Bölüm 5 - İzler

1281 Kelimeler
'Bana bu kızı araştır. Yarım saat içinde, her detayı, her bilgiyi istiyorum.' Sencar'ın çıkışı ayak seslerinin uzaklaşması ile anlaşılırken Aren derin bir nefes alıp Hera'nın yan dönmesini sağlamıştı. Bakışları Ceren hanımı bulurken kadının sıkıntılı nefesini havaya bırakması da bir olmuştu. Parmakları yavaşca badiyi sıyırırken gün yüzüne çıkan taze kesikler Aren'in gözlerini sıkıca kapatmasını sağladı. 'İşkence' mırıldandığı kelime sonrasında Hera'nın mırıldanmaları duyulmuştu bu kez de. Adam hızlıca kızın badisini düzeltip çöktüğü yerden kalktığında Hera'nın mırıldanmaları da yakarışa dönüşmeye başlamıştı. Bir insanın acı çektiğini anlamak için ne dediğini anlamak gerekmiyordu. En azından Aren için böyleydi. Hera'nın içinden çıkılmaz durumda inleyişi adamın kalbini parçalamaya yetmiş, hatta artmıştı bile. Çünkü bunca ize bunca darbeye rağmen kendi gibi bir adamın yanında olmak istemesi ve Aren'in de böylesine güçlü bir kadına bir çizi daha hediye etmiş olması ağırdı. Kalp kırılırdı, bir şekilde toplanırdı da, yaralar iyileşir, suskunluklar çığlığa dönüştürülebilir, umudu körelmiş insan bilenirdi ama. Aması vardı. Koca bir ama, peki ya ruh ne olurdu? Hele ki bu denli hayaletle savaşan ruhlar nasıl olur da teselli edilirdi? Zordu işte. Elbet insanın bir dönüş noktası vardı da, kimse sağ çıkmazdı bu hayattan. 'Hera, iyi misin?' Ceren hanım mırıldanarak kızın kolunu okşadığında ürkmemesi içinde elinden geldiğinde desteğini gösteriyordu. 'Ba-şım...' Hera inleyerek elini alnına götürdüğünde ise gözleri ışığa alışmaya başlamış ve bulanıklığı da kaybolmuştu. 'Sakin ol, başının ağrıması normal' 'Bence de' diyerek buruşturduğu yüzü ile doğrulduğunda Ceren hanım şefkatli bir gülümseme sunmuştu kıza. 'Kabul etmeliyim, Gülsüm hanımı dikkate almalıydım.' 'Anlamadım?' 'Aren'in yanına çıkmamam konusunda uyarmıştı.' Hera gülümseyerek adama döndüğünde Aren şaşkınca bakmıştı kıza. Sonuçta uyanır uyanmaz kendini suçlayacağını düşünüyordu. 'Ben mi düşürdüm seni?' 'Teorik olarak hayır' 'Sakarlık mı yine?' 'Ben sakar değilim. Sadece sen merdivenlerin başına götürdün ve ben dengemi kaybettiğimde kolumu bırakmıştın. Tutunamadım.' 'E ben atmışım resmen.' 'Sayılmaz.' diyerek sıyrılmış koluna baktığında hızlıca badisinin kolunu indirip sessizliğe gömülmüştü Hera. 'Kim yaptı sana onları?' 'Ben, kendim yaptım, ben yaptım.' bir anda atağa geçen kızla Ceren hanım gülümseyerek Hera'nın kolunu sıvazlamış ve derin bir nefes almıştı. 'Yardımcı olabilirim Hera, bana onları kimin yaptığını söylemelisin.' 'Ben yaptım dedim ya' 'Sırtındakileri kimin yaptığını söyle o zaman oksijen israfı' diyerek Aren'de konuşmaya dahil olduğunda Hera çatık kaşlarla ona bakmıştı. 'Sen, sen benim sırtımı na-' 'Nasıl mı? Merdivenden filmlerdeki gibi yuvarlandığını düşünmüyordun demi?' 'Bakın, bu konuda olan ilginiz için teşekkürler ama benim meselelerim sizi ilgilendirmez.' Hera kaçış yolunu değiştirdiğinde Ceren hanım başını sallayarak onay verse de Aren tek kaşını kaldırıp derin bakışlarını genç kızın üzerine çivilemişti. 'Asıl sen bak bayan oksijen israfı, ilgim sana değil şerefsiz kişiye veya kişilere, ayrıca benim olayıma müdahil olan biri bana meselelerim sizi ilgilendirmez diyemez. Ve yine ayrıca benim evimin sınırları içindesin, unutmadan bir kadına eli bırak parmak kaldıran biri olursa onun erkekliğine hayal bile edemeyeceğin şeyler yaparım.' 'Unutma ki düşme etkenim sensin, bir kadına zarar vermekten kastının içeriğine girer mi?' 'Düşme etkeni. Ben sinir krizi geçirirken dibime kadar gelip daha sonra da merdivenlerden düşmüş olman mucize.' 'Peki, başım çok ağrıyor, daha fazla bu stresi kaldıramayacağım. Anlatacağım ama bunun için kafamı toplamam gerek.' 'Aferin yola gel. Dinlemek için sabırsızlanıyorum.' diyerek Aren odadan çıktığında Hera arkasından dil çıkarmış ve derin bir nefes almıştı. 'Sen Aren hakkında bir konuya mı dahil oldun?' Hera dibinde oturan kadına şaşkınca döndüğünde onun odadaki varlığını bile unutmasına lanet etmişti. Aren'in gizlisini saklısını bilen bir kadının yanında onun arkasından dil çıkarmıştı. İnanamıyordu kadın kendine. 'Şey, az önce-' 'Aren ardından dil çıkarılacak kadar sinir bozucu olabiliyor. Emin ol bunu son otuz yıldır yapıyorum. Şimdi bana onun hakkında bir konuya dahil olup olmadığını söyler misin?' Ceren hanımın gözleri belirginleştiğinde Hera ayaklarını toplayıp bağdaş kurmuştu. 'Tedavisine dahil oldum ya.' 'Aren bunu çalışanının yanında asla söylemez. Ağzından kaçıracağını düşünür. Neye dahil oldun?' 'Arya. Onunla konuştum.' 'Bunu Aren istememiştir.' 'Tabi ki istemedi.' Hera omuz silktiğinde Ceren hanımda mükemmel bir gülüş sergilemişti. 'Onunla tedaviye sen gitmelisin. Kesinlikle hakkından gelirsin.' 'Yanında isteyeceğini sanmam.' 'Aren'le ben, çocukluğumuzdan beri birbirimizi tanıyoruz Hera. Onun gözlerindeki her detayın tahlilini yapabilirim. Eğer birazcık istersen yanında seni kabul eder.' 'Çocukluk dedin, aynı yerde mi büyüdünüz?' 'Evet, mesela aynı evde.' 'Kardeşi misin?' Hera'nın gözleri büyürken Ceren hanım gülümsemesini genişletmişti. 'Üvey kardeşiz.' 'Anneniz mi farklı yani?' 'Hayır ama, bunu benim anlatmam onun hoşuna gitmez.' Ceren hanım oturduğu yerden ayaklandığında Hera gülümseyerek başını sallamıştı. Fazla bu işlere burnunu sokmak istemiyordu. Sonuçta onlar aileydi ve Hera bu aileye yabancı bir kadındı. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne bu ailenin bir parçası olurdu ne de sırların bekçisi. Elbet birinden dinlerdi, henüz bu gün gördüğü bir kadına anlat diye baskı da uygulayamazdı. Odadan çıkan kadının arkasından bir süre bakmış ardından da derin bir nefes alarak boynundan sarkan kolyeyi parmaklarının ucu ile kavramıştı. Bütün ailesini kaybetmişti, hayatında sarılacağı veya hayata tutunmasını sağlayacak tek bir birey bile kalmamışken kendini yalnız hissettiği çoğu zaman bütün ince dallara iki eli ile sarılmıştı. Hesaplamadığı ağırlığı katarak sonunda kıçının üzerine de düşmüştü. Bu kez bunu yapmayacaktı kız. Hiç bir ince dala sıkı sıkıya tutunup çakılışını beklemeyecekti. Yalnızdı ve böylece kalacaktı... Yıldızların kayboluşu günün ışıltısı ile sürerken Aren elindeki ufak defteri kapatıp başını arkaya bıraktı. Hastalığını öğrendiği günden beri git-gelleri oluyordu. Unuttuğu onlarca ayrıntı kendini belli ediyordu. Bu yüzden yazmıştı adam. Her aklına geleni, her dostu ve her düşmanı. Bu güne kadar öğrendiği her ayrıntıyı ufacık bir deftere aklına geldikçe sığdırmaya çalışıyordu. Annesini, babasını, kardeşlerini, adamlarını, anılarını, hırslarını hatta kaybettiği her savaşı bile not alıyordu artık. Gözlerini açıp açmayacağı bile kesin olmayan o ameliyat masasından kalkarsa ve hayatı silinmiş olursa yeniden hatırlamak için, kandırılmamak için çabalıyordu. Bu da bir yaşam mücadelesiydi sonuçta. Geriye kalacak beyinsiz bir Aren'e katlanamazdı adam. Kapattığı deri defteri ceketinin cebine yerleştirdikten sonra yavaşça ayaklanmış ardından odadan çıkmıştı. Sağ tarafındaki kapıya kısaca bakıp tekrar koridora bakışlarını çevirdiğinde adımlarını hızlandırıp aşağı kata inmişti. Hazırlanan kahvaltı masasına göz devirdiğinde ise kendine doğru fincanlarla yaklaşan kıza baktı. Alnındaki bant hala duruyor, gözlerindeki kızarıklık ben buradayım diye bağırıyordu sanki. 'Kahvaltı yapmıyormuşsun' diyerek fincanı uzattığında Aren masaya tekrar bakıp toplandığını anlamıştı. 'Ben yapmıyorum diye sen yapmayacaksın diye bir kural yok.' 'Normalde de yapmam kahvaltı. Alacak mısın?' Hera bir kez daha fincanı adama direttiğinde Aren bu kez bir şey söylemeden almış ve koltuğa oturmuştu. Biraz ilerisine bacaklarını kendine çekerek oturan kızla sehpadaki kitabı almış ve tek kelime etmemişti. Kitabı okumaya başlayacaktı ama gözlerini üzerine diken bir kadına alışkın değildi Aren. 'Gözlerini başka yere odakla' 'Gözlerin hangi renk senin?' Hera'nın sorusu ile Aren tek kaşını kaldırarak kıza dönmüştü bu kez. Bunu şu ana kadar soran kimse olmadığından şaşırmıştı adam haliyle. Genelde kadınlar onun vücuduna bakar ve kasları ile ilgilenirlerdi. Ne kadar sürede yaptın o kasları? veya Protein tozu ile kolaya mı kaçtın? gibi sorulara alışkındı ama bunu beklemiyordu doğrusu. 'Ne bakıyorsun öyle ya, altı üstü soru sordum.' 'Bilmiyorum' diyerek kestirip attığında bakışlarını da tekrar kitabına yöneltmişti. 'Azıcık mavi var ama sanki güneş düşen deniz mavisi gibi, yeşilde sisli, aralarda da gri var, puslu duruyor, kenar çerçevesi de kahve rengi, ama bal köpüğü gibi dağılıyor.' 'Mavi işte, uzatmanın alemi ne?' Aren'in sorusu ile Hera dudak bükmüştü. Uzatmanın alemi ne mi demişti o. Hadi ama bu göz rengi destan yazılasıydı. 'Hayır tam mavi değil, bak güneşle karışmış ma-' 'Hera, o gözler bende ve her aynaya bakışımda görüyorum.' 'O zaman doğru dürüst bakmıyorsun. Neyse. Peki kaşındaki ve boynundaki yara çocukken mi oldu?' Aren soru ile kitabı kapatıp Hera'ya doğru dönmüştü bu kez. 'Başka sorun varsa sor da bir anda cevaplayım.' 'Fark ettikçe sorarım ben, kusura bakma meraklıyımdır.' 'Ben de meraklıyım, mesela her haltı dosyasında ince ince yazan kızın neden izleri hakkında bir açıklama yok. Gel bir anlaşma yapalım. Sen bana izleri anlat ben de senin her soruna yanıt vereyim.' Hera adamın baskın çıkışı ile gözlerini kaçırıp kahvesinden bir yudum almıştı. Nereden başlayacağını bilmiyordu ve bir yandan da anlatmak istemiyordu aslında. 'Ne oldu merakına?' 'Nasıl başlayacağımı bilmiyorum.' kızın fısıltılı sesi ile Aren kahveyi sehpaya bırakıp bakışlarını da Hera'ya dikmişti. 'En baştan, eksiksiz başla.'
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE