GÜN 4 (TUZAK)

2880 Kelimeler
Yorgun gözlerimi başucumda çalan alarmla açtım. Bedenim öyle bitap düşmüştü ki sanki ben uyurken üstüme bir fil kabilesi yerleşmişti. Elimi yorganın altından çıkarıp çalan alarmı kapattım. Aynı hızla yastığımı kafamın altından çekip yüzüme koydum. Karanlık her zaman en ideal olandı. İçimde adını koyamadığım bir huzursuzluk peydah oldu . Belki de bugün okula gitmeyi bu yüzden istemiyordum. Kapımın hızla açılmasıyla yüzümdeki yastığı alıp yere fırlattım. Buse hareketimi pek önemsemeden konuşmaya başladı. -Abla , annem Berkan abiyi kahvaltıya çağırdı. Bilmek istersin diye düşündüm. Buse bu mükemmel (!) haberi verip aynı hızla odadan geri çıktı. Tavana boş boş bakan gözlerimi kapatıp tüm enerjimi zihnime ayırdım. Kahvaltı ? Berkan ? Biz ? Gelmek ? Yatakta hızla oturur pozisyon aldım. Bu annemin derdi neydi tam olarak ! Bu kadın ben çıldırayım diye mi yapıyor ! Çocuğu tanıyalı üç gün oldu bu ne samimiyet ! Yorganı üzerimden atıp ayaklarımı soğuk zemine değdirdim. Yorgun bedenimin yatakla temasını kesmek hücrelerimi hayli üzmüştü. Hücrelerimin psikolojisini bir kenara bırakıp odadan çıktım. Hızlı adımlarla aşağı inip salonda gülüşen ebeveynlerimin karşısına dikildim. Annemin surat ifadesi hayli mutluydu. Babamsa annemin mutluluğundan bir hayli mutlu oluyordu. Kollarımı göğsümde kavuşturup -Anne ! Onu niye kahvaltıya davet ettin. Diye cırladım. Ben sana onun sevgilisi var , demedim mi ? Sen niye böyle yapıyorsun ? Annem gözlerini kısıp kınayan ses tonuyla konuştu. -Ne kadar ayıp. Misafire hiç öyle denir mi ? Annem pes edeceğe benzemiyordu. İsyan çığlıkları atan bakışlarımı babama diktim. -Baba , Aralanan dudaklarım babamın sözümü kesmesiyle kapanmıştı. -Annen öyle uygun görmüş. Sen bir an önce hazırlanmazsan okula pijamalarınla gideceksin. Of baba of ! Karına da laf söyletme ! Yemedik karını ! Babamın da bu huyu beni benden alıyordu. Tamam anladık aşıksınız da biraz da empati kurun. İçimden babamın suratına doğru , onun sevgilisi var , diye haykırmak geçse de yapmadım. Çünkü alacağım cevap , sana ne bundan , şeklinde olacaktı. Ebeveynlerime söylenerek odama girdim. Okul kıyafetlerimi üstüme geçirip saçlarımı yandan ördüm. Bu Berkan sabah sabah niye geliyordu ki ? Bak ona da sinirlendim. Bugünkü ders programına göre çantamı ayarlayıp çalışma programımı çantamın içine attım. Gözüme kalem sürüp kirpiklerime rimel çektim. Elmacık kemiklerime belirli belirsiz allık sürüp bordo rujumu çantama attım. Dolaptan çıkardığım siyah deri ceketle telefonumu elime alıp çantamı omzuma taktım. Odadan çıktığımda Buse'yle daha doğrusu bana sırıtarak bakan Buse'yle karşılaştım. Elimdeki telefonu çantama attığımda konuştu , evin , küçük her şeyi bilen sıçanı. Beni sinirlendirdiğinde ona hep söylediğim gibi , Sıçan. -Enişte beyde teşrif etti gelin hanım. Dişimi sıkıp elimdeki ceketle Buse'ye vurmaya başladım. Buse kahkaha atıp aşağı indiğinde ben de beş karış suratımı düzeltip aşağı indim. Salona girdiğimde gülüşme sesleri devam ediyordu. Annem yine iş başındaydı ve bu beni çok korkutuyordu. Gülümseyen Berkan'la göz göze geldim. Derin mavilere tıpkı onun gibi gülümseyip -Günaydın , Dedim. O da günaydın diyerek karşılık verdiğinde çantamı ve ceketimi koltuğa koydum. Annem herkesi masaya geçirince Semra abla servise başladı. Çok şaşıracaksınız ama ben Berkan'ın tam karşısına oturdum. Ne kader ama ! Allah'ım sen günah yazma , cadı annemi görüyorsun işte. Yoksa benim sevgilisi olan evli barklı çocuklarla ne işim olur ? Kahvaltımız yine gülüşerek geçmişti. Annemin Berkan'ı niye çağırdığını konuşulan konudan anlamıştım. Annem dün akşamki yemekte benim çocukluğumda yaptığım mallıkları tam anlatamamıştı. Kahvaltıyla tamamlayıp rahatladı. Ne var sanki çocukken bana uzatılan çiçeklerin kafasını ısırıp çiğnediysem. Ne var sanki annemin telefonunu dişleyerek tuş takımını bozduysam. Ne var sanki Pazar alışverişinde amcaları baba diye kovaladıysam. Hayır bunu niye Berkan dinliyor ? Beni niye rezil ediyorsunuz ? Benim dışımda herkes için güzel geçen kahvaltının ardından Berkan'la birlikte okula gitmiştik. Şaka maka bu çocuk iyice şoförüm oldu benim. Babam bir an önce yaptırsa arabamı da ben de rahat etsem........... Okul beş saatti ve herhangi bir sorun yaşamadan günü tamamlamıştım. Bugün cumaydı ve hafta sonunu saymazsak iyisiyle kötüsüyle Gözlüklerle bir haftayı tamamlamış sayılırdım. Hafta sonu onları görmeyeceğime göre biraz olsun kafamı dinleyip ne yapacağıma karar verebilirdim. Yine sınıftan en son biz çıkmıştık. Merdivenleri inerken konuşulan konuyu dinlemeye çalışıyordum. Konu : müzik aletleri. Bunlar fırsat buldukça müzikten ve aletlerinden konuşuyorlardı ama ben evde hiç müzik aleti görmedim. Park alanına girdiğimizde çalan telefonumu çantamdan çıkarıp baktım. Arayan kişi gözlerimin kocaman açılmasına sebep olmuştu. Dörtlü önden giderken ben durup görüntülü telefon konuşmasını cevaplamıştım. Demir sırıtan suratıyla bana bakıyordu. Kafasını sağa doğru yatırıp konuşmaya başladı. -Merhaba kostok. Şu kostok da ne ? Bunu araştırmayı aklımın bir köşesine kaydedip kaşlarımı çattım. İyi bir şey için aramadığı ses tonundan belliydi. -Ne istiyorsun ? Kafasını sağa sola sallayıp -Ben değil sen istiyorsun. Elini havaya kaldırdığında ağzım açık tüm hücrelerim donmuş bir şekilde ekrana bakıyordum. Zincirinden tutup salladığı şey benim kolyemdi ! Anneannemin hatırası ! Hırsız ! Domuz Demir ! -Eğer istiyorsan her zamanki bara gel. Yarım saatin var. Bir saniye geç kalırsan kolyeyi yok ederim. Telefon suratıma şak diye kapanmıştı. Öfkeli bakışlarımı ekrandan ayırıp araçlarının yanında dikilen üçlüye diktim. Yarım saat Ribat Bar'a gitmek için kısaydı. Ve ben yolu bilmiyordum. Bildiğim tek şey yarım saati bir saniye geçirirsem o kolyeyi bir daha asla alamam. Omzumdaki çantayı elime alıp hızlı adımlarla üçlüye ilerledim. Batuhan , motoruna binmiş kaskını takıyordu. Ayça Hakan'ın arabasında telefonuyla uğraşıyor. Berkan arabasına yaslanmış beni izliyor. Elimdeki çantayı Berkan'ın arabasına koyup -Bir dakika , Diyerek Berkan'ın yanından ayrılıp Hakan'ın çalışır vaziyette bekleyen arabasına yöneldim. Hakan Ayça'ya bir şeyler söylüyordu. Cama tıklayıp Hakan'ın camı indirmesini bekledim. -Bir dakika gelir misin ? Şoför koltuğunun kapısını açıp bana bakan Berkan'a baktım. Hakan arabasından inince kulağına doğru yaklaşıp -Berkan sana bir şey söyleyecekmiş. Hakan kafasını sallayıp Berkan'a doğru ilerlerken Hakan'ın koltuğuna oturup kapıyı kapattım. Elimdeki telefonu Ayça'nın kucağına atıp gaza bastım. Her şey çok hızlı gerçekleşmişti. Hızlı bir şekilde park alanından çıkıp son sürat sürmeye başladım. Gözlerimi yoldan ayırmadan konuştum. -Ayça kusura bakma ,vaktim çok az. Navigasyonu açıp Ribat Bar'ı tarif edebilir misin ? Ayça'nın sinirli sesiyle kaşlarım çatılmıştı. -Buket arabayı durdur ! Ne yaptığını sanıyorsun sen. Dur ! Hemen ! Derin bir nefes alıp konuşmaya devam ettim. -Ayça yarım saat içinde orada olmak zorundayım. İşim bittiğinde beni polislere teslim edebilirsin. Şimdi o lanet navigasyonu aç ve yolu tarif et ! Şu anda yaptığım şeyin hırsızlık olduğunun farkındayım. Ama taksi bekleyerek veya açıklama yaparak kaybedecek vaktim yok. O kolyeyi kaybedersem dedemi de kaybederim. Ve bir aptal uğruna dedemi kaybetmeyi göze alamam. Ayça telefonumu kucağıma atıp -Bunu konuşacağız. Dedikten sonra yolu tarif etmeye başladı. Gidebileceğim en hızlı şekilde bara vardım. Arabayı barın önüne park edip telefonumu elime aldım ve arabadan indim. Koşarak açık olan kapıdan içeri girdim. Loş ışıklarla aydınlatılmış bara baktım. Öğlen vakti olduğu için barın yarısı boştu. Ve bu topluluğun yüzde yetmişi erkek , yüzde doksanı sarhoş görünüyordu. Gözlerimi masalarda gezdirmeye başladım. Domuz Demir neredeydi acaba ? İçeri doğru ilerlerken birinin kolumdan tutmasıyla durdum. Bakışlarımı öfkeli Ayça'ya diktim. -Ne arıyorsun ? Onu önemsemeden bakınmaya devam ettim. Neredeydi bu kahrolası ? elimdeki telefonu açıp Demir'i aradığımda meşgule attı. Kaşlarım çatılı bir şekilde telefona bakarken Ayça dürttü. -Şunlar bize mi gülüyor ? Kafamı kaldırıp sırıtarak bize doğru gelen beş çocuğa baktım. Evet desem acaba Ayça ne kadar korkardı ? Beş çocuk hızlı bir şekilde bizi ortalarına aldığında öfkeli halim uçup yerini korkuya bırakmıştı. Öfkeyle kalkmış birazdan da zararla oturacaktım. Ve barda bize yardım edecek ayık bir kafa da göremiyordum. Önümde dikilen esmer çocuk konuştu. -Biz bekledik bir kuş , bize geldi iki kuş , Vay Domuz Demir ! O şerefsizin oyununa gelmiştim. Elimi sıkıp önümdeki çocuğa tısladım. -Demir nerede ! Beş çocuk kahkaha atmaya başlayınca bir an susturduğum korkum yeniden gün yüzüne çıktı. Benim gibi korkak , tırsık , pırsık bir kızın ne işi var burada ? Ayça biraz daha koluma girdiğinde karşımdaki esmer çocuk konuştu. -Demir Bey sana bir mesaj bıraktı. ......... Kostok , iyi eğlenceler. Hem öfke hem korku mantığımı benden alan iki büyük duyguydu. Ayça ne kadar dövüşebilir bilmiyorum ama benim hiç dövüş bilmediğim aşikar. Bizim buradan kurtulmamız için Ayça'nın Zeyna'ya dönüşmesi veya benim iki saniyede bütün dövüş sanatlarını öğrenmem gerek. Bakışlarımı gözlerini kısıp çocuklara ters ters bakan Ayça'ya çevirdim. Zeyna'dan haber yoktu. Bana gelen bir güç veya ışık da yoktu. Elimdeki telefonu sıkmak yerine birini aramalıydım. Babam ! Esmer çocuk bana yaklaşıp -Maviş benim , orman sizin olsun , Ayça'nın yeşil ürkek bakışları bana döndüğünde donmuştum. Biz buradan nasıl çıkacaktık ? Gözlerimi ondan çekip kapıya diktiğimde bana öfkeyle bakan mavileri gördüm. Onu gördüğüme çok sevinmiştim. Öfke ilk kez huzur vermişti. O mavilerini benden çekip esmer çocuğa bakarak bağırdı. -Gel de al mavişi ! Berkan , Batuhan ve Hakan beşliye doğru koşarken Ayça beni boş bir masaya doğru sürükledi. Biz aradan çekilince tekmeler , yumruklar havada uçuşmaya başladı. Bir ara Hakan yumruk yediğinde Ayça çığlık attı. Batuhan Ayça'ya sonra da Hakan'a bakıp yumruk atan çocuğun suratına sandalye fırlattı. Tam doksana acılı bir gol. Berkan esmer çocuğun üstüne çıkmış çocuğu yumruk delisi ederken Hakan çocuğu Berkan'dan kurtardı. Gözlerimi Batuhan'a çevirdiğimde biri Batuhan'ı kollarından tutmuştu. Karşısındaki çocukta tam vuracakken önümdeki sandalyeyi alıp var gücümle fırlattım. ama sandalye işlevini yitirmişti. Batuhan karın kaslarına bir yumruk , biraz önümüzde taburede içkiyle bakışan çocuk kafasına sandalye yemişti. İki elimle ağzımı kapatıp birkaç adım geriledim. Kafasına sandalye inen çocuk önündeki içki şişesini erkeklerle dolu bir masaya fırlattığında kavga tüm barı kaplamıştı. Kızlar çığlık atarak masanın altına saklanırken oturan erkekler ayaklandılar. Hayatımda ilk kez şahit olduğum bar kavgasını izlemekle yetiniyordum. Birinin beni tutup çekmesiyle o kişiye ayak uydurdum. Ayça'yla kapıdan çıkarken son kez bizimkilere bakmak için kafamı çevirdiğimde uçuşan sandalyeler ve içki şişelerine bir de masa eklendiğini gördüm. Hızlı bir şekilde Hakan'ın arabasının yanına gidip onların içerden çıkmasını beklemeye başladık. İçimden tek parça çıkmaları için dua ediyordum. Çok geçmeden kahraman üçlü dışarı çıktı. Batuhan ve Berkan'da görünür bir hasar yoktu. Hakan'ın dudağı patlamıştı. Batuhan bize bakıp motoruna binerken küfrediyordu. Ayça Hakan'ı görür görmez boynuna atladı. Bense bana dövecekmiş gibi bakan Berkan'a bakıyordum. Döver miydi beni ? Elimde olmadan alt dudağımı dişlemeye başladım. Berkan kolumdan sımsıkı tutup arabasının kapısını açtı. Canım acısa da sustum. Beni içeri ittirip kapıyı sert bir şekilde kapattı. Kendi koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. Berkan direksiyonu sıkıp arabayı bir hayli hızlı kullanıyordu. Kendimi bir şey söylememek için zor tutuyordum. Yolun yarısında başlayan yağmurla Demir'in bana oynadığı oyunu düşündüm. Ondan nefret ediyordum. Ve bu ondan ikinci nefret edişimdi. Araba eve gidene kadar ağzımı açmamıştım. Zaten yağmur damlalarının senfonisinden daha güzel müzik mi olurdu ? O da pek konuşmaya yanaşmamıştı zaten. Birkaç kere bana ters ters baksa da kendimi savunacak bir cümle kurmadım. Ben oraya dedemi kaybetmemek için gitmiştim. Ama onlar Ayça'yı bir kolye için tehlikeye attığımı düşünecekler ve haklılar. Çünkü olay onların tarafından öyle görünüyor. Araba durduğunda elimdeki telefonu çantanın içine attım. Berkan'dan özür dilemek için başımı ondan tarafa çevirdim. O beni önemsemeden aşağı indi. Yağmur hala dinmemişti. Çantamı elime alıp arabadan indim. Hızlı adımlarla eve giderken Berkan'ın gelmediğini fark edip arkama döndüm. Berkan arabasına yaslanmış , gözleri kapalı bir şekilde yüzünü gökyüzüne çevirmişti. Yağmur damlaları yüzüne damlarken bu ondan zevk alıyor gibiydi. Bir an yağmur damlası olmak istersin. Yüzündeki hafif tebessüm benim de yüzümde bir tebessüme dönüşmüştü. Neyim vardı böyle ? Anlamsız düşünce topluluğu onun derin mavilerini benim mavilerime katmasıyla son buldu. Hey ! Yine yakalandık. Hakan arabasını ve Batuhan da motorunu park edip indiler. Batuhan Berkan'a doğru öfkeli bir şekilde bağırdı. -Senden yardım isteyen oldu mu ? Berkan hafif sırıtıp yaslandığı arabadan ayrıldı ve Batuhan'ın tam karşısında durdu. Hakan'la Ayça benim yanıma gelince olan biteni izlemeye başladık. Batuhan Berkan'ın suratına yumruk atınca çığlık attım. Kimse duymadı çığlığımı çünkü Gök gürültüsü yutmuştu. Gök yarılmışçasına yağmur yağarken biz kaçışmak yerine olan biteni seyre dalmıştık. -Çünkü ne olursa olsun biz kardeşiz ! Diye bağıran Berkan Batuhan'ın suratına yumruğunu geçirdi. Neden onları kimse ayırmıyor ? Onlara doğru gidecekken Hakan kolumdan tuttu. -Bunu bizi hastanede bırakıp şehir değiştirmeden önce düşünecektin. Diye bağıran Batuhan geçirmişti yumruğunu. Berkan iki adım gerileyince bağırdı. -Annemde benim yüzümden kaza yaptı. Ben o arabada olduğum için öldü. Siz de kaza yaptınız. Benim yüzümden ! Ellerimi ağzıma kapayıp ağlamaya başladım. Onun annesi öldü mü ? Kim bilir nasıl canı yandı ? Kim bilir kaç gece uykuları yarım kaldı ? Gözyaşlarımı yağmura gizlerken Batuhan Berkan'a bir yumruk atıp bağırdı. -Biz ölmedik ! Hiçbirimiz ölmedik ! Kaza yapmamız senin suçun değildi ! Kendini suçladığın için dağıldı grup ! Biz seni hiç suçlamadık. Berkan kafasını sağa sola salladı. -Eğer ısrar Demişti ki Batuhan Berkan'ın yakasına yapışıp onu sarsmaya başladı ve bağırdı. -Annenin arabasının direğe çarpması senin değil karşıdan gelen sarhoş sürücünün hatasıydı ! Bizim kaza yapmamız , şoförün yağmurlu havada hız yapmasındandı ! Sana en çok ihtiyacımız olduğunda çekip gitmemeliydin ! Bir süre sessizlik oldu. Sonra hiç beklemediğim bir an yaşandı. Batuhan Berkan'ı ittirip sırıtarak konuştu. -Yüzün dağılmış. Berkan gülmeye başlayınca benim dışımda herkes gülmeye başlamıştı. Bunlar deli mi ? Şaşkın gözlerimle yüzleri dağılmış , birbirine kahkaha atan ikiliye bakıyordum. Ben kendime derdim manyak diye ama hiç böyle mazoşist topluluğuyla karşılaşmamıştım. -Seninki de çok farklı sayılmaz. Diyen Berkan , Batuhan'la sarıldığında ben de tebessüm etmiştim. İşte bunlardı sıkı dostluk. Ayça'da bu manzaraya dayanamayıp koşarak onlara sarıldı. -Yani barıştınız mı ? Birden dudaklarımdan bu soru dökülmüştü. Hakan omzuma vurduğunda sendeledim ama düşmedim. Orantısız güç. Kucaklaşma son bulduğunda hızlıca eve girip üstümüzü değiştirdik. Ayça kıyafetlerini alıp banyoya geçerken -Onların küsmeleri gibi barışmaları da olaylı olur. Bir aydır onların barışmaları için uğraşıyorum. Sonunda oldu. Artık yine eskisi gibi olacağız. Diyip banyoya girdi. Ben de dolabı açıp havluyla kurulandım. Beyaz bir iç çamaşırı giyinip üstüne bordo , kapüşonlu , göğüs kısmında pul işleme detaylı sweat , altına da siyah bir tayt geçirdim. Saçlarımı havluyla kurulayıp açık bıraktım. Odadan çıkıp aşağı indiğimde Hakan'la Batuhan salonda kahve içiyorlardı. Batuhan'ın suratındaki yara bantları ve yer yer dağılmış mor renkle gülmemek için dudaklarımı dişledim. Salondan çıkıp mutfağa ve çalışma odasına girdim. Berkan'ı görememiştim. Ona bir özür borcum vardı. Aslında hepsine vardı ama ben nedense önce ondan dilemek istiyordum. Geri üst kata çıkıp koridorda durdum. İlk kapı bizim odamızındı. Ortadakinden Hakan'la Batuhan'ı çıkarken görmüştüm. Geriye son oda kaldı. Hızlı adımlarla son kapıya gidip durdum. Derin bir nefes alıp kapıyı çaldım. İçerden gel komutunu alınca kapıyı aralayıp içeri girdim. Berkan yatağına oturmuş kendi kendine pansuman yapmaya çalışıyordu. Kapıyı kapatıp yanına oturdum. Malzemeleri önüme çekip elindeki pamuğu aldım. Pansuman yapmasını amcam öğretmişti bize. Kuzenimle birbirimizi gazlı bezle kovalayıp tentürdiyotu üstümüze boşaltırdık ve ölü taklidi yapardık. Biz de böyle bir malız. Bunu annem anlatmamıştı Berkan'a. Berkan'ın inlemesiyle maziyi deşmeyi bırakıp çocuğa döndüm. -Biraz yavaş , Dudaklarımı birbirine bastırıp gülümsedim. -Üzgünüm. Bardaki adamların yapmak isteyip de başaramadıkları şeyi siz birbirinize yaptınız. Gülümsediğinde gözlerimi mavilerinden çektim. Fazla yakındık , bakışlarımı yatağa çevirdim. Demir'e olan hoşlantım her saniye azalırken Berkan'a karşı olan hislerim her salise değişiyordu. Garipti. O da ben de hislerim de. Yataktan kalkacağım sırada kolumdan tuttu. Maviliklerimi tekrar maviliklerine değdirdiğimde konuştu. -Gitme , pansuman daha bitmedi. Kafamı aşağı yukarı sallayıp yara bandını açtım. Benim de payım vardı suratının dağılmasında. Pansuman bitince aşağı indik. Mutfakta sıcak çikolata içen üçlüye katıldık. İçim ısınmıştı. Sıcak çikolatalar bitince Hakan , Ayça ve Batuhan çalışma odasına girip kapıyı kapattılar. Vücudum hayli yorgun düşmüştü. Yerimden kalkmaya hiç niyetim yoktu. Beklemediğim bir anda Berkan kapüşonumdan tutup beni sürükleyerek salona soktu. Ona ters ters bakıp koltuktaki çantama yöneldim. Islak çantamdaki her şeyi koltuğa yayıp çantayı yere koydum. Kitaplar düşündüğüm kadar zarar görmemişti. Çalışma kağıdımı alıp masada beni bekleyen Berkan'ın yanına çöktüm. Kendime minik bir itiraf , onun yerine bir başkası olsa çoktan gidip bir yerde uyumuştum. İnsanın onun gibi hocası olunca çalışası bile geliyor. ........... Akşama kadar çalışıp günün programını hallettik. Hafif nemli olan çantama eşyalarımı koyup kendimi dışarı attım. Yağan yağmur dinmiş , dışarısı toprağın en güzel kokusuna bezenmişti. Dışarı çıkar çıkmaz derin bir nefes aldım , yüzümde minik bir tebessüm peydah oldu. İnsan bu koku için kışı beklerdi. Berkan da evden çıkınca arabasına ilerledik. Arabaya binip emniyet kemerimi bağladığımda Berkan arabayı sürmeye başladı. Aramızdaki sessizliği bu defa o bozdu. -Neden bana anlatmak yerine Hakan'ın arabasını Durmuştu. Kelime uydurmaya çalışıyordu. Hangi kelime çalmayı hafifletebilir. Ödünç almak mı ? Hafifçe sırıtıp onu bu yükten kurtardım. -Çaldın. Doğru kelime çalmaktı. Hem sadece arabasını değil Rapunzelini de götürdüm. Bakışlarımı gülümseyen suratına çevirdim. Bu çocuğa gülmek yakışıyordu. Derin bir nefes alıp bakışlarımı yola çevirdim. -Çünkü zamanım yoktu. Ne açıklamaya ne taksi çevirmeye.......... Kolyem. Gözlerimi ona çevirdiğimde o da bir an bana bakıp tekrar önüne döndü. Yüzünü incelerken konuşmaya devam ettim. -Kolyemi alan kişi çağırdı beni. Bu da onun oynadığı bir oyun. Arabada geçen son konuşmaydı. Başımı camdan tarafa çevirip Demir'e olan hislerimin yok olduğunu hissediyordum. Susuz çiçeklerdi onlar. Kurumaya yüz tutmuş çiçekler. Ve onları kalbimin en karanlığında saklarken içime doğan güneşi hissetmeye başlamıştım. Güneş yanı başımda duruyordu. Gözlerimi ondan çekip ellerime diktim. Ona kendini kaptırmamalısın Buket. Senin için gelmedi , Ayça için geldi. Sevgilisi olan biri niye seni düşünsün ki ? Aklıma İdil geldiğinde bir kez daha hislerimden utandım. Araba evin önünde durduğunda -Artık buraya kadar gelmene gerek yok. Yeterince sana zahmet verdim. Taksiyle gelip dönebilirim. İyi geceler. Onun cümlesini beklemeyip arabadan indim. Hızlı adımlarla demir kapıdan girip evin kapısına doğru yürümeye başladım. Onunla aramda mesafe olmalıydı. Değişken olan ruh halime , kendime ve Berkan'a ilgili olan anneme kızdım. Eve girip odama çıktım. Mavi üstünde çilekli pastalar olan pijamamı giyip yemeğe indim. Bir şeyler atıştırıp geri odama çıktım. Programım bitmiş olsa da uyku için hayli erkendi. Biraz YGS çalışıp yeşil defterimi elime aldım. Ve 'Gün 4'başlığını atıp bugün yaşadığım şeyleri yazdım. Defteri kapatıp banyoya girdim. Kişisel temizliğimi yapıp odama geri girdim. Yatağa yattığımda telefonumu elime alıp sildiğim whattsapı geri yükledim. İnternette müzik indirirken whattsap mesajı geldi. Ayça beni 'Yine ne var ?' adlı bir gruba almış. Gruptaki erkeklerin numarasını telefonuma kaydedip telefonu kapattım. Ağrıyan gözlerimi karanlığa hapsedip uyku perimi beklemeye başladım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE