Ölüme Bir Adım Daha

1424 Kelimeler
Piknik bittiği için memnundum. Hala o soğuk havada dışarıda toplanıp erkekler avlanırken çay içilip sandviç yendiğini anlamıyordum. Ama bunları anlamlandırmak benim işim değildi. Sonunda planlarımdan birini başarıyla tamamlamıştım. Bu biraz olsun içimi ısıtıyordu. Eve gidince çocuklara ve kendime bir sıcak banyo hazırlayınca daha iyi olacaktım. Akşam karanlığı kasabaya düşmeden eve varmıştık. Sarah bizi kapıda karşıladı ve ona daha banyo hazırlamasını söylemeden bakır küveti doldurmak için kovalarla su taşımaya başlamıştı. Ne acı. Kendi zamanımda tek bir hareketle banyomu yapabilirdim ama burada bunu yapabilmek için birçok iş yapılmalıydı. Aşçı yemek işini halletmiş, çocukları banyo yaptırmak için yukarı çıkmıştı. Sarah'ta benimle ilgilenmek için odama gelmişti. Eh bu işime gelirdi. Ona soracaklarım vardı. Sarah elbisemi çıkarmama yardım ederken konuşmaya karar verdim. "Sarah," dedim onu dalgın düşüncelerinden çıkarmak için. Hemen koyu gözlerini bana dikti. "Efendim Leydim." "Çocuklara neden bugün o kıyafetleri giydirdin?" diye sordum. Onun kötü biri olduğunu düşünmemiştim. Belki de bana karşı garezi olduğu için böyle bir şey yapmış olabilir miydi? Ama Sarah bana şaşkın bakışlarla baktı. "Ama Leydim onlar en iyi kıyafetleriydi. Onarılmıştı." Belki elbisemi çıkarmamdan belkide biraz sonra varacağım sonucun etkisinden mi bilmem titremeye başlamıştım. "Onların başka yeni bir kıyafeti yok mu? Sanki biraz da küçük geliyordu elbiseleri." Sarah bakışlarını kaçırdı. "Leydim siz çocukların gelişme çağında olduklarını ve sürekli kıyafet almanın gereksiz olduğunu söylemiştiniz." Tabi ya Addie Ruth kesin böyle bir şey söylemiştir. O kendinden başka birini düşünmeyen kötü bir karakterdi. Gözlerimi kapatıp birkaç saniye sakinleşmeye çalıştım. "Peki, doktorun onlara kıyafet almamız için verdiği para tam olarak nereye gitti?" Bu sefer Sarah gerçekten odadan kaçmak ister gibi bakıyordu. Sanki söyleyecekleri ona zarar vermemle sonuçlanacakmış gibi. "Sarah o paraları ne yaptık," diye üsteledim. "Şey leydim ne yaptığınızı hatırlamıyor musunuz?" diye sorarak bana baktı. Şaşkın görünüyordu. Sinirlenmiş gibi derin bir nefes aldım. "Her şeyi benim hatırlamamı bekleme Sarah ne yaptım?" "O paralarında kıyafetleriniz için harcanmasını söylemiştiniz leydim. Bunu unuttunuz mu?" diye sordu endişe ile. "Ah demek dolabın gerisinde duran şatafatlı kıyafetler Addie Ruth'un lüks zevklerinin eseriymiş. Yüzümde alaycı bir gülümse oluşmasına engel olamadan kendimi küvetin içinde ki suya bıraktım. "Sen çekilebilrisin Sarah ben geri kalan işleri hallederim," dedim sakince. Ama içimde resmen fırtınalar kopuyordu. Bu romanın içinde onca insan vardı ama ben içi en çürümüş insanın bedeninde gözlerimi açmıştım. Sarah tam kapıdan çıkacağı sırada aklıma gelen düşünce ile ona seslendim. "Sarah yarın balo kıyafetlerini topla ve onları sat olur mu? Çocuklara yeni kıyafetler alınmalı." Genç hizmetçinin ağzı hiçte kibar olmayacak şekilde ardına kadar açıldı. "Ama leydim çocuklar için doktor bu ayda para verecektir." "Hayır," dedim kesin bir dille. Çocuklar için ayrılan parayla alınan kıyafetleri giymeye niyetim yoktu. Hem belli ki yakın zamanda beni baloya çağıracak bir soyluda yoktu. "Balo kıyafetlerinin hepsi yarın satılmış olsun." Sarah yüzünde hala şok ifadesi kısa bir reverans yaptı. "Tamam leydim, nasıl isterseniz," dedi ve odadan çıktı. Addie Ruth için yapılacak bir şey yoktu ama ben pikniğe gitmeden önce onların kıyafetlerindeki sorunları nasıl fark edememiştim? Bu kadar mı kendi