Maşallah Dediğimin Üç Saniyelik Ömrü Kalır ...

1431 Kelimeler
Ayağım topal olmasa kalkar yeni gelin gibi süzülürüm yeminle. Şimdi diyorsunuz ki oturduğun yerden de süzülebilirsin ama benim içime sinmez o kadarı. Arz-ı endam etmem, ne kadar doğru bir karar verdiklerini ana oğula göstermem gerekiyor. Duydunuz değil mi; çarşıda bana çarpan hıyar ağası Yusuf'muş ve bana o günden beri tutukmuş avukat ağamız. Şimdi ben bu bilgiyle kalkıp horon teperdim ama malumunuz hain bir kurşunla aksak bırakıldım. Berze teyze bostana gidiyorum diye çıkmış ve neredeyse bir saattir ortalarda yoktu. O bir saatte biz de Yusuf ile her şeyi konuşup bir açıklığa kavuşturmuştuk. Evet birbirimize karşı ikimiz de boş değildik ama evlilik de oldukça ciddi bir meseleydi. Evvela ikna etmemiz gereken insanlar vardı, bu sırada birbirimizi de tanımak zorundaydık. Aşiretin nasıl tepki vereceğinden az çok haberdar olmuştum ama asıl kestiremediğim bizimkilerin tepkisiydi. Burada kendi ayağımın üzerine durabilecek kadar bir süre kalıp sonra da evime gidecek ve ardından abimle ciddi bir konuşma yapacaktım. Acaba önce Emel'e mi söyleseydim? İki kırıtır abimi hemencecik ikna ederdi. Ben bu düşüncelerle boğuşurken Berze teyze içeri girmiş ve ikimizi de suskun bir şekilde otururken bulmuştu. - Yavrularım ne oldu? Aklınız kesmedi mi bu işe? Hele ben sizi zora soktum değil? - Yok anacım gel otur hele. Biz Ayşe ile konuştuk, hayırlısıyla bir karara vardık. - Karar mı, hayrolsun inşallah. Hele deyin. - Ana biz Ayşe ile bir yola girmeye karar verdik. Evlilik ciddi bir meseledir sen de bilirsin. Biz deriz ki onları oyalayabildiğimiz kadar oyalayalım, bu sırada da birbirimizi daha iyi tanımış oluruz. Hem Ayşe'nin ailesinin de onayı şarttır. - Eyi ama hayırlı işi fazla uzatmak eyi değildir derler. Siz yine de fazla uzatmayın bu işi olur? Ben de gideyim de adağımı kestireyim. - Ne adağı ana? - Az evvel bostanda bu iş olursa bir kurban keseceğim diye yemin verdim Allah'ıma. Tez elden kestirmek lazım, siz olur dediniz ya benim için bu iş bitmiştir artık. - Berze teyze acele etmesen mi? - Kızım sen ne dersin? Sizin zaman dediğiniz üç beş hafta. Fazla beklerler mi sandınız? Hadi hadi beni oyalamayın daha fazla. Kadın yaşından beklenmeyen bir atiklikle yerinden fırlayıp dışarı çıkınca ben de şaşkın şaşkın ardından bakmaya başladım. Ne demişti o az önce üç beş hafta mı? - Yusuf anneni sen de duydun değil mi? - Duydum Ayşe. Annem böyledir işte, bir şeyi kafasına koydu mu asla durduramazsın. - Ya ne kadar kolay söylüyorsun Allah aşkına. O kadar kolay mı bu işler? Daha tam iyileşmedim bile, üstelik abimi ikna etmem gerekiyor, ailemden bahsetmiyorum bile. İşin Urfa ayağı kolay olabilir ama Hopa ayağı sandığın kadar kolay değil. Hatta karşı bile çıkabilirler. - Neden karşı çıksınlar ki Ayşe? Hayırsız mıyım, yoksa uğursuz muyum, bir yanlışımı mı gördün? - Yani şu durumuma bakılacak olursa bunu bizimkilere anlatmak zor olcak. Ben senin bir suçunun olmadığını biliyorum ama onları inandırmak inan hiç kolay değil. - Düşündüm de haklısın sanırım. - Asma suratını ya, bir yolunu bulacağız elbet. Hem sen daha tam anlatmadın şu meseleyi. İki saniyede nasıl gördün de aklın kaldı ogün bende? - Siz kadınlar çok seviyorsunuz değil mi erkeklerin karşınızda utanmasını? - Kim sen mi utanıyorsun? Yapma Allah aşkına. Yani sevidiğimiz şeyler var elbet ama bu sizi utandırmak değil, daha çok sizin ağzınızdan güzel sözler duymak. Aramızda bir kişinin oturacağı mesafe ya vardı ya yoktu. Ceketini artistik bir hareketle çıkarıp koltuğun kolçağına astıktan sonra gelip dibime oturdu, ardından yüzüme dağılan saçlarımı parmaklarının ucuyla okşayarak kulağımın arkasına itti. Ve çenemden tutarak burnumun dibine kadar geldi. (Ula uşak hayde bişey de yoksa ha buriya canumu teslim edecağum da.) Ben derin derin yutkunurken o da dudaklarıma takılıp kalmıştı. Ya öpecek ya öpecekti. Sonra öptü ama dudağımın sınırından. Mayınlı araziye girmemek için çok dikkatli davranıyordu. Eğer o araziye girerse ikimizin de darmadağın olacağı belliydi. Biraz mesafemizi açınca gözlerini kapayıp bir müddet bekledi ve sonra da kara gözlerini benimkilerin içine dikerek konuştu. - Ben o sıcak günde, o insan kalabalığının içinde alelade bir iş için hızlı adımlar atarken bir koku tökezlememe sebep oldu. Tutunacak bir şeyler aradım, bir şey beni sanki sana doğru çekiyordu. Elinde o ağır poşetlerle o kadar kendinden bezgin duruyordun ki, durup seni seyrettiğim yerde beklemek bana eza oldu. Eğer telefonum çalıp da acele etmemi gerektirecek haber gelmeseydi daha o gün tanışırdım seninle. Sonra bir mucize oldu ve o sıra gecesine geldin. Oturduğum masadan yüzünün yarısını görebiliyordum ama sen olduğuna emindim. Sahneye beni, senin yüzünü net görmekten başka hiçbir sebep çıkaramazdı. Çıktım ve gördüm. Hele gülüşün o, o bamnaşka bir ayrıntıydı. Hani güldüm diye kızdın dedin ya bana. Sana değil, sen gülerken sana bakan adama kızdım ben. Kimse o saatten sonra sana öyle bakamazdı. Sonra soruşturup kim olduğunu öğrendim ve İsfendiyar abinin oraya da senin orada olduğunu bilerek geldim. - Vay arkadaş. Resmen adım adım ağamızın ağına çekilmişiz. - Şimdi o güzel ağzına yakıştı mı hiç ağa lakırdısı? - Yakışmadı mı? - cık yakışmadı. Sen öyle söyleyince susturasım geldi. - Nasıl? Meraklı Ayşe nasıl susturuyorlar dizilerde filmlerde bilmiyor musun? Herifço seni ağzunden öpeceğum diyi, kot kafali paçi. Tabii ben sorunca o da konuşup nefes harcamaktan sa öpüp nefes harcamayı seçti. Vallahi bana göre hava hoş da içimdeki zilli bunu her zaman ister, ben de söyleyemem didişir dururuz artık. Ama size bir şey diyim mi; böyle kaliteli bir öpüş olamaz. Siz sanıyorsunuz ki ben daha önce defalarca öpüştüm. Yok öyle bir şey efendim. Sadece bir kere lisede salak bir oğlan denedi, öyle değdi değmedi dudakları sonra da bir daha ben erkeğim diyemeyeceği kadar sert bir darbe aldı hayalarına. Tabii kimseye de diyemiyo bir kız yüzünden bu hale geldiğini salak, aldırdı okuldan kaydını, şimdi ne pok yer bilmem. Hah biz nerede kalmıştık? Yusuf'un susturma yöntemlerini ne kadar ustaca kullandığında. Öpüp geri çekildikten sonra bana hiçbir şey söylemeden ayaklanıp bedenimi bir çırpıda kucakladı ve merdivenin sağında kalan koridora doğru ilerledi. Bir kapının önüne geldiğinde kapıyı açması için üzerime biraz abanması gerekmişti. Açılan kapıdan, girdiğimiz yerin bir misafir odası olduğunu gördüm. Oya'nın benim için hazırladığı çanta yatağın ucunda duruyordu. - Merdiven kullanman zor olur diye annem bu odayı hazırladı sana. Karşıdaki kapı da misafir banyosu. Bizim odalarımız üst katta ama sen burada olduğun sürece ben salonda yatacağım. Bir şey istersin, canın yanar ne bileyim işte sana yakın olmak istiyorum bir şekilde. Sen bakın odaya varsa bir şeye ihtiyacın bana söyle, hemen hallederim olur mu? - Yusuf... - Efendim güzelim? - Şey şimdi sen böyle söyleyince ben ne diyeceğimi unuttum. - Nasıl söyleyince? - Ya gelme işte üstüme Yusuf. Teşekkür edecektim ben sana. Yaptığın her şey için. - İnsan müstakbel sözlüsüne neden teşekkür etmek zorunda hissetsin ki kendini Ayşe? Sakın bir daha kendini bu şekilde bir şeyler yapmak zorunda ya da teşekkür etmek zorunda falan hissetme. Şimdi söyle bakalım var mı Yusuf kulundan istediğin bir şey? - Yok. Her şeyim var çok şükür. Sen varsın en önemlisi, bana asla eksik hissettirmezsin. - Hissettirmem tabii ki. Hadi sen biraz uzan ve dinlen. Benim bir kaç işim var, onları halledip hemen geleceğim yanına. Artık burya gelmem için kuvvetli bir sebebim daha var. Eğer bacağımda ara ara kendini hissettiren sancı olmasaydı bu yaşadıklarımın gerçek olduğunu bana kimse inandıramazdı. Her şey çok hızlı gelişiyordu ve ben, gönlümde yer eden adamın da beni gönlüne aldığını çok özel bir şekilde öğreniyordum. Hiç bir filmde, hiçbir kitapta benzerine rastlamamıştım daha önce. Belki de benim başıma geldiği için bunlar bu kadar özel geliyordu bana. Sebep neydi, ya da sonuçları ne olacaktı elbette ben dahil kimse kestiremezdi. Ama ağzımdan çıkanların arkasında olduğum kadar, Yusuf'un sözlerinden de emindim. Ancak gerçekten aşık olan birisi onun kadar içten konuşabilirdi. Yusuf'un dediği gibi yorgunluğum kendini belli etmiş ve gözlerim uykuya yenik düştü. Uyandığımda odamın penceresinden yıldızları görebiliyordum. Saat kim bilir kaç olmuştu. Komidinin üzerindeki telefona uzanıp saate bakmak istediğimde karanlık bir ekranla karşılaştım. Hastaneden çıktığımdan beri şarjımı kontrol etmediğim için kendime kızsam da Yusuf'un bunu hesaba katmış olabileceğini düşünerek çekmeceleri karıştırmaya başladım. Tahminlerimde yanılmadığımı görmek yüzümü güldürdü. Gerçekten de her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen bir adamdı. Üçlü şarj soketinden uygun olanı telefonuma takıp biraz bekledikten sonra ekranın açılmasıyla resmen elim ayağım birbirine dolaştı. Çünkü abim, Emel ve İsfendiyar abiden gelen onlarca çağrı vardı. Önce hangisini arayayım diye kara kara düşünürken ekranda Burcu'nun ismini gördüm. Ne alakaydı ki şimdi? - Alo Burcu? - Ayşe nerdesin sen? - Burcu ne oldu, ne bu telaşın? - Ayşe neler oldu bir bilsen. Abin aradı daireyi, sana ulaşamamış, memurlardan biri de Ayşe hanım istirahatte, talihsiz bir olay yaşadı demiş. Tabii bununla kalmamış ve senin vurulduğunu da açık açık anlatmış. Biz sana ulaşmaya çalıştık ama telefonun kapalıydı. Ayşe bak, abin çok telaşlanmış, haklı tabii. Eğer konuşamadıysan bir arasan güzelim. - Tamam tamam ben de şimdi onu arayacaktım. Telefonumun şarjı bitmiş ben de ilaçlar yüzünden uyuya kalmışım. Sağol haber verdiğin için. Uyyyii Anşe, şimdi yedun kurekle poklari.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE