Yine güne çalan alarmımla uyanmıştım. Alarmı kapatıp kafamı yastığa geri koydum. Bugün cumartesiydi ve erken kalkmak için hiçbir sebep yoktu. En azından ben öyle düşünüyordum. Biri odamın kapısını hızlı bir şekilde açıp içeri girdi. Uykumun dağılmaması için göz kapaklarımı aralamaktan vazgeçtim.
-Abla ! Annem dedi ki , seninkiler seni almaya geliyorlarmış. Ben dershaneye gidiyorum.
Gözlerimi açıp saçını örmeye çalışan kardeşime baktım
-Benimkiler ?
Kardeşim göz devirip , ki bunu çok güzel yapar.
-Öf , Berkan abi işte. Her neyse annem kalkman ve hazırlanman gerektiğini söyledi.
Buse'ye kıçımı dönüp yastığıma sarıldım.
-O anneme söyle , bugün hafta sonu ve okul yok.
Cumartesinin tatil olduğundan haberleri yok mu ? Ben bu kadar sıkı programa gelemem ! Benim de hayatım var. bedenimin uykuya ruhumun huzura ihtiyacı var.
-Yeter be , kalk kendin söyle. Posta güvercini miyim ben ? Yok sen şunu söyle , yok sen şunu kaldır. Bu ne ya !
Ergen Buse atar yapıp odamdan çıktığında ben de yatakta oturur pozisyon aldım. Bu insanlar sabah sabah bu enerjiyi nerden buluyorlar ? Sırtımı yatak başlığına dayayıp komidinin üstündeki telefonumu elime aldım. Cumartesi gününü evde geçirip kendimle hesaplaşmayı planlarken annem yine kendi başına işler çeviriyordu. Kapım açılınca gözlerimi telefonumdan ayırmadım. Gelen muhtemelen annemdir. Telefona bakarak konuştum.
-Hafta sonu okul yok.
Duyduğum ses telefonda olan dikkatimi kendinde toplamayı başarmıştı.
-Okula gitmeyeceğiz.
Gözlerimi telefonumdan çekip kapının yanında dikilen gülümseyerek bana bakan Ayça'ya çevirdim. Minik kuş işlemeli , dizinin üstünde biten beyaz elbise , doğal bir makyaj ve açık sarı saçlar. Bu ders çalışan öğrenci modeline uygun olmayan bir görüntü. Elimdeki telefonu kapatıp komidinin üstüne koydum.
-Nereye gideceğiz ?
Planlarımın içinde gezmek yoktu.
-Bir cumartesi geleneği , bir an önce hazırlan. Üstüne rahat bir şeyler giy.
Ayça odadan çıktığında derin bir nefes aldım. Onlarla gitmek istediğimden pek emin değildim ama gitmezsem içimde kalacağını da biliyordum. Yataktan kalkıp yine tüm planlarımı bozarak hazırlanmaya başladım. Siyah , nakışlı ,ince ,yüksek bel , kısa tulumu çıkarıp üstüme geçirdim. Saçlarımı tarayıp balık sırtı ördüm. Hafif bir makyaj yapıp siyah bir çantaya telefonumu ve cüzdanımı atıp odadan çıktım. Aşağı indiğimde tüm kadronun salonda oturup annemle sohbet ettiğini gördüm ve nedense hiç şaşırmadım. Ben bile ortamı bu kadar benimseyememişken annem nasıl bu kadar benimsedi ? Hayret ediyorum. Batuhan beni gördüğünde ayağa kalkıp
-Buket lütfedip aşağı indiğine göre artık çıkabiliriz.
Gözlerimi kısıp Batuhan'a baktığımda o yapmacık gülümsemeyle karşılık verdi. Ayağıma siyah spor ayakkabı geçirip siyah ceketimi aldım. Kısa bir günaydınlaşmanın ardından arabalara dağılmıştık. Berkan siyah pantolon , beyaz tişört ve siyah blazer ceketiyle çok cool duruyordu. Ne derler bilirsiniz , Sezar'ın hakkı Sezar'a. Ondan uzak durma kararı almam onun yakışıklı ve cool olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ortamdaki sessizliği radyodan müzik açarak bozmuştum. İki yabancının konuşacak bir şeyleri kalmadığında dinleyecekleri bir müzik olur. Araba uzun bir yolculuktan sonra koruya girmişti. Yüzümde oluşan tebessümle dışarıyı izliyordum. Piknik , en sevdiğim faaliyetler arasında üst sıralardan göz kırpar. Araba durduğunda aşağı indim. Herkes bizden önce gelip hazırlıklara başlamışlardı bile. Hakan yere büyük bir kilim serdiğinde Ayça'da elindeki piknik sepetini kilimin üstüne koydu. Ayakkabılarımı çıkarıp nemli , yeşil çimenleri zevkle ezdim. Ezmek her ne kadar kötü bir kelime olarak kulakta yer etse de teoride yaptığımız şey değişmiyordu. Parka giden herkes çimenleri ezer. Çiçekli sofra kurulurken hepimiz etrafına toplanmıştık. Berkan sıcak poğaça ve simitleri çıkarırken Ayça'da kahvaltılık malzemeleri çıkarıyordu. Ben de çay termosunu alıp çayları doldurmaya başladım. Kuşların bizim için söylediği muazzam senfoniyi uyuz Batuhan bozmuştu.
-Deli yürek , bize bu kadar alışma istersen , bırakman zor olur.
Ben de ona sabah bana gönderdiği yapmacık bir gülümsemeden hediye edip
-Belki gitmem uyuz , belki kararım değişir.
Batuhan gözlerini kısıp
-Senden hiç hoşlanmadım.
Ben de gözlerimi kısıp
-Ne tesadüf ,
Diyip dil çıkardım. Birlikte geçirdiğimiz zaman birkaç gün olsa da dil çıkaracak kadar samimiyet kurmuştum. Sanırım uyuz haklı , ben yavaş yavaş bu gruba alışmaya başladım. Ya fikrim değişirse ? Ya Demir'den vazgeçersem ? Ya bir amaç edinirsem ? Ya gitmek istemezsem ? Elime bir poğaça alıp aklımdaki düşüncelere bir yemek molası verdim........
Yemekten sonra Ayça ve ben ip atlamıştık. Hakan ağaca tırmanıp salıncak kurdu. Bir müddet salıncakta sallanıp Berkan'ın getirdiği topla maç yaptık. Hakan , ben , Ayça ; Batuhan ve Berkan. Pek adil bir eşleşme sayılmazdı. Bizim takımda futbolu bilen bir Hakan olunca pekte şansımız kalmıyordu. Eğer şansınız yoksa , şansı siz yaratırsınız. Topu izlemek yerine gözümü Batuhan'a diktim. Yanımdan geçerken ayağına tekme attım. Futbol tüm profesyonelliğini kaybederken Ayça Berkan'a topu kaptırdı. Sorun topu kaptırmasında değildi. Sorun topu kaptırınca çocuğun peşinden koşup sırtına atlamasıydı. Erkekler bizden ümidi kesince futbol kariyerimiz başlamadan bitmişti. Batuhan bir ara ortadan kaybolup elinde üç paket , büyük boy pizzayla geri döndü. Üç paket yeter mi ? diye düşünürken Batuhan bize katılmayacağını , yolda bir paket yediğini söyledi. Berkan'la Hakan birer paketi gömdüklerinde biz Ayça'yla paketi bitirememiştik bile. Bizim paket bittiğinde doyduğumdan pek emin değildim. Batuhan işi olduğunu söyleyip gitti. Hakan'la Ayça ayak pası yapıyorlardı. Berkansa bir ağaca sırtını yaslayıp kitap okuyordu. Kitabını kapatıp kucağına koyduğu ceketin ceplerini kurcalamaya başladı. İçinden çıkardığı gözlüğü takıp okumaya devam etti. Bir süre salıncağa bakıp Berkan'ın yanına gittim. Ben de ağaca sırtımı yaslayıp okuduğu kitaba bakmaya başladım.
-Okumak ister misin ?
Gözlerimi kısıp okumaya çalıştığım kitabı biraz bana doğru çevirdi. Ben de hazır dikkati bozulmuşken aklımdaki soruyu sordum.
-Gözlüğü takıp çıkarman göz numaranı büyütmez mi ?
Bana bakıp gülümsedi. Bu çocuk harbi güzel gülüyordu. Buket kendine gel.
-Bu dinlendirici gözlük. Fazla ders çalıştığım zaman takıyorum. Gözlerim ağrımaya başladığı zaman.
Başımla onayladığımda Berkan kitabına geri döndü. Ben de biraz okuyup kitaba ortasından başlanmayacağını anladım ve telefonumla becerikli parmak oynamaya başladım. İnsan işsiz olunca yapacak çok işi oluyor...............
Parkta biraz daha vakit geçirip sinemaya gitmiştik. Vizyondaki aksiyon dolu filme girmiştik. Filmi kimin seçtiğine dair bir fikrim yoktu. Elime bir bilet tutuşturulmuş , en köşedeki koltuğa atılmıştım. Aksiyon sevdiğim bir kategori olsa da keşke sorsaydınız bakışı attım. Pek anladıklarını sanmıyorum. Üçü birden filme odaklanınca ben de filmi izlemeye başladım. Hem kendi patlamış mısırımı hem de Berkan'ınkini yedim. Kendi mısırımı filmin yarısında bitirince filmden hayli kopmuştum. ne yapacağım diye düşünürken gizli gizli Berkan'ın mısırını yiyordum. çocuk paketi kucağıma koyduğuna göre pekte gizli yemediğimi anlayıp gülümsedim. bana gülümseyerek karşılık verip geri filme döndü. Filmin bitiminde harikalığından konuşurlarken ben pek oralı olmamıştım. Ayça biraz alışveriş yapmak amacıyla beni peşinden sürüklediğinde erkeklerden ayrıldık. Birkaç kıyafet deneyip alan Ayça düşündüğümün aksine çok zaman kaybetmedi. Hatta bir kadının ortalama alışveriş süresinden bir hayli kısa bir süreydi. Onu tebrik ettiğimde gülümsedi.
-Zaman çok önemli , boş yerlerde harcanıp tüketilmeyecek kadar çok.
Sanırım bu grubun ortak özelliğini buldum. Zaman. Zamanı çok kıymetli görüp , ki öyle , ona göre hayatlarını planlıyorlar. Bu iyi bir yaşam için yapılması gereken şey. Altın kural ; Zamanın değerini hiç unutma. AVM'den çıkıp arabalara dağıldık. Araba yine sessizlikle geçti. ve bu sessizliği bu defa Berkan müzik açarak bozdu. Araba evin önünde durduğunda akşam çökmeye başlamıştı.
-Her cumartesi piknik mi yapıyorsunuz ?
Kafasını sağa sola sallayıp gülümsedi.
-Etkinlik yapıyoruz. Bazen sahile gidip balık tutuyoruz. Bazen hentbol oynuyoruz. Bazı hafta sonları kamp kuruyoruz. Aklımıza ne eserse onu yapıyoruz.
Sürekli etkinlik yapan bu insanlar nasıl sürekli birinci oluyorlar ? Şüphelenmeye başlamıştım artık. Ya bunlar uzaylıysa ? Ya gerçekte akışkan , yeşil renkli , vıcık vıcık , ııızz ııııızzzz diye ses çıkaran garip yaratıklarsa.
-Bu kadar şeyi yaparken okulu nasıl götürüyorsunuz ? Yorucu olur.
-Bizim diğerlerinden farkımız , doğru zamanda doğru yerde olmamız. Biz mutlu olduğumuz şeyleri tadında bırakıp işimize konsantre olabiliyoruz. Ve insan severek yaptığı bir işte yorgunluk hissetmiyor. Çünkü sevginin başladığı yerde yorgunluk yok oluyor. Sen hiç babanı sevmekten yoruldun mu ?
Bir süre sessiz kaldım. Fazla bilgece bir konuşmaydı.
-Bazen seni akranım değil de Bilgecan Dedeyi yemiş bir canavar gibi görüyorum.
Nedense Bilgecan Dedeyi yeme ihtimali filozof olma ihtimalinden daha yüksek geldi. Berkan'a teşekkür edip arabadan indim. Eve girdiğimde enfes sarma kokusu alsam da toktum. Banyoya girip sıcak bir duş aldım. Saçlarımı kurulayıp üzerime bordo pijamamı geçirip cumartesi programımı tamamladım. Saat tam 00.00 da işlerim bitmişti. Kalemi masaya atıp kocaman esnedim. Artık uyuyabilirdim. Yeşil defterimi açıp 'Gün 5'başlığını attım. Yaşadıklarımı kısaca yazıp en alta Berkan'ın Bilgecan Dede'yi yiyen yaratık olduğuna dair bir dipnot bıraktım. Yüzümde oluşan gülümsemeyle defteri kapattım. Eğlenceli bir gün geçirmiştim. Onları yavaş yavaş tanıyor , tanıdıkça alışıyordum. En başta onlara ayak uydurmanın zor olacağını düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Kısa bir sürede olmuş olsa bana çok şey katmışlardı. Ve henüz çift basamaklı günlere gelmemiş olmamıza rağmen. Yatağa yatıp bir ay sonrasını düşündüm. sonra bir çıkış yolu bulamayınca uyuma kararı aldım. Belki de göz kapaklarım o kararı kendileri almış olabilir.