derdime düşmüştüm? Geri dönüş yolunda oynamaktan yorgun düşüp uyuklayan çocukların kıyafetlerine baktıkça ağlayasım gelmişti. Bırakın bir anneyi insan olarak bile bunu fark etmem gerekirdi ama onun yerine kendi süslenmeme daha önem vermiştim. Benimde pek iyi bir insan olduğum söylenemezdi. Sonunda su soğumaya başladığında hemen bakır küvetten çıktım. Sarah'ın yardımı olmadan hazırlanmak zordu ama yine de hallettim. Sonunda ateşin başına oturmuş saçlarımı tarıyordum. Bu uzun saçlar kesinlikle sorundu ama onları kesmeyede kıyamıyordum. Sanki sahibi değilken bir eşyaya zarar vermek istemiyor gibiydim. Gerçi Addie Ruht başının kazınmasını bile hak ediyordu. Yanan odunların kokusu gül sabununun kokusuna karışmış odada hoş bir koku bulutu oluşturmuştu. Saçlarımın kuruduğuna emin olduktan sonra onları örüp ucuna mavi kadifeden bir kurdele bağladım. Pencereden dışarı baktığımda karanlığın çökmüş olduğunu görmek beni şaşırtmadı. Bir an önce giyinip akşam yemeği için aşağıya inmeliydim. Doktor yine geç gelecekti. Tanrım ona Addie Ruth'un yaptıklarından bahsetmem gerekecekti ve bunu düşünmek bile yapan ben olmasam dahi utanmama neden oluyordu. Yine de korkunun ecele faydası yoktu. Sarı bir elbise giyip şalımı omuzlarıma sardım. Bugün o kadar gergin bir gündü ki tek lokma bir şey yememiş olmama rağmen aç hissetmiyordum. Kapıdan çıkıp merdivenlere inerken çocukların seslerinin aşağıdan geldiğini fark ettim. O kadar koşup oynamışlardı ki acıkmış olmalıydılar. Yeşil salona adım attığımda çocukların yemek masasında tek olmadıklarını gördüm. Şaşırtıcı bir şekilde doktor da sandalyede oturuyordu. Ceketini çıkarmış, yeleği ve beyaz gömleği ile sanki odayı kaplayacak bir enerji yayıyordu. O kesinlikle lider olacak bir erkekti. Tek kelime etmeden odada hakimiyet kurabilirdi. Mavi gözlerini bana diktiğinde yüzümde yarım bir gülümseme vardı. Onun neden erkenden geldiğini anlamak için dahi olmaya gerek yoktu. "Sanırım aptallığımla dalga geçmek için erkenden geldin," dedim yerime geçerken. Sandalyem onun sandalyesinin tam karşısındaydı. Masada oturmamıza bakan insanlar bizi aile sanabilirdi. Onun mavi gözlerine bakmadan önüme konulan çorbayı karıştırmaya başladım. Çocuklar çoktan yemeklerini yarılamıştı. Adamın gülmesi üzerine bakışlarımı ona çevirdim. "Benim duyduğum kadarıyla hiçte başarısız bir girişim olmamış Bayan Addie cesaretinizi övmek için erkenden eve geldim," dedi samimi bir ifade ile. Memnuniyetsiz bir ifade ile ekmek dilimimi ufak parçalara ayırmaya başladım. "Bu kasabada dedikodu rüzgar ile yayılıyor sanırım." "Ne kadar hızlı yayıldığını bilseniz şaşardınız." Yemeğine devam ederken Clara son lokmasını almıştı ve babasına bakıyordu. "Baba onlar Bayan Addie'ye iyi bir anne olmadıklarını söylediler," dediğinde az daha aldığım ilk lokmayla boğulacaktım. Öksürmeye devam ederken zorlukla yutkunup önümdeki şarap kadehinden bir yudum aldım. Doktor ise tek bir bakışla iyi olduğumu anlayıp ciddi bir ifade ile kızına dönmüştü. "Clara," dedim hemen konuşmasına engel olabilmek için. "Allan'da yemeğini bitirdiğine göre odanıza çıkın." Ama doktor çoktan uzanıp küçük kızı kucağına almıştı. "Başka ne dediler peki minik peri?" Clara babasının ilgisinden memnun adamın kucağına daha iyi yerleşti. "Onu yalnız bıraktığını ve Bayan Addie'nin de kendi çocuğu olmadığı için annelik yapamadığını söylediler," dedi ve elini babasının yanağına koydu. "Eğer bir kardeşimiz olsaydı çok sevinirdim baba," dediğinde yanaklarım kızarmaya başlamıştı. Benim ne zamandır lanet yanaklarım kızarıyordu? Birden oturduğum yerden kalktım. "Ben.. Benim sanırım bir işim vardı," dedim ve hemen yeşil odadan ayrıldım. Clara'nın hangi söylediği daha rahatsız etmişti emin değildim. Kadınların aşağılayıcı konuşmalarını doktora anlatması mı yoksa bir kardeş istemesi mi? Ah kesinikle kardeş istemesiydi. Çünkü o kadınlar Addie Ruth'u tanıyor olmalıydılar. Onun yaptığı kötülüğün karşısında az bile konuşmuşlardı. Diğer bir endişe verici düşünce ise Doktorun ondan bir çocuk istediğimi sanması olabilirdi. Odama çıkmak yerine kendimi gül salonunda bulmuştum. Odama çıkmak için merdivenlere gitmem gerekecekti ve o zamanda yeşil odanın önünden geçmeliydim. Onunla şimdi karşılaşmaya cesaretim yoktu. Hem yemek yediğine göre atıştırmak için gül odasına da gelmeyecekti. Herkes çekilene kadar burada kalsam sorun olmazdı. Daha burada olalı bir ay olmamasına rağmen kendimi çok yorgun hissediyordum. Bu gün kulak misafiri olduğum çingenelerin konakladığı yere gitmem de gerekecekti ve oraya kadar araba kullanamayacağımdan at binme becerilerimi denemek zorunda kalacaktım. Eğer Addie'nin bedeni bunu hatırlamazsa işim daha da zorlaşacaktı. Bari bu konuda yetenekli çıksaydı. Kadın sadece kötülük için varlığını sürdürmüştü sanki. Kötü, bencil ve aç gözlü... Gül odasının kapısı açılıpta içeriye doktor girdiğinde bir an ne yapacağımı bilemeden ona bakakaldım. Sonra aniden yerimden doğruldum. "Ben... Benim..." diye konuşmaya girmek için bocalarken o gelip karşımda oturdu. Hayır, bu adamın yüzüne bakamayacaktım. Çocuklara olan şeyden sonra yüzüm yoktu. "Oturun bayan Addie bana bir konuşma borçlusunuz," dedi. Derin bir nefes alıp kendimi hazırladım. Aramız çok iyi değildi ama bu konuşmadan sonra daha da kötüye gideceğine emindim. Yerime usulca oturdum. Kaşlarını çatıp bana bakarken gerilmemem elimde değildi. "O kadınların söyledikleri yüzünden mi canın bu kadar sıkkın?" Bir an beynim onun ne dediğini anlayamadı. Kadınların etkinlikte bana söylediği sözlere takıldığımı mı sanıyordu? Onlar umurumda bile değildi. Zaten Addie Ruht'a ne söyleseler az gibiydi. "Hayır hayır," dedim hızla. "Sanırım söylediklerinde haklılar. Ad- yani ben kötü bir insanım," dedim hemen konuşmayı toparlayarak. Bana bakarken kaşları daha da çatıldı. "Belkide seninle gelmeliydim." Şaşkın bir halde ona baktığımda söylediğinde ciddi olduğunu gördüm. Belki de ruh halimden endişelenip kendince beni rahatlatmaya çalışıyordu. İçimdekini tutmam artık söz konusu değildi. O yüzden engel olmadan konuşmaya başladım. "Çocukların kıyafetleri için verdiğin parayı kendi kıyafetlerim için harcadığımı biliyor muydun?" Bu soru odada sanki bomba etkisi yaratmıştı. Doktorun bakışlarındaki öfkenin yoğunluğunu görebiliyordum. Eğer konuşmaya başlarsa hiç iyi şeyler söylemeyeceğinin farkındaydım. Bu yüzden oturduğum yerden kalktım. "Evet, bencilim, aç gözlüyüm ve güvenilmeye değmeyecek bir insanım ama inan o çocukları bu halde görmek benimde hoşuma gitmedi. Sana bunu söylememin sebebi o paralarla aldığım kıyafetleri elden çıkarıyordum. Bana verdiğin harçlığıda onlar için harcayacağım. Bu yaptığım hatayı telafi etmez belki ama en azından onlar için bir şey yapmış olurum," dedim ve bana bağırmasınıi bana güvenmemekle ne kadar haklı olduğuna dair konuşmasını bekledim ama öylece yanan ateşe bakarak tek kelime etmeden oturdu. Sanırım bu daha da kötüydü. Fısıltı halinde ona iyi geceler dileyerek odadan çıktım. Aramızda kurulmak üzere olan arkadaşlık bağını sanırım az önce kendi ellerimle yıkmayı başarmıştım. Artık ölümüme bir adım daha yakındım...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE