Dedikodu

1488 Kelimeler
Odama vardığımda kendimi hemen yatağa atarak gözlerimi sımsıkı kapatmaya çalıştım. Belki rüyamda buradan uzaklaşırdım ya da ufak bir ihtimalde olsa tüm bu gördüklerim bir rüya olarak kalırdı. Eşimden çocuk isterken bunun getireceği sonuçları ve sorumlulukları düşünmüş müydüm? Hayır, bunları düşünmediğime emindim. Şimdi doktorda bana karşı durmaya devam edecekti. Bir an olsun onunla iyi olarak burada kalacağım kısa sürenin daha iyi geçeceğini düşünmüştüm. Oysa ne kadar da hayal kurmuşum. Yapılan planlar, kurulan hayaller nasıl da kumdan kale gibi tek bir darbeyle yerle bir oluyordu? Ben bunu ilk elden tecrübe etmiştim. Düşüncelerim o kadar yoğundu ki uyuyabileceğimi düşünememiştim ama dışarısının sessizliği ve ev ahalisinin odalarına çekilmesi uykunun beni ele geçirmesine neden olmuş olabilir. Eskiden olduğu gibi sorunlardan uyuyarak kaçmaya çalışıyordum. Bu sadece kısa süreli bir kaçıştı. Sonra birden büyük bir gürültünün uyandırması ile yatağımdan korkarak doğruldum. Bir an beynim nerede olduğumu geç algıladı ve yatakta başka birinin bedenini aradı ama ne kadar ararsa arasın onu yatağın diğer tarafında göremeyecektim. Kalbimdeki oyuk yeniden acımaya başlasada sesin kaynağını odanın içi gündüz gibi aydınlanınca anladım. Gök gürlüyordu. Sonra yeniden gelen korkutucu ses irkilmeme neden oldu. Öyle bir gökgürlemişti ki sanki gökyüzünü tutan bağlantılar kopmuş yerle bir olmaya geliyordu. Odanın karanlığı aydınlanınca birden endişe ile yataktan fırladım. Çocuklar bu sesi duyup korkmuş olabilirdi. Onları kontrol etmeliydim. Yatak örtülerini hemen üzerimden atıp ayağıma terlikleri geçirip hızlıca kapıya doğru fırladım. Şömideki koz halinde olan ateş az da olsa odada ışık sağlıyordu. Zaten ara ara odayı aydınlatan ışıkla yolumu bulabilirdim ama ben daha kapıyı bile açamadan odamın kapısı aralanıp içeriye iki küçük beden girdi. Kız kardeşinin elini tutan Allan hemen bana baktı. "Bayan Addie, Clara gökgürültüsünden korkuyorda size gelmek istedi," dedi sanki ikizinin abisi gibi bir tavırla. Hemen uzanıp Clara'yı kucağıma aldım çünkü gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Yüz ifadesi korku doluydu. Ben onu yatağa götürürken Allan'da peşimize takıldı. "Ona korkacak bir şey olmadığını söyledim Bayan Addie ama beni dinlemedi. Bir keresinde babam bize bunun yağmur öncesi yaşanan bir doğa olayı olduğunu anlatmıştı," dedi hızlıca konuşarak. Kelimeleri sanki korkmadığını gösterir gibiydi ama küçük elleriyle yatağın kenarındaki örtüleri kavramıştı. O Clara'nın aksine duygularını saklayan bir çocuktu. Kendince güçlü olmaya çalışıyordu. "Baban çok doğru söylemiş Allan bu sadece bir doğa olayı, sonrasında yağmur yağacak. Bu sesi yağmur yağacağını bildiren bir uyarı sesi olarak düşünebilirsin," dedim. Clara'yı yatağa yatırmış bende yanına uzanmıştım. Saçlarını okşuyordum. Allan'ın da gelmesini istiyordum ama çocuğa baskı kurmayada niyetim yoktu. Bana istedikleri için yaklaşmalarını diliyordum. "Ben.. Ben odama gitmeliyim sanırım Bayan Addie," dedi ama tam o anda odaya dolan ışıkla gözlerinin ardına kadar açıldığını gördüm. Sonrasında diğerleri kadar güçlü olmasa da gökgürültüsü odayı doldurdu. Onun o haline üzülerek kendi kendime aldığım kararı bir defalık yok saydım. "Bence bizimle kal Allan, hem bende sesten korkuyorum. Senin yanımda olman benimde korkularımı unutturacaktır." Bu çocuğun odadan gitmesine izin vermeyecektim. Korkan ama bunu saklayan bir ifade ile bu odadan çıksa üzülürdüm ama beni dinlemiş kısa bir baş sallamadan sonra hemen yatağa tırmanmıştı. Kardeşi Clara aramızda yatarken üçümüz dışarıda ki sesleri dinlemeye başladık. Çok geçmeden yağmur yağmaya başlamıştı. İki çocukta uykunun kollarına teslim olduktan sonra bende gözlerimi kapatabilmiştim. Kuşlar sanki bir senfoni konseri veriyormuş gibi öyle güçlü ötüyordu ki gözlerimi araladım. Uzaktan bir yerden horozun ötüşü de onlara katılmıştı. Yan tarafıma döndüğümde çocukların huzur içinde uyuduklarını gördüm. O kadar tatlı görünüyorlardı ki ikisininde yanaklarını öpücüklere boğmamak için kendimi zor tutuyordum. Yavaşça yataktan çıkıp dolaba doğru ilerledim. Yüzümü yıkamak için suyu doldurduğumda sıcak olduğunu fark ettim. Demek Sarah odaya gelmişti ve ateşi harlayıp suyu bırakmıştı. O kadar sese uyanmış olmam gerekirdi oysa. Yüzümü hızlıca yıkayıp bez ile kuruladım. Dolaptaki kıyafetlere bakarken kendi başıma giyebileceğim kıyafetleri aradım. Bazı elbiseler arkadan düğmeli oluyordu ve onları tek başıma giymem söz konusu bile değildi. Uçuk pembe bir elbise alıp hemen üzerime geçirdim. Saçlarımın örgüsünü düzelttiğimde çocukların ikisi de yatakta doğrulup oturmuşlardı. Aynadan onlara bakıp gülümsedim. "Günaydın uykucular," dedim kıkırdamadan önce. İkisi de ormanda yatan minik periler gibiydiler. Gözleri iri, saçları karmakarışık. Birkaç yaprak ve dal olsa tam orman perileri gibi olacaklardı. Clara gülümseyip yataktan inerek hemen yanıma geldi. "Günaydın Bayan Addie benim saçlarımı da örün lütfen," dedi kendi darmadağınık saçlarını göstererek. "Tabi ki örerim Clara ama önce ellerimizi yüzümüzü yıkayalım ve giyinelim karnınız açıktı değil mi?" İkisi de başlarını sallayınca oturduğum yerden kalktım. Yeniden su dökerek ellerini ve yüzlerini yıkamalarına yardımcı oldum. Odalarına giderken ikisi de birer elimden sıkıca tutmuştu. Bu durum neden kalbimin sevgi ile dolmasını sağlıyordu. Onlardan ayrılmam gereken zaman geldiğinde hissedeceğim acının düşüncesi bile nefes alışlarımı zorluyordu. Sonunda çocukları giydirmiş, kahvaltıya giymek için hazırlamıştım. Sarah bugün kıyafetleri satmayı başarırsa onları alışverişe götürecek ve yeni kıyafetleri ile dolaplarını dolduracaktım. Merdivenlerden inerken onlar neşe içinde anılarını anlatıyor ve benim dinlediğimden emin olmak için dönüp dönüp bana bakıyorlardı. Onları dinliyordum ama dikkatimi vermekte zorlanıyordum. Gözlerimi bu dünyada açtığımdan bu yana kahvaltılarda doktor bir şekilde yanımızdaydı ve dünki konuşmadan sonra onunla karşılaşma düşüncesi gerilmeme neden oluyordu. Ona söyleyebilirdim ki sanki? Yeşil odaya adım attığımda sandalyeleri boş görmek hem içimi rahatlatmış hem de kendimi bir şekilde huzursuz hissetmeme neden olmuştu. Onun yokluğu artık aramızda var olan pamuk ipliğinin de koptuğunun göstergesiydi. Sandalyeme otururken Sarah'a döndüm. Emin olmam gerekiyordu. "Sarah, doktor hala evde mi?" Sarah çocuklara sütlerini doldururken başını salladı. "Hayır leydim çıktı ama gitmeden önce çocukların aşağıda olup olmadığını sordu, onlara olmadığını söylediğimde yukarı çıktı ve ardından evden ayrıldı." İşte bu ilginçti. Onun her zaman ilgisiz biri olduğunu düşünmüştüm. Gitmeden önce çocuklara bakmak istemiş olabilirdi. Odalarında görmeyince de meraklanmıştı muhtemelen. Onların yanımda olup olmadığına bakmak için odama gelmiş olabilir miydi? Eh uyanık olmadığıma göre bundan emin olamazdım. Belki de sadece tahmin etmişti ve bu durum onu rahatsız etmiş olmalıydı ki bir hışımla evden ayrılmıştı. Çayımdan bir yudum almadan önce nefesimi bitkin bir şekilde verdim. Bu adama yaklaşmak zordu şimdi de imkansıza dönüşmüştü. Kahvaltımızı sessizlik içinde yaptık. Ben sadece bir yumurta yiyebilmiştim ki onu bile midem de tutmakta zorlanıyordum. Sonrasında Sarah'ın elbiseleri satmasını beklemek için gül salonuna geçtik. Sarah diğer kasabaya giderek elbiseleri elden çıkaracak getirdiği para ile de çocuklara kıyafet alacaktım ve benim bir şekilde çingenlerin konakladığı çayırlığa da gitmem gerekiyordu. Orada ki falcı kadının kendine has bir büyüsü olduğu dile getiriliyordu kitapta. Belki de benim sorularıma cevap olabilirdi. Bir falcıdan medet ummakta tam bir roman kahramanına göreydi. Saat öğlene gelirken Sarah gelmişti. Elbiseler iyi bir para tutmuştu ve miktarı ikiye ayırarak çocukların eksik olan eşyalarını yazdığım kağıdı alıp çantama yerleştirdim. Sarah çay içip sandiviç yerken ona katıldık. Artık arada çocuklarla mutfakta yemek yemeğe özen gösteriyordum. Aşçı orada yokmuşum gibi davranmayı tercih ediyor ve tereyağlı kurabiyelerle çocukların gönlüne hitap etmekten geri kalmıyordu. Sarah dinlendikten sonra hali hazırda evin önünde bekleyen arabaya bindik. Çocuklar alışverişe gidecekleri için oldukça heyecanlıydı. Onlara bakarken bile mutlu oluyordum. Addie Ruth onların olanı nasıl ellerinden almaya kalkmıştı sanki? Telafi etmek için elimden geleni yapacaktım. Kasaba çok uzak değildi ve nitekim çok ilerlemeden meydana giden yola sapmıştık. Yolun kenarlarında ev olduğu kadar dükkanlarda vardı. Çeşitli malzemelerin satıldığı bu dükkanları gezmek, bu yeri keşfetmek istiyordum. İnsan kaç defa böyle bir şeyi yaşayabilirdi ki? Ama bugün yapılması gerekenler vardı. Saat öğleni geçtiği için acele etmek istiyordum. Çocukların işini hava kararmadan önce bitirmeliydim. Önce Clara'nın kıyafetlerini almayı düşünmüştüm. Birçok dantel ve kumaşın arasında kaybolma ihtimalimiz vardı ve onlar hazırlanırken Allan'ın işini kolayca halledebilirdik. Kadın butiğine girdiğimizde kapıya bağlı olan çan geldiğimizi belli edercesine dükkanın içinde çınladı. Dükkanda alışveriş için duran kadınlar birden bize baktılar. Kendimi kötü hissetmeme neden olmuştu bu durum. Bunca kadının eleştri dolu bakışlarını kaldıramayacak bir ruh halindeydim. Çok geçmeden çalışanlardan açık tenli olanı bize yaklaştı. "Hoş geldiniz Bayan Blake size nasıl yardım edebilirim," diye sordu kibarca ama gözleri sanki benden rahatsız oluyor gibiydi. Tüm bu insanlarla nasıl sorun yaşamayı becermişti bu kadın? "Kızım Clara için kıyafet istiyorum," dedim sakince. Buradan olay çıkarmadan ayrılabilirdim. Yapabilirdim bunu. "Günlük elbise, etkinlik için ayrı elbiseler, dört çift iç çamaşırı, üç şapka ve bir düzine çorap istiyorum." Kadın önce bana sonra elimden sıkıca tutan Clara'ya baktı. Eh Addie Ruth'un bir kere bile çocuklara kıyafet almak için buraya gelmediğine emindim. Bu kadının etkilerini her yerden silmeye benim gücüm yetebilir miydi emin değilim. Kendime her zaman dediğim gibi sorunları tek tek halletmeliyim. "Hemen hazırlıyoruz Bayan Blake," dedi kadın ve Clara'yı ölçüsünü almak için küçük bir platformun üzerine çıkardı. Bende hemen alışveriş yapan kadınların yanında dikiliyordum. Arada bir paravan vardı ama ne konuştuklarını duyacak kadar yakınlarındaydım. "Çok yazık," diyordu bir tanesi sesi zayıf çıksa da onun üzülmediğinin farkındaydım. Sadece öyleymiş gibi rol yapıyordu. "Daha az önce Doktor Blake Madam Jacinthe'ye en iyi elbisesini yapmasını istedi. Belli ki karısı için değildi," dediğinde bir an meraklandım. Doktor Bayan Lavender karşısına çıkana kadar başka bir kadınla ilgilenmemişti. Kadınların konuşmalarını daha iyi duyabilmek için yakınlaştım. "Doktora metres edindiği için kızabilir misin? Bu kadın resmen ona tuzak kurdu. Daha evliliklerinin birinci yılı dolmadan metres edinmesi şaşılacak şey ama," diyerek arkadaşıyla dedikodu yaparak uzaklaştı. Arkalarında kafası karışmış halde beni bırakmışlardı. Eh Doktor Blake ile aramızda bir arkadaşlık bile olmadığına göre ona soracak halim yoktu. Onun sadakati benim işime yarayabilirdi ama madem başka bir kadınlaydı ve istediğini yapabilirdi. O an duyduklarımı geride bırakıp bana parlak gözleri ile bakan Clara'nın yanına doğru ilerledim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE