GÜN 3 BÖLÜM 2 (AKŞAM YEMEĞİ )

2257 Kelimeler
O iyi kalpli yakışıklı prensti , ama onun beklediği temiz kalpli prenses ben değildim... Ve bunu bilmek içimde yine bir burukluk oluşturmuştu. Ellerimi Berkan'ın ceketinin cebine sokup hızlı adımlarla okula girdim. Okulun içi sıcaktı ve bu sıcaklık uyuşmuş beyin kıvrımlarımın çözünmesini sağlamıştı. Ben İdil'in şampuanını verecektim ! Girdiğim okuldan geri çıkıp spor binasına ilerledim. Umarım Berkan yoktur , cümlesini içimden geçirirken spor binasına girip soyunma odalarının bulunduğu koridora çıktım. Boş koridor içimde yeşeren umudumu kırmıştı. Ne Berkan vardı ortada ne de onun yere bıraktığı şampuan. Yüzüm asık bir şekilde geldiğim gibi tekrar okul binasına girdim. Hızlı adımlarla üst kata çıkıp sınıfa girdim. Sınıf dolu görünüyordu , Batuhan ve Berkan haricinde herkes var gibiydi. Sıralarında oturan Ayça ve Hakan zil çalarken ayağa kalkıp yanıma geldiler. İkisi de aynı anda -İyi misin ? Diye sorunca hafifçe gülümsedim. Uyumlu çift. Soruya ne cevap verebilirim diye düşünüyordum. Ana yemeğe geçemeden tepsi dolu yemek başımdan aşağı boşaltılmıştı. Nasıl olabilirdim ki ? Kafamı belirli belirsiz sallayıp sırama geçtim. Karnım hala açtı. Gözlerimi kapalı olan sınıf kapısına diktim. Şu Mahmut hoca teşrif edip gelse de dersi anlatsa , biz de gitsek. Açılan kapıyla içeri Berkan girdi. Derin mavileri maviliklerimle buluşunca sırasına geçmesini izledim. Arkamdaki sıraya oturduğunda üstümdeki ceketin fermuarını indirmeye başladım. Artık sınıfa geldiğimize göre ben de kendi ceketimi giyebilirdim. Berkan arkadan omzuma dokununca durdum. Kafamı çatılmış kaşların sahibine çevirdim. Mavileri biraz sinirli gibiydi. Anlamsızca baktım , bu çocuğun derdi ne ? -O fermuarı çek , eve gidince çıkarırsın. Tıslayarak kısık sesle kurduğu cümle bu defa benim kaşlarımın çatılmasına sebep oldu. -Neden ? Fermuarı kapatmamıştım. Daha üç gündür tanıdığım çocuk hangi cesaretle bana emir veriyordu. Berkan biraz daha yaklaşıp kısık sesle kulaklarıma kadar kızaracağım o cümleyi kurdu. -İçin görünüyor. Yine çok dürüst davranan Berkan'la göz temasımı hızla kestim ve açtığım fermuarı geri sonuna kadar çekip kapattım. Duyduğum cümle kesinlikle beklediğim kelimelerden oluşmuyordu. Önüme dönüp kollarımı göğsümde bağladığım sırada Mahmut Hoca sınıfa girdi. Adam iki saat boyunca kesintisiz ders anlattı. Sınıfta konuya Fransız olan bir ben vardım. Kendimi Mahmut Hoca'yı dinlemeye zorluyordum. Günün rezilliğini daha sonra düşünmek üzere erteledim. Okul bitti , zili çaldığında çantamı toplayıp ceketimi çantama attım. Sınıf yavaş yavaş boşalırken Ayça Hakan'la önden çıktı. Ben de iki saat boyunca göz göze gelmemeye çalıştığım Berkan'a baktım. Çantasını omzuna takıp sınıftan çıktığında peşi sıra ben de sınıftan çıktım. Merdivenlerden inerken fazla sessizdik. Okuldan çıktığımızda sessizliği bozan ben oldum. -İşin var mı ? Yani eve mi geçeceksin ? Sonra sorduğuma pişman olmuştum. Aptal Buket ! Ne saçmalıyorsun ? Çocuk senin şoförün mü de seni her gün eve götürsün ? Binsene taksiye. Paran mı yok ? Çocuğa zaten rezil oldun ! kendi kendimi azarlarken Berkan konuştu. -Eve geçeceğim. Kafamı aşağı yukarı sallayıp yürümeye devam eden Berkan'ın sırtına baktım. İnsan bir sorar sen de gidiyor musun diye ? Öküz ! Derin bir nefes alıp verdim. Yine kaldık mı taksiye. Berkan arkasını döndüğünde gözlerimi sırtından çekip gözlerine diktim. -Gelmiyor musun ? Gülümsememek için dudaklarımı dişlerken hızlı adımlarla yanına vardım. Tatlı ve kibar çocuk........ Araba yolculuğumuzu radyodan çalan müzikle tamamladık. Eve geldiğimizde arabadan inip hızlıca eve doğru yürüdüm. Görünürde ne Batuhan'ın motoru ne de Hakan'ın arabası vardı. Eve ilk biz gelmiştik. Kapının önünde durup Berkan'ın gelmesini bekledim. Berkan kapıyı açtığında ayakkabılarımı çıkarıp hızlı bir şekilde yukarı çıktım ve odaya girdim. Kapıyı ayağımla kapattığımda üzerimdeki ceketi çıkarıp yatağın üstüne attım. Odanın içindeki banyoya girmemle gözlerim aynayla buluştu, Berkan'ın ne demek istediğini anlamıştım. Bu gömlek fazlasıyla şeffaftı. İçimdeki siyah sutyen görünüyordu. Yüzüm biraz daha kızardı. Gömleği elime aldığımda dikkat etmeden direk üstüme geçirmiştim. Ve şu an gömleğin kuru hali bu kadar belliydi, peki ya duştan çıktığım hali ? Vücudum ıslaktı ve gömlek üstüme yapışmıştı. Kafamı sağa sola sallayıp soğuk suyla elimi yüzümü yıkadım. Neden sürekli rezil oluyorum ki ? Banyodan çıkıp odaya tekrar girdim. Seyahat çantamı yatağın üstüne koyup içindeki eşyaları dolaba yerleştirdim. Çantanın içi boşalınca çantayı yatağın altına koydum. Dolaba ilerleyip kapattığım kapağı tekrar açtım. Üzerime siyah bir atlet giyip siyah , salaş , call my agent yazan tişörtü geçirdim. Dışarıda esen rüzgar içime işleyip beni üşütse de içerisi bir hayli sıcaktı. Altıma da siyah bir tayt geçirip yatağın üstüne bıraktığım Berkan'ın ceketini elime aldım ve odadan çıktım. Mutfağa girdiğimde boş olduğunu gördüm. Salona gireceğim sırada kapı çaldı. Kapıya ilerleyip açtım. Hakan'la Ayça'yı görünce gülümseyip salona girdim. Berkan salondaki masaya yerleşmiş bir şeyler okuyordu. Masanın üzerinde kağıtlar ve dumanı üstünde iki kupa kahve vardı. Gülümseyerek kapıyı arkamdan kapatıp masaya ilerledim. Berkan üzerine gri bir tişört ve gri bir şort geçirmiş , sandalyeye rahat rahat yayılıyordu. Ne kadar rahat olursa. Yanındaki sandalyeyi çekip oturduğumda mavi gözlerini çevreleyen siyah gözlükleriyle bana baktı. Bu çocuk bu gözlüğü arada sırada takıyordu. Bildiğim kadarıyla gözlüğü tak çıkar tak çıkar yapıldığında gözlük numarası büyüyordu. Elimdeki ceketi ona uzatıp -Teşekkür ederim , Berkan kafasını aşağı yukarı sallayıp ceketi sandalyesine astı. Elindeki kağıdı benim önüme koyup -Bu senin çalışma programın , biraz ağır görünebilir ama zaman kısıtlı. Bir haftalık programı elime alıp inceledim. Genel olarak YGS ağırlıktaki programı masaya geri bırakıp bana bakan maviliklere geri döndüm. -Benim dokuz ve onuncu sınıfım tam , ben on birde dersleri boşladım. Daha çok LYS odaklı konuları öğrenmem gerekli. Önce takım değiştirmiştim. Şimdi de ders çalışma programı ayarlıyordum. Peki ya benim amacım ders çalışmak mı ? Ben bu yüzden mi takım değiştirdim ? Neden gözlükler gibi davranıyorum. Onların mekanında takılmam , onlar gibi olmamı gerektirmiyordu ki. Değişen şey neydi peki ? Berkan'ın sesiyle düşüncelerime ara verdim. -Ne düşünüyorsun ? Gözlerimi boş baktığım duvardan çekip tekrar mavilere diktim. -Ders çalışmaya başlamak...... Buraya geldiğimden beri uzun süre önce bıraktığım alışkanlıklarım yeniden gün yüzüne çıkmaya başladı ve bunların başında kitaplar geliyor. Neden ders çalışmayı bıraktığımı bilmediğim gibi neden başladığımı da bilmiyorum. Buraya geleli üç gün olmasına rağmen hızlı bir değişim değil mi ? Çalışmak için bir amacımın olduğunu da sanmıyorum. Berkan kupasından büyük bir yudum alıp kupayı tekrar masaya bıraktı. -Zaman insan için kısıtlı bir süredir. Çünkü senin için ilerleyen zaman şeridi ne zaman kopar bilemezsin. Bu yüzden aldığın kararların süresi değil niteliği önemlidir. Ve aldığın kararlarının iyi veya kötü olduğunu sen belirlersin. Çok mantıklı konuşmaydı. Hocam zeki , dürüst , yakışıklı olduğu kadar mantıklıydı da. 'Buket çocuğa hayran hayran bakmayı kes.' İç sesimin uyarısıyla gözlerimi Berkan'dan çekip masaya diktim. -Benimle gel , Berkan ayaklanınca ben de onun gibi kupamı alıp ayağa kalktım. Salondan çıkıp mutfağa girdiğimde üçlü masanın etrafında bizim gibi kahve içiyordu. Batuhan ne zaman geldi ki ? diye düşünerek Hakan'ın karşısındaki sandalyeye oturdum. Berkan'da benim yanımdaki sandalyeye çöktü. Berkan bana doğru yaklaşıp -Hadi sor , Kaşlarımı çatıp ne kast etmeye çalıştığını anlamaya çalıştım. Gram bir şey anlamadığım cümlesine tek kelimelik soruyla karşılık verdim. -Neyi ? Berkan derin bir nefes alıp -Amaçlarını Benim jeton düşünce masada bizi izleyen üçlüye gözlerimi çevirdim. Bakışlarım karşımda oturan Hakan'da durdu. -Hakan , ders çalışmandaki amaç ne ? Hakan saçını kaşıyıp konuştu. -Babam hakim , annem avukat. İkisi de Türkiye de çok tanınmış insanlar. Çocukluğumdan beri hayalim savcı olmak. Savcı olduğumda yeşil gözlü bir rapunzelle evlenmek istiyorum. Son cümlesinde elini Ayça'nın sandalyesine atıp sırıttı. Bakışlarımı Ayça'ya çevirdiğimde kızarmış suratıyla konuşmaya başladı. -Benim amacım aile geleneğini sürdürmek. Annem , babam , amcam , teyzem , kuzenlerimin üçü doktor. Dedemle babaannemde doktordu. Bize ait özel bir hastane var. Ben de o hastane de çalışmak ve mavi Range Rover arabalı esmer prensin evlenme teklifini o zaman kabul etmek istiyorum. İki sevgiliye bakıp gülümsedim. Ayça'ların hastanesi özel ve önemli hastanelerimizden Aldemir Hastanesi. Bakışlarımı kaşlarını çatıp iki sevgiliye bakan Batuhan'a çevirdim. Gözlerini bana çevirdiğinde konuştu. -Ben şirketlerin başına geçeceğim. Çünkü benden başka varis yok. Evlenmeyi de düşünmüyorum. Masadakiler Batuhan'ın son cümlesiyle gülmeye başladı. -Evlenmeyeceksen senin varislerin kim olacak ? Bu soruyu sırıtan Hakan sormuştu. Batuhan ters ters bakıp -Yaşım ilerleyince her şeyi satıp karılarla yiyeceğim , Ayça kocaman bir kahkaha atıp konuştu. -Sen de o anne varken bizden önce evlenirsin. Çocukken annesi veli toplantılarına gelip tatlı bulduğu kızları gelinim diye severdi. Batuhan da dayanamayıp gülmeye başlamıştı. Bu defa Berkan konuştu. -Annesi veli toplantısına gelmesin diye verilen davetiyeleri yırtardı. Annesi veli toplantısı bitince de davetiyeyi sorardı. Biz de vermediler ya da kayıp diyerek yalan söylerdik. Gülüşmeler herkesin yüzünde tebessüme dönüşmüştü. -Çünkü o zamanlar birbirimize çok güvenirdik. Batuhan soğuk cümlesini masaya bırakıp mutfaktan çıktı. Oluşan tebessümler yok olmuş. Yerini düşünceli yüz ifadelerine bırakmıştı. Berkan ayağa kalkıp -Artık ders çalışalım. Başımı sallayıp Berkan'ın peşinden salona girdim. Bu ikisinin meselesini merak etmeye başlamıştım............. Akşama kadar ders çalışıp evlerimize dağılmıştık. Araba evimin önünde durduğunda emniyet kemerimi çıkarıp Berkan'a döndüm. -İyi geceler , Ayağımın birini dışarı çıkardığımda Berkan'ın sesiyle durdum. -Buket , Torpidodan çıkardığı dörde katlanmış kağıdı bana uzatıp -Çalışma programın , eksikler varsa tamamla. Haftaya da onun gibi bir program yaparız. Gülümseyip arabadan inip çantamı omzuma taktım. Eğilip Berkan'a teşekkür edeceğim sırada arkamdan gelen sesle yerimden sıçradım. -Aaaa , Berkan hoş geldin. Kafamı ne zaman geldiğini anlamadığım anneme çevirdim. Gülümseyerek Berkan'a bakıyordu. Berkan arabayı söndürüp indi. -İyi akşamlar Sevim Hanım , nasılsınız ? Gözlerim ikili arasında mekik dokurken annem konuştu. -İyiyim , oğlum. Yemek yememişsiniz sanırım. Buket aç olduğuna dair mesaj atmıştı. Akşam yemeğini bizimle yer misin ? Koca cümlede takıldığım tek şey oğlum kelimesiydi. Oğlum ? kesinlikle annemin kullandığı bir kelime değildi. Annem daha çok isimle hitap ederdi ya da delikanlı veya çocuğum derdi. Onu da kendi öğrencilerine söylerdi. Berkan gibi genç insanlara delikanlı tabirini kullanan annem , çocuğa oğlum demişti. Ağzım açık anneme bakakalmıştım. Ah anne ah ! -Çok isterdim efendim , babam seyahatten döneli birkaç gün oldu. Belki başka bir gün gelirim. Berkan'a minnetle baktım. Anneme bunun hesabını kesinlikle soracağım. Annem gülümseyerek konuştuğunda bir şok dalgası daha yedim. -Babanla konuşup izin al , ben sana bir tabak koyuyorum. Deyip eve giden annemin arkasından şaşkınca bakakaldım. Berkan'ın sesiyle gözlerimi ona çevirdim. -Eğer rahatsız olursan gidebilirim. Yüzümdeki şok ifadeyi silip hafifçe gülümsedim. -Hayır. Akşam yemeğinde bize eşlik etmen beni mutlu eder. Berkan da gülümseyip arabasını kilitledi ve telefonunu çıkarıp bir şeyler yazdı. -Annen çok sıcak bir insan. Çok şanslısın. Kafamı aşağı yukarı salladım ve eve doğru yürümeye başladık. Kapıyı Buse açınca onun da sırıtan suratına şaşkın bir bakış yolladım. Ben eve geldiğimde kapıyı açmaya tenezzül etmeyen kardeşim Berkan'ı kapıda karşılıyordu. Annemle Buse beni iyice korkutmaya başlamışken babamın tepkisini merak ediyordum. Ayakkabılarımızı çıkarıp Buse'nin bize verdiği terlikleri ayağımıza geçirdik. Kapıyı kapattığımda Buse elini Berkan'a uzatıp -Merhaba Berkan abi , ben Buse Berkan , Buse'nin elini sıkınca koridorda annem gözüktü. Işıldayan suratıyla Berkan'ı kolundan tutup salona götürdü. Berkan da dünden razıydı sanırım bu duruma. Ben dikilmiş annemle Berkan'ın gidişini izlerken Buse koluma dirsek attı. -Annemin söylediğine göre derslere başlamışsın , çocukta gerçekten yakışıklıymış. Allah herkese senin gibi çirkin şansı versin. Diyen sırıtan Buse'ye sus işareti yaptım. Çirkin değildim , bu bizim iletişim şeklimizde. Çok ahım şahım bir güzelliğe sahip olduğumu da iddia etmiyordum zaten. Salona girecekken Buse kolumdan tuttu. -Annem üç günde bu çocukla bu kadar iyiyse bir ay sonra damadım demezse ben de bir şey bilmiyorum. Sarı saçlarını savurarak içeri giden kardeşime baktım. İstemesem de Buse haklıydı. Annem bu çocuğa gereğinden fazla ısınmıştı. Elimdeki çalışma programını çantama koyup çantamı kapının yanında bıraktım. Salona girdiğimde tüm aile bireyleri masadaydı. Berkan'ın karşısındaki ve yanındaki koltuk boştu. Ben de karşısına oturup sohbete dahil oldum......... Akşam yemeğini annemin Berkan'a yağdırdığı övgüler ve bana söylediği yergilerle tamamladık. Beceriksizliğimi , yemek yapamadığımı ne diye el alemin çocuğuna anlatırsın ki ? Bir de çocukluk anılarımı konuşup gülüştüler. Çocukken kafamı atların su içtiği bölmeye soktuysam bundan Berkan'a ne ? Yemekten sonra annem bizi benim odama postaladı. Neyse ki odam topluydu da çocuğa rezil olmadım. Çalışma masamda iki tane sandalye görünce bir şok daha yedim. Bu annem zaten hazırlıklıymış. Berkan kitaplarıma ve masama bakıp -Sana kitap lazım , Deyince başımı aşağı yukarı salladım. Berkan işi olduğunu söyleyip anneme ve babama teşekkür edip evden çıktığında ben de ona arabasına kadar eşlik ettim. Berkan arabanın kapısını açıp gözlerime baktı. Gülümseyip konuşmasını bekledim. -Teşekkür ederim , her şey için. Güzel bir akşamdı. Ensemi kaşıyıp konuştum. -Ben bir şey yapmadım ki , annem çok beceriklidir. Hem sana da çok ısınmış. Benim için de güzel bir yemek oldu. İyi geceler -İyi geceler , Diyip arabasına bindi. Bir süre giden arabanın arkasından bakıp eve yöneldim. Annem sırıtarak evin kapısından bana bakıyordu. Kaşlarımı çatıp konuştum. -Onun sevgilisi var. Bu cümle yeterliydi onun için. Bir şey söylemek için aralanan dudaklarını kapatınca yanından geçip odaya çıktım. Masanın üstündeki çalışma programından Perşembe gününün derslerini tamamlayıp masadan kalktım. Dolabımdan sarı , üstünde ayıcık olan pijamamı çıkarıp üstüme geçirdim. Işığı söndürüp yorganımın içine girdim ve bugün yaşadıklarımı düşünmeye başladım. Okulun bana olan düşmanlığını gördüm. İdil beni savunup onlara cephe aldı. Bana verdiği gömleği bilerek mi verdi ? diye düşünürken onun da o tarz gömleklerle okulda dolaştığını anımsadım. Benim gömleklerim kesinlikle iç göstermeyen cinstendi. Gözlerimi kapattığımda birden o maviler belirdi. Derin bakan maviler. Ve evet bugün Berkan'la da çok şey yaşadım. Öncelikle onunla yakınlaştım. Demir benim hoşlandığım ikinci çocuktu ama Demir'le hiç yakınlaşmadım. Bir de çocukluk aşkım vardı. İlk kez birine seni seviyorum , demiştim. Sonra da İstanbul'a taşındık. Bir daha da onu aramadım. Belki de Berkan'a hissettiklerimin çoğu bana yaklaşan ilk erkek olduğundan dolayıydı. Tabi ya ! Başka ne olabilir ki ? Benim ailem çok muhafazakar bir aile. Babam bırakın bara gitmemi , akşam eve geç dönmeme bile kızar. İlk kez bilmediğim bir yerde konaklamam için izin vermişti. Ben ilk kez geçen sene gitmiştim bara. İçkilerin havada uçuştuğu , her yerde ayyaşların dans ettiği , leş gibi ter ve sigara kokan o iğrenç yere. Yüzümü buruşturup aklıma gelen şeyle yataktan kalkıp ışığı açtım. Masamın üstünde kapalı duran yeşil defteri açıp 'Gün 3' başlığını atıp yaşadıklarımı kelimelere döktüm. Son cümleyi içimden tekrar edip defteri kapattım. 'Ona karşı bir şey hissetmemeliyim.' Işığı kapatıp hayli yorgun düşen vücudumu yatağa kadar sürükledim. Artık uyku vaktiydi...... Aksiyon dolu 4.Güne hazır mıyız ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE