Ne kadar süre öylece durduk bilmiyorum. Hıçkırıklarım azalmış , gözlerim ağlamaktan yanmaya başlamıştı. Kollarımı sardığım sıcak bedenden ayırdım. Ağlamak çok iyi gelmişti. Ruhum biraz olsun rahatlamış , içimde kopan fırtına biraz olsun dinmişti. Bir adım gerileyip soğuk gecenin beni kendime getirmesi için derin bir nefes aldım. Üzerimdeki şal kalın olsa da üşüyordum. Hava mıydı beni üşüten yoksa ayrıldığım sıcak beden miydi ? Berkan gri ,uzun kollu , ince tişörtüyle yine de sıcaktı. Gözlerimi ondan çekip gökyüzüne diktim. Gece tüm çocuklarını gökyüzüne serpmiş , aydınlık karanlığa savaş açıyordu. Her gün yaşanan savaşın bir galibi olmadığı gibi mağlubu yoktu. Sabaha doğru aydınlık hükümranlık kursa da akşam karanlık kuşatıyordu tüm kaleleri. Dış kapının açılma sesiyle yeni yeni alıştığım sessizlik bozulmuştu.
-Hey ! Yarın erken kalkacağız , içeri gelin.
Hakan bize seslenip kapıyı açık bırakmıştı. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum. Yıldızlara son kez bakıp
-İyi geceler ,
Dedim.Berkan'la göz göze gelmek istemiyordum. Onun kelimelerini beklemeden hızlı bir şekilde eve yöneldim. Ellerimi kendime sarıp boş olan merdivenleri tırmanmaya başladım. Odaya girince Ayça'yı pijamalarıyla yatakta bağdaş kurmuş halde buldum. Elindeki telefonla uğraşıyordu. Yatağımın yanındaki çantayı alıp yatağın üstüne koydum. Çantayı açıp içinden pijama çıkarırken Ayça'nın sesiyle ona döndüm.
-Daha kötü şeyler yaşayacaksın eğer gerçekten emin değilsen şimdi bırak.
Derin bir nefes alıp yumuşak yatağa çöktüm.
- Yaşayacaklarımı göze aldığım için buradayım. Pes etmeyeceğim.
Ona gülümseyip tekrar ayağa kalktım. Çantanın içinden makyaj malzemelerimi çıkarıp yatağın yanındaki komidinin üstüne yığdım. Makyaj temizleyicisini , diş fırçasını ve diş macununu bir elime ; yatağın üzerine bıraktığım koyu mavi pijamamı diğer elime alıp banyoya girdim. Hızlı bir şekilde üstümü değiştirip kişisel temizliğimi tamamladım. Artık uyumaya hazırdım. Banyonun ışığını kapatıp koridorun beyaz ışığıyla aydınlanan odaya girdim. Ayça çoktan uyku moduna girmişti. Bende duvar kenarındaki yatağıma girip yattım. İlk kez kendi evimden ve ailemden uzak bir yerde uyuyordum. Yeni tanıdığım insanlar her ne kadar sıcak olsalar da onlar bana yabancıydı. İnsanlara ne kadar güvenebilirdim ? Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Bugün çok yorulmuştum. Vücudumun , beynimin ve ruhumun dinlenmeye ihtiyacı vardı. Ve kolyeyi bir şekilde bulmam gerekiyordu. Yoksa İzmir'e , dedemin yanına , o kolyesiz gidemem..........
Ayça'nın sesiyle henüz uykusunu almamış gözlerimi araladım.
-Spora gidiyoruz ! Hadi kalk Buket ,
Spor mu ? Sabahın köründe mi ? Uykulu halimle mi ? Gözlerimi geri kapatıp onu duymamış gibi yaptım. Benim spora ihtiyacım yok ki. Üzerimdeki yorganın çekilmesiyle soğuk hava üstüme çullanmıştı. Kollarımı kendime sarıp gözlerimi açmadan cırladım.
-Spor iyidir , herkese tavsiye ediyorum. Ama şimdi değil , daha uygun bir zamanda.
Koridordan duyduğum sesle gözlerimi araladım.
-O çıtkırıldım denize düşüp ölür , sonra al başına belayı. Gelmesin sen de çabuk çık. Davete değil spora gidiyoruz.
Bu Batuhan çok uyuzdu. Çıtkırıldımmış , senin anadır çıtkırıldım ! Niye bu kadar sinirleniyorsam bu çocuğa ? 'Çünkü çok uyuz !' diyen iç sesimi tebrik edip yatakta oturur pozisyon aldım. Eğer spor salonuna gidecek olsaydık kalkmazdım ama sahilde spor yapmayı seviyordum. Zaten spor sahil veya park gibi alanlarda yapılmalı. Kapalı bir salonda o kadar insanla spor mu olur ? Kızların çoğu erkekler ve dedikodu ; erkeklerse kızları etkilemek için gidiyordu. Yani spor amacından sapıyordu. Ayça altına yan tarafında pembe çizgiler olan gri bir tayt , üstüne pembe tişört ve kıçını örtecek kadar uzun gri bir kapüşonlu giymişti. Sarı saçlarını yukarıdan at kuyruğu yapıp gözlüğünü çıkarmıştı. Yemyeşil gözleri vardı ve ben ilk kez görüyordum. Ayça çok güzel görünüyordu. Hakan'ın yerinde olsaydım onu çok kıskanırdım. Ayça bana gülümseyip odadan çıkınca ben de hazırlanmak için ayağa kalktım. Çantamı açıp içinden siyah , Nike eşofman takımımı çıkarıp giydim. Banyoya girip elimi yüzümü yıkayıp gözlerime eyeliner çektim. Saçlarımı sağ tarafımdan örüp siyah lastik tokayla bağladım. İşte spor şıklığı. Odaya geri girip siyah , bağcıkları mavi ayakkabımı ve telefonumu alıp odadan çıktım. Odadan çıktığımda benim gibi siyah Nike eşofman giyen Berkan'la karşılaştım. Bu bir tesadüf mü ? Yoksa bir sapığım mı var ? Berkan'ın sesiyle ona garip garip bakmayı bırakıp gülümsedim.
-Günaydın ,
-Günaydın ,
Merdivenlerden sessiz bir şekilde inip mutfağa girdik. Üçlü bizi beklemeden masaya kurulmuş kahvaltıya başlamışlardı bile. Hakan'la Ayça bize bakıp gülmeye başladı. kaşlarımı çatıp Berkan'a döndüm. O da pek anlamış gibi durmuyordu. Hakan'ın cümlesiyle Berkan önce benim üstüme sonra kendi üstüne baktı.
-Biz sevgili olduğumuz halde bu kadar uyumlu giyinemiyoruz.
Kızarmış yanaklarımla Ayça'nın yanındaki sandalyeye oturdum ve kendime kahvaltı servisi yapmaya başladım..........
Yarım saat olmuştu ve biz hala koşuyorduk. Koşmayı seviyordum ama nefesim tıkanmış , dilim damağımla bütünleşmişti. Su diye inlememek için kendimi zor tutuyordum. Benim dışımda hepsi halinden memnun . gülüşerek bir şeyler konuşuyorlardı. Zaten kahvaltıyı düzgün yapamadım. Ayça hemen masayı toplayıp beni de dışarı attı. Biri kolumdan tutup beni durdurdu. Benim yeni kahramanım Berkan ,
-İyi misin ?
Kafamı sağa sola salladığımda diğerleri de durmuştu.
-Yorulduysan duralım Buket ,
Bunu söyleyen düşünceli Hakan'dan başkası değildi.
-Ben size dedim bu çıtkırıldımı evden çıkarmayalım diye. Zaten onun yüzünden kaplumbağa hızında ilerliyoruz.
Ters ters Batuhan'a bakıp konuştum.
-Siz gidin , ben su içip size yetişirim.
-Ya kesin yetişir.
Hakan Batuhan'ı çekiştirip koşmaya devam ettiler. Ayça da iyi olduğuma kanaat getirince sevgilisinin arkasından koştu. Yine kalmıştık Berkan'la.
-Sen de gidebilirsin.
Berkan beni önemsemeyip yürümeye başladı. Ben de onun peşinden yürüyüp ona yetiştim. Küçük bir markete girip su aldım. Şişeyi kafama dikip tek nefeste bitirdim. Boş şişeyi elime aldığımda bana gülerek bakan Berkan'ı gördüm. O şişesinden sadece birkaç yudum almıştı. Sanki hiç koşmamışta iki adım atmış gibiydi. Boş şişeyi çöpe atıp Berkan'a doğru ilerlerken çocuğun biriyle sarıldığını gördüm.
-Sen ne zaman geldin buraya ?
Kumral düz saçlı çocuk sormuştu bu soruyu. Ben Berkan'ın yanında durduğumda koyu kahveleri beni buldu. Önce beni inceleyip sonra da Berkan'a bakınca daha geniş sırıttı. Elini bana doğru uzatıp
-Ben Cenk , Berkan'ın yakın arkadaşıyım.
Çocuğun uzattığı eli sıkıp
-Ben de Buket ,
Elimi çektiğimde sırıtışını bozmayan Cenk Berkan'ın omzuna vurup
-Yengemle beni niye tanıştırmadın ?
Yenge mi ? Ben mi ? Berkan ve ben mi ? Biz mi ? Üç gündür tanıdığım çocukla mı ? Ben mi ? Şoklanmış gibi Berkan'a bakmaya başladım. Bana kısa bir bakış atıp konuştu.
-Yengen değil.
İçimde hızlı kurulan cümleyle küçük bir burukluk hissettim. Bu kadar mı olanaksızdı. Demir'den hoşlanıyordum ama neden kendimi kötü hissettim ki ? Cenk bana bakıp ensesini kaşıdı.
-Kusura bakma.
Kafamı sağa sola sallayıp gülümsedim. Üç günlük tanıdığı kıza sevgilim diyecek hali yok ya. Cenk tekrar Berkan'a döndü.
-Yarış tarihleri belli oldu. Her zamankinden ,
Diyip daha yeni fark ettiğim elindeki siyah zarfı Berkan'a verdi.
-Yarışlara kadar buralardayım. Kumalarıma selam söyle.
Kumalar mı ? Berkan da gülümseyip kafasını salladı. Cenk bizden uzaklaşırken Berkan cebindeki telefonu çıkarıp birini aradı.
-Biz eve geçiyoruz.
Telefonu kapatıp tekrar cebine attı.............
Eve gelir gelmez kendimi odaya attım. Leş gibi ter kokuyordum. Çantamdan duş lifimi , duş jelimi , bornozumu çıkarıp okul kıyafetlerimi ve iç çamaşırlarımı kucağıma aldım. Hızlı bir şekilde banyoya girip duş aldım. Giyinip elime aldığım havlumla saçlarımı kurularken banyodan çıktım. Ayça eşyalarını eline alıp çıktığım banyoya girdi. Yatağa oturup hızlıca saçlarımı taradım. Saçlarımı yukardan at kuyruğu yapıp siyah kapüşonlu mu üstüme geçirdim. Telefonumu elime alıp kamerayı açtım. Gözlerime eyeliner ve rimel çekip yataktan kalktım. Okul çantamı alıp içini açtım. Evet kirazlı nemlendiricimi dudaklarıma sürüp dudaklarımı birbirine bastırdım. Artık hazırdım. Elimdeki telefonu çantamın ön gözüne atıp odadan çıktım. Eve gelirken Berkan'la pek bir şey konuşmamıştık. Çünkü o kulaklığını takıp birkaç görüşme yaptı. Bense arabada kös kös oturdum. Aşağı inip siyah ayakkabımı girdim. Dış kapıyı açtığımda serin havaya gülümsedim. Dışarıdan gelen sesle gülümsemem soldu.
-Ne kendi kendine gülüyorsun ? Bir delimiz eksikti , sayende tamamız.
Bu Batuhan'la yıldızlarımız hiç barışmayacak sanırım. Ona doğru birkaç adım atıp sırıttım.
-Her grubun bir delisi bir de şaklabanı olur. İkimiz tamamladık grubu.
Batuhan bana ters ters bakıp motorundan indiğinde geri geri yürümeye başladım. Hım , sanırım boku yedim. Çocuğun koyu kahve saçları , kaslı ve kestane rengi gözlerini kapatan siyah gözlükleri olduğundan bahsetmiş miydim ? Her ne kadar deli yürek dese de ben korkak olduğumu biliyordum. Bir şeye çarpmamla gerileyen adımlarım durmuştu. Biraz sonra çarptığım şey dile geldi.
-Batu , sakin kardeşim
Konuşan kişi Berkan'dı. Batuhan bu defa ona ters ters bakmaya başladı. sessizlik çökmüştü serin havaya. Batuhan'ın attığı histerik kahkaha ortamı biraz daha gerdi.
-Kardeşler zor zamanlarda terk edilmez , değil mi kardeşim ?
Batuhan kardeşim kısmını bastıra bastıra söyleyip motoruna bindi ve gitti. Öylece olan bitene bakıyordum. Bu ikisinin sorunu neydi ki ? Berkan arabasına doğru giderken ben de onun peşinden gittim. Arabayı çalıştırdığında yanına oturup emniyet kemerimi taktım. Yol uzundu ve Berkan hayli sessiz ve düşünceliydi.
-Özür dilerim ,
Dedim. Benim yüzümden kavga ettiler.
-Senin suçun yok.
Peki ya problem neydi ? Sormadım her ne kadar merak etsem de. Anlatmak isterse anlatırdı. Ben de o anlatana kadar Ayça'ya sorardım. Aklıma takılan diğer şeyi sordum.
-O çocuğun bahsettiği kumalar ne ?
Berkan gülümseyince ,Allah'ım ne tatlı gülümsüyor , ben de gülümsedim. Derin bir nefes alıp gözlerimi Berkan'dan çektim. Ben üç günde çocuğu röntgenliyorsam bir ay sonra ne yaparım kim bilir ? Kendi kendimi azarlarken Berkan'ın sesini işittim.
-Biz çocukluğumuzu hep bir arada geçirdik. İlkokula kavgayla başlayıp ortaokulda sıkı bir dostluk kurduk. Ailelerimizin ortak kararıyla bize bu evi sekizinci sınıfta aldılar. Özel derslerimizi burada alıp sürekli burada çalışırdık. Bazen bu evde sabahlardık. Bir nevi yurt hayatı.......Sekizinci sınıfın yazında ben onlardan ayrılıp Bursa'ya gittim. O benim Bursa'daki tek arkadaşım , kumalarda bizim tayfa. Eski grubumu biraz kıskanır.
Arabada geçen son konuşmaydı. Sonrası sessizlik dolu uzun bir yolculuk..........
İlk saatimiz boş olduğu için okula rahat rahat yetişmiştik. Sonraki dört saatte edebiyatçının soluksuz anlattığı iki ders ve fizikçinin , Mahmut Hoca'nın kadın versiyonu, delici bakışları altında Basit Harmonik Hareket dinledik. Yanlış anlaşılmasın , kadın bir tek bana delici bakıyordu. Ayrıca ne anlattığını anlamadım. İpler , yaylar , çemberler tahtaya garip garip bakarken birinin sırtımı dürtmesiyle arkama döndüm. Berkan'ın gülümseyen suratını görünce fizik dersinde gülünecek ne olabilir ? diye düşündüm.
-Bu konuyu anlaman için ilk konuyu öğrenmen gerekir. Okuldan sonra sana bir program yapalım. Eksiklerini ben sana anlatırım.
Gülümseyerek önüme döndüm. Bu yeni hocam hem yakışıklı hem de düşünceliydi. Ayrıca sabah ki tartışmadan sonra Batuhan'ın önüne oturmaktan vazgeçip Berkan'ın önüne oturdum. Beni korusa korusa Berkan korurdu. Kutsal zil sesiyle ayaklandım. Öğle arasıydı ve bizim öğleden sonra iki saat Mahmut'a dersimiz vardı. Haftanın bir tek Perşembe günleri yedi saatti. Diğer günler beşer saat. Dersler sayısal ağırlıkta olsa da iki saat edebiyat , bir saat coğrafya ve bir saat tarih dersi vardı. Berkan telefonla konuşarak sınıftan çıktı. Hakanla Ayça da kantinden tost almaya gidince ben de dışarıda parlayan güneşe bakıp üzerimdeki siyah kapüşonlumu çıkardım. Kapüşonlu mu sıraya bırakıp tek tabanca yemekhaneye gittim. Yemekhane bir hayli doluydu. Elimdeki yemek tepsisiyle boş bulduğum ilk yere çöktüm. Fırında tavuk ve çorba almıştım. Bu müdür tam bir Anadolu çocuğuydu. Bu yüzden yemeklerimizde memleket kokuyordu. Kaşığımı mercimek çorbasına daldırdığımda o müthiş koku boş olan midemi yakmıştı. Bu koku benim en sevdiğim koku ! Ben ortaokuldayken orta halli bir aileydik. Dedemin yatırımları ve amcamla babamın üstün zekasıyla büyük , zengin bir aile olduk. Bu zenginlik deden kalma bir miras değil , büyük bir aile emeğiydi. Evimiz , babamın ofisi , tarlalarımız kısaca hayatımız büyümüştü. Babam işleri İstanbul'a taşıyınca buraya taşındık. Ve ben İstanbul'a adım attığımda sekizinci sınıfa gidiyordum. Amcam oğlunu Amerika'ya yollamış. Benimle yaşıt olan kuzenim , Nisa , Ankara'ya yerleştiler. Nisa arada gelip bizde kalırdı. Ben de Ankara'ya giderdim. Bir keresinde çılgınlık yapıp gizlice abisinin yanına Amerika'ya gitmiştik. Tabi Semih abi bize bir gün zor dayanıp ertesi sabah geri göndermişti. Aklıma gelen anıyla sırıttım. Dedem çok kızmıştı , habersiz gitmemize. Çünkü bizi ona emanet etmişlerdi. Çorbayı yarılayıp tavuğa geçeceğim sırada duyduğum sesle iştahım kaçmıştı.
-Afiyet olsun , kostok.
Başımı kaldırdığımda önümde dikilen Rüya'yla karşılaştım. Kostok ? Bunu geçen Demir de söylemişti. Kafamı sağa sola sallayıp sırıttım.
-İnsanları taklit ederek bir yere varamazsın , karşıma özgün fikirlerle gel. Git biraz düşün , aaa doğru ya , senin düşünecek bir beynin yoktu.
Bu kızdan hiç hoşlanmazdım zaten. Onu önemsemeyip soğuyan çorbama tekrar gömüldüm.
-Bebeğim , al sana özgün fikir.
Başımdan aşağı dökülen yemekle çığlık atıp ayağa kalktım. Bu sürtüğün işi bitmişti ! Yemekhanedeki ses kesilmiş herkes yeni dedikoduya odaklanmıştı. Sinirden elim ayağım titrerken görüş alanıma Mahmut Hoca girdi.
-Rüya Görgen doğru müdür odasına.
Rüya bana sırıtarak yanımdan uzaklaşmıştı. Yemekhanedekiler bana gülerken onları umursamadım. Ama biri umursamıştı.
-Komik mi bu yapılan ?
Gözlerimi cümlenin sahibine çevirince karşımda İdil'i görmemle şok oldum. Beni savunuyordu. Bu ,okulunda ona tepki göstereceği anlamına geliyordu. Okulun birkaç sivrilmiş grubu vardı. Bunlardan biri de dokuzunca sınıftan beri basket takımının kaptanı ve her yıl bize madalya getiren Alper ve tayfası.
-İdil , bu okulun kurulduğundan beri geçerli kuralları var. Bu kurallara uymayanlar cezalandırılır gerek idare tarafından gerekse öğrenciler tarafından. Ve onun yerinde sen bile olsan aynı muameleyi görecektin. Hiç kimse vazgeçilmez değildir.
Ben de yemekhanedeki herkes gibi şok olmuş bir şekilde Alper'e bakıyordum. Bu çocuk armalıların en yetenekli kızını benim yüzümden tehdit etmişti. İdil yumruklarını sıkmış , Alper'e öldürecekmiş gibi bakıyordu. Dudaklarını araladığında ondan hızlı davranıp
-İdil , boş ver.
Saçlarım yapış yapıştı. İdil bana doğru gelip kolumdan tuttu. Birlikte yemekhaneden çıkıp karşı binaya yürüdük. Beni gören herkes gülüyordu. İdil'e doğru yaklaşıp
-Bunu yapmak zorunda değilsin. Başını belaya sokacaksın.
İdil siyah saçlarını sol omzunda toplayıp
-Ben kendi kararlarımı alabilecek yaştayım.
Kafamı yere eğdim. Bu kız fazla iyiydi. Eğer aynı şeyi ben değil de o yaşıyor olsaydı. Ben ona yardım etmeyi bırakın gülerdim sanırım. Birden kendimi çok kötü hissettim. Çocukken hep altın saçlı bir prenses olmak isterdim. Ama hiç düşünmemiştim , bir prenses kadar temiz kalbim var mı ? diye. Saçlarım mercimek çorbası olmuş , kıyafetlerimse yağlı tavuk kokuyordu. Soyunma odalarının bulunduğu koridora geldiğimizde durdum. İyi de benim kıyafetlerim linç edilmişti. Dolabım boştu. İdil benim durmamı önemsemeyip kendi sınıfının soyunma odasına girdi. Bir süre sonra oradan çıkınca elinde bir askı vardı. Üstünde de beyaz bir gömlek ve etek vardı. Gülümseyerek yanımda durdu ve bana askıyı uzattı.
-Sana olur mu bilmiyorum ama bunlarla idare et.
Elindeki Elseve şampuanı elime koyduğunda yaptığı iyilik karşısında ezilmiştim. Yanımdan geçerken kolunu tuttum.
-Ben , teşekkür ederim...... her şey için. Ama daha fazla koruma beni , canın yansın istemem.
-Sana şu anda sarılırdım ama fazla yemeklisin ,
Gülümsediğimde o da gülümsedi. İdil gidince ben de gözlüklerin kullandığı bir soyunma odasına girip dolapların yanından beş tane duş kabinli bölmeye ilerledim. En sondaki duş kabinine girip elimdeki askıyı ıslanmayacak şekilde astım. Ayağımdaki ayakkabıyı çıkarıp kapının arkasına koydum. Üzerimdeki gömleği ve eteği çıkarıp yere koydum. Siyah atletime de çorbanın suyu geçmişti. Onu da yere çıkarıp diğer iç çamaşırlarımı ıslanmayacak yere koydum. soğuk ve sıcak suyu açıp hızlı bir duş aldım. Saçlarımı üç kez şampuanlayıp suyu kapattım. Bir süre kurumayı beklesem de soğuğa dayanamayıp iç çamaşırlarımı giydim. İçimde atletim yoktu. Şu serin havada kesin hasta olacaktım. Çünkü ben kışın atlet giymezsem hasta oluyordum. Saçlarımı çamaşır sıkar gibi sıkıp açık bıraktım. İdil'in verdiği kıyafetleri üstüme geçirdiğimde az çok bedenlerimiz uyuyordu. Sadece onun diz üstüne gelen eteği benim dizime geliyordu. Yerdeki eşyalarımı elime alıp duş kabininin kapısını açtım. yere koyduğum ayakkabıları ayağıma geçirip elimdeki yemekli kıyafetlerle dolapların olduğu bölmeye girdim. Elimdeki kıyafetleri çöpe atıp İdil'in bana verdiği şampuanı elime alıp soyunma odasından çıktım. Duvara yaslanıp kollarını göğsünde bağlayan Berkan'la göz göze geldim. Üzerimi süzüp kaşlarını çattı. Duvardan ayrılıp bana doğru gelirken öylece durdum. Saçlarımdan damlayan sular gömleğimi ıslatırken tüylerim diken diken olmuştu. Gözlerimin içine bakıp yarım adımlık mesafe de durdu. Fazla yakındık , olması gerekenden fazla. Ve ben nefes alıp vermek dışında hiçbir şey yapmamıştım. Sıcak eli şampuanı sıkan elime değdiğinde vücudumun gerildiğini hissettim. Kalbime anlam veremediğim bir şey olmuştu. O benim ne halde olduğumu önemsemeyip elimdeki şampuanı aldı ve yere koydu. Bense kaybettiğim kelimelerimi arıyordum zihnimin duvarlarında. Mavileri tekrar maviliğime değdiğinde elindeki şeyi omuzlarıma örttü. Anlamsız şeyler hissediyordum , gözlerimi çekemiyordum gözlerinden. Çok yakındı ve kokusu burnuma dolarken bu hiç iyi değildi. Avuçlarımın içi terlemişti. Kalp atışlarımın hızlandığını hissediyordum. Sanki o komut vermişçesine onun omzuma örttüğü siyah cekete kollarımı geçirdim. Dudakları hafif kıvrıldığında kalp atışlarım biraz daha hızlanmıştı. Gözlerini gözlerimden çekip cekete çevirdiğinde derin bir nefes aldım. Kısacık bir andı ve tekrar gözlerime baktığında tuttuğum nefesimi vermeyi unutmuştum.
-Nefesini ver ,
Dediğinde önce anlamsızca baksam da sonra ciğerlerime baskı kuran nefesi dışarıya verdim. Ceketin fermuarını sonuna kadar çekip tekrar gözlerime baktı.
-Bu ceketi eve gidene kadar çıkarma , açma.
Kafamı aşağı yukarı sallayıp onu onayladım. Ellerini bu defa ceketin içinde kalan sarı saçlarıma getirdi. Sarı saçlarımı tek eliyle toplayıp ceketin dışına çıkardı. Ellerini pantolonun cebine sokup bir adım geriledi. Açılan mesafe biraz olsun aramızdaki anlamsız o şeyi durdurmuştu. Yavaş yavaş düşüncelerim beni bulduğunda hissettiklerimin yanlışlığı tokat gibi yüzüme çarpmıştı. Üzerimdeki kıyafetlerin sahibi bu derin maviliklerin sevgilisine aitti. O kız bana yardım edip tüm okulu karşısına almışken ben onun sevgilisiyle burun burunaydım , kalbim anlamadığım atışlarla beni zora sokuyordu. Ayrıca ben Demir'den hoşlanıyordum. Değil mi ? Gözlerimi kapatıp içimden tekrar etmeye başladım. Onun sevgilisi var ! Onun sevgilisi iyi bir kız ! Onun sevdiği biri var ! Gözlerimi açıp derin maviliklere baktım. Hiçbir şey söylemeden yanından geçerken ismimi söylediğinde bir an durdum.
-Buket ,
Unutma Buket onun sana yardım etmiş bir sevgilisi var ! Hızlı adımlarla okulun spor binasından çıkıp ana binaya doğru ilerledim. Soğuk havada derin derin nefesler alırken bahçedeki birkaç kişi beni işaret ediyordu. Onları önemsemeden okula girdim. Hislerim çok yanlıştı ve benim kendimle yüzleşmem gerekiyordu. Ona his besleyemem ,
O iyi kalpli yakışıklı prensti , ama onun beklediği temiz kalpli prenses ben değildim............
Ve bunu bilmek içimde yine bir burukluk oluşturmuştu.