Seyr-ü Sefer...

1558 Kelimeler
'Sevdaluk' diye bir söz var bizim oralarda. Böyle yerine göre kötü bir hastalık, yerine göre de milyonda bir insana nasip olan piyango gibi bir şey. Ama bir de eski dilde dışkıya derlermiş sevda. Artık bize hangisi nasip oldu bilinmez ama başımıza bir hal geldiği oldukça açık sayın seyirciler. Dün gece ciddi ciddi istihareye yatacaktım ama rakı sürdüğüm o fuşkili ağzımla rabbimin huzuruna çıkmaya ar edip düm düz attım kendimi yatağa. Uyyy ama ne rüyalar ne rüylar gördüm bir bilseniz. Bir Asmalı Konğa gelin oldum, bir berdele kurban gittim, Osman geldi beni aşiret düğününden kaçırdı, Osman kaçarken peruğu falan düştü, dönüp yerden alalım dedik ayağına sıktılar daha neler neler. Uyy anlatırken bile nefesim kesildi ha. Bir de rüyaların hepsinde Azer ağamız durup film izler gibi beni izledi. Beni Osman yerine o kaçırmadıktan sonra bu nasıl rüyaydı böyle anlamadım. Nenem böyle hoşuna gitmeyen bir şey gördü mü şeytani rüya der geçerdi. Kesin benim ki de o şeytani rüyalardandı. Sabah başımın ağrısıyla uyanınca gözümü tekrar yummuş ve uykuya kaldığım yerden devam etmeye başlamıştım. Bir sonraki uyanışımda saat öğleden sonra ikiyi gösteriyordu. Telefonumda onlarca cevapsız arama vardı üstelik. Ne bileyim beni bu kadar merak edeceklerini? Anam aramış 11 sefer, abim zaten telefonun yazılımının içinden geçmiş. Onunkini açmayınca Emel'inkinden aramış, kaybana Osman bile aramış kaç sefer. Yatağın içinde oturup önce hangi birinin azarını yiyeyim diye düşünürken bu sefer de kapı alacaklı gibi çalınmaya başladı. Tövbeler olsun ula. Ne bu sabah sabah? - İsfendiyar abi hayırdır? - Ayşe hanım kızım abin aramış ulaşamamış sana. Sonra beni aradı, korkmuş delikanlı. Nazmiye ablanlar da hafta sonu diye köye gidince ben kapattım dükkanı sana bakmaya geldim. İyisin değil mi abicim, bir sıkıntın yok? - Hay Allah! Kusura bakma abi, seni de boşu boşuna telaşlandırmışlar. Başım ağrıyor diye ilaç almıştım, o da beni kör kütük uyutmuş. Telefon da sessizde olunca fark etmedim tabii aramalarını. - Ne kusuru kızım, insanlık hali. Senden uzaktalar, bir başına kalıyorsun burada elbette ulaşamayınca merak edecekler. Bizim ufaklık uzağa gitse ben daha beter olurum kesin. - Haklısın abi, tekrar kusura bakma. Ben onlarla konuşurum şimdi. - Hadi eyvallah kızım. Çarşıya çıkarsan uğra yanıma bi çayımı iç. - İnşallah abi, uğrarım elbet. Hem sana soracaklarım var. Birkaç bir şey alacağım da nereye gideyim, kimden alayım sen daha iyi bilirsin. - İyi o vakit, gelince konuşuruz. Ulan ta yaylanın dibinden arayıp adama dükkan kapattırmış bizimkiler. Arayayım da Urfa emniyetini kapıma yığmasınlar bari. Mahallede adımı çıkaracaklar, tövbeler olsun. - Uyiii Ayşe, deli Ayşe. Az daha açilmayaydi ha o ander telefon çikip düşeydum Urfa yolina. Kiz ben sena na tembih ettum? Hani çalar çalmaz açilacaadi o kaybana? - Abi, az bir nefes al da. Su kaynatacaksın az kaldı. Uyuya kalmışım işte. Sabah uyandım başım ağrıyor, yuttum hapı yattım. Ne bileyim bu kadar uyutacağını? Bir de çalmasın diye kısmıştım sesini. - Kisacaasan sesini daha niya taşiysun yanina o anderi? - Abi Osman salağı arayıp duruyor ne edeyim? Ben de başımı daha fazla ağrıtmasın diye kıstım işte. - Ula bu uşak beni katil edecee. He anam he Anşe ile konuşayrum. Eyimiş he. Telefoni sesszuda kalmiş paçinun. Dedum oğa bi daha etmeyecek oyle bişey. He sen git bak neneme da daha fazla afkurmasun tahtiden. - Ee ne yapıyorsunuz bakalım görüşmeyeli? Nenem ne haltlar karıştırıyor abi? Bak kaç gün oldu ama hiçbir konuşmamızda bana Osman ile evlen demedi. Korkuyorum abi, kesin bir hayinlik peşinde. - Hee bu aralar çok sessiz. Ben de şüpheleneyirum ama gözüm üzerinde merak etme sen. - Aman diyim abim, vallahi günahım kadar güvenmiyorum o kocakarıya. - Neyse sen burayı merak etme. Anlat bakayım orada durumlar nasıl? Var mı rahatsızlık veren falan? - Yok abi, asayiş berkemal şimdilik. - İyi. Bak doğru dur oralarda, kimseye karışma, kimsenin derdine kavgasına falan da atlama. Sen salaksın burnun boktan kurtulmaz. - Abi, ayıp oluyor ama. Hadi dindiyse merakın kapat, işim gücüm var benim. - Ne işin var kızım hafta sonu? Yat dinlen evde. - Hadi abi hadi, evi kırklayacağım oldu mu? Bakın bir abi dediğiniz, uzaktaki kız kardeşine "peşine erkek takma, olur olmaz adamlarla konuşma, yan gözle bakan olursa fena yaparım" falan der değil mi? Ama bizimki sadece salaklık yapma, olaylara karışma diye uyarıyor. O kadar mı erkek gibi kızım ben ya? Zaten o da kanlısına bakar gibi baktı gözlerime. Kimse karşısındaki cinsi latife böyle sert bakmaz be. Neyse kızım Ayşe. Sen yine de olaylara molaylara karışma. Başımın ağrısı epey rahatlayınca mutfağa gidip güzel bir çay demledim kendime. Anamın elleriyle yaptığı kolot peynirini tereyağında eritip ekmeğimi bana bana bir güzel doyurdum karnımı. Sonra da banyoya girip deyim yerindeyse kırklandım. O kadar ki çıktığımda etlerim acıyordu. Buraya gelmeden kısalttığım saçlarımı düzeltmek zor olmadı. Son bahar aylarında olmamıza rağmen gündüzleri hava hala sıcaktı Halfeti'de. Ama gece bir ayaza kesiyordu anlatamam. Emel ile o kadar alay geçtik ama meğersem kız harbiden yemiş buranın ayazını. Bir şey biliyormuş da konuşuyormuş yani. Her neyse efendim. İşte tam da bu sebeple şöyle içinde rahat hissettiğim bir kot pantolonun üzerine sevdiğim bol tişörtlerden giydim ve yanıma da ince bir ceket aldım. Ben öyle pek fazla sıcağa dayanan birisi değildim. O yüzden ceketin de en incesini alarak çıktım evden. Güneş gözlüklerimi de taktıktan sonra Halfeti sokaklarına vurdum kendimi. Evim çarşıya çok yakındı bu sebeple işe de alışverişe de yürüyerek gidip geliyordum. Arazi işi olduğunda ise zaten kurumun araçları götürüp getiriyordu. Abim, ihtiyacın olursa ilerde bir araba ayarlarız demişti ama benim aklımda motor almak vardı. Öyle tutkunlarının canavar dediklerinden falan değil ha. Şöyle ufak tefek hani şu canlı renkleri olan şirin motorlardan. Ne de güzel giderdi Halfeti'nin dar sokaklarında canına yandığım. Benim güzel ceviz kadar memelerimi hoplata hoplata. Neyse memelerim benim derin yaram. Bunları daha sonra bilahare konuşuruz. Çarşıya girdiğimde başka bir şeyle oyalanmadan direk İsfendiyar abinin dükkanına gittim. Karayollarından emekli olduktan sonra tarihi çarşıda ufak bir hediyelik eşya dükkanı açmış. Boş kalmayı sevmeyen bir adam belli. Evin her işine de o bakıyor, elinden gelmeyen iş de yok. Allah hayırlı ömür versin, ailesinin başından eksik etmesin. Oğlu da çok efendi bu arada. Abimle yaşıtlar üstelik. Eşi ile de tanışma fırsatı buldum. Karı koca diş hekimiler. İsfendiyar abinin dükkanına az bir mesafede klinikleri var. Henüz altı aylık evliymişler Gülizle Oğuz abi. Gelinleri Güliz İzmir'liymiş, Oğuz abi ile Üniversitede tanışmışlar. Öyle şirin bir çiftler ki anlatamam. Oğuz abi ne kadar efendi, aklı başında bir evlatsa kız kardeşi Oya da o kadar şirret ve cadı. Cadı ama kimseye zararı yok. Hatta biz bayağı iyi anlaşmaya da başladık bununla. Bakkala markete giderken mutlaka kapımı çalıyor ve var mı bir ihtiyacın diye soruyor. Bir keresinde kendime aldığım bitter çikolotadan ona da ikram etmiştim, o da tercihimi ezberinde tutumuş ve arada bana aynı markanın bitter çikolatasından almaya başladı. Nazmiye abla deseniz dünya tatlısı. Kadının bir sürü tabağı birikti evimde. Daha hiçbirirnin içini doldurup da geri veremedim. Velhasıl göründüğü kadarıyla milyarda bir eşine rastlanan ve imrenilen ev sahibi - kiracı ilişkisini kurduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Daha önce bir iki kez uğradığım dükkanı kolaylıkla bulunca, İsfendiyar abinin misafirlerini ağırladığı sandalyelerden birisine oturup müşterisi ile işinin bitmesini bekledim. Müşterinin turist olduğu ve bomboş bir merakı olduğu sorduğu sorulardan anlaşılıyordu. İsfendiyar abi uzun bir süredir bu kadınla uğraşıyor olacak ki; sinirden kulaklarına kadar kızarmış vaziyetteydi. Yine de munis tavrını sergilemekten geri durmuyordu. Bir süre sonra tezgaha çıkarttığı telkari bilekliklerin birini bile almadan giden müşterinin ardından alnındaki terleri silip yanıma oturdu ve çırağına seslendi. - Niyaz oğlum, iki çay kap gel bize. Kendine de bir limonata söyle hadi. - Tamam ustam hemen. - Hoşgeldin Ayşe. Vallahi insanla uğraşmak bu dünyanın en zor zanaati. Yarım saatte pestilimi çıkardı kadın. - Vallahi abi son on dakikasına şahit oldum ama eğer yanımda dabanca olsaydı çıkarır sıkardım ayaklarına. Allah sabır versin gerçekten. - Dur deli kız. Eften püften meseleler için adam vurmaya değer mi? - Vallaha abi bizim oralarda değer. Nenem daha birkaç ay önce halamı kaçırmaya kalkan adam evine giderken bizim tarladan geçmiş diye ayağından vurdu. Yahu otuz senelik kin bu bir de. Biraz olsun soğumamış düşün. - Eee ne oldu sonra? Polis işlem yapmadı mı? - Nöe polisi abi. Nenem haklıydı, karşı tarafta yediği boku bildiğinden sustu oturdu yerine. - Vay arkadaş resmen adalet arayanların ütopyası sizin memleket. - Abi gören de burası farklı sanar. Daha ergen olmamış oğlanların bile tabancası var. - Sorma Ayşe. Bir türlü vazgeçmiyorlar bu sevdadan. Erkekliğin yolu tabanca kullanmaktan, attığını vurmaktan geçer sanıyorlar. - Öyle deme be abi. Erkekliği bilmem de kadınların sanki zaruri ihtiyacı oldu artık silah. Ne haberler duyuyoruz baksana. - Malesef abicim, maalesef. Biz bu meseleleri konuşurken çoktan çaylarımızı yarılamıştık bile. Sonra İsfendiyar abinin başı dış kapıya döndü ve yüzü öyle bir aydınlandı ki; gören de hac vazifesini tamamlayan anası tepesindeki nurla içeri girdi sanar, o derece. Ben daha bardağımı koyup gelen kim diye bakamadan İsfendiyar abi coşkuyla seslendi. - Oooo Yusuf'um sen gelir miydin buralara? - Arada çıkıyorum insan içine abi. Anamın işleri işte. Sana iki ibrik bırakmış kalaylaman için. Al da gel dedi. Ee emir büyük yerden. Ama senin misafirin var galiba, sonra da uğrarım istersen. - Yok oğlum yok. Ayşe Misafir değil, bizim evin kızı sayılır. Hani sana üst katı kiraya verdim dedim ya, ha işte Ayşe kiraladı orayı. Yeni atandı Halfeti'ye daha bir ay bile olmadı. Aman Allahh'ım! Yine aynı ses. Abicim ben nasıl karışmayayım olaylara? Olaylar peşimi bırakmıyor ki anasını satayım. Şimdi ben arkamı dönsem olmaz, dönmesem hiç olmaz. Dönsem belki çeker vurur beni gözleriylen, tıpkı dün geceki gibi. Dönmesem İsfendiyar abi o kadar dil döktü ona ayıp olur. Ölümden başka her şeye çare var Ayşe, dön bakalım başlasın seyr- ü sefer...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE