Çocuklar diğer çocukların arasına karışırken bir an nereye gideceğimi bilemeden dikildim. Sonra kalabalık kadın grubunu ve ortalarında oturan Leydi Elanor'u gördüm. Kadınların alfası gibi tam ortadaydı ve ilk önce ev sahibi olarak onu selamlamam gerektiğini bilecek kadar film izlemiş, kitap okumuştum. Ama kadın grubuna doğru ilerlerken kendi cenazeme gidiyormuş gibi hissedeceğimi tahmin edememiştim.
'Yapabilirsin Meryem. Sen ki ölmüş olmana rağmen bir romanın içindesin. Bunu da başarabilirsin.'
Gerçekten güçlü bir insan mıydım, yoksa sadece kendime yalan mı söylüyordum emin değilim ama insanın kendisinden nefret ettiğini bile bile bir grup kadına yaklaşırken biraz korkması normal olabilirdi. Sonunda kadınların oturduğu masaya yaklaştığımda Leydi Eleanor'un karşısında derin bir reverans yaptım.
"Davetsiz geldiğim için üzgünüm leydim. Hatalarımın sonucunda böyle bir etkinlikten mahrum kalmak kalbimi geri dönüşü olamaz bir şekilde yaralayacaktı. Cüretkarlığımı bağışlayın lütfen," dedim ve başım eğik hakkımda çıkacak kararı bekledim. Kalbimin deli gibi attığını boğazımda hissediyordum. Buradaki kaderimin karşımda sakince çay içen kadının iki dudağının arasında olması ironikti ama aralarında tek uyumsuz bendim. Bir şekilde aralarına karışmam gerekecekti. Sonrası kolaydı.
"Kalabilirsiniz Bayan Blake," dedi ve ben mutlu bir halde başımı kaldırıp oldukça yaşlı görünen kadına baktım. "Ama," diye sözlerine devam etti ve gri gözlerinde hoşlanmadığım bir bakış vardı. "Umarım son sefer de yaptığınız gibi doktorun tedavi ettiği bir leydiye zor anlar yaşatmazsınız."
Addie Ruth'tan nefret ediyordum. Bu kadın nasıl bu kadar sığ olabilmişti.
Derin bir nefes alıp sakince konuşmaya katıldım. "Bayan Regan'a yaptıklarım haksızlıktı. Ben onun hakkında kötü düşündüm ve yaptıklarımdan sonra çok utandım. İnanın çok mahcubum," dedim bayan Regan'a doğru. O da sadece dudaklarını büzerek benim içten özürüme karışılık verdi. Bu kadına kızmakla belki de Addie Ruth haklıydı. Bu kadının davranışlarında doktora meyil edebilecek bir tavırda olabilirdi ama benim umurumda değildi. Doktor ne de olsa aşık olacağı kadın dışında kimseye bakmayacaktı.
Bakışlarımı Leydi Eleanor'a çevirdiğimde kırışık göz kapaklarının arasından hala gençliğin izlerini taşıyan gri gözlerini beni izlerken buldum. Sonra tek kelime etmeden hizmetlisine bir işaret verdi ve çok geçmeden benim için bir sandalye masaya yerleştirilmişti. Üstelik Leydi Eleanor'un hemen yanındaydı. Acaba cüretkar hareketim sayesinde onun gözüne mi girmiştim. Yoksa yaptığım hatanın bedelini yanımdan bana laf sokarak mı ödetmek istiyordu? Eh ilerleyen zamanda bunu ilk elden tecrübe edebilirdim.
"Buyrun bayan Blake, hatalarınızı anladığınızı görüyorum. Umarım bay Blake'in hatrı için bu sefer yaptıklarınızı gözardı ettiğimizin farkındasınızdır."
Yeniden kısa bir reverans yapıp başımı mahcup birinin tavrı ile eğdim. "Yüce gönüllüsünüz Leydi Eleanor, iyiliğinizi kötüye kullanmayacağım," dedim ve kimse karşı beyanda bulunmadan Leydi Eleanor'un yanına konuşan sandalyeye oturdum. Çok geçmeden bana da çay servisi yapıldığında sorunlarımın en büyüğünü geride bıraktığımın farkındaydım.
Daha çayımdan bir iki yudum anca alabilmiştim ki Clara'nın koşarak bana doğru geldiğini fark ettim. Kızın gözleri kızarmıştı. Yanıma gelir gelmez örülü saçlarını savurarak kucağıma başını koydu. Yüzünü saklamasından ve titreyen bedeninden sorun olduğunu anlamıştım ve gözlerim diğerleri ile kızgın hareketlerle konuşan Allan'a kaydı. Umarım çocuklarla fiziksel bir kavgaya girmezdi. Evet, anne olmak istemiştim ama anne değildim. Bu çocukları nasıl koruyacağımı bilmiyordum. Elimdeki çayı bıraktım ve diğer kadınların ayıplayan bakışlarını umursamadan elimi küçük kızın başına koydum.
"Ne oldu Clara? Sorun nedir?" Soruyu ona fısıltı halinde sorsamda konuşulmayan ortamda kadınların dediklerimi net bir şekilde duyduğunu biliyordum. Clara'yı alıp başka bir yere götürerekte konuşabilirdim ama o zaman insanların bana daha da yabancılaşmasına neden olacaktı biliyorum. Üstelik o zaman aklından geçen tüm kötülükleri dedikodu haline getirerek bizi zor durumda bırakacaktı.
Clara sonunda küçük başını kaldırıp gözyaşları dolu gözleri ile bana baktı. O an kızın ben hariç kimseyi görmediğini düşündüm. Üzülmüştü ve içinin rahatlatılmasına ihtiyacı vardı. "Bayan Addie biz fakir miyiz?" diye sorduğunda ne yapacağımı bilemeden bir süre ona bakakaldım. Bu da nereden çıkmıştı?
"Hayır Clara, fakir değiliz," dedim onun saçlarını okşarken. Biraz olsun rahatlamış gibiydi.
"O zaman sokakta yaşamak zorunda kalmayacağız." Hıçkırıkları bitmiş ama hala sesi zayıf geliyordu. Bu çocuğa ne oluyordu böyle?
"Baban böyle bir şeye asla izin vermez Clara," dediğimde artık gözlerinde ki yaşlar da kaybolmuş, yüzüne yeniden renk gelmişti. Onu rahatlatmak için elimi omzuna koyduğumda birden irkildim. Elimin altındaki şey bir sökük olamazdı değil mi? Ama kadınların yanındayken de dikkatli bir şekilde bakmak istemiyordum. Elbisesine hızlıca göz gezdirdiğimde rengi her ne kadar iyi durumda olsa da elbise de yer alan sorunları görebilmiştim.
Ama ben bunu neden daha önce fark edememiştim?
Clara aklındaki sorunları çözmüş ve göz yaşlarını silmişti. Saçlarını okşarken ona gülümsedim ama içimden kendime kızıyordum. Aklım bu kadar mı kendimle meşguldü? Bu çocukların ne giydiğine dikkat etmeliydim.
"Bayan Blake sanırım çocuklara bakmakta zorlanıyorsunuz," dedi adını bilmediğim bir leydi masadan. Bakışlarımı masaya çevirdiğimde kimin konuştuğunu bile anlayamamıştım ama bu kadınların şahit oldukları olayı kendi lehlerine çok iyi kullanacaklarını biliyordum.
"Ne de olsa genç bir kadındı evlendiğinde. Hem insanın kendi çocuğu olmayınca anne olmanın sorumluluklarını tam kavramıyor olabilir," diye katıldı beyaz elbiseli bir leydi. Masanın uzak köşesinde oturması iyi bir şeydi. Yoksa kendime hakim olamadan ona zarar vermedim.
Ama onlar bekleyebilirdi. Clara hala yanımdaydı. Bu yüzden ona döndüm ve gülümsedim. "Git arkadaşlarınla oyna Clara böyle şeyler için üzülme. Babanda bende sizin zor durumda kalmanıza izin vermeyiz," dedim. Leydi Lavender gelene kadar onlara iyi bakacaktım sonrasında zaten çocuklara iyi bakacağını biliyordum. Clara uslu bir çocuk misali başını salladı ve gitmeden önce beni şaşırtarak yanağıma bir öpücük konurdu. Bu çocuklar kalbimde büyük bir yer kazanmışlardı bile. Onlardan nasıl ayrılacaktım bilmiyordum.
Leydi Eleanor'un diğer yanında oturan kadında fırsatı kaçırmadı. "Kendi çocuğunuz olduğunda daha iyi anlayacaksınız Bayan Blake," dediğinde artık sınırıma ulaşmıştım. Kendi çocuklarım değillerdi ve evet az bir zaman olmuştu onları tanıyalı ama onları yine de çok seviyordum. Addie Ruth masada oturan kadınlardan küçük olabilirdi ama ben bu çocukların güzelliklerini görebilecek kadar olgundum.
"Annelik duygusunu hissedebilmek için çocuk doğurmama gerek yok leydim. Bu iki güzel çocuk benim çocuklarım. Eşimde bende başka bir çocuğun hasretini çekmiyoruz," dedim hafif bir tebessümle. O anda esen rüzgar daha da özgüvenli hissetmeme neden olmuştu.
"Ama Bayan Blake," diye söze başladı Bayan Regan. Açıkçası ne zaman benimle uğraşacaktı merak ediyordum. İri yeşil gözlerini bana dikmişti. Bu bakış bile ondan iyi kelimeler duymayacağımın göstergesiydi. "Bay Blake sizinle ilgilenmiyor sanırım. Hem sizden olmayan çocuklarla ilgileniyor hem de eşlerle katılan etkinliklere onsuz geliyorsunuz," dedi ve yılansı gülümsemesi ile bana bakmaya devam etti.
Sonunda kadın zehrini kusmuştu.
Geri adım atabilirdim. Sadece bir baş hareketi sohbetin değişmesine, konuşulanların benden uzaklaşmasına yardımcı olabilirdi ama ne zamana kadar kaçacaktım? Geri çekilmeyi kendime yediremiyordum.
"Bayan Regan evliliklerin temelde bir anlaşma olduğunu siz benden daha iyi bilirsiniz. Hala genç ve güzelsiniz sanırım sizi de bu yüzden bir an için kıskandım," dedim bir gülümseme ile. Benim sözlerimle daha da kibirlenmişti. Kendi güzelliğinin farkında olan bir kadındı. "Ama," diye devam ettim sözlerime "Eşiniz vefat ettiğinde kaç yaşındaydı? 70? 75?" diye sordum saf bir ifade ile. Para için evlenen bir kadına kendimi ezdirecek değildi. Tanrım, ben ne yapıyordum böyle. Bu gidişle bu masanın etrafında oturan kadınlar gibi olacaktım.
Bayan Regan bana sanki tek bir hamle de beni öldürebilecekmiş gibi bakıyordu. "Eşim araba kazasında öldüğünde 68 yaşındaydı," dedi. Kazayı bilerek vurgulaması kimsenin gözünden kaçmamıştı.
Benden önce Leydi Eleanor hıhladı. "Tabi o kadar sarhoş olup araba kullanmaya inat edince ne kadar buna kaza denir tartışılır," dediğinde şaşırarak ona baktım. Diğer kadınlar hemen onu onaylamıştı. Bayan Regan ise ihabete uğramış gibi görünüyordu.
Bu anı fırsata çevirerek konuşmaya devam ettim. "Biz doktor ile anlaşarak evlendik ve inanın iyi arkadaşlar olarak evliliğimizi sürdürmekten mutluyuz. Bazı çiftlerden çok daha şanslı olduğumuz kesin."
Leydi Eleanor elindeki fincanı sert bir şekilde tabağına bıraktı. "Haklısınız Bayan Blake. Açıkçası sizin bu kadar olgunlaştığınızı fark edememişim," dedi ve gri gözlerini bana dikti. Ben ise gülümsemekten başka bir şey yapamadım. Yorgun hissediyordum ama bu kadınlarla ilgili sorunu çözdüğüm için memnundum.
Şimdi geriye çocukların neden eski püskü kıyafetler giydiğini öğrenmek kalmıştı. Çayımı yudumlarken bunun nedeninin pekte hoşuma gitmeyeceğini düşünüyordum.