Gerçekten kendimi Melek'in yerine koyamıyordum. Emre'ye karşı aşk gibi bir duygu hissetmediğinden emindi ama onu kaybetmek istemiyordu. Ve şu an kafayı yemek üzereydi. Emre de orta yolu bulmak ister gibi değildi, o gerçekten seviyordu. Artık arkadaş olmaya tahammül edemiyordu.
"Bence yakışırsınız he..."
"Sus Hülya."dedi Melek sert bir şekilde, yatakta oturmuş yastığına sarılıyordu.
"Yakışmaları önemli değil. Emre'yi hepimiz duyduk. Melek'in tek erkekle idare edebileceğini ya da onu tatmin edebileceğini düşünmüyor çocuk. Yani Melek de onu sevse bile bir ilişki içinde olamayacaklarını düşünüyor.O depresyon modunda direk."dedi Kübra da. Emre haksız sayılmazdı. Melek'in önem verdiği şey hepimizden farklıydı. s*x seviyordu. Daha doğrusu önceliği sexti. Cinsel ilişki onun hayat felsefesiydi resmen. Cinsel ilişki sırasında Zevk almadığı bir erkekle asla ikinci bir randevuya çıkmazdı.
"Öyle biri değilim. Yani o ne demek orospu yerine koydu beni resmen-"
"Değilsin sanki."dedi Hülya alaylı bir şekilde. Bunun üzerine Melek kucağında sarıldığı yastığı Hülya'nın kafasına geçirdi.
"Sus be. Zevk seviyorum sadece."diye çıkıştı Melek de. Alttan alttan da sırıtıyordu. Kimse onu bunun için suçlayamazdı.
"Emre'nin vereceği zevki nereden biliyorsun?"diye sordum sırıtırken. Kafama yastık gelmemesi için kendimi yatağın köşesine doğru kaydırdım.
"Ay sus. Hiç öyle bir şey düşünemiyorum."dedi Melek suratını ekşiterek. Bunun üzerine güldüm. Kim arkadaşıyla s*x düşünebilirdi ki? Emre... Tamam bu net bir cevaptı. Melek'in yerinde olsam çok kötü hissederdim net. O da öyle şu an.
"Sen ona hiçbir şey olmamış gibi davransan olmaz mı?"diye sordu Kübra bakışlarım ona kaydı. Melek'in tam karşısında oturuyordu. "Yani şöyle, O konuşmayı eğer sen duymasaydın Emre aynı Emre olarak devam edecekti. En azından bir süre daha. Duymamış varsay sende, zor olsada boşver. İlk adımı sen at. Eskisi gibi sohbet etmeye çalış..."
"Şakalaş, git sarıl, kahve yap götür bambaşka bir konuda sohbet aç..."diye ekledim.
"İster istemez o da karşılık vericek sana. Böyle tripli, küs ergenler gibi olmayın. Zaten her şey olacağına varır. Bir bakmışsın boy boy çocuklarınız olur..."dedi Hülya ve kahkaha attı. Bende güldüm. bu sırada Melek Hülya ya ters ters bakıyordu. Melek evlilikten ve çocuklardan nefret ederdi. Sanırım en büyük korkusu bir gün hamile kalması olabilirdi...
"Komik değil!"dedi Melek kaşları çatık bir şekilde.
"Sen gülme."dedi Hülya da ve gülmeye devam etti. "Ay kucağında bir bebek düşün, bir o ağlıyor bir sen."dediğinde Kübra ve bende kahkaha atarak ona eşlik ettik. O sırada Melek yastığı Hülya'nın kafasına geçirdi. Yine.
"Yemin ediyorum senin anne olacağın günleri iple çekiyorum."dedi Kübra ve yataktan kalktı.
"Çok beklersin..."
~ ~ ~ ~ ~
Şu sonsuz maviliği bakarken aklıma annemle denizin rengiyle ilgili iddiamız gelmişti. Gülümsedim. Küçükken denizin şeffaf bir renge sahip olduğuna asla inanmıyordum. Denizin rengi ile ilgili tartışırken bir videom bile vardı. Annem hayatta her zaman doğruları göstermek isterdi. Yalandan bir şeye inanmamdan hoşlanmazdı. Tam tersine sinirlenirdi. Küçükken sahip olduğum hayali arkadaşla ilgili defalarca kez konuşmuş benimle. Ben hatırlamıyorum tabii o arkadaşı şu an. Ama babam tam tersiydi. Hayallerim yıkılmasın, üzülmiyim diye anneme karşı gelirmiş. Bir küçüklük videomda babam ben ve hayali arkadaşım Gülensurat yemek yiyorduk. Babam ona da bir tabak koymuştu. İçine de benim yediklerimden koymuştu. Sanki Gülensurat yiyormuş gibi arada o tabaktan bir şeyler eksiltiyor ve onunla sohbet ediyordu. Bu sırada annemde kafayı yiyordu... Deniz konusunda da aynı şey olmuştu. Annem denizin bir rengi olmadığını söylemiş bense tam tersi masmavi olduğunu savunmuştum. Baya tartışmıştık annemle. Annem en sonunda denizden bir bardak su alıp bana gösterdi. Suyun mavi olmadığını görünce çok üzülmüştüm. Çünkü denizi çok seviyordum. Deniz mavi olduğu içinde en sevdiğim renk maviydi. Babam üzüldüğümü görünce çok morali bozulmuş. Ertesi gün benimle bir videosu vardı. Mavi bir gıda boyası almıştı. Onu bardağın dibine dökmüş, tabii ben bilmiyordum. Bardağın içine biraz denizden su koyduğunda su mavi oldu. Gördüğüm bu manzara yüzümde kocaman bir gülümseme oluşturmuştu. Deniz gerçekten de maviydi. Annem bana oyun oynamıştı... Düşündüğüm şey buydu. Babamın yeri bende gerçekten çok ayrıydı. Anneminde öyle. Ama annem daha otoriter olduğundan babamla vakit geçirmek daha eğlenceli olmuştu. Annem boş yere hiçbir şeye inanmamdan, boşa vakit geçirmemden hoşlanmazdı. Herşeyin doğrusunu bilmemi isterdi. Çünkü o öyle görmüştü. Ve istemsizce bunu yapıyordu... Annem için hayatımın sonuna kadar eğlenerek yaşayabilirdim, ama inandıklarım ve bildiklerim yalandan şeyler olmamalıydı.
Güzel annem... Sana nasıl kıydı o it? Nasıl el sürdü? Yüzümde ki gülümseme sönerken gözlerim doldu. Dünyadaki bütün erkekleri hadım etsek bütün kadınlar bir oh çekebilirdi. O kadar iğrenç şeyler oluyordu ki hayatta insan gerçekten yaşamaktan soğuyordu. Ama benim annem o kadar güçlüydü ki... O yıkılmamıştı. Hayata daha çok sarılmıştı. O çok başka bir kadındı. Bende onun kadar güçlü müydüm? Ağlamak güçlü olmadığımın bir göstergesi olabilir miydi? Ben annemi hiç ağlarken görmemiştim. Ama ben sürekli ağlıyordum. Daha doğrusu onları kaybettikten sonra ağlamaya başlamıştım. Onlar beni bıraktıktan sonra gücüm kalmamıştı. Ben onlardan güç alarak hayattaymışım. Bunu onları kaybettikten sonra farkına varmıştım. Kendimi ne zaman toparlayacaktım? Ya da toparlayabilecek miydim? Bunu gerçekten merak ediyordum.
Baran'ın dudaklarını kafama bastırıp derin bir nefes almasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Omzunda olan elini tuttum ve okşadım. Birine git gide daha çok bağlandığınızı hissetmek güzel bir histi. Üstelik hiç ummadık ama en çok ihtiyacınız olan anda onu bulmanız...
"Rüya!"Hülya'nın yüksek çıkan sesiyle Bakışlarımı masanın sağ tarafında oturan Hülya ya çevirdim. Kaşları çatık bana bakıyordu. Onunla birlikte diğerleri de bana bakıyordu. Bir sorun mu vardı?
"Ne oldu?"diye sordum kaşlarımı kaldırarak.
"Aramıza dönebilmene sevindim."dedi Batu ve güldü. O ne demekti? Zaten burdaydım.
"Kime ne anlatıyoruz biz?"diye sordu çatık kaşlarıyla Hülya. Anlamayan gözlerle ona baktım. Henüz bir şey sormamıştı.
"Ne anlatıyorsunuz?"diye sorduğumda Baran'ın hâlâ kafama yapışık olan dudakları gerildi. Bu onun sırıttığı anlamına geliyordu.
"Erkekler ne zaman hamile kalıcak..."dedi Melek. Bunun üzerine güldüler. Dalga geçiyordu bir de benimle. Dalmış gitmiştim işte ne vardı bunda?
"Dağlara tırmanıp keşif yapalım diyorlar"dedi Emre. Bakışlarımı ona çevirdim. Tam yanımda oturuyordu. Ben ona bakınca Baran'ın dudaklarını kafamdan ayrıldı. Bakışlarımı olduğumuz koya çevirdim. Yüksek dağlar vardı. Üstelik mağara gibi delikleride... Eğlenceli olabilirdi.
"Tamam olur."
"Bir tek Emre gelmiyor o zaman."dedi Rüzgar. Kaşlarımı çatarak Emre'ye baktım.
"Sebep?"
"Gece uyuyamadım şimdi uyuyim."dedi ve hafifçe gülümsedi. Sıcaktan bende uyuyamamıştım. Gerçi bence kimse uyuyamamıştır. Baran dışında. Yanımda öküz gibi uyumuştu. Sinir olmuştum gece onun rahat rahat uyumasına...
"Gelince yatarsın. Hep beraber bir şeyler yapalım."dedi Kübra. Emre derin bir nefes alıp bakışlarını masaya çevirdi. Şu an istediği son şey Melek'le aynı ortamda olmaktı. Daha doğrusu bu olayı öğrenen kimseyle aynı ortamda olmak istemediğini biliyordum.
"Emre de geliyor."dedim emrivaki bir şekilde ve oturduğum yerden kalktım. O istemiyor olabilir ama bu olay unutulmalıydı. Benim kalkmamla diğerleride ayaklanmıştı. Demek tırmanış zamanıydı. Herkes odalarına doğru geçti. Üstümüze rahat bir şeyler giymeliydik. Ben dolaptan bir şort ve bir krop aldım. Baran o sırada tuvalete girdi. Ben hızlıca mayomu çıkartıp bir kilot giydim. Ardından şortu. Sütyen giymeden kropu taktım üzerime. saçımı da tepeden topuz yaptığımda hazırdım. Baran tuvaletten çıktığın da üzerine yatakta bulunan beyaz tişörtünü taktı. Altında da mayosu vardı. O da hazırdı. Ben odanın kapısına ilerlerken kolumda tutarak durdurdu beni. Öpeceğini düşünerek ona döndüğümde suratı biraz asıktı.
"Emre'nin üzerine fazla gidip baskılamayın çocuğu."dediğinde kaşlarımı çattım. "Zaten duymaktan korktuğu şeyler var. Ve hepinizde bu şekilde üstüne gitmeyin..."
"Gitmiyoruz ki üzerine. Konuyu bile açmıyoruz."dedim ve omuz silktim. Emre bir şey mı demişti Baran'a.
"Güzelim üstüne gitmekten kastım bir şeylere zorlamakta. Gelmek istemiyorsa gelmesin. Yemek yemek istemiyorsa da yemesin."dediğinde çatık kaşlarım yavaşça düzeldi. "Biraz salın çocuğu bir anda herkesin önünde düştüğü durumu sindirsin. Zaten kendi gelir yanınıza-"
"Ne konuştunuz dün gece?"diye sordum Baran'a. Dün Emre'yle terasta baya oturmuşlardı. Bende o sırada uyumaya çalışıyordum. Ama sıcakta uyumak zordu. Teknenin klimasında da sorun vardı. Gece çalıştırmıyorlardı.
"Anlatmamı isteyeceğini sanmam."dedi ve uzanıp yanağıma bir öpücük koydu. Israr etmedim. Zaten sonradan kokusu çıkardı. Baran elimi tutarak odanın kapısına ilerledi. Kapıyı açıp çıktığımızda Kübra ve Hülya da koridordaydı. Onlarda hazırdı. Birlikte yukarı çıktık. Diğerleri de burada bekliyordu. Yalnız Melek bir uçta, Emre bir uçtaydı. Tamam bu durum çok tuhaftı. Grubumuzun içine bir durgunluk gelmişti. Oysa Emre ve Batu bizim Neşe kaynağımızdı. Şu an burada gırgır şamata dönüyor olmalıydı.
"Bot iki seferde atar sizi kıyıya."dedi kaptan. İki gruba ayrıldık. İlk grup tekneye binerken ikinci grup olarak biz bekledik. Ardından bizide kıyıya bıraktılar. Kaptan geri dönerken bizde etrafa bakınıyorduk.
"Annem beni burda görse yüreğine iner."dedi Kübra. Baran elimi tuttuğunda ona baktım. Pek bir temas bağımlısıydı bu adam. Gözümden kaçmıyor değil hani.
"Ne alaka, ne alaka..."diye dalgaya vurdu Batu. Ardından hepimiz aynı yöne doğru yürümeye başladık. En önden Kübra ve Batu gidiyordu. Hafif hafif yokuş çıkıyorduk şu anlık ama mağaralara gitmek istiyorsak baya yol bekliyordu bizi.
"Mağarada Hülya'nın eski sevgilisi yaşıyordur, rahatsız etmeyelim." Dedi Melek. Bunun üzerine güldük. Tabii Baran, Cansu ve Rüzgar anlamadı.
"Eski sevgilim hakkında düzgün konuş."dedi Hülya da gülerek.
"Burak Enişteeee!"diye birden bağırdı Batu yukarıya doğru. Sesi yankı yapmıştı. Hülya'nın eski sevgilisinin adı Burak'tı. Dağ ayısı Burak. "Getiriyorum karıyı!"diye de devam etti. Ben gülümserken Hülya eline aldığı küçük taşı Batu'nun kalçasına doğru attı.
"Nedir bu mesele?"diye sordu o sırada Rüzgar.
"Eniştemiz aşırı klas bir beğfendidir. Öyle herkese anlatamayız."dedi Batu alaylı bir şekilde. Bunun üzerine bizim tayfa yine gülmüştü.
"Buradaki mağaraya da kitap okumaya geliyor zaten(!)"dedi Emre de.
~ ~ ~ ~ ~
"Çok gerginim..."dedim ve Baran'a doğru dönüp kalçamı mutfak tezgahına yasladım. Kollarımı da göğsümün altında bağlamıştım. Bakışlarım ona kaydığında onun bakışlarıda beni bulmuştu.
"Bende..." verdiği cevapla sıkıntılı bir şekilde nefes verdim. Ardından bakışlarımı yere çevirdim. Bugün cumartesiydi ve ben yarın sabah Kerim'le birlikte babasının evine gidecektim. Yada başka bir yerde buluşucaktık. Orasını bilmiyordum. Bildiğim tek şey bu durumun beni oldukça gerdiğiydi. Yarın ölebilecek olma ihtimalimi bile düşünüyordum. Gerçi Yalçın amcayla günlerdir konuşuyordum. O beni rahatlatmaya çalışıyordu. Nasıl davranmam gerektiği hakkında yardımcı olmaya çalışıyordu. Ama ne olursa olsun yanına gideceğim ve tanışacağım adam annemin tecavüzcüsüydü. Bunu bilmek... bok gibi hissettiriyordu. O adamla sohbet muhabbet etmek, bir şeyler yiyip içmek, gözlerinin içine bakmak bile...
"Rüya..." Baran'ın sesiyle bakışlarım onu buldu tekrar. "Bir kaç saatliğine bir şey düşünmesen, seni günlerdir görmüyorum. Ve ne kadar özlediğimi tahmin bile edemezsin." Oturduğu tabureden kalkıp yanıma doğru ilerlemeye başladı. Bakışları hâlâ bendeydi, benimkilerde onda. Benim şirket işlerim yoğundu ve de Kerim'le oluyordum sık sık. O da başka işlerle uğraşıyordu. Kerim hafta sonu olmadığından anca birbirimizi bulmuştuk. "Yemeğimizi yiyelim..."dediğinde yanıma gelmişti. Tam önümde durduğunda başımı hafifçe kaldırarak ona bakmaya devam ettim. "Sonra sadece sana odaklanmak istiyorum." Üzerime doğru eğilip dudağıma bir öpücük koyduğunda gülümsedim. O geri çekilirken onunda yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. "Aklın kısa bir süreliğine sadece bizde olsun. Zaten yeterince canımız sıkılıyor." Başımla onayladım onu. Evet canımız haddinden fazla sıkılıyordu. "Şimdi hamarat sevgilim bize MAKARNA yapsında, miğdemiz bayram etsin."dedi Baran imalı bir şekilde. Makarna derken ses tonunu yükseltmişti. Kaşlarımı çattım.
"Bak döverim seni. Dışardan söyleyelim dedim ya sana..."
"Hadi koy tabaklara."dedi Baran ve benden uzaklaşıp masada ki şarabı ve iki kadehi alarak balkona yöneldi. Balkonda makarna yiyecektik. Salıncakta sallanırken. Aşırı romantik bir yemek olacaktı(!) Tencereye doğru döndüm ve tezgaha çıkardığım tabaklara yaptığım kıymalı makarnadan koydum. Baran'a daha çok koymuştum. Tekne tatilimizden gördüğüm kadarıyla kolay kolay doymuyordu. Tabakları alıp balkona doğru ilerledim. Hava kararmak üzereydi. Gün batımına karşı olacaktık. Balkona çıktığımda Baran ikili Salıncağı manzaraya doğru döndürmüş ve önüne de masayı çekmişti. Masanın üzerinde çatallarımız, peçetemiz ve şarabımız vardı. Daha ne olsun. Tabakları masaya koydum, ardından salıncakta ki yerimi aldım. Baran da gelip yanıma oturmuştu.
Bu adamım soy adı neydi?
Ne komik dimi? 1 haftadır sevgiliyiz hatta 1 buçuk haftaya geldik neredeyse adamın adından başka bir şey bilmiyordum. Yaptığımız şey sevişmek...
"Al bakalım..." Baran'ın uzattığı makarna tabağını aldım. Sonra çatalımı uzatmıştı. Onu da aldım.
"Teşekkür ederim..."diye mırıldandıktan sonra salıncakta tamamen vücudumu Baran'a doğru çevirip bağdaş kurdum. O sırada Baran kendi tabağını çatalını almıştı. Yerde duran yastıklardan birini alıp kucağıma koydum, tabağı da yastığın üzerine... böyle oldukça rahat olacaktı.
"Senin manzaran da benim galiba." Bakışlarımı Baran'a çevirdiğimde gülümseyerek beni süzdüğünü gördüm. Tamamen ona doğru dönmemi kastediyordu. Kaşlarımı kaldırarak başımı olumsuz anlamda salladım. Bunun üzerine kaşlarını çatıp sorarcasına başını salladı o da.
"Şu an manzaram değilsin. Seni sorguya çekeceğim sadece."dediğimde güldü.
"Ne sorgusu bu?"diye sordu alaylı bir şekilde.
"Sadece sevişiyoruz."dedim net bir şekilde. Boş boş suratıma baktı. Ne dediğimi anlamaya çalışıyordu. "Sevgilimin soyadı ne?"diye sordum kaşlarımı kaldırarak.
"Demir."dedi Baran ve omuzlarını silkti. Baran Demir.... Rüya Demir. "Sorgum bitti mi?" Kaşlarımı çattım.
"Tabiki hayır. Şimdide adın ve soyadından başka bir şey bilmiyorum!"diye sitem ettim. "Yani sevgilim değilmişsinde yatak arkadaşımmışsın gibi..."
"Bu da kulağa kötü gelmiyor(!)"
Hâlâ dalgaya alıyordu. Neden bu 5 haftada sürekli zihnen yoruyorlardı beni?
"İyi bakalım..." dedi Baran ve tek bacağını bağdaş kurarmış gibi salıncağa yerleştirerek hafifçe bana doğru döndü. Ardından o da benim gibi bir yastık alıp bacağının üzerine koydu. "Ben mi tanıtıyım sen mi sorarsın?"diye sordu. Bu sırada tabağını yastığın üzerine yerleştirmişti.
"Kaç yaşındasın?"diye sordum.
"42."
"Baran!"diye çıkıştım gülerek. Birde dalga geçiyordu.
"42 olsam ne olacak?"diye sordu gülerken. "29 yaşındayım."
"Bende 25."dedim ve makarnamdan bir Çatak aldım. Çubuk makarna olduğu için azar azar alıyordum ki her yerime bulaşmasın.
"Biliyorum."dedi Baran ve o da çatalına dolu bir şekilde makarna sarıp ağzına attı. Dışarda kalanı da hüp diye çekmişti. Yaşımı bilmesinede şaşırmamıştım.
"Ailen nerde? Hani şu mafyanın diğer başı olan baban?"diye sordum kaşlarımı kaldırarak. En önemli konulardı bunlar. Baran makarnayı yuttuktan sonra hafifçe tebessüm etti.
"Babam yurt dışında. Şu an İtalya da."
"Ne yapıyor orada?"diye sordum.
"Altan amcanın bir kaç işi vardı. 4 hafta önce onun için gitti. Daha da dönmedi."dedi ve ağzına kocaman bir çatal makarna daha attı.
"Ne işi olabilir italya da?" Diye sordum kaşlarımı kaldırarak. Baran makarnasını çiğnerken çatalına biraz daha makarna sardı. Bu diğerlerine göre daha azdı. Ben kendi ağzına götüreceğini düşünürken makarnayı bana doğru uzattı. Çatal ağzımın tam önünde durunca gülümseyip yedim makarnayı.
"Sadece burda bir örgüt değiliz..." çatalı tekrar tabağına koyarken gözlerini benden çekmiyordu. "Bir çok ülkede uğraşıyoruz."
"Neden? Önce burayı halledin."dedim. Kendi ülkemizin şerefsizleri bitti de sanki yurtdışına açılmışlardı...
"Burda ki diğer büyük başlar, senin deyiminle mafya babaları, genelde yurt dışında yaşıyorlar. Böylesi daha ulaşılmaz oluyor. Babamda şu an bir uyuşturcu işiyle ilgileniyor İtalya da." Baran tekrar makarnadan yerken bende bakışlarımı kendi tabağıma çevirdim. Bir çatalda ben aldım ve yedim. Sonra tekrar Baran'a döndüm.
"Annen..." dediğimde gülümsedi.
"O memlekette. Samsun da."
"Samsunlu musun?"diye sordum. Başını olumsuz anlamda salladı.
"Babam Trabzonlu annem Samsunlu.". Aslında ben ailesi öldü falan sanmıştım hiç konuları geçmeyince. Ama ne güzel ikiside yaşıyordu. "Ananem biraz hastaydı annemde ona yardıma gitti. Bayadır orda. Yalnız bırakmaya içi gönlü el vermiyor. Yaşlı kadın."
"Annenin ve babanın adı ne?"diye sordum cevabının ardından.
"Kızım az dur makarnaları yiyelim. Buz gibi oldular."diye söylendi Baran ve makarnasından bir çatal daha aldı. Güldüm ve bende bir çatal aldım. Onu tanımak istiyordum.
"Babamın adı Yavuz, annemin adı Semin..." diye yanıtladı ağzı biter bitmez. Yeni bir soru soracağım sırada içeriden telefonum çalmaya başladı. Kucağımda ki tabağı masaya koyup ayağa kalktım.
"Geliyorum hemen, devam edicem."diye uyardım onu içeri geçerken. Bitmemişti hiçbirşey. Koltuğun üzerindeki telefona baktığım da Kerim'in aradığını gördüm ve gözlerimi devirdim. Sevgili gibi konuşup takılıyorduk günlerdir. Sinemaya bile gitmiştim onunla! Daha ne istiyordu benden?
Telefonu alıp açtım.
"Efendim canım..." iyi bir oyuncu olmaya başlamıştım bu arada.
"Şimdi güzelim sana bir sürprizim daha var..." sürpriz mi? Dediği şey kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Hızlı adımlarla Baran'ın yanına ilerlemeye başladım.
"Nasıl yani?"diye sordum merakla. Bu sırada Baran'a sessiz olması için hareket yapmış ve telefonu işaret etmiştim, o da ne olduğunu anlayıp göz devirdi. "Ne süprizi?" Diye sordum Baran'ında anlaması için ve telefonu hoparlöre alıp salıncakta ki yerime geri oturdum.
"Aslında planda seni sadece babamla tanıştırmak vardı. Ve sadece yemek yemeklik bir plandı..." ne geveliyordu bu? Başka kimle tanıştıracaktı beni? "Şimdi senden bir söz istiyorum..."
"Ne sözü?"diye sorarken anlamaz gözlerle Baran'la birbirimize baktık. Ne diyecekti bu şimdi?
"Bu söylediğim şey sır olarak kalıcak. Herkes seni sadece babamla tanışmaya geliyor olarak bilecek tamam mı?" Kimle tanıştıracak bu beni? Bana sadece babası lazımdı. Dıdısının dıdıları değil...
"Tabiki sevgilim. Heyecanlandım şimdi bak..." dedim yapmacık bir şekilde. Bu sırada Baran kaşlarını çatarak bana ölümcül bakışlar yolluyordu.
"Aslında yüz yüze anlatacaktım ama çok heyecanlandım valla. Hiç beklemiyordum seninle tanışmak isteyece-"
"Kerim çatlıcam şimdi orta yerimden!"diye lafını kestim. Cidden meraklanmıştım.
"Tamam tamam..." dedi ve kahkaha attı. "Annemle tanışacaksın sevgilim." Kurduğu cümle karşısında önce dona kaldım. Boş boş telefonun ekranına baktım. Ne demişti o?
"Ne?"diye sordum şaşkınlığımı gizleyemeyerek. Annesi mi? E ölmüştü o? "Kerim annen ölmemiş miydi?"diye sorarken Baran birden ayağa fırladı. Bakışlarım ona kaydı. "Bana öyle demiştin. "
"Herkes öyle biliyor güzelim. Ve öyle bilecek. Biraz özel bir konu sana sonra detaylı anlatıcam zaten..." Baran Telefonundan birine mesaj atıyordu. "Annem ölü bilinmek istediği için sayılı kişiyiz onun yaşadığını bilen. Seninle tanışmak isteyeceğini düşünmemiştim. O yüzden çok sevindim."
Annesi neden ölü biliniyordu? Neden bilinsin daha doğrusu? Niye böyle bir yalan vardı ortada anlamadım.
"Ben şoktayım sadece..." diye mırıldandım. Cidden şoktaydım bu arada. Ailemden sonra beni teselli ederken bile kendi annesinin ölümünden örnekler vermişti hep. Ağlamıştı yanımda annesi için, bu çocuk büyük oyuncuydu.
"Farkettim." Dedi ve kahkaha attı. "Bir gece bizde kalmanı isteyeceğim. Annem rica etti. Yanında ona göre kıyafet getir olur mu?"
Kalmak mı? Yatıya? O üçüyle ? Baran şaşkın ve kızgın bakışlarını bana yollarken umutsuzca omuz silktım. Yapacak bir şey yoktu. Bir işe başlamıştık devamını getirmek zorundaydık. Hem belkide bu şekilde işler hızlanırdı.