Manifest...

1391 Kelimeler
Lise'yi yatılı okumuştum. Tabii siz buna bulduğu her fırsatta nenesinden kaçmış da diyebilirsiniz. Geceleri yatma vakti gelmeden kızlarla oturur hayaller kurardık. Hemşin'li Yasemin vardı, derdi tasası aşirete gelin olmaktı kızın. Aşiret düğünlerinde takılan altınları anlatır dururdu. Hatta bir keresinde internetten birini bile düşürmüştü ağına. Ancak çocuk aşiret ağası değil de mevsimlik işçi çıkmıştı. Şimdi kendi vaziyetime bakıyorum da Yasemin benim yerimde olmak için kim bilir neler vermezdi. Değil bacağından, kafasından bile vurulmayı göze alırdı salak. Bu gün taburcu edilecektim. Doktor odama gelip öğleden sonra çıkabilirsin dediğinde odada yalnızdım. Öğleden sonra gelip çattığında da yanıma gelen giden olmamıştı. Aha dedim; kesin lafta kaldı ağamızın vaatleri, unuttu beni. Eğer ayağım sağlam olsaydı çömelir tarlası yanmış maraba gibi ağlardım. Bekledim, bekledim, saat ilerledi, çıkış işlemlerim yapıldı, hasta bakıcı geldi çarşafları değiştirdi, artık herkes gözümün içine bakıyor ne zaman gideceğim diye. En son dayanamadım, hasta bakıcılardan birinden taksi çağırmasını ve beni tekerlekli sandalyeyle çıkışa kadar götürmesini istedim. "Tamam bacım, hemen getiriyorum sandalyeyi." dedi çıktı odadan. Kapı tekrar tıklandığında o geldi sanıp toparlandım yerimde. Ama gelen, sabahtan beri beklenen adamdan başkası değildi. - Çok özür dilerim, hiç hesapta olmayan hayati bir mesele çıktı. Çabuk halletmeye çalıştım ama aksilikler bir türlü yakamı bırakmadı. - Önemli değil, ben de taksi çağırmasını istemiştim hastabakıcıdan. - Nereye gidecektin? - Evime tabii ki de. - Ayşe biz seninle konuşup anlaşmadık mı? Annem seni bekliyor. - Evet sen bir şeyler söylemiştin ama gelmeyince... - Haklısın, çok aptalım sana haber bile vermedim gecikeceğimi. - Yusuf bak! Gerçekten buna gerek yok. Yani kendini suçlu hissetmemelisin, senin bir dahlin yok ki meselede, tamamen senin dışında gelişen bir olay. - Öyle deme lütfen. Ne olursa olsun ucu bana dokunuyor, kendimi suçlu hissediyorum. Hem neden bu kadar inatçısın? Evde yalnız yapamayacaksın nasıl olsa. Nazmiye abla da kayınvalidesine bakmaya gidiyor, en mantıklı çözüm bu. - Yük olmak istemiyorum. - Yük mü o nasıl söz? Annem sakın duymasın bu söylediğini. - Peki öyleyse, gidelim. Şimdi siz Yusuf'un bu olayla ne alakası var diyorsunuz değil mi? Şöyle anlatayım; Yusuf'un ağa olmasını isteyen aşiret üyeleri ile onun ağalığına karşı çıkan ayrılıkçıların çatışmasıymış o gün yaşanan. Tabii Yusuf da bu sebepten kendini suçlu hissediyor. Bir de utana sıkıla anlattığı bir mevzu daha var. Beni asıl endişelendiren mevzu da o zaten. Bizi çarşıda gören birkaç dedikoducu kadın bunun babaannesine haber etmiş. Azer ağamızın yanında bir kız vardı demişler. O da adresime kadar öğrenmiş her şeyi. Yani yarın öbür gün kapıma dayanması an meselesi. Tekerlekli sandelyeye Yusuf'un yardımıyla oturduğumda kendimi birden bambaşka bir hayal eleminde hissettim. Sanki yeni doğum yapmışım da beyim beni yormamak için arabayla çıkarıyor hastaneden. Ah ula Anşe yegin kenduva gel. (Çabuk kendine gel) Böyle apır sapır hayallere dalarsan gerçeğin anca sapını tutarsın. Bırak kader ağlarını örsün. Ayağın o ağlara takılırsa o zaman düşünürsün bunları. Hastanenin malzeme girişinden çıktığımızı görünce elimde olmadan kikirdedim. Ne olduğunu sorunca da tutamadım aklıma gelen saçma şeyi. "Sanki magazinlerden kaçıyormuşuz gibi. Ayağım sağlam olsaydı heyecan olsun diye tuvalet camından atlardım." dedim. O da benim gibi gülmeye başladı. Biraz düşününce Hande Ataizi kadar minyon olmadığıma kanaat getirdim. Kapının hemen önünde park eden arabasına yine onun yardımıyla binmiştim. Yolcu koltuğunu geriye çekmiş ve ayağımı rahatça uzatmamı sağlamıştı. Yusuf'un bana gösterdiği özen ona karşı olan hislerimi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyordu ve bu konuda ne yapacağımı ne yazık ki bilmiyordum. Eğer onun hisleri benimki gibi kalbi değil de tamamen insani ise ne yapardım bilmiyorum. Yolculuk boyunca neden geciktiğini anlatıp durdu. Önemli bir müvekkili varmış da ifade için adliyeye çağrılmış, savcı da beklettikçe bekletmiş. Dava hayati olmasaymış müvekilini bırakıp gelecekmiş ama işin ucunda masum bir insanın hayatı varmış. Öyle ciddi, öyle şiirsi anlatıyordu ki; açıp CMUK ( Ceza Muhakemeleri Kanunu) okusa ayıla bayıla dinlerdim. - İşte geldik. - Epey uzakmış burası çarşıya. Her gün geliyor musun bu yolu? - Annemi yalnız bırakmak istemiyorum. O da burayı çok seviyor. Bahçesi, hayvanları var. Onlarla vakit geçiriyor. Bu yaştan sonra onun rahatını bozmak istemiyorum. Hem büyük şehirlerde insanlar daha fazla yol katediyor işlerine gidebilmek için. İstanbul'da sabah namazı ile evden çıkanlar var. - Evet duymuştum. Üniversitede İstanbul'dan gelen arkadaşlarım vardı. - Nerede okumuştun sen? - Trabzon'da. KATÜ mezunuyum. - Ben de İstanbul Hukuk. Bizzat o trafik çilesini yaşadım yani. Hadi önce seni çıkaralım eve, sonra gelir arabadan eşyalarını alırım. - Keşke bir koltuk değneği olsaydı. - Ne gerek var? Hiii ha bu uşak saman balyasi gibi aldi ya beni kucağina. Uy nenem, ha bu hallerumi göreydun namus cetti diye fururdun beni. Eyi ki ha burada gözun yok. Çok garip bir şekilde İsfendiyar abi ve Nazmiye abla bu durumu garipsememiş, hatta dün Oya benden evin anahtarını almaya gelmişti. Neymiş efendim Yusuf abisi rica etmiş, benim iznim olursa çanta hazırlayacakmış bana. Özellikle koyması gereken şeyleri sordu. Normal zamanda eşyalarımı kimsenin karıştırmasını istemezdim ama Yusuf'un evine gidecek olmanın heyecanıyla kıza neredeyse günlüğümün yerini bile söyledim. Çelik kasam olsaydı onun da şifresini söylerdim, o derece. Anlayacağınız Yusuf onlara meselenin aslını anlatıp, can güvenliğimi de ileri sürerek bu durumu daha kabul edilebilir kılmış. Avukat adam nihayetinde, ağzi eyi laf yapayi. Adamın kucağında anası ile baıkışmak da pek normal değil belki ama şimdi benim maazeretim var. Kadıncağızı da bir görseniz pamuk pamuk. Oğlu aynı anasına benzemiş bu arada. İkisi de kara kaş, kara göz. Kirpikler deste gibi, gözlerinin kenarındaki ben bile aynı. Yusuf'un çekse çekse boyu babasına çekmiştir. Hoş o ağa bozuntusunu henüz görmedim ama bu minyon kadına benzemediği kesin. - Oy keçamın hoş gelmişsen. - Hoş buldum efendim. Ne olur kusuruma bakmayın. Koltuk değneği olmadığı için, böyle bir vaziyette çıktım karşınıza. - Hele o nasıl laftır? Eğer bu kere kure seni yürütseydi o vakit yerdi benim zopami. Buyrun, geçin eyvana. Sofra kurmuşam hanım kızıma. Kemik suyuna dible aşı yapmışam. Kan olur, can olur Allah'ın izniyle. - Yusuf beni indirsen mi artık. - Tamam indiriyorum hemen. Ama eğer özel ihtiyacın varsa, lavaboya falan girmek istersen götürebilirim. - Aslında ellerimi yıkamam lazım ama oraya kadar tutunarak gidebilirim. - Hayır olmaz. Beni lavaboya kadar götürüp rahatça ayakta durabildiğimden emin olduktan sonra kapıyı kapatıp çıktı. Sonra da "hemen kapının önündeyim, işin bitince seslen" diye konuştu. Ula uşak ben yabanci evda sifon çekmeye bile utanırım. Şimdi nassi diyeyim çişum bitti? Neyse Ayşe kızım, mecbursun artık Abdurrahman Çelebi'ye. Donumu güç bela sıyırıp klozete oturunca lavabonun kenarına koyduğum telefonum çalmaya başladı. Kesin arayan abimdi çünkü adamın münasebetsiz bir anda aramamışlığı yoktu. Ama ben nasıl açıp cevap verecektim? Yada ne diyecektim ki? Üstelik abimle konuşurken ağzımın yayı gevşerdi benim. E kapıda da Yusuf bekliyor. Ben düşünüp karar verene kadar telefon kapandı da yeniden çalmaya başladı. Dışarıdan Yusuf bir kez "Ayşe iyi misin?" diye seslenmişti. Ona iyim deyip uzanıp aldım telefonu. - Abim, yetişemedim telefona. - Ayşe nereyesun sen? - İşteyim abi, hayırdır? - Ha o sebeptan boyle konuşaysun he? - Evet abi. Nasılsınız, herkes iyi mi? - He eyi eyi da, sen bağa na zaman diyecedun o pokyiyan Osman'un ha oriye gelduğuni? - Abi geldi, konuştu konuştu gitti. Önemsiz bir şey diye canını sıkmayayım dedim. - He he pok sikilmadi canum. O şerefsuz ne diyi biley misun? Ayşe'nun yanina bir adam vardi, beni hirpaladi diyi. Cemile nene gelmiş afkurmiş nenema sozi bozduz rezil edecağum sizi demiş. Ama ben evda yoğiken geleyiler hep. Got korkisi var ama ardumuzdan da her bişeyi diyiler. - Diyemedin mi Cemile neneye, senin o salak torunun bekar bir kızı rahatsız etmeye utanmıyor mu diye? Evet arkadaşım vardı o esnada sokakta. Tesadüfen beni ona bağırırken görmüş, rahatsız ediliyorum sanıp gelmiş yardıma. Ben de bozuntuya vermedim onunla gittim. Yoksa meseleyi uzatacaktı salak. - He oyle oldi yani? - Evet abi. Neyse başka önemli bir şey yoksa benim işe dönmem lazım. Selam söyle herkese öpüyorum. Telefonu kapattıktan sonra sifonu çekip ellerimi yıkadım ve seke seke kapıya ulaştım. Kapıyı açtığımda oldukça sinirli bakan bir Yusuf'la karşılaşmayı beklemiyordum. - Kusura bakma ağaç ettim seni de burada. Abim arayınca, merak etmesin diye... - O geri zekalı senin hakkında ileri geri mi konuşuyormuş? - Kim, Osman mı? - Adı her neyse. - Evet ama abim halletmiş merak etme. - Yok abin halleder de, bizimkiler burada iyi halledememişler anlaşılan ki orda ağzını açmış. - Yusuf sen ona ne yaptın? - Ben hiçbirşey yapmadım Ayşe. Ama keşke yapsaydım. - Sakin ol şampiyon. Sen bir kanun adamısın. - Tamam neyse. Hadi gel seni masaya götüreyim. Yemekler soğumasın. Vallahi beni Osman belasından kurtarsa kurtarsa bir aşiret ağası avukatla yapacağım izdivaç kurtarırdı. Artık bunun adına manifest mi diyorlar, evrene mesaj göndermek mi bilmem ama bu aklıma gelen başıma gelsin diye adaklar adayasım vardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE