmiş olsun" dedi ve odadan çıkmak için ayaklandı. Tam odadan çıkacakken seslendim.
"Teşekkür ederim doktor hanım" dediğimde küçük bir hareketle başıyla beni onaylayıp odadan çıktı.
İçerdeki hemşireler ortalığı toplarken içeri giren Murat ve Serkan ile onlara tebessüm ettim. Serkan elinde tuttuğu poşeti bana uzattı bune der gibi bakınca anlayıp cevapladı.
"Üstün batmıştı sana temiz üst aldım" dediğinde EyvAllah dedim ve poşeti alıp içinden çıkan düz siyah tişörtü hemen üzerime geçirdim.
Biz işimizi bitirip tam odadan çıkıcakken içeri giren biriyle çarpıştım. Tam kim olduğuna bakıcağım zaman sesinden kim olduğunu anladığımda şansıma içimden methiyeler dizmeye başlamıştım.
"Beyefendi sizin önünüze bakmak gibi bir alışkanlığınız yokmu acaba" dediğinde kaşlarımı çatıp cevapladım.
"Dedi önüne bakmadan yürüyen kişi" dedim bu defa kaşlarını çatan o olmuştu.
"Beyefendi işiniz bitmişti sanırım" dedi ve işaret parmağı ile çıkış kapısını gösterdi ve konuşmasına devam etti. " Çıkış kapısı orda başkalarınada çarpmadan dikkatlice çıkabilirsiniz. Yada isterseniz güvenliği çağırayım sizi kontrollü şekilde kapıya doğru size eşlik etsinler" dediğinde yan tarafımdan gelen kıkırdama sesleri ile döndüğümde Murat, Serkan ve hemşireler hep birlikte kıkırdıyorlardı. Murat ve Serkan'a öldürücü bakışlar atıp şirret hanıma döndüm.
"Gerek yok doktor hanım yürümeyi öğreneli çok oldu. Ha siz beceremiyorsanız size ders verebilirim" dediğimde gözleri kocaman açıkdı. Sonra öfkelenip konuşmak için ağzını açıp kapatıyordu ama bişey söyleyemedi.
"Sen.. Sen" konuşamaması iyice sinirlendiğini anlamıştım.
"İyi nöbetler doktor hanım" dedim ve yanından geçip gittim. Arkamdan gelen Serkan ve Murat'ın fısıldaşmaları ve kıkırdamalarını duyunca sinirlensemde ses etmedim ve yoluma devam ettim. Beni durduran şey ise duyduğum sözler oldu.
"Kendini beğenmiş, ukala, ego yığını. Seni adam yerine koyup konuşanda hata dağ ayırsı, fasülye sırığı" diye sarf edilen bu cümlelerin muhattabı bendim ama arkamı döndüğümde kimse yoktu çoktan toz olmuştu bile doktor hanım. Kafamı sağa sola sallayıp tekrar yoluma devam ettim. Bu şehirdeki son saatlerimde daha fazla başımı belaya koymak istemedim. Gerçi koymak istesemde karşımda bir muhattap yoktu.
Serçe'nin anlatımıyla
Nöbetimin bitmesine bir saat kalmıştı ama hala üzerimdeki siniri atamamıştım. Fasülye sırığı dediğim adam gitmeden bütün sinirlerimle oynamış beni delirtmeyi başarmıştı. Gitmeden bende ona lafımı söylemiştim ama içimi doyasıya dökememiştim sinirimin geçmemesinde ki en büyük etken buydu sanırım. Aslında birdaha görmeyeceğim biri için kendimi bu kadar yıpratmama gerek yoktu ama işte illa içimi dökmem gerekiyordu. Saat ilerledi ve nöbetim bitti. Kendimi otobüs durağına nasıl attım bilemedim. Gözlerim uyumak için direnirken ben uyumamak için direniyordum bu yorgunluğumun üstüne birde otobüsü kaçıramazdım. Birkaç dakika sonra gelen otobüsle keyfim yerine gelmişti. Otobüse binip kartımı okutunca duyduğum ve gördüğüm manzara karşısında zor sakinleştirdiğim sinirlerim yine şaha kalkmıştı nedenmi sorun "yetersiz bakiye" şöför bana ben şöför'e bakınca inmem gerektiğini anlamıştım. Tam ineceğim sırada önüme uzatılan bir el beni durdurdu. Kafamı kaldırıp elin sahibine bakınca bunun bizim hemşirelerden biri olduğunu gördüm.
"Siz geçin hocam ben sizin yerinize akbil basarım" dedi tebessümle onun güzel tebessümüne bende karşılık verdim.
"Sağol canım" dedim ve onun ödediği ücreti ona nakit olarak vermek istedim ama almadı.
"Aman hocam lütfen lafımı olur" dedi ve uzattığım parayı almadan geçmem için bana yol verdi. Buruk bir tebessüm oluştu dudaklarımda ilk defa biri bana karşılıksız bir iyilik yapmıştı ve buda beni mutlu etmişti.
Otobüsün arkasında boş olan yere geçip oturdum ve hemşire kıza yanıma gelmesi için işaret ettim. Oda gelip yanıma oturdu. Adını bile bilmiyordum kızın ve öğrenmek için ona dönüp adını sordum.
"Adın ne? Hangi bölümdesin?" dediğimde tekrar tebesüm etti okadar güzel bir gülüşü vardıki.
"Adım Ceylan hocam cerrahi servisindeyim bir nöbetimde acile desteğe gelmiştim sizi de ordan tanıyordum" dediğinde hatırlamıştım. Zaten hastaneden bir çok kişiyi sadece yemekhane de görüyordum sadece.
"Anladım Ceylan'cım bende Serçe memnun oldum seni tanıdığıma" dedim ve onun gibi tebessüm ettim bu kızın tebessümü bulaşıcıydı sanırım.
"Bende memnun oldum hocam. Ben sizi zaten tanıyordum bu akşamki nöbetiniz de biraz zor geçmiş sanırım" dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Evet de sen nerden biliyorsun" diye sordum gerçi sormam hata bizim dedikodu kazanı hemşireler anında yayın yapmıştır.
"Çay molasına çıktığımda kızlar konuşuyordu. Boşverin siz onları hocam hep böyleler. Paraları çok olunca kendilerinden küçük gördüklerini ezmek istiyorlar" dedi haklıydı garibim kim bilir nasıl insanlarla karşılaştı şimdiye kadar. İnsanlarda ne yazıkki artık hoş görü ve nezaket kalmamıştı.
"Haklısın dert etmeye deymez" dedim bende. Arabanın durması için düğmeye basınca ineceğini anlamıştım onunla muhabbet etmek iyi gelmişti en azımdan uyuya kalmamıştım.
"Size iyi günler hocam " dediğinde bende ona iyi günler diledim ve o otobüsten indi.
Ceylan otobüsten inince benimde fazla bir yolum kalmamıştı. Benim ineceğim durağa geldiğimde bemde inip evime doğru yürümeye başladım ilk görevim ev sahibim Safiye ablaya yakalanmadan kendi daireme çıkmaktı. Kadına da kızamıyorum hala ödediğim üniversite borçlarım yüzünden kadının kirasını aksatmıştım şimdide ondan köşe bucak kaçıyordum. Tam evimin kapısına geldim anahtarı deliğe geçirdim açıcam arkamdan gelen sesle elim olduğu yerde kaldı.
"Oooo günaydın Serçe hanım nasılsınız" ben böyle şansın taaa. Yüzüme masum olduğunu düşündüğüm bakışımı takındım ve yüzümü Safiye ablaya döndüm.
"Aaa günaydın Safiye abla ben iyiyim çok şükür sen nasılsın" dedim ama galiba benim bakış Safiye ablada işe yaramıyor.
"Valla ben hiç iyi değilim kiramı ne zaman vermeyi düşünüyorsun acaba" dediğinde derin bir nefes aldım.
"Ablacım bu ay maaşım yatsın senin kiranı vericem söz biraz idare et" dediğimde iki kolunu göğsünde bağladı ve tek kaşını kaldırıp konuştu.
"Valla artık yeter sürekli kiramı geciktiriyorsun böyle olmuyor bu ay kendine kalacak başka ev bul çık daha fazla idare edemem sonuçta bende hayır kurumu değilim" dediğinde yutkundum ne diyebilirim ki hayatım boyunca kimseye yalvarmadım minnet de etmedim yine yapmazdım.
"Tamam Safiye abla bir hafta on güne sınav sonuçları açıklanır. Bende kendime ev bulur boşaltırım evini hadi sana iyi günler" dedim ve eve girip cevap vermesini beklemeden s bir duşun iyi geleceğini düşünüp kendimi banyoya attım suyu açıp ısınmasını bekledim, bekledim yok. Meğer beni burdada bekleyen bir süpriz vardı. Ben doğal gaz faturasını ödememiştim ki. Soğuk suyla kısa bir duş alıp hızlıca giyinip kendimi yatağıma attım artk uyuyup bu dünyadan azda olsa uzaklaşmam gerekiyordu.
Serçe'nin anlatımıyla
1 ay sonra
Günler aynı hızıyla akıp giderken benim sınav sonuçlarım gelmiş ve hayatın bana olan süprizleri daha bitmemişti. Hem sınavı kazanmış hemde zorunlu görev yerim belli olmuştu. Bu bir aylık sürede artık benim resmi bir görev yerim vardı. Bu ay yatan maaşımla kira borcum ve faturalarımı ödedim. Evi zaten eşyalı tuttuğum için sadece elbiselerimin olduğu bavulum vardı. Bugün yeni görev yerime gidecektim ben bir hastanede görev yapıcağımı sanırken benim görevim bir karakola çıkmıştı. Bir karakolda doktor olarak çalışıcaktım biraz gerilsemde bunu kendime sorun etmemeye çalışıyordum. Gerilmemin sebebi ise askerî disiplin de olmaktı. Ben göreve başlamadan 1 hafta önce gidecektim hem kalacağım yeri ayarlamak hemde çevreyi tanımak için bir saat sonra uçak hareket edecekti ve ben yeni hayatıma başlayacaktım. Hava alanında elimde bavulumla beklerken yeni hayatımın bana güzellikler getirmesi dileği ile Allah'a niyaz da bulunuyordum. Anons yapılınca bende hareketlenip bavul kontrolü için sıraya girmiştim. Kontroller sorunsuz bitince bilet kontrolünden sonra uçağa binmiş havalanmasını bekliyordum. Bir süre sonra uçak havalandı ve yaklaşık iki saat sonra ilk resmi görev yerim olan şehre ayak basmıştım.
Hava alanının dışına çıkıp taksi bulmaya çalışırken boşta olan taksilerden birine doğru yürüdüm. Taksinin sahibi olduğunu düşündüğüm bir amca hemen ilerde oturuyordu.
"Merhaba amca taksi boşmu acaba" diye sordum sonuçta yolcu beklıyor olabilirdi. Amca da içten bir gülümseme ile cevap verdi.
"Merhaba kızım boş taksi buyur bin ben bavulunu bağaja koyarım" dediğinde onu başımla onaylayıp arka koltuğa oturdum. Amca da bavulu bagaja koyup şöför koltuğuna oturdu.
"Nereye gidiyoruz kızım" dediğinde içim burkuldu baba dediğim adam bile bana böyle içten kızım dememişti. İçimin bırukluğuna rağmen yüzüme bir tebessüm kondurup öyle konuştum.
"Kızıltepe Mürsel Hudut karakoluna gideceğiz amca" dediğimde amca beni başıyla onaylayıp arabayı sürmeye başladı. Yaklaşık 15dk kadar yol gitmiştik ben camdan dışarıyı izlerken amcanın sorusu ile daldığım düşüncelerden sıyrıldım.
"Kimin var kızım askeriyede " diye sorunca dikiz aynasından bakıp cevap verdim.
"Kimsem yok amca ben doktorum tayinim oraya çıktı onun için gidiyorum" dediğimde amca yine o samimi gülüşü ile cevapladı beni.
"Maşallah maşallah hayırlı olsun hanım kızım" dedi ben teşekkür edince oda geri yoluna bakmaya başladı. 40 dakikalık bir yolculuğun ardından varmamız gereken yere gelmiştik. Amca benden önce inip bagajdan bavulumu çıkarmıştı bile.
Bende arabadan inip önce bir etrafa baktım geldiğimiz yer köyden çok kasaba gibi bir yerdi. İki, üç katlı evler, dükkanlar. Karakol kasabanın biraz dışında kalıyordu. Amcaya parasını verip vedalaşıp nöbetçi kulübesine doğru yürüdüm. Benim yaklaştığımı gören nöbetçi camı açıp konuşmamı bekledi.
"Merhaba kolay gelsin" dediğimde ciddi bir ifade ile beni cevapladı.
"Teşekkürler kime bakmıştınız" dediğinde sesindeki ciddiyet beni germişti.
"Şey ben yetkili biri ile görüşe bilirmiyim acaba" diye sordum tereddütle.
"Konu nedir " diye aynı ciddiyetle konuşmaya devam etti.
"Ben buraya atandım da doktorum" dediğimde ciddi ifadesi azda olsa dağıldı ve önündeki telefonla bir yeri aradı. Ne konuştuğunu duyamadım ama telefonu kapatınca kulübeden çıkıp bana kapıyı açtı. Teşekkür edip dapıdan içeri girdim. Hemen ilerde gölgede olan arkadaşlarının olduğu yere doğru seslendi.
"Emre devrem doktor hanıma Binbaşı'nın odasına kadar eşlik et" dedi askerlerin arasında adının Emre olduğunu öğrendiğim asker bana başıyla selam verip önden yürümeye başladı.
Emre önde ben arkada ilerledik uzun bir koridora girdiğimizde sağda ve solda kapılar vardı. Koridorun sonunda duran tek olan kapının önüne gelince Emre kapıyı çaldı ve içeri girdi ben kapıda beklemeye devam ediyordum. Kapı açılıp Emre içerden çıkınca bana girmem için işaret edince derin bir nefes alıp içeri girdim. İçeri sade dizayn edilmiş bir masa masanın karşısında iki tekli koltuk, sehpa ve bir ikili koltuk vardı. Duvarda Atatürk portresi ,Türk bayrağı ve istiklâl marşının yazılı olduğu bir tablo vardı. Odayı incelemem bitince karşımda ayakta duran adama baktım. Siması tanıdık gelsede çıkaramadım. Merhabalaşmak için bana uzatılan eline bende elimi uzatıp sıktım.
"Hoş geldiniz doktor hanım ben Binbaşı Mert Altun" dediğinde elimi çekince oda bana eliyle oturmam için gösterdiği yere oturmadan kendimi tanıttım.
"Hoş buldum Bimbaşı bende Serçe Şahin size bildiri gelmiş olmalı" dediğimde tebessüm edip beni onayladı.
"Bildiriniz gelmişti ama erken geldiniz sanırım yanlışmıyım" diye sorunca bu defa ben onayladım.
"Doğru biliyorsunuz erken geldim kalıcak yer ayarlamak için" dediğimde gözlerini kısıp bana baktı.
"Aslında kalıcak yer ayarlamanıza gerek yok burda lojmanlar var. Sizin içinde ayrılmış bir lojman var" dediğinde keyfim yerine gelmişti en azından kira derdim olmayacaktı.
"Lojman olduğunu bilmiyordum" dedim.
"Askeri lojmanda kalacaksınız rütbeli askerlerimiz kalıyor lojmanda. Eşya sıkıntınız olmasın herşey tam sadece haftada bir alışveriş için ilçeye gidilir ozaman eksik bişey varsa alırsınız" dediğinde Allah'tan başka ne isterim diye geçirdim içimden.
"Aladım Binbaşı peki başka kalan varmı benimle aynı lojmanda" diye sordum.
"Yok siz tek siniz daha doğrusu tek kadın personel sayılırsınız şimdilik hemşirelerimiz bile erkekti" dediğinde dahada gerildim. Oda gerildiğimi anlamış olacakki konuşmaya başladı.
"Gerilmene gerek yok kimse sana karşı saygısızlık yapamaz. Beni abin olarak gör bir sıkıntın olursa haberim olsun. Şimdi sana lojmanını göstereyim dinlen yoldan geldin" dediğinde içim azda olsa rahatlamıştı.
Binbaşı'nın ayağa kalkması ile bende ayağa kalktım kapıdan çıkınca bende arkasından yürümeye başladım koridor boyunca karşımaza çıkan her asker saygıyla selam veriyordu. Bahçeye çıkınca ordaki askerlerde selam durdu. Askeriyenin bahçesi oldukça genişti.Biraz yürüyerek lojmanların olduğu yere gelmiştik lojmanlar askerî binadan biraz uzakta kalsada yürünebilir bir mesafedeydi. Lojmanlar üç katlı çift daire olarak yapılmıştı. Kapıdan içeri girince Binbaşı bavulla merdiven çıkamayacağımı anlamış olacakki bavulu elimden aldı. Ne itiraz edebildim nede teşekür edelildim. Ördek yavrusu gibi Binbaşıyı takip ediyordum. İkinci kata gelince durdu bende durdum cebinden anahtar çıkarıp bana uzattı.
"Burası artık senin evin buda anahtarın. Ben senin üst katında oturuyorum. Hanım ve çocuklar da birkaç güne gelirler. Karşındaki dairede de Yüzbaşılarımız oturuyor alt katta da Teğmenler var. Bir sorun yada sıkıntın olursa haberim olsun" dediğinde tebessüm etme ihtiyacı duydum.
"Teşekkür ederim Binbaşı " dedim ama o deminki gibi yine dikkatle baktı yüzüme.
"Serçe biz seninle önceden tanışıyor olabilir miyiz? " diye sordu banada öyle gelmişti ama çıkaramamıştım. Ben tam cevap vericekken telsizden yükselen ses buna engel oldu.
"Binbaşım Şahin timi arazi taramasından döndü tamam" diyen sesle Binbaşının yüzü ciddileşti.Oda telsizi kemerinden çıkarıp cevap verdi.
"Bahçede iştimaya geçsinler geliyorum tamam" dedi telsizi kemerine koydu ve bana döndü.
"Sen yerleş dinlen ben askerle ile sana yemek gönderirim bugün idare edersin yarın ilçeye gider alışveriş yaparsın. Hadi Allah'a emanet ol" dedi cevap vermemi beklemeden hızla indi merdivenlerden.
Anahtarı kapıya takıp kapıyı açtım. İçeri girdiğimde beni küçük bir hol karşıladı giriş kapısı hariç dört kapı karşıladı beni yakın olan ilk kapıyı açtığımda buranın banyo olduğunu gördüm temiz ve ferahtı, diğer kapıyı açınca buranında tuvalet olduğunu gördüm kapısını kapatıp biraz uzak olan kapıyı açtım. Burası oldukça ferah amerikan mutfak tarzında bir salondu. Diğer kapıyı açınca oranında yatak odası olduğunu gördüm. Eşyalar çok güzeldi ev genel olarak güzel ve ferahtı. Bavulu çekip dolabın önüne bırakıp yatağa tozlanmasın diye serilen beyaz çarşafı kaldırıp kendimi yatağa bıraktım çok yorulmuştum bu bir haftada. Kafamı yastığa koymamla gözlerimin kapanmak için direnmesi bir oldu bende onlara zorluk çıkarmadan kendimi uykuya teslim ettim.