GÜN 2 (KAYIP KOLYE )

3541 Kelimeler
Kulaklarıma dolan alarm sesiyle gözlerimi açmam bir olmuştu. Dün okuldan sonra uyumuş olmama rağmen gece erken yatmıştım. Bunda çözdüğüm testlerin çok büyük etkisi var. Çalan alarmı kapatıp yataktan çıktım. Dün dinlenmiş , bugün dinçleşmiştim. Odadan çıkıp direk banyoya girdim. Kısa bir duş alıp saçlarımı kurulamadan odama geri girdim. Kıyafetlerim ıslanmasın diye saçlarımı yukarıdan topuz yaptım. Hızlıca dolabı açıp iç çamaşırlarımı ve okul kıyafetlerimi üstüme geçirdim. Elime saç havlumu alıp hızlıca saçlarımı kuruladım. Makyaj masama ilerleyip saçlarımı taradım. Nemli saçlarımı kurumaları için açık bıraktım. Elime aldığım makyaj malzemelerimle dolabı geri açıp içindeki aynadan yüzümü incelemeye başladım. Gözlerimin altındaki yorgunluk halkaları yok olmuştu. Gülümseyerek gözlerime eyeliner ve kirpiklerime rimel çektim. Yüzüme genelde fondoten sürmezdim. Yüzüm birçok kızın kıskanacağı pürüzsüzlükteydi. Elime fazladan aldığım makyaj malzemelerini masaya geri bıraktım. Eyeliner ve rimeli çantama atıp dolaptan gri bir spor ayakkabı ve bilekte biten siyah bir çorap çıkardım ve dolabı kapattım. Yere oturduğum gibi elimdeki çorabı ve ayakkabıyı ayağıma geçirdim. Hızlı bir şekilde yerden kalktım. Odam fazlasıyla genişti. Dolabımın yanında çalışma masam vardı. Çalışma masam iki kişinin yayılarak çalışabileceği genişlikteydi Üzerine monte edilmiş kitaplık raflarıysa YGS , LYS ve çokça da romanlarla kaplıydı. Penceremin altında iki kapaklı büyükçe bir dolap vardı. Dolap boş sayılırdı , üst rafındaki dokuz ve onuncu sınıf birkaç kitabı saymazsak. Dün ilk kez ders çalışmıştım. Kendimi bir kez daha tebrik edip dolaptan siyah deri ceketimi çıkardım. Odaya dolan mesaj sesiyle çalışma masama bıraktığım telefonumu elime aldım. Bilmediğim bir numara bana mesaj atmıştı. 'Gelirken eşofman ve birkaç parça kıyafet getir. Boşta duran ve kullanabileceğin birkaç şey ; diş fırçası , tarak , ayakkabı gibi. Ben Ayça' kız mesaj atarken bile noktalamalara önem göstermişti. İnsan en azından günaydın der. Hızlıca Ayça'ya mesaj yazmaya başladım. 'Beni kaçırmayı falan mı düşünüyorsun ? ' mesajı gönderip telefonu masaya geri bıraktım. İstediği şeyler olsa olsa kaçan kızın bohçasında olurdu. Dün gece yere attığım çantamı sandalyenin altından çıkarıp masanın üstündeki kalemlerimi içine attım. Çantamı kapatırken ikinci mesaj sesi duyulmuştu. Telefonu alıp açtım. ' Bir ay boyunca bizimle olacağına göre grup evimizde bol bol vakit geçireceksin.' Derin bir nefes alıp Ayça'nın numarasını kaydettim. Dolabı kapatıp sandalyeyi dolabın önüne koydum. Sandalyeye çıkıp dolabın üstündeki orta boy seyahat çantamı aldığım gibi geri indim. Sandalyeyi geri eski yerine koyup dolabı tekrar açtım. Hızlıca birkaç parça kıyafet , iki eşofman , iki pijama koyup dolabı kapattım. Bir tarak , bir diş fırçası , bir macun , takılar , tokalar..... seyahat çantamın içine aile fotoğrafımızı koyup kapattım. Baya ağır olmuştu çanta. Deri ceketimi giyip okul çantamı iki omzuma taktım. Masanın üzerindeki telefonumu ceketimin cebine koyup dün yazdığım yeşil defteri aldım. Seyahat çantamın içine atıp odadan çıktım. Merdivenlerde sürüyerek indirdiğim çantayı kapının önüne koyup mutfağa girdim. Benim mutfağa girmemle tüm aile yine bir aradaydık. Sırtımdaki çantayı çıkarıp sandalyeme astım. -Günaydın , Dedim. Buse ve annem günaydın diyerek karşılık verdiler , babamsa çatalına batırdığı peyniri ağzına atıp yedikten sonra. -Bir yere mi gidiyorsun ? Kendi sandalyeme oturup Semra Abla'nın servis yapmasını izlerken konuştum. -İstediğin gibi Gözlüklerle takılıyorum baba. Kaldıkları bir ev var. Onlarla birlikte olmam için orada kalmam gerekiyor. Babam başını sallayıp geri yemeğine döndü. Sormadı nerde ? neresi ? neden ? kaç kişi ? kimler ? gibi soruları. Benim ailem sorumsuz insanlar değiller. Nerede ne yaptığımızı öğrenmeden bizi bir yere göndermezler. Ama babam bugün farklı davranıyordu. Hiçbir şey sormamış , hiç itirazda etmemişti. Babamın soğuk tavırları her şeyden daha çok koyuyordu...... Kısa bir kahvaltının ardından tüm aile üyeleri masadan birer birer kalkmıştı. Meyve suyumu kafama dikip en son ben masayı terk etmiştim. Sandalyeye astığım çantamı sol omzuma takıp mutfaktan çıktım. Babam dış kapıdan çıkarken ona doğru hızlı adımlarla yürüdüm. O adım atmıyorsa ben ona koşacaktım. -Baba beni okula sen götürür müsün ? Babam suratıma bile bakmadan -Taksi çağırdım. Diyip kapıyı suratıma kapatmıştı. Elde var kapıya öylece bakan bir çift sulu göz. Birinin sırtımı sıvazlamasıyla arkamı döndüm. Bu da ana yüreğiydi. Gülümseyerek anneme baktım. Annemin bana uzattığı üç yüz lirayı alıp çantama koydum. Kapının yanındaki seyahat çantamı elime almamla annemin sesini işittim. -Taksiyi geri gönderdim. Babamla buzları eritmek kolay olmayacaktı ama annem hüznüme dayanamayıp yumuşamaya başlamıştı ve bu ufakta olsa bir gülümseme oluşturdu yüzümde. Sırtım anneme dönük olduğu için gülümsememi görmemişti annem. Annemin ikinci cümlesiyle gülümsemem solmuştu. -Seni almaya Berkan geliyor. Dün seni eve bırakan çocuk , Annemin kurduğu cümleyi idrak etmeye çalışıyordum. Berkan ? Hani gözlüklülerle takılan , hani mavi gözlü olan. Hani dün uyurken bacak şov yaptığım çocuk. Hani bir günde kendimi üç kez rezil ettiğim çocuk. Hızlıca arkamı dönüp -Sen onu nerden tanıyorsun anne ? Çocukla ben daha dün tanıştım. Sen hangi ara öğrendin de görüştün ? -Bir ay önce tanıştım. Gittiğim spor salonuna kaydolmuş. Çokta tatlı çocuk , çokta kibar. Annem göz kırpıp yanımdan ayrıldı. Ağzım açık öylece annemin bıraktığı boşluğa bakıyordum. Kapının kapanma sesiyle açık olan ağzımı kapattım. Anneme geçen Demir'den bahsettiğimde 'Annesi kibirli yılanın teki. Anasına bak oğlunu al' demişti. Şimdiyse Berkan'a onay mı veriyordu ? ya da ben mi çok geniş düşünüyordum. Kafamı sağa sola sallayıp evden çıktım. Elimdeki çantayı biraz daha havaya kaldırıp hızlı adımlarla dış kapıya doğru yürümeye başladım. Berkan gelmeden bir taksi çağırmalıyım. Ah anne ah ! Çocuğun sevgilisi var , okula beni malzeme mi yapacaksın ! Caner abi siyah dış kapıyı açınca elimdeki ağır çantayı yere koyup gülümsedim. Yine bir şeyleri yapmak için geç kalmıştım. Arabasına yaslanmış beni bekleyen Berkan gülümsememe karşılık verdi. Yaslandığı arabadan ayrılıp seyahat çantamı arabasının bagajına koydu. Ben de o oturunca yanındaki koltuğa oturup emniyet kemerimi taktım. Araba evden uzaklaşırken -Günaydın , keşke zahmet etmeseydin buraya kadar yani gelirdim ben. Kafasını aşağı yukarı sallamakla yetinmişti. Gözlerim istemsizce onu süzmeye başladı. Şekil verdiği kahve saçları hafif yanık tenine çok yakışıyordu. Sakalını kaşıdığında yeni çıkmış sakallarının ona ne kadar yakıştığını fark ettim. Gözlerini bir anlığına yoldan çekip maviliklerime diktiğinde mavi gözleri yakışıklılığını pekiştiriyordu. Bu çocuk gerçekten yakışıklıydı. Gözlerini geri yola çevirdiğinde ben de yaptığım şeyin farkına varıp kucağıma koyduğum çantamı sıktım ve başımı yola çevirdim. Çocuğu niye inceliyorsun salak ! Kendi kendime kızmaya başlamıştım. Çocuğun dibinde çocuğu röntgenlemiştim. Çabuk kendine gel Buket ! Sanki Demir'e ihanet etmişim gibi içimde bir burukluk olmuştu..... Berkan'ın arabayı park etmesiyle hızlıca kendimi dışarı atmıştım. Elime aldığım çantayı sol omzuma takmamla park alanına giren siyah Jaguar XF model arabayı görmem bir olmuştu. Bu araba ..... Demir'in arabası ! Ayaklarım olduğu yere mıhlanmıştı sanki. Onu aldığım bu karardan sonra ilk kez görecektim. Arabasını Berkan'ın arabasının yanına , benim olduğum tarafa , park edip dışarı çıktı. Ela gözleri maviliklerime bir anlığına deyip gözlerini Berkan'a çevirmişti. -Saygıner , kostoklara güven olmaz. Berkan Saygıner , kostokta bu durumda ben oluyordum. İyi de kostok ne ? Bakışlarımı bana bakmayan Demir'den çekip Berkan'a dikmiştim. Çatık kaşlarıyla Demir'e bakıyordu. -Kime güveneceğimi senden daha iyi biliyorum. Bakışlarımı tekrar Demir'e çevirdim. Demir sırıtarak konuştu. -Bir arkadaş olarak seni uyarıyorum. -Arkadaş olmayacak kadar birbirimizi iyi tanıyoruz Özbilen. Kulaklarıma dolan Berkan'ın buz gibi sesi üşümeme yetmişti. Bu çocuk okula geleli bir ay olmuştu ama herkesi tanıyordu. Demir arabasını kilitleyip yanımızdan ayrıldı. Bir kere bile yüzüme bakmadan gitti. Ben onun yanında olmak için takım değiştirmiştim. Bunca şeye onun için katlanıyordum , katlanacaktım. Bunu ona söylemeli miydim ? Beni dinler miydi ? İnanır mıydı ? Kafamı Berkan'a çevirdiğimde onu Siyah kaşesini giyerken gördüm. Arabadan çantasını çıkarıp omzuna taktı. Berkan'ın sesiyle düşüncelerimi bir kenara bırakıp ona odaklandım. -Bir sorun mu var ? Kafamı sağa sola sallayıp okula doğru yürümeye başladım.......... İlk üç ders sakin geçmişti. Birkaç kişinin iğneleyici sözlerini , Züppeler takımının iğneleyen bakışlarını saymazsak. Son iki saatimiz bedendi. Ayça'dan aldığım ders programına şaşkınca bakmıştım. Ben gözlükleri daha önce beden dersinde görmemiştim. Onlar sürekli ders çalışıyordu benim gözümde. Yavaş yavaş fikirlerim değişmeye başladı. Sınıf boşalırken ben de onların peşine takılmıştım. Okul üç binadan oluşuyordu. Okulun ana binası ortada ve en büyük olandı. Ana binanın solundaki bina tek katlı yemekhaneydi. Öğleden sonra dersi olanlar veya yemek yemek isteyenler orada yemek yiyordu. Sağındaki binaysa iki katlıydı. Alt katı kocaman basket sahasıydı. Okulun bahçesinde de basket sahası vardı. Neden ikincisine ihtiyaç duyduklarını hiç anlamamıştım. İkinci katta ise soyunma odaları vardı. Her odada otuz tane , herkesin kendine özel şifreli dolapları vardı. Her takımının üç tane kız , üç tane erkek soyunma odası vardı. Onuncu sınıfta öyle olduğunu duymuştum. İkinci kata geldiğimizde kızlar sağa erkekler sola ayrılmıştı. Sınıf mavi kapının birini açıp içeri girmeye başladı. Ben de tam sınıfa girecekken birinin dürtmesiyle başımı o kişiye çevirdim. -Eşofmanların. Ayça'ya , çok haklısın , bakışı atıp koridorda yürümeye devam ettim. Mor kapıları geçip ilk kırmızı kapıyı açtım. Elim kapının kulpunda durmuştu. Gözlerim yerde parçalanıp , üstünde tepinilmiş eşofmanlarımda kaldı. Derin nefesler alıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Evet züppelerin duracaklarını düşünmüyordum ama bu şekilde eşyalarıma zarar vermeleri beni çıldırtıyordu. Soyunma odasına girip boşaltılmış dolabımın kapağını incelemeye başladım. Kapak kırılmamıştı , zaten şifreli dolaptı ve iyi korunuyordu. Biri şifremi biliyor olmalı ! Tabi ki o biri Seçil veya sınıftaki diğer kızlardan biriydi. Dolabımda neyim vardı diye düşünmeye başladım. Eşofmanlarım , yerde parçalanmış haldeler. Deodorantım , eşofmanlarımın az ilerisinde içine bükülmüş durumda. Hangi insan deodorantın üstüne basar ki ? Cam şişedeki parfümüm , odayı aradıysam da bulamadım. Başka da bir şeyim yoktu , diyerek soyunma odasından çıkarken aklıma gelen şeyle geri döndüm. Yerdeki eşofman üstünü elime alıp ceplerine baktım. Anneannemin ölmeden önce bana verdiği , içinde dedemin ve anneannemin gençlik fotoğrafının bulunduğu gümüş , yuvarlak , yaprak desenli kabartmalar bulunan kolye yoktu. İki yıldır ona gözüm gibi bakıyordum. Ceketi kucağıma alıp düşünmeye başladım. İki hafta önce beden dersine girerken boynumdaydı. Kaybolmasın diye cekete koyup fermuarı kapatmıştım. Beden dersinden sonra almayı unutmuştum. Burada olmalı ! Gözlerimden yaşlar süzülürken ayağa kalktım. Odanın her tarafını arayıp dolaba tekrar baktım. Yoktu ! Hiçbir yerde yoktu ! En son ceketimin cebindeydi , almamıştım onu ! Hızlıca soyunma odasından çıkıp koridorda koşmaya başladım. Gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırırken önüme çıkan insanları itip koşuyordum. Merdivenlerden hızlıca inerken bir güç durdurmuştu. Ellerimle gözyaşlarımı silip kollarımı sert bir şekilde tutan kişiye baktım. -Ben..... Benim ...... Berkan ...... Bırak ..... Kolyem... Hıçkırıklarım konuşmamı engelliyordu. Berkan kollarımı bırakmak yerine gözlerime bakıyordu. -Ne oldu ? Gözlerimden akan yaşlar dur durak bilmiyordu. Ben anneannemi ikinci kez kaybediyordum. Ayça'nın sesiyle Berkan kollarımı bırakmıştı. -Biri onun dolabını indirmiş. Beni tutan eller kaybolduğunda koşmaya devam ettim. O kolyeyi bulmak zorundaydım......... Ben tam müdürün odasına girecekken Berkan yine beni engellemişti. -Bu halde adama ne anlatacaksın ? Sesi sinirli geliyordu. Belki de içimde yanan öfkeyi birilerine aktarmak istediğimden öyle işitiyordum. Ayça beni tuvalete sokup elimi yüzümü yıkadı. Tuvalet kapısına yaslandım ve elimi kalbime koyup derin nefesler aldım. Berkan haklıydı. Kendimi savunmam için önce kendimde olmalıydım. Biraz sakinleşip elimi yüzümü tekrar yıkadım. Gözlerim ağlamaktan kızarmıştı ama içinde saklanan öfke dinmiyordu. Tuvaletten çıkıp müdürün odasına girdim. İki müdür yardımcısı da oradaydı. Kapıyı arkamdan kapatacakken Berkan beni öne ittirip kendi de içeri girmişti. Konuşulan sohbet durmuş herkes bize dönmüştü. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladım. -Hocam , soyunma odasındaki dolabımı biri açmış. İçinde ne var ne yoksa hepsini linç etmişler. Bunlar umurumda değil...... Kolyem , gümüş , içinde iki resim vardı. Yuvarlak bir kolye. Daha fazlasına gücüm yetmedi. Müdürün sözleriyse içime su serpmemişti. -Gerekeni yapacağım. Elim müdür odasından boş çıkmıştı. Berkan'la birlikte müdür odasından çıktık. Kapının önünde Hakan , Ayça , Batuhan ve Bedenci Musa Hoca vardı. -İşiniz bittiyse haydi derse ! Şu hocanın kafasını kırasım geldi bir an. Niye kimse beni anlamıyordu. Kolyem ! Hakan Ayça'yı ve Batuhan'ı çekiştirip hocayla birlikte gittiler. Berkan yeterince yardım etmişti. Artık gitmeliydi. Bakışlarımı Berkan'a çevirdim , zilin çalmasına az kalmış olmalıydı. -Ben tuvalete gideceğim sen de derse git. Kafasını aşağı yukarı salladığında tuvalete doğru yürümeye başladım. Tuvaletin kapısının önünde birkaç saniye bekleyip dersliklere doğru koşmaya başladım. Ben koridorda koşarken zil beni şaşırtmayıp çalmaya başlamıştı. Züppeler takımındaki sınıfım yani 12/H'ın kapısı açıldı. Sevim Hoca kudurmuş bir vaziyette çıkınca açık bıraktığı kapıyı tutup içeri girdim ve kapıyı sert bir şekilde kapattım. Öfkeli gözlerimi gereksiz topluluğa dikip öfkeyle baktım. Herkes konuşmasını bitirmiş beni izliyordu. En arkada yayvan yayvan oturan gruba baktım. Demir elinde çevirdiği kalemle yarım ağız sırıtıyordu. Rüya denen kız omzuna yaslanmıştı , Seçilse Mete ve Kaan'a bir şeyler anlatıyordu. Oluşan sessizliğin kısa süreceğini bildiğimden konuşmaya başladım. -Benden nefret ediyorsunuz , umurumda değil ! Yaptıklarınızdan yapacaklarınızdan korkmuyorum ! Arabam linç edildi tek kelime etmedim size ! Ama kolyemi hemen verin ! Seçil birkaç adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattı. -Sen buraya giremezsin ! Çık dışarı ! Burada karaktersiz biri varsa o da sensin ! Sinirlerime hakim olmakta zorlanmaya başlamıştım. Seçil'e doğru giderken -Bana bak...... Ver kolyemi ! Diye bağırıp Seçil'e saldıracakken biri beni tutup havaya kaldırdı. Kim olduğunu bilmediğim kişi beni sınıftan çıkarırken bağırmaya devam ettim. -Bırak beni ! Bıraksana ! Verin lan kolyemi ! Sınıfın kapısına gelince arkamdaki şahıs beni yere bırakmıştı. Hışımla arkamı döndüğümde Berkan'la burun buruna geldim. Delici mavileri ateş saçıyordu. Ben de sinirlenince maviliklerimden ateş çıkıyor mu ? Düşüncelerimi hızlı davranan Berkan bölmüştü. Kolumu sımsıkı tutup beni okulun dışına çıkardı. Kısık sesle -Kolyem.... Dediğimde aldığım soğuk ve sert sesle aralanan dudaklarım kapanmıştı. -Kes artık. Kolumu çekiştiriyordum bırakması için ama o bırakmak yerine daha sert tutuyordu. Zemin katın girişinde çok geniş kantin kaplıyordu. Kapının sol tarafında koltuklar , sağ tarafında masalar ve sandalyeler vardı. Biz kantinin içinden geçerken herkes bize bakıyordu. Berkan onları önemsemeden beni dışarı çıkardı. Okulun yan tarafına gidip kolumu sert bir şekilde bırakıp -Kavganın disiplin suçu olduğunu bilmiyor musun ! Okuldan uzaklaşmak mı istiyorsun ? Birkaç adım gerileyip derin bir nefes aldım. -Hırsızlıkta suç ve onlar kolyemi çaldı. Berkan başını sağa sola salladı. -Kanıtlanmış bir suç yok ortada. Şaşkın bir şekilde Berkan'a bakıyordum. Aralık kalan dudaklarımı kapatıp aramızdaki mesafeyi bir adıma düşürdüm. -Ben yalan mı söylüyorum ? -Kolyenin orada olup olmadığını tam olarak biliyor musun ? Alt dudağımı dişleyip konuşmayı sonlandırdım. Buradan sonra konuşmanın bir anlamı yoktu. Yanından geçip giderken herhangi bir harekette bulunmamıştı. Bu kez ben yanında durup ona bakmadan konuştum. -Eğer emin olmasaydım bu kadar uğraşmazdım , üzülmezdim , öfkelenmezdim. Dünyada çalışan tek beyin seninki değil. Az veya çok bizimki de iş görüyor. ........... Okul bugün de beş saatti. Çıkış zili çaldığında çantamı omzuma takıp ceketimi ve telefonumu elime aldım. Okulun önüne çağırdığım taksiye bindiğimde Ayça evin yerini mesaj olarak atmıştı. Adresi adama verip camdan dışarıyı izlemeye başladım. Elimdeki telefonu tekrar açıp mesajlara girdim. Annemle konuşamazdım , sesini duymamla ağlamaya başlamam an meselesiydi. 'Anne ben eve geç geleceğim , bugün soyunma odamdaki dolabımı indirmişler. Önemli bir şey yoktu içinde. Bugünü de böyle tamamladık.' Ne yazdığımı tam düşünmeden göndermiştim. Telefonu çantama geri koyup kayan yolu izlemeye başladım. Taksiciye parayı verip indiğimde Batuhan'ın motoru görünmüştü. Taksici giderken motorun gelmesini bekledim. Batuhan motorunu evin önüne park edip kaskını çıkardı. Yüzüme bakıp bir şey söylemeden motordan indi. O evin kapısını açmaya giderken diğerleri de gelmişti. Ayça arabadan inip hemen yanıma geldi. -İyi misin ? Buldun mu kolyeni ? Kafamı sağa sola salladığımda Hakan beni Ayça'nın ilgisinden kurtarmıştı. -Sevgilim kızı bıraksana Hakan Ayça'yı kolundan tutup eve sürükledi. Gözlerimi bagajdan seyahat çantamı çıkarıp taşıyan Berkan'a diktim. Ona da kırılmıştım. Bir insan yeni tanıdığı hatta tanımadığı bir insana kırılır mıydı ? Gözleri gözlerimde bana doğru yürümeye başladığında bende adımlarımı onun adımlarına uydurdum ve tam karşısında durdum. -Çantam , Diyip elimi uzatmışken elimi ittirmişti. Ben de daha fazla üstelemeyip eve girdim. Hepsi girişte ayakkabısını çıkarmıştı. İyi de dün çıkarmamıştık ? Ayağımdaki ayakkabıyı çıkarıp kapının yanındaki kırmızı terliği giydim........ Masa yine kuruluydu. Hızlı bir şekilde yemek yiyip kalktım. Dün uyuduğum koltuğa oturup çantamdan kulaklığımı ve telefonumu çıkarıp müzik dinlemeye başladım. Başım ağrımaya başladığı için kulaklığı çıkarıp ayağa kalktım. Salondan çıktığımda çalışma odasının hafif aralık olan kapısından içeriyi izlemeye başladım. Ortada kocaman , yuvarlak , kahverengi bir masa vardı. Masanın etrafına altı tane dönen siyah sandalye konmuştu. Hakan Ayça'yla bir soru tartışıyordu. Berkansa masanın karşısındaki duvara monteli beyaz tahtaya bir şeyler yazıyordu. Batuhan nerede diye düşünürken biri beni sert bir şekilde içeri ittirip kendi de odaya girdi ve kapıyı kapattı. -Ders koridordan dinlenmez. Ayça'nın yanındaki koltuğa oturdum. Hepsi rahat kıyafetler giyinmişti. Ayça haki rengi V yaka , bol bluzunun altına gri bir eşofman giyip saçını tepeden topuz yapmıştı. Ayça gülümseyen suratıyla -Tam zamanında geldin. Şimdi Berkan Hoca engin fizik bilgileriyle bizi aydınlatacak. Hakan önüme boş kareli bir defter ve kalemlerinin bir kısmını attı. İki sevgiliye gülümseyerek baktım. Birbirlerine çok yakışan iki sevgili. Hakan'ın bana attığı bordo uçlu kalemi elime alıp Berkan'ın tahtada yazdığı başlığı deftere geçirdim. 'Özel Görelilik'. .............. Berkan tahtaya üç formül yazmıştı ve konuyu anlattıktan sonra soru çözmüştü. Konu çok basitti ve ben anlamıştım. Bu sanırım bugün yaşadığım ilk mutlu olay. Ayça herkese kahve yaparken ben de odaya çıkıp seyahat çantamdan beyaz uzun kollu bir kazak ve mavi bir eşofman çıkarıp giydim. Açık saçlarımı uzun uğraşlar sonucu çantadan bulduğum mavi tokayla tepeden bağlayıp yatağın üstüne attığım yeşil defteri elime aldım. Defteri açıp Ayça'nın komidininin üstündeki mavi tükenmez kalemle 'Gün 2' yazıp defteri kapattım. Yatmadan önce yazmayı unutmayayım diye defteri yastığımın altına koyup aşağı indim. Ders dinlemek biraz olsun kafamı dağıtmıştı. Orta okulda çok parlak bir öğrenciydim. Dokuz onda o parlaklığım yavaş yavaş sönüyordu. Bunu bildiğim halde bir şey yapmıyordum. On birinci sınıfsa boş geçmişti. Mutfağa girip bir sandalyeye oturdum. Boşta duran kırmızı kupayı elime alıp kahveyi yudumladım....... Kahveler bittikten sonra Hakan İntegralde Alan anlatacağı için ben çalışma odasından çıkıp salona girdim. Kitaplığın önünde bir masa iki sandalye vardı. Bunu kim buraya getirdi ki ? Diye düşünürken masanın üzerindeki not ilgimi çekti. -Madem Özel Görelilik dinledin artık Türev öğrenebilirsin , ben gelinceye kadar test çöz. Suratımda içten bir tebessüm oluşmuştu. Masanın üzerinde duran YGS soru bankalarından geometri olanını alıp açı testiyle başladım....... Hava iyice kararmıştı. Bugün gerçekten iyi çalışmıştım. Üç geometri , iki kimya testinden sonra Berkan salona girmişti. Yanımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Önce çözdüğüm testleri kontrol edip yanlışlarımı anlattı. Sonra da yayını bilmediğim bir kitabı açıp Limit konusunu anlatmaya başladı. Başlarda soyut olan konu grafiklere geldiğinde eğlenceli hale gelmişti. Akşam yemeğine kadar Limit konusunu bitirdi. Yemekten sonra da birkaç test çözüp kitapları kapattı ve arkasına yaslandı. Masanın üstündeki sağ elimin üstüne sol elimi koyup alnımı oluşturduğum minik tepeye koydum ve konuştum. -Bir an konu hiç bitmeyecek sandım. Berkan'ın keyifli sesi kulaklarıma dolduğunda gülümsedim. -Sıkıldın mı ? Başımı kaldırmadan konuştum. -İki yıldır hiçbir hocayı bu kadar uzun süre dinlemedim. Yemekten sonra babamla konuşmuştum. Ona ders çalışmaya başladığımı anlattım. Yarın okuldan sonra geleceğimi , beni merak etmemelerini söyledim. Salonun kapısının açılmasıyla kafamı masadan kaldırıp gülüşerek odaya giren üçlüye baktım. Üçü de ikişer tane kapla gelmişti. Berkan'la birlikte ayağa kalkıp televizyonun karşısındaki koltuğa kurulan üçlüye baktım. Altı kapta patlamış mısırla doluydu. Batuhan'ın sesiyle başımı ona çevirdim. -Deli yürek dolapta kola var. Bir zahmet hazırla da getiriver. Onların bu hallerine gülüp mutfağa gittim. Dolaptan üç litrelik siyah kolayı çıkardım. Tezgahın üzerindeki tepside altı tane büyük boy bardak vardı. Hepsine kola doldurup içeri geri girdim. Televizyonda açtıkları filmi görünce gülümsedim. İzlediğim ve tekrar tekrar izleyebileceğim bir film. Maskeli Süvari. Armie Hammer ve Johnny Deep başrolde. Elimdeki tepsiyi sehpaya bıraktığımda Berkan'ın kucağında ve yanında içi ağzına kadar patlamış mısır dolu iki kap vardı. Hakan'ın ışığı söndürmesiyle Berkan'ın yanına oturup kabı kucağıma aldım. Şimdi sinema zamanıydı........ Filmin ortalarında canım sıkılmıştı. Elimdeki yarıladığım kabı sehpaya koyup salondan çıktım. Mutfağa girip yağlı ellerimi ve ağzımı yıkadım. Elimi cebime atıp telefonumu çıkardım. Dış kapıyı açıp dışarı çıktım. Serin hava tüm hücrelerime hava üflerken bugün kaybettiğim şeyi düşündüm. Anneannemin en büyük hatırası yok olmuştu. Kapıyı arkamdan kapatıp ayağımdaki terliği ve çorabı çıkarıp ayaklarımı nemli çimenlere değdirdim. Birkaç adım atıp evin önüne oturdum. Evde hiç ışık yanmıyordu. Etrafımdaki ağaçlar çıkardıkları seslerle adeta rüzgarı selamlıyorlardı. Telefonu açıp yine o bayram günü dedemin anneanneme söylediği Barış Manço - Gülpembe şarkısını açtım. Bu şarkı benim için çok özel ve çok derin bir yerdeydi. Anneannemi ve dedemi düşünürken gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı. Dış kapının açılma sesiyle kapadığım gözlerimi aralayıp gözyaşlarımı sildim. Kapıdaki kişi yanıma gelip elindeki şeyi üstüme örttü. Üstümdeki şala sıkıca sarılıp arkama döndüm. Berkan gökyüzüne bakıyordu. -O kolye neyi ifade ediyor ? Bunu daha önce kimseye anlatmamıştım. Onun yanına geçip gözlerimi gökyüzüne diktim ve anlatmaya başladım. -'Sekiz yaşındaydım o sıralar. Bayramdan önce İzmir'e gidip dedemlerle vakit geçiriyordum. Bayram günü anne tarafı toplanmıştı. Geniş aile öğle yemeğini yerken küçük dayım eline gitarını alıp çalmaya başlamıştı. Anneannem mutfaktan limonata dolu sürahiyi getirirken dedem söylemeye başlamıştı şarkıyı. Sen gülünce güller açar gülpembe Bülbüller seni söyler Biz dinlerdik gülpembe Sen gelince bahar gelir gülpembe Dereler seni çağlar Sevinirdik gülpembe......... Annem sürahiyi alınca dedemle anneannem dans etmeye başlamıştı. Dedem şarkıyı bitirene kadar dans etmişlerdi. Dans bitince anneannem dedemin yanağını öptüğünde biz çılgınlar gibi şahit olduğumuz gerçek aşkı alkışlıyorduk. Oturduğum sandalyeden kalkıp dedemle annemin ayağına sarıldım. -Beni de sevin ! Dedem beni kucağına alınca ikine de sımsıkı sarıldım. Anneannem saçlarımı öpüp -Sen bizim aşkımızın minik meleğisin , biz olmasak bile sen hep var olacaksın. Anneannem kulağıma yaklaşıp dedem ve benim duyabileceğim bir ses tonunda konuştu. -Ve bizim kolyemizi annene değil sana vereceğim. Çünkü sen bizim meleğimizsin. Gülüşerek geçirdiğim en güzel günlerden biriydi.' Anneannem iki yıl önce kanser olduğunu ve iyileşemeyeceğini öğrendiğinde hepimizi toplayıp son kez bizimle konuştu. İlk kez o gün çıkardı kolyesini boynundan ve bana taktı. Önce istemesem de anneanneme destek ve moral olmak amaçlı kolyeyi taktım. Bir ay sonra da onu kaybettik.' Hıçkırıklarımı bir türlü durduramazken o acıyı yine en derinimde hissediyordum. Ben anneannemi çok özlemiştim. Duru sesini , mavi gözlerini , dedemle olan atışmalarını , beni korumasını...... İzmir'in güzelini çok özlemiştim ben. Berkan kolumdan tutup beni kendine çektiğinde onu durdurmayıp izin vermiştim. Kafamı göğsüne koyup ellerini sıkıca belime dolamıştı. İnsanların önünde ağlamaktan nefret ediyordum ben , ama şimdi sadece ağlamak istiyordum. Kollarımı beline sarıp hıçkırıklarımı tutmadan ağladım. İki gündür tanıdığım insana , rezil olduğum insana , röntgenlediğim adama sarılıp ağlıyordum. Hem de ikinci günümde ...... Hazır mıyız üçüncü güne ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE