11.Bölüm

1709 Kelimeler
Dilan sabah gözlerini nefessiz kalarak açmıştı. Neden mi!? Adarla birbirlerine sımsıkı sarılarak uyumuşlardı. Adar'ın başı Dilan'ın saçlarının arasındaydı. Dilan ise gözlerini açtığında Adar'ın boynunu görmüştü. Kokusu buram buram Dilan'a geliyordu. Ne ara bu hale gelmişlerdi? Ve en önemlisi Dilan'da Adar'a sımsıkı sarılmıştı. Adar uyanmadan ondan ayrılmalıydı. Zaten her zaman ilk önce Dilan uyanıyordu. Adar uykuyu Dilan'a göre daha çok seviyordu.  Dilan Adar'ın belinde ki elini zorda olsa yana koymuştu. Başını da tutup yana yatırdı. Ve işte bu kadar derken Adar'ın da gözlerini yeni açmaya başladığını gördü. Hiç bir şey belli etmeden yataktan kalkıp kıyafet çıkardı. "Adar arkanı dön." Adar'ın da işine gelerek yine uyumaya başlamıştı bile. Çünkü çok uykusu vardı.  Dilan üzerini değiştirmişti. Saatin hala erken olduğunu görünce aynalı masaya oturup yanında getirdiği maşa ile saçlarını su dalgası yaptı. Hafif bir makyajda yapıp parfümünü sıktı. Şimdi hazırdı. Bugün Mardin'e döner dönmez hastaneye gidip odasını öğrenip yerleşmeyi düşünüyordu. Yarın da tam olarak başlamayı planlıyordu. Dilan bunları düşünürken Adar'da uyanmıştı.  Dilan odadan çıkıp salona geçtiğinde Leyla'nın burada telefonla birşeyler yaptığını gördü. "Günaydın." Dedi Gülümseyerek. Leyla'da başını telefondan kaldırıp gülümseyerek "Günaydın." Dedi. Dilan'da gidip koltuğa oturdu. Leyla ile yarım saate yakın sohbet etmişlerdi. Leyla çok samimi ve sıcak kanklıydı. Onlar Leyla ile konuşurken Adar ve Mert salona girip koltuğa oturdu. Çok geçmeden Mizgin de gelmişti. Mizgin Adar'ın yanına oturmuştu. Dilan sabır diliyordu. "Dilancım dün gece Rojda yengeden öğrendim. Bugün tekrar işe başlıyormuşsun." Dedi imayla Mizgin. Bundan Adarın hala haberi yoktu!  Dilan Adar'a baktığında Adar boş gözlerle Dilan'a bakıyordu. Dilan Adar'ın gözlerine bakarak "Evet başlıyorum. Mizgincim." Dedi onun gibi ses tonu kullanarak. Adar da bilmediğini belli etmemişti zaten.  Kahvaltı masasına oturulmuş kahvaltı yapılmıştı. Herkes eşyalarını toplayıp çiftlik evinden çıktı. Bu sefer Adar'la Dilan arabada tekti. Adar aşırı sakin bir tavırla "Demek çalışacaksın?" Dedi. "Evet çalışacağım." Dedi Dilan onu tasdikleyerek. Adar'da hızını arttırmıştı. "Çalışırsın." Dedi imayla. Dilan kaşlarını çatıp Adar'a döndü. "Sana ne oluyor? Çalışmak istiyorsam çalışacağım. Buna ne sen ne de bir başkası engel olamaz!" Adar gitgide hızını arttırıyordu. "Bak bakim nasıl da engel oluyorum. Sen bundan sonra bırak çalışmayı benden habersiz dışarıya bile çıkamazsın! Ben bugüne kadar sana fazla bile yüz verdim. Bak bakalım artık eski Adar olacak mı karşında!" Dilan sinirle Adar'a döndü. "Çalışacağım dedim diye mi bu kadar tepki veriyorsun! Sen otur diyince oturacak kalk diyince kalkacak biri yok karşında! Senin kölende yok! Kendine gel!" Adar bir anda frene bastı. Dilan hızla tutunup öne fırlamaktan son anda kurtuldu. "Asıl sen kendine gel! Senin karşında seneler önce ki seni seven zavallı Adar yok! Asla da olmayacak! Bir şey söyleyeyim mi Dilan." Dilan'a doğru yaklaştı. Dilan'ın gözlerinin içine bakarak "Senden nefret ediyorum Dilan Boran. Seni sevmiyorum Dilan Boran! Hiç bir zaman da sevmeyeceğim." Seneler önce Dilan'ın Adar'a söylediği sözleri şimdi Adar Dilan'a söylüyordu.  Adar arabayı sürmeye başlayıp gözünü yoldan ayırmadan hızla gidiyordu. Dilan artık Mardin'de kalmak istemiyordu. İşe başlamadan önce son bir kez İstanbul'a gidecekti. İşe de başlarsa uzum süre gidemezdi. Bu şehir onu boğuyordu. 2 günlüğüne de olsa İstanbul'a gitmek istiyordu ve gidecekti de. Zaten Kadir Ağa ve ailesi de bugün evlerine dönecekti. Ne kadar yalan söylemeyi sevmese de kayınvalidesine yalan söylemeliydi. Eğer şimdi İstanbul'a gidiyorum dese 'Siz yeni evlisiniz daha sonra git.' Kaynanasının böyle diyeceğini biliyordu. Dilan düşünmeye başladı. O sırada uyuya kalmıştı.  Kapının çarpma sesiyle Dilan gözlerini açtı. Etrafa baktığında konağa geldiklerini anladı. Arabadan inip kapıyı çarpan tabi ki de Adar'dı. Uyandırma zahmetinde bile bulunmamıştı beyefendi.  Dilan arabadan inip odasına gitti. Adar'ın burada olmaması işine gelmişti. Telefonundan hemen İstanbul için uçak bileti bakmaya başladı. 1 saat sonraya vardı. O bileti alıp hızla küçük bir valiz alıp kendine biraz eşya koydu. Valizi hazırlayıp dolaba koydu. Odasından çıkıp kaynanasına bakmaya başladı. Kaynanası salonda yoktu. Mutfağa bakmaya gitti.  Mutfakta olduğunu görünce bir de onu tek görünce sevinmişti. Hemen yanına ilerleyip oturdu. "Anne? Seninle bir şey konuşmak istiyorum." Rojda elinde ki kahveyi masaya bırakıp "Konuş kızım." Dedi. "En yakın arkadaşım Pelin. Trafik kazası geçirmiş 2 günlüğüne onun yanına gidebilir miyim İstanbul'a. Sizin için bir sorun olmazsa." Dilan içinden dualar ediyordu. 'Allahım sen beni affet.' 'Biliyorsun ben yalan söylemeyi sevmem ama mecburum.' 'Töbe töbe töbe.' Diyip duruyordu. "Bizim için mahsuru yoktur kızım. İyi mi bari arkadaşın? Çok büyük bir şey değildir inşallah." Kadının üzüldüğünü anlayıp Dilan'ın içi tuhaf olsa da "Sadece kolu kırılmış. Bende 2 günlüğüne gidip ona yardımcı olacağım." Dedi. Rojda başıyla onaylayıp. "İyi bari bu kadarla atlatmış. Ee Adar'da seninle gelsin o zaman kızım." Dilan hemen konuştu. "Yok anne. Adar'ın toplantıları varmış. Şimdi onu rahatsız etmek istemiyorum." Rojda "Tamam kızım. Allaha emanet ol." dedi.  O sırada Kadir ağa ve ailesi avluya inmiş gitmek için hazırlanmışlardı. Herkes birbirini öpüyordu. Dilan herkesi öpmüştü. En sona Mizgin kalınca ne kadar istemese de öptü. Tam ayrılacakken Mizgin'in kulağına söylediği sözlerle ondan ayrılmadı. "Adar ağa seni sevmiyor. İki gece önce beni öptü." Dedi gülerek. Dilan'da güldü. "Evet. Adar bana her şeyi anlatır. İki gece önce senin onu öptüğünü ve onun seni ittiğini de söyledi." Dedi Dilan. Mizgin'in suratı bir anda düşmüş morarıp kızarmıştı. Adar'ın Dilan'a söylemesini beklemiyordu. Bir daha da bir şey diyemedi zaten.  Misafirlerde gitmişti. Dilan odasına dönüp valizini dolaptan çıkardı ve aşağıya indi. Aşağıda kimse yoktu. Dilan kimseye görünmemek için hızla konaktan çıkıp arabasına bindi. Uçağın kalkmasına 30 dk kalmıştı. Hızlı bir şekilde havalimanına doğru arabayı sürdü. 2 gün sonra geleceği için arabayı buralarda bir yere park etti. Uçağa yetişmişti. Telefonunu çıkarıp Adar'a mesaj yazmaya başladı. 'İstanbul'a gidiyorum. 2 gün sonra dönerim.' Yazıp telefonunu kapattı. Güncel tıp dergilerinden birini çantasından çıkarıp okumaya başladı.  2 saatin sonunda uçak inmişti. Dilan valizini alıp taksilerin olduğu yere gitti. İlk önce Levent'in mezarına gitmek istiyordu. Onu çok özlemişti. Taksiciye adresi söyledi. O sırada telefonunu açtı. Pelin'den 6 cevapsız arama olduğunu görünce hemen merakla Pelin'i aradı. İki çalışta telefon açılmıştı. "6 kere arayacak kadar ne yaşamış olabilirsin?" Pelin hemen cevap verdi. "Acelem var hızla bir şey soracağım çabuk karar ver. Saks mavisi elbiseye saks mavisi topuklu mu olur gümüş mü?" Gerçekten bunun için mi 6 kere aramıştı?! Klasik Pelin. "Tabi ki gümüş. Elbisen ön plana çıkmalı." Pelin "Tamam." Diyip telefonu hemen kapattı.  Taksici durunca Dilan geldiklerini anladı. Taksicinin parasını uzatıp taksiden indi. Levent'in mezarlığının olduğu yere doğru yürüdü. Levent'in mezarlığını görünce içi parçalandı. Kimsenin sulamadığı o kadar belliydi ki. Az ileride çiçekçi görmüştü. Oraya doğru yürüyüp çiçek aldı. "Su nerede bulabilirim?" Diye sordu. Kadın su akan çeşmeyi gösterdi. Dilan kadına parasını uzatıp teşekkür etti.  Orada su doldurma şişeleri görünce su doldurup Levent'in mezarlığına geri gitti. Çiçekleri ekip suladı. "Ah be Levent değer miydi ölmene? Bile bile kendini ölüme sürükledin. Sana ilk başlarda çok kızıyordum. Ama artık sana kızamıyorum çünkü seni çok özlüyorum. Özlemin olduğu yerde kızgınlık olmuyormuş. Bunu da öğrettin bana. Ben sana çok alışmıştım ama." Gözünden bir damla yaş dökülmüştü. Eliyle sildi. "Ben seni belki de çok ziyarete gelemeyeceğim ama her zaman kalbim seninle olacak. Öldüğün gün bana beni sevdiğini söyledin. Ben sana hiçbir zaman o gözle bakmadım, bakamazdım da. Ben seni Barandan ayırmadım. Seni bir abi olarak çok sevdim. Ben şimdi gitmeliyim." Diyip eliyle kucağında ki toprakları silkeledi.  Mezarlıktan çıkıp anayola doğru yürüdü. Saate bakınca Gökhan'ın işten çıkma saatinin çoktan geldiğini gördü. Bir taksi durdurup Gökhan'ın evinin adresini verdi. Zaten olduğu yere çok uzak değildi. Bu yüzden kısa zamanda gelmişti.  Gökhan'ın evinin önüne gelince kapıyı çaldı. Çok geçmeden kapı açılmıştı. Gökhan karşısında Dilan'ı görünce çok şaşırmıştı. Hiç beklemiyordu böyle bir şeyi. Hemen Dilan'a sımsıkı sarıldı. "Seni çok özlemişim. İlk defa bu kadar zamandır ayrı kaldık. Hangi rüzgar attı seni buraya?" Dedi Gökhan. Dilan gülümsedi. "Evet. İlk defa. Sizi özledim. Gelmek istedim." Dedi. Gökhan'da çok üstelemedi. İçeriye girdiler. "Pelin'i de ara o da gelsin." Dedi Dilan. Gökhan başıyla onaylayıp Pelin'i aradı. Ama Dilan'ın burda olduğunu söylemedi. Pelin de iş yemeğinde olduğu için 1 saat sonra gelebilecekti. Dilan'la Gökhan da yemek yemişti o sırada.  Kapı çalınca Dilan hemen ayağa kalkıp kapıyı açmaya gitti. Kapıyı açınca Pelin Dilan'ı görür görmez çığlık atıp Dilan'ın üzerine atladı. "Yaa Dilan, hoşgeldin bebişim. Niye haber vermedin? Seni alırdık havaalanından." Dilan omuz silkti. "Bende bugün bir anda gelmeye karar verdim. Hadi içeriye geçelim."  Bir saate yakın sohbet etmişlerdi. En sonunda Pelin ayağa kalkıp. "Yaa oturmaya mı geldik!? Hadi club'e gidelim!!" Dilan bu kızın enerjisine hayrandı. Hiç bitmiyordu. Dilan gitmeyelim dese de Pelin'in ne yapıp edip götüreceğini bildiği için kendini yormadı. Pelin tabi ki de Gökhan'ın evinde boşta kalan bir odayı kendi kıyafetleriyle doldurmuştu daha önceden. Pelin böyleydi işte. Dilan'ın evini, Gökhan'ın evini ve ailesinin evini kendi kıyafetleriyle dolduruyordu.  Dilan ve Pelin üst kata çıkıp Pelin'in Gökhan'ın evine gelince kaldığı odaya girdiler. Dilan bugün güzelce hazırlanmaya karar verdi. Bugünlük en azından özgür gibi davranacaktı. Zaten 2 gün sonra hapishanesine geri dönüp mahkum olacaktı. Sabah ki saçında ki maşalar bozulduğu için saçına tekrardan maşa yaptı. Daha sonra gece makyajı yaptı. Siyah büstiyer giyip altına da siyah kumaş şortunu giydi. Pelin'le ayak numaraları aynıydı. Siyah bantlı topuklu alıp giydi. Aynadan kendine bakınca beğendi. "Ben hazırım." Diyip Pelin'e döndüğünde Pelin'inde çok güzel göründüğünü fark etti. Sarı saçları, biçimli fiziği, masmavi gözleri hepsi birbiriyle çok uyumluydu. İkisi de aynı anda "Çok güzel olmuşsun." Dedi. Aynı anda söylemelerine güldüler.  Aşağı indiklerinde Gökhan'ın da hazır olduğunu gördüler. Gökhan kızları görünce ıslık çaldı. "Ben bu gece sizinle nasıl baş edeceğim." Dedi. Dilan ve Pelin güldü.  Sonra evden çıkıp Gökhan'ın arabasına bindiler. Bir gece klübüne gelince arabadan indiler. İçeriye girince sigara, alkol ve ter kokusunun birleşimi Dilan'ın midesini bulandırdı bu yüzden ilk başta yüzünü buruşturmuştu. Hiç bir zaman çok kalabalık ortamları sevmiyordu.  Bir masaya geçip oturdular. Dilan, Pelin ve Gökhan'a Adarla kağıt üstünde bir evlilik yaptığını söylememişti. Çünkü söylerse bir ton soru soracaklarını biliyordu ve şu an en son istediği şey bile değildi Adar hakkında konuşmak. Garson yanlarına gelip ne içtiklerini sormuştu. Pelin'de 3 tane içki istemişti. Garson tam siparişleri getirmişken üniversiteden arkadaşları olan 4 kişiyi gördüler. 3'ü erkek 1'i kızdı. Zaten kız ve erkek sevgiliydi, Eylül ve Ozan. Diğer ikisi de Barış ve Burak. Pelin, Gökhan ve Dilan'ı görünce yanlarına gittiler. Herkes birbirine sarıldı.  Barış Dilan'a döndü. "Dilan. Duyduk ki evlenmişsin. Çok şaşırdık. Kaan'dan sonra hayatına kimseyi almazsın diye bekliyorduk." Dilan'ın suratı düşmüştü o ismi duyunca ama hemen toparlandı. "Evet biraz yıldırım nikahı gibi oldu." Dedi gülümsemeye çalışarak. O sırada dans edenleri izlemeye başladı. Herkes deli gibi dans ediyordu. Dilan içkisinden bir yudum aldı. Bu sefer Burak konuşmuştu. "Ee kocan nerede? Tanışamayacak mıyız?" Dilan tam cevap verecekken yanında ki sesle donup kaldı. İşte bunu hiç beklemiyordu. "Tanışacaksınız tabi ki. Ben Adar Boran. Dilan'ın eşiyim."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE