3

2010 Kelimeler
Çağrı'nın anlatımıyla Kızıltepe mürsel hudut karakoluna geleli bir ayı geçiyordu. Mert, Serkan ve ben tayinimizi aynı yere istemiştik burda da askerî personel eksikliği olduğu için sıkıntı yaşamamıştık. Dört gün önce arazi tarama görevi için timimle göreve çıkmıştık. Dört gün boyunca dağ, taş gezip keşif yapmıştık. Gereken yerlere gözlem cihazları kurup dönüş yoluna gitmiştik. İkindi vakti karakola giriş yapmıştık okadar yorgunduk ki kaç gündür dağ, bayır gezmekten mahvolmutuk bizi böyle yoran şey sıcaktı. Kışın soğuk hava için kalın giyinip çözüm buluyorduk ama yazın sıcağına çare bulamıyorduk malesef mataralarımızdaki sular bile kaynama raddesine geliyordu bazen. Uykuyu söylemiyorum bile nöbetleşip uyusak bile çektiğimiz uyku yeterli gelmiyordu. Karakolun bahçesine giriş yapınca Binbaşı'nın yardımcısı olan asker hemen telsizle geldiğimizi bildirmişti. Oda iştimada durup onu beklememizi emretmişti. Bizler beklerken gelen Binbaşı'nın gözleri ile bütün timi taradı bir sıkıntı varmı diye. Sorun olmadığını görünce rahat bir nefes almıştı. Karşımızda durunca tekmil vermiştim. "YÜZBAŞI ÇAĞRI AKIN ANKARA ŞAHİN TİMİ ÇIKTIĞI ARAZİ TARAMA GÖREVİNDEN ZAİYATSIZ DÖNMÜŞTÜR KOMUTANIM" diye tekmil verdiğimde Binbaşının dudağı kıvrıldı. "RAHAT ŞAHİN TİMİ DİNLENMEYE ÇEKİLEBİLİRSİNİZ. YARINDA ÇARŞI İZNİNE ÇIKMAK İÇİN BENDEN İZİN BELGESİ ALMAYI UNUTMAYIN DAĞILIN" dediğinde askerler sırayla dağındı sadece ben, Serkan ve Mert kalmıştık yani Binbaşı. "Odama" dedi ve önden yürüyünce ben ve Serkan onu takip etmeye başladık. Odaya girdiğimizde Serkan kapıyı kapatınca Mert önce bana sonra Serkan'a sarıldı. "Çok şükür sağ salim geldiniz. Yaranız, bereniz yok değilmi. Timinde sıkıntısı yoktu" dediğinde gülmemek için kendimi zorladım şuan resmen karşımda annem vardı. "İyiyiz bir sorun yok sadece çok uykumuz var. İznin olursa gidip yıkanıp yatalım" dediğimde Serkan'da beni onaylamıştı. Buraya geldiğimizde Serkan terfi almış Yüzbaşı olmuştu. Mert bizi onaylayınca tam çıkacakken bizi uyardı. "Sakın haşırılık yapmayın lan lojmanda. Yeni doktor geldi. Kız ilk günden nereye düştüm demesin" dediğinde ikimizde omuz silktik demek kadın doktor göndermişlerdi Allah sabır versin. Bunca dangozun içinde inşallah kafayı yemezdi. "Tamam dikkat ederiz sal bizi artık" dedi Serkan çok yorgunduk ve uykumuz vardı. "Çıkın hadi Allâh rahatlık versin" dediğinde kendimizi nasıl dışarı ordanda lojmana attık bilemedim. Eve girince sırayla önce ben sonra Serkan banyo yapıp kendimizi odalarımıza atıp uyumuştuk. Sabah alarmın o iğrenç sesine söve söve kalksam da çarşıya çıkacağım için fazla nazlanmadım. Odadan çıkınca Serkan'da odasından çıkıyordu. Ondan önce davranıp kendimi banyoya atyım arkamdan söylediklerini duymazdan gelerek. Banyoda ki işlerimi bitirip kapıyı açınca Serkan kapıda bekliyordu yanağından makas alıp kendimi odama atıp üzerimi giyinmeye başladım. Üzerime siyah bir tişört altıma da mavi bir kot giymiştim. Tişörtün kolunu düzeltince dikkatimi kolumdaki iyileşmiş ama izi kalmış dikişler çekti. Sonra istemsiz gülesim geldi doktoru hatırlayınca boyuna bakmadan bana kafa tutuşu ve dikleştirdiği o minik burnu çok sevimliydi. O gün ona biraz sert çıkmıştım sinirli olduğum için hata sinirim geçince pişman olmuştum ama bana söylediği sözler aklıma gelince bu defa pişman olduğum için pişman olmuştum. Düşüncelerimi dağıtmak için kafamı sağa, sola sallayıp kafamı toparladım ve odadan çıktım. Salona gelince Serkanın da hazır olduğunu görünce fazla ses çıkarmamaya özen gösterip evden çıkmıştık. Yeni komşumuzu rahatsız etmeye gerek yoktu sonuçta. Karakola girip odalarımıza geçip gereken imza işlerini halledince Mert'in imzaladığı izin belgeleri ile birlikte benim arabayı alıp çıktık karakoldan. Güzel bir çarşı turu, kahvatı ve yemekler bizi beklerdi. Serçe'nin anlatımıyla Gözlerimi kapının alacaklı gibi çalınmasıyla açtı. Önce nerde olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra lojmanda olduğumu hatırlayınca hala çalan kapının ızdırabını sonlandırmak için toparlanıp kapıya geldiğimde kapı dürbününden baktım. Kapıyı çalan kişi sabah bana Binbaşı'nın odasına kadar eşlik eden Emre'den başkası değildi. Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. "Hah sonunda valla askeriyeyi ayağa kaldırmaya gidiyordum" dediğinde ona yok artık der gibi baktım. "Valla açmasaydınız şimdi bütün rütbelileri buraya toplayacaktım doktor hanım" dediğinde onun bu sevimli haline tebessüm ettim. "Kusura bakmayın uyuya kalmışım malum yol falan biraz yorulmuşum" dediğimde kafasını aşağı yukarı salladı. "Doğrudur dolapta yiyecek bişey olmadığı için Binbaşı size akşam yemeği gömderdi" dedi elindeki tepsiyi bana uzatarak. Gülümseyerek aldım elindeki tepsiyi teşekkür etmeyi ihmal etmeden. "Teşekkür ederim" dediğimde kapıdan biraz uzaklaştı. "Rica ederim doktor hanım size afiyet olsun ve iyi dinlenmeler" dedi ve cevabımı duymadan merdivenlerden hızla indi. "Sağol" dedim ama o duymamıştı. Kapıyı kapatıp elimdeki tepsi ile mutfağa geçtim kenarda ki masaya bıraktım tepsiyi ve sandalyeyi çekip oturdum. Tepsinin üstündeki örtüyü kaldırdığımda su, meyve suyu, tavuklu mantar sote, pilav ,çorba ve şeker pare tatlısı vardı. Suyu gördüğüm an susadığımı fark etmemle suyu alıp kafama dikmem bir oldu. Yemeğimi de bir güzel yiyip karnımıda doyurup kirli olan tabakları yıkayıp kenara bıraktım. Bulaşıkla işim bitince ellerimi kurutup mıtfaktan çıkıp yatak odasına girdiğimde gözlerim sırt çantamı aradı telefonum içindeydi gerçi arayanım yoktur ama biraz sosyal medyada dolaşıp zaman geçiririm diye arıyordum. Çantamı bavulun üstünde olması fazla aramama gerek bırakmamıştı. Tahmin ettiğim gibi ne arayan nede soran vardı. Sosyal medyada turlarken uykum gelmişti bende telefonu kapatıp kendimi uykunun şefkatli kollarına bıraktım. Sabah gözümü dış kapıdan gelen tıkırtılarla açtım. Yataktan kalkıp banyoya girip ordaki işlerimi halledip çıktım hızla. Bavulumu açıp içinden salaş güzel bir spor elbise çıkarıp giydim. Saçlarımı tarayıp yanlardan birer tutam alıp arkadan bağladım. Yine bavuldan sandaletlerimi alıp onlarıda giydim. Telefonumu alıp saate bakınca dokuza geldiğini gördüm. Kol çantamı alıp kapının üzerindeki anahtarıda alıp çıktım. Merdivenlerden hızla inip lojmanın bahçesine çıkınca derin bir nefes aldım hava çok güzeldi. Karakola doğru yürüyüp giderken diğer yandan etrafı inceliyordum askerlerin bazıları şınav çekerken bazılarıda koşuyordu. Her gurubun başında kendi sorumlusu vardı. Giriş kapısından geçip yine o uzun koridora girdim adımlarımı aksatmadan Binbaşı'nın odasının kapısında durdum ve kapıyı çaldım. "Gel" içerden gelen sert sese rağmen Binbaşı çok kibar bir adamdı. Yavaşça kapıyı açıp içeri girince önündeki kağıtları inceleyen adam kafasını kaldırıp bana bakınca gülümsedi bende gülümsedim. "Gel Serçe gel hoş geldin" onun bu abi edası beni çok mutlu ediyordu. "Hoş buldum Binbaşı" dediğimde kaşları çatılınca acaba yanlış bişeymi dedim diye düşündüm ama yok. "Serçe gel seninle bir anlaşma yapalım" dediğinde bu defa benim kaşlarım çatılmıştı. Ne anlaşması ya. "Anlamadım Binbaşı ne anlaşması" diye sordum ama tedirgin olmadım desem yalan olur. "Şimdi şöyle kimsenin olmadığı yerlerde bana Binbaşı demene gerek yok. İster abi de ister adımla hitap et olurmu. Gerçi senden yaşça büyüğüm sen abi de en iyisi" dediğinde kaşlarım kendi haline dönünce bende düşündüm ve mantıklı buldum resmiyet bana göre değildi zaten. "Olur Binbaşı " dediğimde yine kaşları çatılınca düzelttim. "Yani olur abi sen nasıl istersen " dediğimde güldü. "Ha şöyle hep bir kız kardeşim olsun isterdim Allah'ta seni bana gönderdi" dediğinde tebessüm ettim sadece bende çok isterdim ya abim, yada ablam olmasını ama tek çocuktum. "Kahvaltı yapamadın daha değil mi? " diye sorunca kafamı hayır anlamında salladım. Oda önündeki telefonu alıp birini aradı. "Sedat benim odama iki kişilik kahvaltı gönder" dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. "Bin.. Yani gerek yoktu abi ben çarşıda yapardım zahmet etmeselerdi" dediğimde tek kaşını havalandırdı. "Burda kavaltı yap çarşıda da yemek yersin. Hem daha bende kahvatı yapmamıştım bana da arkadaşlık edersin" dediğinde sesizce onayladım. Birkaç dakika sonra çalan kapıdan içeri giren askere elindekileri benim önümdeki sehpaya bırakmasını söyleyen Mert abiye selam verip çıkmıştı asker. Mert abi oturduğu yerden kalkıp karşımdaki koltuğa oturdu. Besmele çekip sesizlik içinde yaptık kahvaltımızı ben ondan önce doymuştum tabi normal olarak. Mert abi uzun boylu heybetli biriydi tıpkı bir ay önce hastanede tartıştığım adam gibi. Bir dakika ya ben şimdi niye durduk yere o adamı düşündüm ki bak şimdi yine sinir oldum fasülye sırığı ne olacak. Ben kendi içimde fasülye sırığını çekiştirirken beni bu kavgadan alan Mert abi oldu. "Ben şimdi söylerim bizim çocuklara seni çarşıya bırakırlar işlerini halledince seni tekrar buraya getirir" desiğinde utanmıştım devletin askerini şoför gibi kullanmak olmazdı sonuçta. "Gerek yok abi ben taksi ile gider, gelirim" dediğimde tekrar kaşlarını çattı bu haline gülmek istesemde ayıp olur diye gülme isteğimi bastırdım. "Sus bakıyım abilere karşı çıkılmaz. Hem askerler çarşı iznine çıkacak merak etme ve mahçup hissetme zaten gideceklerdi Yüzbaşları erken gitmemiş olsalardı onlarla gönderirdim ama onlar erkenden gitmiş" dediğinde bişey demedim sadece içten bir tebessüm ile karşılık verdim. Bu ilgi ve düşünceyi kendi babasından bile görmeyen biri için çok değerliydi. Tekrar önündeki telefonu alıp birini aradı. Ve konuştuğu kişiyi odasına çağırdı. O an acaba benim bir abim olsa beni babamdan korur ve severmiydi diye düşündüm. Aklıma okuduğum bir yazı gelmişti. Yazarını hatırlamasam da o sözü hiç unutmamıştım şöyle diyordu. * Eksikliğini hissettiği şeyin fakiri. Olmayan şeyin dilencisi olursun. * Bu söz beni hep çok etkilemişti. Ben hep ailenin eksikliğini hissettim ama olmayan sevginin hep dilencisi gibi oldum biri bana biraz sevgi gösterse o kişiye hep minnet duyardım. Sırf bu yüzden hayatıma kimseyi almadım çünkü kandırılıp aldatılmaya müsaittim hatta tecrübe bile etmiştim. Ondan sonra kimseyi hayatıma dahil etmemiştim. Kapı açılıp içeri giren asker Mert abiye asker selamı verdi. Mert abi ciddi bir ifade ile konuştu. "Selçuk Serçe hanım yeni doktorumuz oda sizinle çarşıya gelicek işlerini halledince yine buraya getireceksin. Önce Allah'a sonra sana emanet ediyorum emanetime gözün gibi bak" Dedi. Adının Selçuk olduğunu öğrendiğim kişi 'emredersiniz komutanım' dediğinde güçlü çıkan sesi ile irkildim. Mert abi yine bana döndüp konuştu. "Allah'a emanet olun dikkatli gidin" dediğinde onu başımla onayladım Selçuk yine gür sesi ile 'emredersiniz diye bağırınca tebessüm ettim bu koca adamların içinde ne yapıcaktım ben ya. Selçuk kapıyı açıp bana eliyle yol gösterince kapıdan çıktım. Kapıdan çıkınca onunda çıkmasını bekledim sonuç olarak ben daha yolu bilmiyordum. Selçuk önden yürümeye başlayınca bende onun peşinden yürümeye başladım bahçeye çıkında çıkış kapısının orda duran arabalara doğru yürüdü tabi bende peşinden. Arabalara birkaç adım kala Selçuk durdu ve bana döndü. "Biz tanışmadık doktor hanım. Ben Teğmen Selçuk İnan " dediğinde deminkinden daha yumuşak çıkmıştı sesi. Tebessümle karşılık verdim. "Doktor Serçe Şahin memnun oldum" dedim oda tebessüm etti. "Bende memnun oldum. Serçe ha çok farklı ve güzel bir isim" dediğinde yine tebessüm ettim sahi ben buraya geldiğimden beri nekadar çok tebessüm eder oldum. "Teşekkür ederim" dediğimde Selçuk tekrar yürümeye devam etti. Arabanın yanına gelince arka kapıyı açtım ve oturdum. Selçuk'ta şoför koltuğuna oturup bana döndü. "Şey Serçe hanım sizin için sorun olmazsa eğer Kızıltepe yerine Midyat çarşısına gitsek sizin için sorun olur mu? dediğinde anlamaz gözlerle baltım ona. "Sorun olmaz ben zaten yabancıyım burda " dediğimde oda oda bunun farkına yeni varmıştı. "Pardon ben onu unuttum. Benim Midyat'ta sözlüm var onu görmek için gidecektim" Selçuk Teğmenin sonlarda çıkan utangaç sesi ve çekinerek çektiği bakışları çok tatlıydı. "Sorun değil gidebiliriz. Hem bende biraz Midyat çarşısını gezerim fenamı" dedim bende sevecen bir şekilde. Bu tavrım onu güldürmüştü. "Sağolun doktor hanım bu iyiliğinizi asla unutmayacağım" dediğinde bu defa ben utanmıştım benim ona yaptığım bişey yoktu ki aksine o bana yardım ediyordu. "Estağfurullah ben bişey yapmadım ki. Hem artık gidelim kız cağız daha çok beklemesin" dediğimde gözleri parlamıştı beni onaylayıp arabayı sürmeye başladı. Biz Midyat'a doğru yol alırken akan yol boyu benim de hayal dünyam renklenip, şekillenmeye başlamıştı. Çağrı'nın Anlatımıyla Sabah erken saatlerde Midyat çarşısına gelmiş önce Serkan ile güzel bir kahvaltı etmiştik. Şimdi ise çarşı içinde geziyorduk. Geçtiğimiz her dükyanın kapısındaki rengarek şallar ve yazmalar göz alıcıydı. Bu şallar ve yazmalar bu yörenin geleneksel bir objeydi. Buraya gelen yabancı ve yerli turistler bunlardan takıyordu. Her dükyanın önünde mutlaka bir gurup vardı ve bu şallardan takıyorlardı. O rengarenk şalların içinde ki masal diyarında kaybolurken beni kendime getiren Serkan'ın bana seslenmesi ile çıktım masallar diyarından. "Çağrı duymuyor musun abi sana diyorum" diye haklı serzenişte bulununca onu dinlemediğim mahçup olsamda belli etmedim. "Ne dedin kardeşim duymadım" dediğimde elindeki telefonu salladı. "Hadi fotoraf çekelim" diye söylemişti Serkan bende onu kırmadan bana uzattığı telefonu alıp onun fotorafını çektim tabi beyefendi defalarca beğenmemiş ve bana yeniden çektirmişti. Yok ışık iyi olmamış, yok arka plan güzel olmamış derken tam ben bıkıcakken bu defa beğenip benim fotoraflarımı çekmeye başlamıştık. Ama beyefendi sanki asker değil profesyonel fotprafçı zanneder görenler. Sağa bak, sola bak olmadı havaya bak anlamıyorum arkadaş ben niye havaya bakıyorum meteoroloji'de mi? Çalışıyorum bana ne havadan ben düz durayım sende çek işte ama yok Serkan efendinin antin kuntin işleri işte. Neyseki bu son diye ikna etmiştim bu defa da çarşıya doğru çekicekti. Ama az git, az daha git diye diye dükyanın içine sokacak beni sanırım. Tam son bir adım daha atmıştım ki birine çarltım. Çarptım demek az kalır resmen ezdim ayağını galiba çünkü bu acı dolu sesin başka açıklaması olamaz. Tam dönüp özür dileyecekken gördüğüm sima ile dilimden tek bir söz çıkmıştı tıpkı onun ki gibi. "Sen... " " Sen... " Üç harfli tek bir kelime o bir kelimede saklanan cümlelerin bukadar kısa olmadığını ikimizde çok iyi biliyorduk.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE