Adar Dilan'ın kolundan tutup arabaya götürdü ve hızla arabayı sürmeye başladı. "Adar ne demek oluyor bunlar?" Dilan neyin içindeydi böyle. "Anlatacağım. Ama şimdi sırası değil. Sabret." Dilan bir şey demeyip sabretmeye çalıştı. Adar telefonunu çıkarıp birini aradı. "Cemal benim İstanbul'da ki eve 15 tane koruma gönder. Sen de gel hemen. Karagözü de getir." Diyip telefonu kapattı. Kısa sürede eve gelmişlerdi. Adar Dilan'ı hızla eve soktu.
Eve girdiklerinde Dilan artık meraktan ve korkudan dayanamayacağını anladı. Adar'da bunu anlamış olacak ki "İçeriye geç anlatacağım." Dedi. Dilan'da koltuğa oturup bekledi. Adar'da yanına oturup konuşmaya başladı. "Bir aydır bir iş için uğraşıyordum. Tam işi alacakken bir rakibimiz çıktı ve karşı karşıya kaldık. Eğer biz çekilirsek bu işten, onlar direkt olarak kazanacaktı. Bu yüzden bu işten çekilmemizi istiyorlardı. Ama biz çekilmedik. Adamda gözümüzü korkutmaya çalışıyor. Durmadan bana tehdit mesajları gönderiyorlar. Zaten bu yüzden peşinden İstanbul'a geldim. Bu kadar dibine kadar gireceklerini tahmin etmiyordum. Şu işin bitmesine 3 gün kaldı. 3 gün sonra zaten işleri bitecek. Hiç bir şey yapamayacaklar. Ama bu 3 gün boyunca çok dikkat etmeliyiz." Dilan şimdi her şeyi daha iyi anlıyordu. Adar'ın İstanbul'a gelmesi, bar'a gelmesi, onunla alışverişe gelmesi. Şimdi taşlar yerine oturmuştu.
Kapı çalınca Dilan ayağa kalkıp açtı. Karşısına bir ton izbandutan gibi adam çıkmasını beklemiyordu. Hepsi sırayla içeriye girince Dilan ben mi fazla kısayım onlar mı fazla uzun diye düşünmekle meşguldu. En sonunda hepsi içeriye girince Dilan kapıyı kapatıp o da içeriye girdi. "Cemal evin etrafında önlemler tam takır olsun. En ufak bir sorun yaşanırsa ben senin kafana sıkmadan sen sık." Cemal başıyla onayladı. "Merak etme abi. Her şey sorunsuz olacak. Fakat bir pürüz var." Adar 'Ne var?' manasında kafasını salladı. "Karagöz ortalıkta yokmuş." Dedi. "Bu hiç iyi olmadı. İşimize çok yarardı. Onu acil bulmamız gerek." Adar biraz düşündükten sonra "Tufan Abiye git. Benim selamımı söyle. O Karagöz'ü bulabilir bir tek." Cemal başıyla onaylayıp izbandut gibi adamlarla evden çıktı. Dilan olaya fransız kalmıştı. Ne bir tepki verebiliyordu ne de bir şey diyebiliyordu. Ama korkuyordu. Şu an en ağır basan duygu korkuydu.
Dilan'ın ne güzel eskiden sakin, sessiz bir hayatı vardı. Şimdi ise hayatıyla tehdit ediliyordu. Dilan ne yapacağını bilmiyordu. Sadece bekleyecekti. Çünkü başka çaresi yoktu. Peki ya Adar'a güvenebilir miydi? İşte onu hiç bilmiyordu. Bunu kendine sorunca içinde hiç bir taraf ağır basmıyordu.
Dilan'la Adar arasında sessizlik olurken Dilan'ın telefonu çalınca telefona baktı. Bilmediği bir numaraydı. Eski hastalarından olabilir diye açtı. Ses gelmeyince "Siz kimsiniz?" Diye sordu. "Dilan Boran. Bende seninle tanışmak istiyordum. Adar'a söyle o adamların hiç biri işe yaramayacak. Yakında çok güzel günler bizi bekliyor. Adar'a çok selamlar." Diyip iğrenç bir şekilde kahkaha attı ve telefonu kapattı. Dilan kaşlarını çatarak telefona bakıyordu. Telefon numarasına kadar bulmuşlardı. O korumaların buraya geldiğini bildiğine göre çok yakınlardaydı. "O kim?" Diye sorunca Adar, Dilan'da adam'ın telefonda söylediklerini Adar'a anlattı.
Adar yerinden kalkıp sinirle Dilan'ın telefonunu elinden alıp sim kartını kırdı ve telefonu yere fırlattı. Dilan şaşkın gözlerle Adar'a bakıyordu. "Ne yaptın Adar?" Diye sordu hayretle. "Telefon numaranı bulan insanlar dinlemeye almaz mı sanıyorsun? Telefon sinyalinden takip etmez mi sanıyorsun?" Dedi. Dilan bir şey diyemedi korkuyordu. Adar'da bunu anlamış olacak ki Dilan'ın yanına gitti. "Korkma. Ben varken sana hiç bir şey olmayacak. Sen şimdi yukarıya çık dinlen. Benimde işlerim var. Halledip hemen geleceğim." Dilan başını sallamakla yetindi. Daha sonra bir şey demeden yukarıya çıktı.
Dilan tam yatağa uzanmış uyuyacakken aklına dün gece gelmişti! Dün Adar'a sorduğu soruları hatırlamıştı. Ama en son sorunun cevabını duyamadan uyuyakaldığını hatırladı. Ama o sorunun cevabını nedenini bilmediği bir şekilde çok merak ediyordu. Kendine lanet etti. Neden uyumuştu ki? '5 saniye daha dayanamadım mı?' Diye düşündü. Bir daha da soramayacağını biliyordu. Düşünmek istemediği için uykuyu sevmesede uyumaya karar verip gözlerini kapattı.
——————————
Dilan uyandığında havanın karanlık olduğunu gördü. Kolunda ki saate bakınca gece olduğunu anladı. Bu kadar saat nasıl uyumuştu ki? Yataktan çıkıp aşağıya indi. Burada kimse yoktu. O katta ki diğer odalara da baktı ama Adar yoktu. Adar Bey telefonunu kırdığı için arayamıyordu da. Gecenin bu saatinde nerede olabilir ki? Sonra aklına yatak odasının yanında ki oda geldi. Oraya daha önce hiç girmemişti. Belki de oradadır diye düşündü.
Üst kata çıkıp odanın kulpunu indirdi. Ama kilitliydi. Kaşlarını çattı. Bu oda neden kilitliydi ki. Merak etmeye başladı. Arkasında duyduğu sesle arkasına döndü. "Dilan!" Bu Adar'ın sesiydi. "Bu odada ne yapıyorsun!?" Dedi Adar. Dilan arkasını dönüp cevapladı. "Sana baktım. Seni göremeyince burada olabilirsin diye düşündüm. Sen neredeydin?" Diye sordu. "Çalışma odasındaydım. Bir daha bu odaya girmeye çalışma!" Dedi sert sesiyle. Bu neydi şimdi? Bu odada ne vardı ki? Neden kapısı kilitliydi? Bu kadar kızdığına göre değerli olacak ne olabilirdi ki?
Dilan'da aşağıya indi. Adar koltukta oturuyordu. Dilan'da oturdu. "Adar? O odada ne var ki?" Adar kaşlarını çatarak baktı. "Fazla merak iyi değil." Dilan göz devirdi. ''Fozlo morok oyo doğol sen çok biliyorsun." Demek istedi ama tabiki de istemekle kaldı.
Sabahta akşamda bir şey yememişti ve çok acıkmıştı. Mardin'e geldiğinden beri iştahı kaçmıştı. Burada da hala etkisi sürüyordu. "Adar ben acıktım." Dedi Dilan. "Git mutfak orada." Dilan ters ters baktı. "Bende mutfağın nerede olduğunu biliyorum. Ama ben yemek yapmayı bilmiyorum." Oysaki Dilan çok güzel yemek yapardı ama şu an kendini hiç yorası yoktu. "Ee ben ne yapabilirim?" Dedi Adar. "Bana yemek hazırla mesela." Adar küçük bir kahkaha attı. "Saçmalama. Asla." Dilan 'emin misin?' Bakışları attı.
Ve Dilan 1 saat Adar'ın başının etini yemişti. Adar artık dayanamayıp Dilan'ın da yardım etme şartıyla mutfağa girmişti. Adar Amerikada
arkadaşı Oğuzla tek yaşadığı için yemek yapmayı iyi biliyordu. Dilan salata malzemelerini çıkarıp salata yapmaya başladı. Adar ise et soteliyecekti. Adar eti yaparken Dilan konuştu. "Yemek yapamıyorum ama belki pilav yapmayı biliyor olabilirim." Dedi. Adar gözlerini kısarak baktı. "Sen yemek yapmayı biliyorsun değil mi?" Dedi şüpheyle. Dilan dayanamayıp kıkırdadı. "Biliyor olabilirim. Ama sen bir kere başladın. Devam et." Adar sabır dileyip eti yapmaya devam etti.
Dilan pirinçleri yıkayıp salatayı yaptı. Salata hazır olunca Pilav'ı yapmaya başladı. Pilav da hazır olunca dinlenmeye bıraktı. Adar'da o sırada eti hazırlamıştı. Adar'a döndü. "Adar? Sabah evde çalışan biri vardı. O yatılı mı kalıyor yoksa yarım gün mü?" Çünkü alt katta küçük bir yatak odası görmüştü Dilan. Ve başka kimsenin olma ihtimali yoktu. "O Hayriye Abla. Annemin akrabası. Aralarıda iyidir. Bizim gerçek evli olmadığımızı anlarsa anneme hemen haber uçurur dikkatli davran. Normalde yatılı kalıyor ama bugün kardeşine gitti. Yarın sabah gelir." Dilan başını salladı.
Sofrayı kurup yemekleri de koydu. Adar'da sofraya gelince yemeye başladılar. Aklına Pelin'le Gökhan geldi. Büyük ihtimalle çok merak etmişlerdir. Ve beni arayıp ulaşamayınca daha da merak etmişlerdir diye düşündü Dilan. Yarın telefon alması gerekiyordu. Adar'a döndü. "Adar. Yarın dışarı çıksam olur mu?" Adar kesin bir dille "Hayır." Dedi. "Ama kendime telefon almalıyım. Kırıldığı için." Dedi imayla Dilan. "Korumalara söylerim alır. Sende bir şey lazım olursa onlara söyle alırlar." Dilan bir şey demeyip başını salladı. Hapis hayatı gibi yaşıyordu burada. Mardinden kurtuldum derken buranın da artık bir farkı kalmadığını anladı. İstanbul'dan ilk defa bu kadar Mardin'e dönmek istedi herhalde.
Yemekleri bitmek üzereyken kapı açıldı. Dilan başını kaldırıp gelene baktığında Hayriye abla olduğunu gördü. "Afiyet olsun çocuklar." Dedi Hayriye abla gülümseyerek. "Saol Hayriye Abla. Sende gel. Niye erken geldin? Bir sorun mu var?" Dedi Adar. Hayriye abla. "Bir sorun yok Adar oğlum. Erken gelim dedim. Ben aç değilim size afiyet olsun." Hayriye abla 'hayırlı geceler.' diyip aşağıya inmişti
Dilanla Adar'ın yemeği bitince Dilan sofrayı topladı. Saate bakınca 12 olduğunu gördü.
Oturma odasına gittiğinde Adar'ın film izlediğini gördü. Dilan'da gidip filmi izlemeye başladı. Film tabi ki de komedi, romantik komedi, aksiyon falan değildi. Korkuydu! Dilan korkudan gözünü açamıyordu bile. Tüm film boyunca gözleri kapalı kaldı. Öyle de uyuya kalmıştı...