Maddenin en güzel hâli

2707 Kelimeler
Âşk kalpleri çeşitli sınavlardan geçirirken kendisi de inkârla, gururla, inatla sınanır. Bazen geçmişin acısı bazen geleceğin çıkmazı taş koyar âşkın yoluna. Âşkı inkâr edenlerin, aslında onu en çok hissedenler olduğu zamanın kalemiyle kazınır yüreklere. ........ Aytolun Aybora'nın kara sevda ile olan sözlerine alaycı bir bakışla karşılık verdi. "İnsanlar gerçekten çok tuhaf, çiçeklere bile çeşit çeşit anlam yüklemişler. Siyah gül, kara sevda falanmış(!)Ben erkeklerin bir kadını koşulsuz sevebileceğine bile inanmıyorum. Bu algım Asır Poyraz Dağhan'ı tanıyınca kırıldı fakat o bir istisna. İstisnalar kaideyi bozmaz."dedi, ciddiyetle. "İstisnalar kaideyi bozmaz ama dengeyi sarsar. Âşkla, sevdayla falan hiç işim olmaz ama ben bir kadını bazı koşullar gereği sevecek bir adam değilim! Tüm erkekleri aynı kategoriye koyman asla adil değil. Adamları erkeklerden ayrı tutmak lazım."diyen Aybora ayaklanıp , bileğinden tuttuğu kızı da ayağa kaldırdı. "Ben adam gibi adamlara pek denk gelmediğim için hepsini aynı kefeye koyuyorum.Bence erkekler bir doğum anamolisi."dedi,Aytolun üstünü başını silkeleyerek.Arkasını dönüp,sütyeninin içindeki küçük hançeri hızla kınına iteledi. Aybora'nın yüzünde ciddi bir ifade vardı ama dudak kenarında hafif alaycı bir kıvrım belirdi. "Doğum anomalisi ha…Belki öyleyizdir.Ama yaşadığın kötü tecrübeler herkesin üzerini çizme hakkını doğurmaz.Nietzsche'nin dediği gibi"Beni öldürmeyen şey,güçlendirir.' Meseleye bu açıdan bakmak lazım aslında.Tecrübeler de insanı güçlendirir." "Tecrübe dediğin şey, hayattan yediğin kazıkların toplamıdır. Hayat, tecrübe adı altında kalbini acının paydasına eşitler." dedi Aytolun, kollarını göğsünde bağlayarak. "Acılar sabrı doğurur, sabır bilgelik getirir. Bilgelik huzuru kurar, huzur rehaveti doğurur. Rehavet ise yeni acıların kapısını aralar.O yüzden acılar başarının kaynağıdır kıymetini bilmek lazım.Huzur ve mutluluk ise konfordur, konfor insanı çürütür."dedi, Aybora. "Bir noktaya kadar haklısın ama acının içinden geçerken,acı içinden geçerken nefes alamadığın anları nereye koyacağız? O süre zarfında yaşadığın tarifsiz buhranı ne yapacağız? Tamam sonrasında acının öğrencisi olarak dimdik duruyor ve güçlü oluyorsun fakat o aşamaya gelene kadar çektiklerin tahayyül dahi edilemez." "Kutlu bir zafer uğrunda çekilen çile, insanı yücelten bir onurdur.” "Acının kıyısından izlemek böyle rahat konuşturuyor seni.Bir de içine düştüğünde,dibe gömüldüğünde görelim bakalım böyle rahat konuşabilecek misin?" Aybora'nın gözlerine acının sisi çöktü. "Seninle dağda karşılaştığım günün öncesinde bırak dibi görmeyi yerin yedi kat dibine gömdü acı beni.Yüreğimin üzerinde tepindi, paramparça etti.Can dostum yanı başımda şehit düştü ve ben onun..."devamını getiremeyip içini kavuran nefesi yavaşca serbest bıraktı. Aytolun grilerdeki acıyı net şekilde görebiliyordu. "Cümleyi yarım bıraktı,acaba ne yaşadı?"diye düşünüyordu. "Velhasılı kelam hayata baktığın pencere hayatının kalitesini belirler.O yüzden açtığın pencerelere dikkat et."dedi,Aybora. “Bir de bana diyorsun ama senin çenenin de benden kalır yanı yok.Bence çenen için ayrı bir enerji santrali lazım. Yoksa mitokondriler fazla mesaiye dayanamayıp sendika kuracak!”dedi,Aytolun bilmiş bir havayla. Kızın zeki espirisiyle Aybora'nın kirpikleri keyifle kısıldı ve gözleri siyah güllere kaydı. "Çiçeklere anlam yükleme melesine gelirsek bana çok mantıklı geliyor.Evrendeki her şeyin bir frekansı vardır.Bilir misin, gül bu dünyanın en yüksek frekansta titreşen çiçeğiymiş. Derler ki, onun kokusu kalbi yatıştırır, öfkeyi söndürürmüş." Aytolun, hafifçe kaşlarını kaldırdı. Dudaklarında küçümseyen bir gülümseme belirdi. "Sen de mi bu masallara inanıyorsun yüzbaşı? Çiçek dediğin yaprak, diken, koku işte. Aybora, tomurcuk bir gül kopardı. Adımları ağırdı, gözleri kararlı. Aytolun’un karşısına dikildiğinde hiç beklenmedik bir şey yaptı; gülü nazik olmaya çalışsa da kendine özgü sertlikle Aytolun’un kulağına taktı. Aytolun şaşkınlıkla elini atıp gülü almak istedi ama Aybora, bileğinden yakalayıp engel oldu. İkisinin bakışları o an birbirine kilitlendi.Aytolun, ne kadar uğraşsa da gözlerini onunkinden kaçırmayı başaramadı. Aybora’nın bakışları keskin bir kılıç gibiydi ama içinde saklı bir sıcaklık vardı; sanki göz bebekleri birbirine ilmek atıyor, sözsüz bir bağ kuruyordu. Aybora, dudak kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle eğildi: "Bak, gördün mü? Çiçeğin frekansı senin gibi bir cadıyı bile susturdu."dedi. Aytolun’un boğazında kelimeler düğümlendi. Gülün kokusu, Aybora’nın gözlerinin ağırlığı ve o anın tuhaf büyüsü karşısında söyleyecek tek bir söz bulamadı. "Gidip kahvaltımızı yapalım." diyen Aybora bırakmadığı ince bileği çekerek yürümeye başladı ama ikisinin de ayakkabıları yoktu. Karısının ayağına bir şey batmasını istemeyen Aybora tek koluyla,onu karnının üstünden kavrayıp yer ile tamasını keserek yürümeye başladı. "N'apıyorsun?" diye çıkıştı Aytolun. "Ayakkabın yok." dedi,Aybora. "Beni korumaya pek meraklısın." dedi,Aytolun. "Mesleki deformasyon diyelim.Korumak askeri bir içgüdü.Kendimden zayıfları her koşulda korurum.Hem tüm telif hakların bana ait.Bir diken bile batmak için ayağını kullanamaz,o bile sana zarar veremez."dedi,Aybora ciddiyetle. "Megolaman."diye mırıldandı Aytolun göz devirerek. Öte yandan Aybora'nın,kendini bebek gibi, tek koluyla taşımasına içten içe gülmeden edemedi. Kapının önüne geldiğinde koluyla kavradığı kızı yere bıraktı Aybora. İkisi de aynı anda toprak olmuş çoraplarını çıkarıp içeri girdiler. Öğlen güneşi villanın geniş camlarından süzülüp uzun masanın üzerine dökülmüştü. Masada rengârenk tabaklar vardı; taze pişmiş bazlamaların buğusu hâlâ yükseliyor, peynir tabaklarının arasında mis gibi kokan domatesler ve yeşillikler ışıldıyordu. Bal kavanozundan yayılan tatlı koku insanın iştahını kabartıyordu. Üçüzler masaya kahvaltılık taşımaya devam ediyordu. Aybora tişörtün dışına sızmış kana bakarak "Sen masaya geç ben üzerimi değiştirip geliyorum." dedi. Aytolun salona doğru adımlarken kulağındaki gülü eline aldı.Siyah tişörtünün üstündeki belli belirsiz kan lekesine kaydı gözleri."Bavulumu açmadım,ayrıca Bay delibaş üzerini değiştirmeye gitti.Bavulumu da kesin onun odasına koydular,sonra değiştiririm."diye düşündü. O sırada elinde çaycıyla Sultan, kahvaltı masasına yaklaştı.O anda olanlar oldu.Yerdeki terliğe takılınca çaycının demliği ters döndü ve çayın bir miktarı salonun ortasındaki beyaz halıya döküldü. Sultan'ın gözleri kocaman ayrıldı. "Eyvahlar olsun!" diyerek elindeki çaycıyı masaya bırakıp koşarak çay lekesinin başına çöktü. Ellerinde tabaklarla gelen Fatih ve Mehmet'te salona girdi.İkisi de çay lekesini görünce telaşeyle ellerindeki tabakları masaya bırakıp koşarak Sultan'ın yanına geldiler. "Ne yaptın lan sakar herif?" dedi,Fatih. "Sıçtık abim üçümüzü de kurşuna dizer."dedi,Mehmet. Onları uzaktan izleyen Aytolun yanlarına geldi. "Geçmiş olsun gençler.Abiniz çay lekesiyle neden ilgilensi ki? Bence umursamaz."dedi. "Sağol yenge."dediler ağlayamsı sesleriyle. "Abim çay lekesiyle ilgilenmez ama çay lekesi yüzünden anamın üzülmesiyle ilgilenir.Bu halı Uşak halısı ve babam almıştı.Annem için manevi değeri var o yüzden çok titiz kullanıyor."dedi,Fatih. "Lan ne pok yiyeceğiz? Acilen lekeyi çıkarmamız lazım."dedi, Sultan. " Namus lekesi çıkar bu leke çıkmaz."dedi,Mehmet. "Dayak yesek daha az yoruluruz,bence dayak yiyelim gerisini annem halleder."dedi, Fatih. "O sözlerin anamın dayağı için geçerli.Abimin balyoz gibi yumruğu ne olacak?"dedi, Mehmet. "Anam gözlemeleri bitirdi bitirecek,çabuk olalım lan! Direkt üstüne çamaşır suyu dökelim."dedi, Sultan. "Çamaşır suyu olmaz.Halı tam beyaz değil ekru o yüzden rengi açılır."dedi,Aytolun. "Yenge bir yol bul kurtar bizi."dedi, Mehmet. "Daha fazla vakit kaybetmeden hemen müdahale edin.Leke tazeyken çıkarmak çok daha kolaydır. Temiz bir kağıt havluyla fazla sıvıyı nazikçe bastırarak alın ovmayın, yayılır. Kimse gelmeden hemen toplayıp terasa çıkarın. Orada lekeye karbonat serpiştirip, üzerine sprey şişeyle beyaz sirke sıkın. Köpürme başlayacaktır. 5 dakika bekledikten sonra nemli bezle veya süngerle lekenin üzerine tampon yaparak silin. Dairesel değil, dıştan içe doğru silin ki leke büyümesin."dedi,Aytolun. Sultan kağıt havlu getirmek için koşarak gitti. Fatih ve Mehmet'te derin bir oh çekti. " Parti kur oy verelim yengelerin yengesi."dedi,Fatih. " Çetemize hoş geldin."dedi,Mehmet sırıtarak. " Çeteniz?"dedi,Aytolun gülümseyerek. "Üçü bir yerde çetesi." dedi,Fatih. Hızlıca Aytolun'un dediklerini yaptılar. Cevriye Hanım elindeki gözlemelerle salona girdi.Halıyı göremeyince kaşları havalandı. "Halı nereye gedivemiş? Kesin bir halt yiyivediniz değil mi?"dedi. Üçü de usta bir oyuncu gibi rahat bir tavır takındı. "Bir şey olmadı, havalansın diye terasa çıkardık."dedi, Fatih. " He terasa çıkardık.Hem akşama nikah var,eve girip çıkan çok olur,depelenti altı olmasın."dedi,Mehmet. "Öyle olsun baken , bugün en mutlu günüm.Yiğidimin nikahı va,siz bile canımı sıkamazsınız gari.Hadi kızım masaya geçelim."dedi,Cevriye Hanım Aytolun'a bakarak. Birlikte masanın yanına geldiler.Aybora ve Fikriye'de geldi masaya. Aybora Aytolun çekinmesin diye bir sandalye çekip, eliyle oturmasını işaret etti. Aytolun Cevriye Hanım'a bakarak "Önce siz oturun." dedi. "Bu fırsatı kaçırma güzellik, Aybora'yı her zaman sandalye çekerken bulamazsın." dedi, Fikriye. "Otur kızım hiç çekinip utanma,burası artık senin de evin." dedi,Cevriye Hanım. Masaya oturduklarında Aybora Aytolun'un tabağını onun sevdiği kahvaltılıklarla doldurdu. Aile fertleri Aybora'ya sırıtarak bakıyordu.Hatta Fikriye ve üçüzler otuz iki diş sırıtıyordu. Aybora kaşlarının altından öyle bir bakış attı ki dördü de ürkerek ciddileşip bakışlarını kaçırdı. Aytolun gözünün ucuyla şaşkınca Aybora'ya bakıyordu. Aybora ceviz reçelini kızın önüne koyarken,tek şeker attığı çayı da tabağının yanına koydu. "Sevdiğim yiyecekleri nereden biliyor? Beni mi araştırmış? Trabzon'da çiftliğe gittiğim zamanlar Remziye anneannem de tabağıma sevdiği yiyeceklerden doldururdu.Abim en sevdiğim yemeği yaptırırdı.Zoya ablam mutlaka Boşnak böreği yapardı.Annem, kocası olacak şerefsiz yemek yememize izin vermişse eğer kendi yemeğini bile bana yedirmeye çalışırdı.Beni koruyan,yediğim ve içtiğimle ilgilenen nadir insanlar kervanına yüzbaşı kişisi de mi katılacak?Ama ben onun ilgisini alakasını istemiyorum.Hoşuma falan da gitmiyor ayrıca.Evlenmek zorunda kaldığım bir adamın ilgisine muhtaç değilim."derken dudakları küçücük büzüldü. "Ben bu kadar şeyi yiyemem.Ziyan olmasın, başlamadan birazını böleyim."dedi. "Hayır hepsini yiyeceksin.Kuş kadar yiyerek özel kuvvetlerde çalışamazsın."dedi, Aybora kızarak. "Çok deyil gızım unla, yiyive hepsini.Elin yüzün güccücük, gollan(kolların)bile incecik, yi de güçlenive. Aybora'm delidir ;unlan başacikibilmek için guvvetleniver."dedi, Cevriye Hanım. "Hayırlı satışlar anacığım,iki saatlik gelinini,otuz bir yıllık oğluna değiştin."dedi,Aybora sitem eder gibi. " Oğlumun giymetlisi benim en giymetlim olur undan öle dediydim yiğidim.Al gızım şu bazlımanın ısıcanlan yiyive. Gendi ellemlen açıvedim, sovutma."dedi, Cevriye Hanım. Aytolun, nazik bir teşekkürle ekmeği aldı. Fikriye'nin gözleri kocaman açılmış Aytolun'a bakıyordu. "Aybora 'kuş kadar yersen özel kuvvetlerde çalışamazsın' dedi.Kız güzellik sen de mi askersin?" dedi. Cevap Aybora'dan geldi. "Masa başı işi." dedi, zümrütlere imalı şekilde bakarak.Aytolun'un saha ajanı olmak için eğitim aldığını aile fertlerinin bile bilmesini istemiyordu. "Bir de travma cerrahı.Vahşi doğada hayatta kalma eğitimleri almış ayrıca."diye ekledi. Ev halkının gözleri hayranlıkla açılmış Aytolun'a bakıyorlardı. "Uyyy benim yetenekli gelinim,bir sürü iş yapamış.Neyise ki yiğidim de sana layık bir erdir,güzel gözlü gızım."dedi,Cevriye Hanım. "Vallaha üçlü paket gelinimiz var,harika.Doktor olmana ayrıca sevindim çünkü ben çok ayılıp bayılırım."dedi,Fikriye. "Yenge zipli dosya gibisin."dedi,Fatih. "Arada kendini okutup üflet yenge nazar değmesin.Lazım olursa,tanıdığım nefesi kuvvetli bir hoca var."dedi,Sultan. Aybora'nın keskin bakışları anında Sultan'ı hedef aldı. "Kim kimi okuyup üfleyecek lan?Şimdi ben sana buradan bir üflerim..."dedi, dişlerinin arasından. Sultan korkuyla"Gurbet Ebe, vallaha billaha cinsiyeti kadındır!"dedi,içine kaçan sesiyle. Mehmet açıktan söyleyemeyeceği şeyi telefonun notlar uygulamasına yazıp okuması için Aytolun'a uzattı. "Yenge,vahşi doğada hayatta kalma eğitmeni olman çok iyi.Abimle evli olduğun için bu çok işine yarayacak."yazıyordu notta. Aytolun sessizce kıkırdadı. Aybora ölümcül bakışlarını Mehmet'e dikti. Mehmet yudumladığı çayı nefes borusuna kaçırıp öksürmeye başladı. "Bakalım vahşi doğada sen nasıl hayatta kalacaksın?" dedi, Aybora uyarıcı bir tınıyla. Mehmet daha çok öksürmeye başlayınca Fatih,sırtına birkaç sumsuk indirip öksürükten kurtulmasını sağladı. Aytolun, sessizce çayını karıştırıyordu. Masadaki sıcak aile ortamını seyrediyor, gözlerinde hafif bir tebessümle etrafı süzüyordu.Aybora'nın üçüzler ile arasındaki çekişme onu gülümsetiyordu. "Ee siz nasıl tanıştınız?" diye sordu Fikriye Aybora'ya bakarak. "Benim mekanda dağda tanıştık." dedi,Aybora. "Acayip yakışıyorsunuz,uyumunuz der susarım. Bir yerde okumuştum: Her ruhun bir eşi varmış ve ikisi karşılaşırsa mükemmel bir âşk doğarmış.İnşallah benim ruh eşim kel değildir.Kimyanız da çok uyumlu.Değil mi paşam?"dedi, Fikriye. "Ya, her açıdan uyumluyuz(!)Fizik,kimya, biyoloji...Her konuda birbirimizi tamamlıyoruz.Ben maddenin katı hâliyim dağlar kızı en güzel hâli."dedi, Aybora göz ucuyla Aytolun'a bakarak. Aytolun'un şaşkınca tek kaşı havalandı. 'Dağlar kızı maddenin en güzel hâli' sözü istemsizce hoşuna gitse de belli etmedi.Çünkü Aybora'nın ailesine ,aralarında âşk olduğu izlenimi sunmaya çalıştığının farkındaydı. "Ayyy çok beğendim 'Ben maddenin katı hâliyim dağlar kızı en güzel hâli' bunu kullanırım ben."dedi, Fikriye. Cevriye Hanım'ın kafasında ise başka bir şey vardı. "Aytolun nikahta giymen için beyaz bir elbise mi alsak.Böyle gelinlik gibi bir şey.Hatta sade bir gelinlik bile olur. İster misin kızım?" Aytolun'un yüzüne düşünceli bir ifade yerleşti. "Düşündüğünüz için teşekkür ederim ama hiç gerek yok, benim giyecek bir elbisem var. Bir düğün yapmış olsaydık dahi beyaz gelinlik giymezdim."deyip çayından bir yudum aldı. "Neden peki?"dedi,Fikriye merakla. "Çünkü beyaz gelinliğe atfedilen mana beni sinirlendiriyor.Beyaz gelinlik, toplumun gözünde yalnızca bir kıyafet değil.Ona yüklenen anlamlardan biri “korunmuş namusun” simgesi.Sen kadın olarak namusunu korumak zorundasın manasının pik yaptığı zirve gelinlik."diyen Aytolun derin bir nefes bıraktı. "Namusunu tabii ki koruyacak,kimse namussuz olsun demiyor ama ya erkekler...Onlar namussuz mu olmak zorunda? Namus, ahlâk,din,iman gibi değerleri sadece kadının misyonuymuş gibi deklare ederseniz erkeklerin yaptığı tüm ahlâksızlıklara meşru zemin oluşturursunuz."diye devam etti. "Ben bile kaç yaşındayım ama beyaz gelinlik giyme hayali kuruyorum,birçok geç kızın da hayali olduğuna eminim."dedi, Fikriye. Aytolun içinde yara olan meseleyi dillendirmeye devam etti. ”Sorun beyaz gelinlik giymekte değil.Dileyen kadın, hayalini kurduğu gibi beyaz bir gelinlik giymekte özgürdür.Ama mesele, o beyazlığın bir kadının ruhuna, bedenine, geçmişine ve geleceğine zincirlenmesinde.Namus bir cinsiyete ait değildir. Namus; dürüstlükte, sadakatte, vicdanda, insana duyulan saygıda saklıdır. Kadının da erkeğin de taşıdığı ortak bir değerdir." Herkes pür dikkat kendini dinlemişti. Aybora gizli bir hayranlık kuşanmış bakışlarını,karısının yüzünde dolaştırarak arkasına yaslandı. Üçüzler düşünceli şekilde susarken, Fikriye yeniden söze atladı. "Ahh ahh sen çok yaşa güzellik,her kelimenin altına imzamı atar hatta parmak basarım.Erkolar kapatılsınnn!"diye bağırdı. "Çok haklısın guzum, sözünün üstüne diycek lafım yok.Toplumda bi tek kadın namusuna sahip çıkacak die bi yanlış algı va. Erkek ırzına sahip çıkınca millet hortlak görmüş hibi şaşıp kalıyo.Erkeklerin avratlarla düşüp kalkması o kada normalleşmiş ki, zina etmeyen erkeylen alay ediliyo." dedi Cevriye Hanım. Aybora'da bakışlarını karısına yönelterek söze dahil oldu. "Yalnız toplumda namus kavramının yalnızca kadına yüklenmesinde, kadınların da payı göz ardı edilemez. Pek çok kadın, "erkektir yapar" gibi söylemleri normalleştirerek veya bilinçsizce bu anlayışı kabullenerek aslında bu adaletsiz düşünceyi pekiştiriyor.Çoğu kadın bu yanlış algıyı sorgulamadan kabul etmiş durumda ve çocuklarını da o şekilde yetiştiriyorlar.Burada devriye eğitim giriyor.Bilinçli anneler yetiştiren bir eğitime ihticımız var.Kaliteli bir eğitim hayatı anlamanın anahtarıdır.Çünkü bilgi dünyadaki en güçlü silahtır." "Paşam doğru söyledi.Bu konuda kadınlar da suçlu.Bazı kadınlar saçma sapan şeyler yapıyor. Erkek çocuklarının pipisini göstermekten gurur duyanlar var.Göster oğlum pipini! Hadi küfür et amcaya, beş lira vereceğim. Erkek çocuğudur yapar. Bunlar sadece cümleler. Bir de davranışlar var. Erkek bebeklerin pipili fotoğraflarını çekip, albümlerin en gözde yerlerine koymalar. 'Oğlum sen erkeksin, aaaa!' diyerek pipiye bir kutsiyet yüklemeler falan.Pipi değil sanki vipcard.Halbuki o pipi mağaracılar fedarasyonuna üyelik belgesi ayol."dedi,Fikriye. Üçüzlerden kıkırdama sesleri geldi. "Konu kapanmıştır.Özellike teyze sen sakın bir şey daha söyleme."dedi, Aybora hızlıca araya girerek. "Zaten annem sesli mesaj atmış onu dinleyeceğim."dedi, Fikriye. Biraz uzaklaşıp mesajı dinleyip geri döndü ama suratı sirke satıyordu. "Ee ne deyivemiş anacığım?" dedi,Cevriye Hanım. Fikriye usançlı bir nefes bırakıp yerine oturdu."Ne diyecek evde kaldığımı söylüyor yine.Yeğenlerim bile evlenmeye başlamış ama ben hâlâ evi bekliyormuşum.Yaşlanmışım,Azrail bana göz kırpıyormuş.Eğer becerebilirde koca bulursam,bu yaşlı hâlimle kına gecesind 'Kefeni getir aney,pamuğu batır aney' diye türkü söylermişiz.Otuz sekiz yaşındayım ayol nerem yaşlı benim?Sırma saçlı,hayatımın âşkını bulduğumda göstereceğim o anama."dedi, kahverengi,küt saçlarını eliyle savurarak. Üçüzler aralarında kıkırdaşıyordu. "Kefeni getir aneyyy."dedi,Fatih. "Pamuğu batır aneyyy."dedi,Sultan. "Helvayı kabur aneyyy." dedi,Mehmet. "Kesin lan zevzekliği!"diye uyardı Aybora. "Sadece şaka yapıyorduk abi."dedi,Fatih. "Yapmayın! Teyzem benim kıymetlim.Sırma saçlı falan anlamam,adam gibi adam olmazsa seni kimseye vermem." dedi,Aybora Fikriye'ye bakarak. Zevkten dört köşe olan Fikriye "Senin kıymetlin olmak paha biçilemez paşam.Bu duyguyu Aytolun da çok iyi bilir değil mi?"dedi. Aytolun ve Aybora birbirine baktı. " Peki benim gözel gelinim nerelidir baken? Ailesinin resmi nikâhtan haberi va mıdır?"dedi,Cevriye Hanım. " Trabzonlu,abisi komutanım,nikahta yanımızdaydı."dedi, Aybora. Aytolun'un kaşları çatıldı. "Hani ben de buradayım ya, hakkımda sorulan sorulara cevap verebilirim." dedi, Aybora'ya bakarak. "Sen yorulma."dedi,Aybora. "Ayyy,bismillahirrahmanirrahim.Eriyorum,Sen konuyu biliyorsun Allah'ım!"dedi, Fikriye. Sohbete devam ederek kahvaltılarını yemeye devam ettiler. Fakat Aybora sofraya oturduğu andan beri tek bir lokma bile yiyememişti.Yemeklere baktıkça aklına Alperen geliyor,burnuna dolan yemek kokularıyla bile boğazı sanki üzerine tonlarca beton dökülmüşçesine düğüm düğüm oluyordu.Biliyordu ki ne zaman ağzına bir lokma alsa damağına yayılan tat bir yemek degil,göçüğün o daracık karanlığında can dostunun cansız bedeninden kopardığı o korkunç zorunluluk olacaktı. Göğsündeki kor ateşi sönük bir nefesle dışarı üfleyip çay bardağını kavradı ve bahçeyi gören boydan cama doğru yürüdü. Cevriye Hanım canı sıkkın şekilde arkasından baktı. "Aybora bir şey yemedin oğlum."diye seslendi. "Tüm iştahım kaçtı anacığım,sadece çay içeceğim."dedi,Aybora geriye doğru yarım bir bakış atıp. "Bu oğlan açız dimedi mi?Ne oldu ki birdenbire? Bazlımayı da çok seve,niye yimedi ki?Zati üç haftadır yodu.Aç mıdır,susuz mudur,başında bir hâl var mıdır diye endişeden öldüm.Şimdi de gözümün önünde yimek yimez."dedi,Cevriye Hanım üzgün sesiyle. Aytolun'un aklına annesi geldi ve gözleri buğulandı. "Siz merak etmeyin,ben ona bazlamadan yediririm."deyip iki tane bazlama aldı.Birinin içine peynir,salatalık ve domates koyup üzerine pul biber ve tuz serpip sardı.Diğerine de acılı çemenden sürüp,Aybora'nın servis tabağına koydu ve yanına iki tane peçete ekleyip kocasına doğru yürüdü.Önünde durduğunda,Aybora şaşkın gözlerle bakıyordu. "Ev halkı seninle ilgilenmemi istiyor.Bunları yemek zorundasın çünkü kocasına iki lokma bir şey yediremeyen gelin olarak beni rezil edemezsin."dedi,Aytolun. "Edersem ne yaparsın?"dedi,Aybora kollarını göğsünde kavuşturarak. "Canına okurum!"dedi, Aytolun elini beline atarak. "Mesela canıma ne okursun?" "Cenaze marşı!" Aybora tam ağzını açıp yeni bir laf yetiştirecekti ki, Aytolun beklemediği bir hamle yaptı.Yanındaki sandalyeyi gürültüyle çekip tam karşısına, diz dize gelecek kadar yakınına oturdu.Tabağı yandaki sehpaya koyup peynirli bazlamadan bir lokma kopardı ve Aybora'nın ağzına tıkıştırdı. "Derhal yut."diye uyardı. Şok içinde kalan Aybora göz ucuyla ev halkına baktı.Hepsi kendilerini izliyordu.El mecbur lokmayı yutmak zorundaydı. Askeri güdülerini devreye sokup Alperen'e dair her şeyi bir anlığına devre dışı bıraktı ve güçlükle lokmayı yuttu. Aytolun,ağzına ikinci lokmayı tıkıştırdı. "Bir annenin mutluluğu için neler yapıyorum."diye düşünmeden edemedi. "Loklamarı boğazıma dizip beni boğmaya çalıştığına göre,cenaze marşı konusunda ciddisin."dedi, Aybora öksürerek. "Ne sandın koçum,akşama da mehir isterken canına okuyacağım." "Ne isteyeceksin?"dedi, Aybora gözleri merakla kısılırken. "Sürpriz...Bu defa bandolu ölüm marşı okuyacağım." "İyiymiş,sen böyle canıma hep bir şeyler oku."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE