Aquaphobia

2531 Kelimeler
Bazen kader, iki yabancıyı aynı yolda yürümeye zorlar.Kaderin ince iplikleri görünmez ellerle dokunur ve bu iki ayrı ruhu, aynı nefeste, aynı kalp atışında birleştirmeye çalışır. Aytolun ve Aybora… Biri gökyüzünün asi yıldızlarını andıran zümrüt gözleriyle ışıldayan bir dişi kurt, diğeri savaş meydanlarının karanlığında çelikleşmiş, kalbini duvarlarla örmüş bir komutan. Onların hikâyesi, sıradan bir aşkın değil; vatan, onur ve kaderle sınanan bir bağın hikâyesi.Ve belki de, aşkın kendisi; kaderin yazdığı en gizemli stratejidir. ..... Birkaç saniye kimseden ses çıkmadı.İçerideki hava bile boğucu bir sessizliğe bürünmüş gibiydi.Tavandaki sarımtırak ışıklar, steril beyaz duvarlara yumuşak gölgeler düşürüyor, duvarlardaki dijital paneller hafifçe titreşen verilerle doluyordu. "Dağ keçisi ve dağ ayısı... Demek daha önce karşılaştınız."dedi,Asır. Aytolun, masanın kenarında dimdik duruyor, ama omuzlarının sertliği içinde kopan fırtınayı gizleyemiyordu. Aybora ise onun hemen karşısında, omuzları dik ama yüzünde sert bir gerilim çizgisiyle duruyordu.Bakışlarıysa donuktu; askeri disiplinin verdiği soğukkanlılıkla tepki vermemeye çalışıyordu. İkisi de Asır Poyraz'ın az önce söylediği cümleleri hâlâ sindirememişti.Asır Binbaşı, önlerinde onlar için hazırlanmış raporu açtı."DNA uyum oranınız %99,97. Bu oran, yalnızca biyolojik değil, stratejik olarak da çok değerli. Proje kapsamında sizden beklentimiz açık."dedi. Aytolun’un kaşları çatıldı. "Abi sırf sayılar uygun diye hiç tanımadığım bir adamla evlenmemi mi istiyorsun?" "Ben tanıyorum, Aybora sıradan bir adam değil.Her şeyine kefil olduğum en gözde askerim."dedi,Asır kararlı şekilde. Aybora duruşunu dikleştirdi. "Komutanım ben evlenemem, hele çocuk falan hiç yapamam.Bu basit bir mazeret değil gerçekten evlenemem."dedi, ciddiyetle. Asır'ın lacivertleri öfkeyle kısıldı. "Ben evleneceksin diyorsam evleneceksin lan! Bu vatan için gözünü kırpmadan canını vermeye hazır olduğun gibi çocuk da yapacaksın!Dünya çok değişti.İnsanlar şeytani güçlerin perde arkasında neler yaptığı konusunda habersiz. Biz bildiğimiz için her konuda hazırlık yapıyoruz.Yeri geliyor ütopik çözümler bulup gelecekteki yapay zeka dünyasına ülkemizi hazırlamaya çalışıyoruz."dedi,katı bir sesle. "Bu vatanın yetimliği öksüzlüğü beni kahrediyor.Sizin gibi genleri uyumlu çiftlerden olacak çocuklar, genetik olarak birçok hastalığa bağışıklık kazanacak. Üstelik zeka ve refleksleri ortalamanın çok çok üzerinde olacak. Bu, sadece sizin değil, ülkenin geleceği için önemli bir yatırım."diye diye devam etti. Aybora, dudaklarını sıkarak sustu.Üst kademeden gelen emirleri sorgulamazdı ama bu emir, ne bir askeri operasyonla ne de herhangi bir görevle kıyaslanamayacak kadar sıradışıydı. Sessizlik ağırlaşırken,Asır kısa bir nefes aldı. "Geceyi burada geçireceksiniz.Yarın nikah kıyılacak.Görevi düşünmeniz gereksiz çünkü mecbursunuz.Bir asker, ülkesi söz konusuysa elini değil gövdesini taşın altına koyar.Ve siz bu bilinçte olduğunuz için bu çok özel birime seçildiniz.Hayalet Ordu'ya her SAT'ı her BORDO BERELİ'yi her SAS'ı,JÖH'ten herhangi birini almıyoruz.Sıradışı yetenekleri olan ve sıradışı görevlere baş koyacak yiğitler girebilir bu orduya."deyip düşünceli bir nefes verdi. "2040 yılında Amerika'n ordusunun yarısı humanoidlerden (İnsansı robotlar) oluşacak.Bana bu zihniyetle mücadele edecek askerler lazım. Çoğu insan beyinlerine takılı prangaları göremiyor.Hep söylüyoruz geleceğin köleliği şimdinin köleliğinden çok daha vahim olacak!"dedi,net şekilde. Aytolun'un kafasında en başından beri bir fikir vardı ve onu öneri olarak sunmaya karar verdi."Peki illa bir bebek olacaksa neden tüp bebek yöntemi ya da herhangi bir dış döllenme tekniği kullanmıyoruz? Tamam evlenelim ama çocuk temassız yapılabilir."dedi. Aybora'nın memnun şekilde gözleri parladı. "Dağ keçisine katılıyorum.Bebek dış döllenme ile yapılabilir.Ben de aynı şeyi söyleyecektim."dedi. "Dağ keçisi..."dedi,Asır. "Evet abi bana dağ keçisi diyor. Ben de senin ayılığından dem vurayım o zaman."dedi,Aytolun kaşları çatılırken. "Dağ keçisi ve dağ ayısı ha...Anlaşmaya bile başlamışsınız,bir de beni yoruyorsunuz.Dış döllenme meselesine gelirsek,bunu proje ekibindeki o kadar bilim insanı düşünemedi de bir tek siz mi düşündünüz sanıyorsunuz? Dosya önünüzde, açıp okuyun bakalım konuyla ilgili ne yazıyor?"dedi,Asır. Hızlı refleksleriyle dosyayı önce Aybora kaptı.Aytolun yanına gelip dosyayı elinden çekti."Önce bayanlar."dedi,dik dik bakarak. Aybora dosya yırtılmasın diye bıraktı."Ortada bir baaayan mı var? Ben niye göremiyorum?"dedi. "Bakmak ve görmek farklı eylemler,o yüzden göremiyorsun.Görmek şuur işi,her bakan göremez."dedi,Aytolun alaycı bir tınıyla. "Aklınca bana laf sokmaya çalıştı orman cadısı,bende soktuğu lafa uygun piriz olmadığını hesap etmeden."Bir de ormandan önce kızıl var,kızıl orman cadısı."diye ekledi Aybora kızıl bukleleri süzerek. "Erkeklerin beyni geceleri küçülüyormuş diye bilimsel bir yazı okumuştum.Demek doğruymuş.Tabii abim hariç."dedi,Aytolun.Dosyayı koltuğunun altına sıkıştırıp yarım adım geriledi. Aybora,hafifçe yana eğildi. Gözlerinde iğneleyici bir parıltı vardı. “Senin beynin de memleketine hiç uğramamış.” diye karşılık verdi, kelimeleri mermi gibi yavaşça bırakarak. Aytolun burnundan hafifçe gülerek"Geceleri beynin küçüldüğü gibi zeka sinyalinde yeraltındayız diye mi çekmiyor? Yoksa normalin bu mu?"dedi. Aybora, karşısındakini baştan aşağı süzdü.Alaycı bir bakışla "Galiba senin zekan da sürekli uçak modunda."dedi. Asır'ın lacivertleri incecik kısılmış,keyifle laf düellosunu dinliyordu."Farkında değiller ama çok iyi anlaşıyorlar.İkisi de herhangi biriyle laf dalaşına girmez."diye düşündü.Akabinde"Asker kendine gel!"diye otoriter bir sesle uyardı. Aybora ve Aytolun hemen hazırola geçtiler.İçlerinden birbirlerine laf yetiştirmeye devam ediyorlardı. "Şimdi dosyayı inceleyin.Dış döllenme niye yapılamaz o kısmı da okuyun."dedi,Asır. Aytolun dosyayı açtı.Aybora yanına yaklaştı ve birlikte incelemeye başladılar.Niye dış döllenme tekniği kullanılamaz ile ilgili sayfaya gelince ikisi de iyice dosyaya doğru eğildi.Merakla açıklamayı okumaya başladılar. ~Genetik Eşik Projesi’nde asıl mesele sadece DNA dizilimi değil. İki insan temas ettiğinde, bağışıklık sistemleri birbirine yalnızca proteinler üzerinden değil, aynı zamanda çok küçük elektro-kimyasal sinyallerle de tepki veriyor. Bu doğal iletişim laboratuvar ortamında simüle (taklit) edilemiyor.Çıplak ten teması olmadan vücut, karşısındaki kişinin gerçekten "canlı bir organizma" olduğunu algılamıyor. Bu algı gerçekleşmezse, bağışıklık sistemleri birbirini tanımıyor ve “immün rezonans” adı verilen süreç hiç başlamıyor.Bu bağlamda tensel temas proje için bizzat mekanizmanın kilidi oluyor.Kısacası, temas olmadan başlayan bir döllenme bu proje açısından geçersiz sayılıyor. Çünkü bağışıklık sistemi önce dokunarak karşısındaki kişiyi tanımak zorunda; aksi hâlde iki beden birbirine tamamen yabancıymış gibi davranıyor ve istenilen sonuç alınamıyor.diye yapılan açıklamayı birlikte okudular. Gözleri fal taşı gibi açılırken hızla doğruldular ve çok yakın durdukları için kafaları çarpıştı.İkisinin eli de başına gitti.Göz ucuyla birbirine bakıyorlardı. Tensel temas düşüncesi ile Aytolun'un yanakları al al okurken derince yutkundu. Bir erkeğin, tenine dokunmasına asla izin vermezdi... Aynı şeyi düşünen Aybora duygularını saklama konusunda çok daha profesyoneldi.Kalbinin içeride kasılmasına tezat yüzü duvar gibiydi. Asır'ın konuşmaya başlamasıyla hızla toparlanıp ona baktılar. "Eğer projeye dahil olmazsanız Hayalet Ordu'dan çıkarılacaksınız.Aybora Göktuğ, apoletlerindeki yıldızlar sökülecek artık bir yüzbaşı olamayacaksın.Sadece masabaşı işleri yapabilirisin. Aytolun Dağhan, almaya başladığın eğitim sona erecek ve bir saha ajanı olamayacaksın.Bu proje birçok şeye katkı sağlayacak.Özellikle Türk insanının karakterini yoğuran aile ocağına. Son yıllarda ahlaksızca saldırılarla aile kurumunun altına dinamit döşenip lağvedilmek isteniyor.Aile dağılırsa millet çöker.Bu proje ile bizzat yurdun kendisi olan aile kurumu şahlanacak, eski eğitici ve birleştirici gücüne yavaş yavaş yeniden kavuşacak.Bilinçli,kendini bir ülküye adamış anne babaların eğittiği çocuklar düşmanın her çeşit saldırısına karşı en kadim birlik olacak.Şimdi odalarınıza çekilebilirsiniz."dedi,Asır. Görevden alınma cümlesine demir atan Aytolun ve Aybora'nın içi korkuyla doldu.İkisi de vatanları uğruna canlarını vermeye hazır, mesleğine âşık insanlardı.Yaptıkları iş onlar için her şeyin üstündeydi. Kısa bakışlarla birbirini süzdükten sonra Aytolun "İyi geceler abi."deyip odadan çıktı. Aybora sıkıntı bir nefes bıraktı. Asır'ın gözü üzerindeydi."Boşuna kıvranma mecbursun."dedi. "Komutanım benden öyle bir şey istiyorsunuz ki bu benim için imkânsız."dedi, Aybora ciddiyetle. "Bir hayalet komando için imkansız diye bir şey yok!"diye uyardı Asır. Gri gözlerin ufkunu çaresizlik esir aldı. "Komutanım mesleğimden men edilememek için evleneceğim.Beni tanıyorsunuz,taş gibi sert, kaba adamın tekiyim.Kadınlarla hiç işim olmaz.Kadın dili çok karmaşık bir dil, çözebilen bir erkek olduğunu da sanmıyorum.Yedi dil biliyorum ama öğrenemeyeceğim tek dil kadın dili sanırım.Yani kardeşinizi istem dışı üzersem mesuliyet kabul etmem."dedi. Asır kollarını göğsünde bağladı. "Seni elbette çok iyi tanıyorum.Daha ilk gördüğümde dikkatimi çekmiştin.Kıvrak zekanda,asi-hırçın,başına buyruk hâllerinde, sarsılmaz otoritende kendimi görüyordum.Bana çok benziyordun.O yüzden seni özellikle ben yetiştirdim.Emri uygulamaya kanınla canınla mecbursun! Ayrıca Aytolun üzülmez üzer.Dikkat ette üzülen taraf sen olma koçum.Ne demişler Allah'tan korkan huzurlu,karısından korkan mutlu olur." "Komutanım..."dedi, Aybora gururuna dokunan sözle." Hemen ego yapma lan.Karısından korkan dediysem bu bizim gibi adamlar için onu üzmekten korkan anlamına gelir." "Peki komutanım onunla nereden tanışıyorsunuz? Kan bağından bir kız kardeşiniz olmadığını biliyorum." "Anneannemin yaptırdığı yetim hanelerden birinde kalıyormuş.Remziye Reis, Aytolun istiyor diye travma cerrahısi okutmuş.Bize hep bahsediyordu böyle bir kız var içim çok ısınıyor diye.Bir gün çiftliğe getirdi.Koruyucu ailesi olduk.Sıradışı zekasını fark edince buraya aldık.Bilirsin hislerim çok kuvvetlidir.Sanki ölen kardeşimin ruhu onda tebeyyün etmiş gibi hissediyorum.O yüzden ona soyadımı verdim.'Çok seviyorum' dediği için vahşi doğada hayatta kalma eğitimleri aldırdım. Bana bir gün 'Abi ben vatanım için bir nefer olmak istiyorum.En büyük gayem vatanıma bir Asena olarak hizmet etmek.' dedi.Birkaç aydır saha ajanı olmak için eğitim alıyor.On iki yaşında,annesini kaybetmiş.Kadın acemmiş.Annesi öldükten sonra Acem diyarından kaçıp özellikle Türkiye'ye gelmiş.Babasının Türk olduğunu ve onun da öldüğünü söyledi.Hakkında başka bir şey anlatmak istemiyor.Araştırmamızı da istemiyor.Girmemize izin vermediği bir dünyası var.O dünyanın kapısını zorlamak istemiyoruz.Yavaş yavaş kendi açsın diye bekliyoruz.Kan bağından değil can bağından kardeşim.Benim için çok kıymetlidir,ona göre davran.Eğer bu proje olmasaydı Aytolun'u benden isterken canına okurdum.Yine de onu vereceğim tek adam sen olurdun. Benim nasibime bir göçmen kızı,senin nasibine bir acem kızı düştü.Ee siz nereden tanışıyorsunuz.Nedir bu dağ ayısı ve dağ keçisi mevzu? Aytolun kısa bir süre önce Kars'ta bir ayının peşindeydi.Senin operasyonda olduğun zaman diliminde.Demek dağda karşılaştınız." "Evet dağda karşılaştık.Zorla yarama dikiş atmak istedi.İzin vermedim.Keçi gibi inatçı.'Seni illa ikna edeceğim' deyip kulağıma kardeşiniz olduğunu fısıldadı.El mecbur izin verdim." "Uuu ilk görüşte yarana dikiş attı demek.Hem de senin gibi yaralarını saklayan bir adama...Aferin benim Asenama.Kader ağlarını çoktan örmüş..."dedi,Asır keyifli sesiyle. Meseleyle ilgili epeyce konuştular.Konu Alperen'e geldi.Onun hakkında da uzun bir konuşma geçti.Konu yeniden evlilik mevzuna geldi."Komutanım benim bu konuyu sindirebilmem için kafamı dağıtmam lazım.Poligonda falan vakit geçireceğim.İyi geceler."dedi, Aybora. "O kafa iyice dağılmadan toparlanmaz.İyi geceler."dedi,Asır. Odadan çıkan Aybora boğazındaki kuruluğu gidermek için bir şeyler içmek isteyip yeraltı üssünün kafeteryalarından birine geldi. Aytolun'da içerideydi.Meyve kokteyli eşliğinde frambuazlı pasta dilimi yiyordu.Gözleri anında kıza kilitlendi.İçeride şakalaşarak çay içen üç tane de teğmen vardı.Aybora'yı görünce şakalaşmayı bırakıp saygıyla ayağa kalktılar. Aybora'nın gözü hâlâ Aytolun'un üzerindeydi.Teğmenlerin yanından geçerken "İçeriyi derhal boşaltın!"dedi, emrederek. "Emredersiniz komutanım!"diyen teğmenler hızla toparlanıp çıkarken,Aybora Aytolun'un arkasındaki masaya oturdu.Kaşları çatılan Aytolun kokteylini yudumlamaya devam etti. Servis elemanı bir asker Aybora'nın masasına geldi."Ne istersiniz komutanım?"dedi."Filtre kahve şekersiz olsun."dedi, Aybora. O sırada kafeye bir tane asteğmen girdi.Bakışlarından Aytolun'u tanıdığı belli oluyordu.Gülümseyerek kızın olduğu masaya yaklaştığında dikkatini Aybora'nın ölümcül bakışları çekti.Gözleriyle,sakın kıza yaklaşma uyarısı yapan Aybora başıyla dışarı çıkmasını işaret etti. Mesajı alan teğmen hemen dışarı çıktı.Aytolun kendine selam vermeden giden teğmenin arkasından şüpheli bakışlarla izlerken omuzunun üzerinden arkaya doğru sert bir bakış attı. Arka kadrajdan kızı izleyerek kahvesini içen Aybora kahvenin parasını ödeyip kafeden çıktı.Arkasından ayaklanan Aytolun hesabı ödemek için kasaya geldi.Cüzdanını çıkardığında, görevli asker"Sizin hesabınızı Aybora komutanım ödedi."dedi. Aytolun'un gözlerinden kızgın bir yalım geçti.Cüzdanından çıkardığı parayı sertçe masaya bıraktı."Hesabımı kendim öderim! Komutanına parasını iade et!"dedi, dişlerinin arasından. Şaşkınca bakan asker "Parasını iade mi edeyim? Ölmek için çok gencim hanımefendi!"dedi. Aytolun cevap vermeden dışarı çıktı.İçindeki stresi atmak için toprakla uğraşmaya karar verdi. Aybora ise poligona gelmişti.Yeraltı üssünün poligon kapıları ağır bir mekanik sesle açıldı. İçeride, hedef tahtalarının ortasında kırmızı ışıklar yanıp sönüyor, barut kokusu havada asılı duruyordu. Aybora, kulaklığını takıp silahını kaldırdı ve atışa başladı.Her tetiğe bastığında yankılar çelik duvarlarda çarpışıyor, zihnindeki baskı yavaş yavaş eriyordu.Dakikalarca atış yaptı."Ben nasıl evleneceğim? Bir kadına dokunamam.Yani dokunmak istemem...Midem bulanır.Elimi bile sürmem.Lanet olsun nereden çıktı bu iş.Çocuk yapmayı bırak bir kadını öpmem bile.Öpmek istemem.Bu benim için imkansız.Ama bir yolunu bulacağım."diye düşündü. Atış seansı bittiğinde,silahın kılıfını kapatıp poligondan çıktı.Ona dağda olduğu hissi veren,üssün ekolojik bölümüne oksijen üretimi için dikilmiş bambu ormanına gitmeye karar verdi.Gittiği yol üzerinde tarım alanındaki Aytolun'u gördü.Sessizce ona doğru adımladı. Hidroponik tarım alanındaki Aytolun saksılara çiçek tohumları ekiyordu.Işık sistemleri, yaprakların üzerinde yumuşak bir gün ışığı taklidi oluşturuyordu.Aytolun sinirli bir şekilde söyleniyordu."İnanamıyorum resmen evleniyorum.Hem de o tomrukla.Adam resmen üstüme kaldı.Gördüğümde bile irite oluyorum,aynı evde nasıl yaşayacağım?Aramızdaki tek benzerlik isimlerimizin "Ay" ile başlaması.Ay,ay,ayyy! diye bağırasım var!"dedi hırsla ve iki adım geriye çıktığında çarptığı sert şeyle irkildi. Başını geriye doğru çevirdiğinde kurşun grisi gözlerle karşılaştı.O gözlerin etrafı sanki siyah bir sisle çevrilmişti."Ayyy!"diye sinirli bir çığlık attı Aytolun. Aybora istifini bile bozmadı."Güzel,adımın ilk hecesini ezber etmişsin ,diğer heceye geç."dedi. "Yalnız ay'dan sonra arada görünmez bir 'ı' harfi var.Ben oraya kadar öğrendim.Ay-ı,gerisi beni ilgilendirmiyor.Hem niye sürekli karşıma çıkıyorsun?Beni mi takip ediyorsun?"dedi,Aytolun. "Hayatıma komple monte olan sensin.Monte olduğun hayatımı çöpe çevireceğine de eminim."diyen Aybora hızla uzaklaştı. Aytolun'un gözleri ateş püskürüyordu. "Bana resmen çöp."dedi,deyip "Hey bana bak!"diyerek onun arkasından yürümeye başladı. Aybora umarsızca yürüyordu.Üssün temizliği ile görevli askerlerden biriyle karşılaştı.Ona kapalı yüzme havuzunun temiz olup olmadığını sordu.Temiz cevabını alınca mini ormandan sonra havuza gitmeye karar verdi.İki dakika içinde Ormana geldi.Ağaçların arasına adım atar atmaz derin bir nefes bıraktı.Tavan boyunca uzanan yapay gün ışığı bambu yapraklarında dans ediyordu. Yumuşak toprak kokusu ve yaprakların hafif hışırtısı kulaklarına dolarken sert adımlarını yavaşlattı.Birkaç dakika yürüyüp sırt üstü yere uzandı. .... Aytolun Aybora'nın havuzla ilgili konuşmasını duymuştu.Demek havuz… pekâlâ, sana çöpü göstereceğim."diye mırıldanıp sürükleyerek getirdiği bir torba çöpü havuzun içine boşalttı.Kulağına çalınan ayak seslerine dikkat kesilip koşarak kapının aralığından baktığında Aybora'nın geldiği anladı.Hızlı adımlarla havuzun bakım tünellerinden birine girip en dip kısmına gelip saklandı. Burası dar, karanlık, boruların ve sıcak su tanklarının arasında, termal sensörlerden korunaklı bir alandı.Sadece bakım teknisyenleri bilir ve kullanırdı."Şimdi beni arasa da bulamaz."diye mırıldandı. Abora havuz bölümünün kapısını açar açmaz durdu. Havuzun yüzeyi yapraklar, plastik parçaları ve çeşitli çöplerle kaplanmıştı. Suyun üzerinde ağır ağır dönen pislikler, görüntüyü daha da sinir bozucu hale getiriyordu. Yüzü öfkeyle gerildi. Ama öfkesini bastırdı. Askeri eğitiminin kazandırdığı refleksle bulunduğu alanı hızla değerlendirmeye başladı. Kapalı havuz bölümünde ses kolay taşınırdı; en küçük kıpırtı bile duvarlardan yankı yapabilirdi. Bu yüzden olduğu yerde sabit kaldı, nefesini yavaşlatıp ortamı dinledi. İlk anda yalnızca havuz filtrelerinin derinden gelen uğultusu vardı. Sonra başka bir şey fark etti. Havuzun yanındaki servis kapısı tam kapanmamıştı. Aralıktan içeri, ana salondaki havadan daha sıcak ve nemli bir akım sızıyordu. Bu hava, kapının kısa süre önce açıldığını gösteriyordu. Abora gözlerini kapıya dikti. Bir an sonra içeriden çok hafif, düzensiz bir ses geldi; boruların arasından yankılanan belli belirsiz bir sürtünme, ardından bastırılmaya çalışılan bir nefes. Birinin içeride olduğu artık kesindi. Dar bakım tüneline sessizce girdi. Adımlarını yavaşlattı. Metal zemine basarken ağırlığını dengeli veriyor, ses çıkarmamaya çalışıyordu. Köşeyi döndüğünde, sıcak su borularının arkasına büzülerek saklanmış Aytolun’u gördü. Gözlerinde zafer kazanmış bir parıltı vardı. "Buldum seni dağalar kızı ya da acem kızı mı demeliydim?"dedi. Aytolun irkilerek doğruldu."İmkânsız, burayı kimse bilmez!"dedi."Seni nefesin ele verdi.İzini yaydığın ısı ile buldum.Şimdi o nefesini keseceğim!"diyen Aybora,kızı kolundan tutup çektiği gibi havuza doğru sürükledi. Aytolun "Hayır! Yapma!"diye çırpındı. Ama birkaç saniye sonra kendini suyun içinde buldu. Soğuk su yüzüne çarptığında kalbi sıkıştı. Çocukluğunda birinin,başını zorla suya bastırdığı o an zihninde patladı. Boğazına dolan su, yakıcı bir panik getirdi. Vücudu dibe doğru çekilirken, Aybora bir şeylerin ters gittiğini fark etti. "Lanet olsun!"deyip derhal suya atladı.Onu belinden kavradı, sudan çıkarıp kollarına aldığında göğsünde bir şey çözüldü. Günlerdir, elleri ilk kez birini öldürmek için değil, yaşatmak için tutuyordu. Aytolun refleksle boynuna sarıldı. Aybora onu yüzeye çıkarırken,kızın panik hâlindeki kalbi göğsünün üstünde gürültüyle atıyordu.Suyun dışına çıktıklarında Aytolun hâlâ titriyordu. Aybora onu havuz kenarındaki şezlonglardan birine oturtup düşmesin diye narin omuzlarından tuttu.Yüzlerinden damlayan sular, ağır ağır yere düşüyordu. Aytolun sanki başka bir boyuttaymış gibi bakıyordu."Bu havuza bir kez daha düşüp bir kez daha kurtulmak zorundayım..."diye fısıldadı. "Neee!"dedi,Aybora şaşkınca. "Boğulmaktan bir kez daha kurtulmak zorundayım!"diye nefes nefese bağıran Aytolun Aybora'nın ellerini ittirip birden havuza atladı.Tekrardan, çocukluğunda boğulmaya çalışıldığı anlar zihnine dolarken çırpınarak dibe doğru çekilmeye başladı. Aybora saniyesinde suya atlayıp belinden kavradığı gibi kucağına aldı.Kızın baygın baygın bakan zümrüt gözlerine iliklendi grileri.Aytolun bir şeyler söylemeye çalışıyordu.Aybora duyabilmek için kalp şeklindeki dolgun dudaklara odaklandı."İkisi de kurtuldu değil mi?"diye fısıldadı Aytolun. "Kurtuldular,merak etme."dedi, Aybora, kızın bir çeşit travma yaşadığını düşünerek. "Bu havuzdan kendim çıkmak istiyorum."dedi,Aytolun cılız sesiyle. Havuzdan çıkmayı kendi başına başarmasının Aytolun için çok önemli olduğunu anlayan Aybora onu yavaşça havuzun içine bıraktı. Ama Aytolun'un ayakta duracak takati yoktu.İki adım atıp sendeledi.Başı dönerken, gözleri kaymaya başladı.Burnunun ucunu göremiyordu.Tutamadığı bedeni bir anda Aybora'nın kollarına yığılı verdi ve başı göğsünün üzerine düştü. "Dağlar kızı!"diye endişeyle konuşan Aybora güçlü kollarına alıp yürümeye başladı.O narin beden kollarında küçücük kaldı.Başı hâlâ göğsünün üstündeydi.Dudaklarından dökülen sıcak nefesi, Aybora'nın kalbinin ritmine karıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE