Akşamın altın rengi ışığı, ofisin geniş camlarından süzülerek uzun masanın üzerine seriliyordu. Gün boyu aralıksız çalışan klimanın hafif uğultusu, neredeyse sessizliğe karışmıştı. Şirketin geri kalan katları çoktan boşalmış; koridorlarda yankılanan ayak sesleri, yalnızca Deran ve Simay’ın toplantı odasına ait kalmıştı. Şehrin ışıkları yavaş yavaş yanarken, gökdelenlerin parlak pencereleri karşı binanın camına minik yıldızlar gibi yansıyordu. Masada açık duran dizüstü bilgisayarların ekranları soğuk bir mavi ışık yayıyordu. Simay’ın parmakları klavyede neredeyse dans edercesine hareket ediyor, hazırladığı sunum slaytlarının son kontrollerini yapıyordu. Her cümlede, her grafikte gözlerinin ciddiyeti okunuyordu. Not kâğıtları arasında dolaşan ince uçlu kalemin tıkırtısı, odanın tek ritmi ol

