bölüm 7

672 Kelimeler
Barış'ın gergin vücudunu hissettiğimde bileğinden tutarak yanlış bir harekette bulunmasını engelledim. Çok pervasız bir çocuktu, gözü hiçbir şeyden korkmaz; dişli... Ama seviyorsa da size baharı yaşattırırdı. Abiliğini o kadar güzel hissediyordum ki, bugün konuştukları sadece bana şaşkınlık verdi. Tepkileri anormaldi. "Ne atlıyorsun dallama? Sana ne?" Barış en sonunda küfredercesine iğrenç bir üslupla konuştuğunda, profesör sakinlikle boşta kalan ellerini ceplerine yerleştirdi. Kesinlikle aralarındaki vizyon farkı hemen belli oluyordu. Barış sinirliydi, bıraksam profesöre ağız burun dalabilirdi. Zaten mimikleri ve tavırlarıyla dövecek gibi bakıyordu ama profesörün kendine has dik duruşu, keskin çene hatlarındaki yumuşaklık, boş bakışları ve mimiksiz yüzü Barış'ı umursamadığını enerjisinden bile anlayabilirdiniz. Ama her şeye rağmen o kadar yakışıklı gözüküyordu ki, sanki daha bugün onunla beraber değilmişiz gibi hayranlıkla süzdüm onu. "Asil," dedi profesör bana dönerek, bakışları anında yumuşadı. "Kalacak bir yerin olmadığını neden bana söylemedin?" Barış sertçe elimi elinden çekerek, bakışlarını bana doğru çevirdi. "Ne diyor bu adam Asil? Bu kadar yakın mısınız ikiniz? Nasıl bunu sana sormaya cürret eder?" Profesör iğrenç bir gülüş dudaklarına yerleştirerek, Barış'ı aşağılar gibi baktığında Barış öfkeyle profesörün üzerine yürüdü. "Olamaz. Nasıl cürret edebilirim böyle bir şeye?" Profesör o kadar alaylı konuşmuştu ki Barış abinin yerine ben rencide olmuştum. Profesör donuk bir ifadeyle gözlerini Barış'a sabitledi. "Hiç değilse üvey kardeşime aşık değilim. Sizin gibiler daha ne kadar pisleşebilir, gerçekten bilmiyorum." Gözlerini tepkimizi ölçer gibi bir Barış da bir bende gezdirirken, baş ve işaret parmağını çene hattında gezdirdi. Söyledikleri bende şok etkisi yaratırken duraksadım ve Barış abiye bakmaya cesaret edemedim. "Gidelim mi Asil?" Profesörün anı kurtaran sorusuyla başımı hızlıca sallayarak Barış abiyi göz ardı ettim ve yanından uzaklaşırken, Barış abi sıkıca bileğimden kavrayarak gitmemi engelledi. "Açıklayabilirim," profesör dik bakışlarını bileğimdeki eline sabitlediğinde elimi elinden çekerek gözlerine bakmamaya çalıştım. "Yorgunum Barış abi, şimdi müsaadenle. Her şey için teşekkürler." Abi kelimesini bastırarak konuştum. Gerçekten profesörün dediği şey mide bulandırıcıydı. Çoğu konuda profesöre güvenilmezdi, özellikle ilişki konularında... Ama dürüstlüğü herkes tarafında konuşulan bir adamdı, iki eli kanlı olsa yalan söylemezdi. 4 yıl boyunca onu öyle tanımıştım. Profesör asla yalan söylemez. Hiçbir şey demeden arabaya bindiğimizde, Profesör arabasını çalıştırmış çantamı bana doğru uzatmıştı. Sessizliği bölerek, "Nerden biliyorsun?" Diye sorduğumda, Profesör koltukta gerildi ve direksiyonu sert bir şekilde tutarak virajdan döndü. "Sana farklı bakıyor Asil," dedi. Yerinde huzursuzca kıvranarak. "Sana senin bana baktığın gibi bakıyor." Konuşmaya devam etti. "Kardeş, kardeşe böyle bakmaz. Kardeş kardeşle böyle konuşmaz." Haklıydı, sustum. Benim için annesini bile karşısına almıştı. Düşüncesi bile iğrençti. Üvey de olsa kardeştik sonuçta, annesi babamla, babam annesiyle evliydi. Ve kabul etmesem de bir aileydik işte, her ne kadar aile gibi gözükmesek de aileydik... Düşüncesi bile sapkınlık gibi geliyordu, mide bulantım dudaklarımı bastırmama sebep oldu ve bakışlarımı yola çevirdim. "Benim gidecek bir yerim yok." Mahcup olur bir şekilde konuştuğumda Adal bakışlarını bana doğru çevirerek iç çekti. "Bunları düşünme sen, hem bende kalacaksın." Dediğinde onaylamaz bir şekilde başımı salladım "Hiç olur mu öyle şey Adal?" Adal gözlerini devirerek gülümsememi sağlamıştı. "Niye olmasın Asil? Rahat edemezsen sana otel odası kiralarım sorun olmaz, ama bu gece bendesin itiraz kabul etmiyorum." Normal konuşuyordu fakat ses tonunda emirvaki vardı. Sustum, ne dersem diyeyim yolundan sapmıyordu zaten. Yol boyunca başımı cama yaslayarak, yerde yağmurdan dolayı oluşan küçük su birikintilerini izlemiştim. Hayatıma benziyorlardı. Arabayla üzerinden geçince hepsi savruluyordu teker teker. "Geldik Asil." Önünde durduğumuz rezidanslara bakarak kaşlarımı kaldırdım. Kaç katlıydı, 50-60? Resmen bulutların üzerinde binalar vardı. Şehrin ortasında bir yerdeydik, ama site gibi karşılıklı sayısızca rezidans vardı yutkundum. O kadar şık gözüküyorlardı ki hayretli bakışlarım profesörü gülümsetmişti. Profesör arabadan indiğinde ben de arabadan inip profesörü takip ettim. Önünde durduğumuz ilk rezidansa girdik. "Yuh 45. Kattan mı inecek bu asansör?" Diye kaşlarımı çatarak sorduğumda, profesör burnumdan makas alarak kaşlarını kaldırdı. "Hızlı geliyor merak etme." Asansör durduğunda şaşkınlıkla profesöre baktım ve o da 'ben demiştim' dercesine kafasını oynattı. "Söylemiştim, geç bakalım." Asansör açılır açılmaz geçmem için yol verdiğinde gülümseyerek teşekkür ettim. Asansöre girip 60. Kata bastığında gülen yüzüm solmuştu. 60. Kat düşüncesi bile korkunç duruyordu. 5. Kattan aşağıya bakınca bile içim garip oluyordu, 60. Katta aşağıya baksam büyük ihtimal bayılırdım. Asansörden indik ve Adal kartı kapıya tuttu, kapı açıldığında içer geçtik. "Evime hoşgeldin Asil."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE