Silkinip de Şanova’ya çıkınca
Eylen Şanova’da kal Acem Kızı
Uğrun uğrun kaş altından bakınca
Can telef ediyon bil Acem Kızı
Seni saran oğlan neylesin canı
Yumdukça gözünden döker mercanı
Burnu fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı
......
Kahvaltı işini hallettiklerinde
Aytolun bavulunu yerleştirmek istediğini söyleyince Fikriye onu Aybora'ya ait en üst kata çıkardı.
Salonla birleşik mutfak,yatak odası ve çalışma odasından oluşan dairenin yatak odasına girdiler.Gri tonlarının hakim olduğu odada boydan boya camdan oluşan teras tarafı, en dikkat çekici bölümü oluşturuyordu.
Camın önünde, lacivert kumaşla kaplanmış bir berjer ve yanında küçük, siyah metal ayaklı bir sehpa bulunuyordu. Sehpanın üzerinde sade bir abajur ve derli toplu dizilmiş birkaç kitap ile
berjerin karşısında onun takımı olan bir koltuk vardı.Yatak büyük, koyu ahşap bir baza üzerine yerleştirilmişti.Üstünde kusursuz düzgünlükte gri nevresimler vardı.
Baş ucunda sade tasarımlı komodinler, üzerinde yalnızca işlevsel birkaç eşya – küçük bir saat ve düzenli şekilde bırakılmış bir not defteri vardı.
"Eşyalar bile disipli gibiler." diye mırıldandı Aytolun.
"Şu kapıdan giyinme odasına geçiliyor.Sanırım bavulunu da oraya bıraktılar.Sana yardım etmeyi çok istiyorum ama kuaför randevum var." dedi, Fikriye.
"Teşekkür ederim,ben hâllederim."dedi,Aytolun.
Giyinme odasına girdiğinde duvardan duvara yapılmış dolabın önüne bırakılmış bavulunu gördü.
Yanına adımlayıp çömelerek fermuarını açtı.
Boş çekmece varmı diye kontrol etmeye başladı.Ortadaki çekmeceyi açtığında bir fotoğraf albümü gördü.Fotoğtaflara bakma isteği ile dolarak albümü eline aldı.
Yaptığı şeyi sorgularken,merakı gözlerinde soldu."Bunu yapmam doğru olmaz." deyip albümü çekmeceye bırakırken yere düşürdü ve boşta duran iki tane fotoğraf kayarak albümden çıktı.
Merakla eline aldığı fotoğrafta, genç bir kadın
sıkıca Aybora'ya sarılmış hâldeydi.Aybora'da ona sarılmış ve gülümsüyordu.
Aytolun'un yüzü düştü ve kendi kendine mırıldandı:
"Kim ki bu kadın?Bulmuş yakışıklı, karizmatik adamı ahtopot gibi sarılmış.Sanki herkesin yerine sarılmış,hatta amele sümüğü gibi yapışmış."dedi, kaşları çatılırken.
"Betonorme yapı da gülümsemiş.Onunla tanıştığımdan beri hiç böyle güldüğünü görmedim.İstediği kişilere gülebiliyor demek ki.Kadının sarılmasından falan da hiç rahatsız değil yani."dedi,sinirli bir tınıyla.
"Yakışıklı mı dedim ben buz kütlesine? Yok canım o kadar da saçmalamam."deyip yeniden kadına odaklandı."Acaba kim?"dedi, dudakları büzülürken.
Gözleri parlayarak"Belki de akrabasıdır."deyip rahat bir nefes verdi.Birkaç saniye düşünüp"Hem banane kim olduğundan,kime sarılırsa sarılsın beni ilgilendirmez.Ben ona asla sarılmam,bana ikide bir temas etmesine de ayar oluyorum."deyip fotoğrafı sinirli şekilde albümün içine tıkıştırdı.
Diğer fotoğrafı çevirdiğinde, siyah kamuflajlı Aybora'yı gördü.Adamın yüzünü incelemeye başladı.Bakışları,kurşun grisi gözlerin üzerinde oyalanıyordu.
"Gözleri sisli bir dağ zirvesi gibi;ulaşılması zor, gizemli, ama bakdıkça insanı içine çeken bir derinliği var.Güçlü, keskin ve güven veren bir sertliği var."dedi, farkında olmadığı hayranlık dolu bakışlarıyla.
Bu fotoğrafta belirgin şekilde sakallı.
Sakal acayip yakış..."derken hızla kendine geldi.
Fotoğrafları aldığı çekemeceye koyup,seri şekilde eşyalarını yerleştirmeye başladı.
......
Vakit öğleden sonra olmuş,nikaha iki üç saat kalmış,ev halkı hazırlanmaya başlamıştı.
Aytolun duş almış, üzerine rahat bir tişörtle, eşofman geçirmiş, saçlarını kurutarak tarıyordu.Giyeceği elbiseyi de hazırlamıştı.
O sırada yatak odasının önüne gelen Aybora açık kapıdan kızı gördü ve içine tuhaf bir duygu doldu.Odasında yabancı bir kadın görmeye alışık değildi ve Aytolun'la aynı odada kalma fikri onu duygu karmaşına sokuyordu.Eşyalarıyka,kokusuyla, topyekûn varlığı ile,her şeyiyle odamda.Bakalım ona alışabilecek miyim?"diye düşündü.
Gözleri, kızın kurutma makinesi ile savrulan kızıl saçlarına odaklandı.Kollarını göğsünde bağlayıp kapının pervazına yaslandı ve izlemeye devam etti.İçerideki loş ışık, Aytolun'un omuzlarından aşağıya süzülen kızıl saçlarına vuruyor, her tel ışığı farklı bir parıltıyla yakalıyordu.Her fırça darbesinde saç telleri sanki alev kıvılcımları gibi dalgalanıyor, odanın havasına sıcak ve büyüleyici bir renk serpiyordu.Saçların yaydığı cazibeye kapılan Aybora, iyice uzun buklelere kiltilendi.Gözlerini ayıramıyor, hatta kırpmıyordu bile.Öylece izliyor,sanki her telde ayrı bir güzellik görüyordu.Kurutma makinesi ile dans eden saçların güzelliğinde yitip gitti.
Aytolun bir çift gri göz tarafından izlenildiğinin farkında değildi.Saçları kuruduğunda makineyi kapatınca, Aybora'da daldığı soyut evrenden silkelenerek kendine geldi.Varlığını belli etmek için kapıyı sertçe tıklattı.Aytolun irkilerek, omzunun üzerinden kendine baktı.
İçeri giren Aybora "Kapıyı kapatmamışsın,bu da benim rahatça içeri girme hakkımı doğurdu." deyip banyoya geçti.Üzerindeki tişörtü çıkarıp kirli sepetine attı ve aynada, birkaç günlük sakallarına baktı.
Traş malzemelerini koyduğu dolabı açtığında rengarenk bir sürü kutuyla karşılaştı.Raftaki makyaj malzemeleri ve kremlere şaşkınca bakıyordu.Bıkkın bir nefes verip, temiz kıyafetler almak için giyinme odasına geçti.
Tişörtlerinin olduğu çekmeceyi açtığında Aytolun'un kıyafetlerini gördü.Gözlerini kıyafetlerden çekmeden
"Dağlar kızı!" diye bağırdı.
Cevap alamayınca
"Acem kızı!" diye bağırdı.
Yine cevap gelmedi.
"Dağ keçisi!"diye bağırdı.
Aytolun'dan yine ses çıkmadı.
"Aytolun!"diye bağırdı bu defa da.
Aytolun yavaş adımlarla gelip karşısına dikildi.
"Ne var? Ne bağırıyorsun?" dedi, kocasının üstsüz hâline dikkat kesilerek.
Traş takımım, tişörtlerim falan nerede? Hiçbirini yerinde bulamıyorum.Boş çekmece mi yoktu, eşyalarını bana ait çekmecelere koydun? Ne bunlar."diyen Aybora alttaki bir çekmeceyi açıp, Aytolun'a bakarak;rastgele iki parça kıyafet alıp yukarı doğru kaldırdı.
Gözleri dehşetle büyüyen Aytolun yüzüne kan yürümüş gibi kızardı.Utanarak, Aybora'nın elindeki, vişne rengi, dantelli sütyen ve külotuna bakıyordu.
Kızın yüzündeki utanmayı fark eden Aybora bakışlarını elinde tuttuğu çamaşırlara çevrince
kaşları havalandı.Gözlerinin içinde şaşkınlık çizgileri titreşti.Hayatında ilk defa kadın iç çamaşırına dokunuyordu.Kalbindeki titreşim ile belli belirsiz yutkundu ama hiç bozuntuya vermiyordu.
Aytolun, eline doğru atılarak
"Ver şunları!"diye çıkıştı.
Elini aniden daha yukarı kaldıran Aybora
"Alabiliyorsan al!" dedi.
Daha çok şaşıran Aytolun ne yapacağını bilemez hâlde ellerini birbirine kenetledi, gözlerini kaçırdı. Aybora'nın koyu bakışları, utancını biraz daha büyütüyordu.Absürt durumdan bir an önce kurtulmak isteyerek koşar adım kapıya doğru adımladı.Ama Aybora çıkmasına fırsat vermeden hızlı davranarak kapıyı kapattı.
Kapıdan çıkmak üzere olan Aytolun kapı ile kocasının arasına sıkışıp kaldı.Yönünü döndüğünde gri gözler ile burun buruna geldi.Sağ taraftanı, kapıya attığı eli Aybora kapatmıştı.Kaçmak için sol tarafa hamle yapınca Aybora iç çamaşırı olan elini kapıya atarak yolunu kesti.
Aytolun'un zümrütleri öfkeyle tutuşurken"Ne yapıyorsun!"diye bağırdı.
Aybora kulaklarında yankılanan sesle
"Cidden ne yapıyorum?"diye kendini sorguladı.
"Ne yaptığımı bilmiyorum ama bu kızla uğraşmak çok hoşuma gidiyor."diye düşündü.
"Bu işin mimarı sensin.Benim çekmeceme iç çamaşırlarını koyarak onları görmeme zemin hazırladın."dedi.
"Artık bu odada ben de kalıyorum ve istediğim çekmeceyi kullanırım.Üst raflar boştu ,senin boyun uzun,o yüzden kıyafetlerini oralara koydum.Aşağıdakileri de kendime ayırdım.
Ayrıca çekmecene koydum diye bayrak gibi sallayıp hödüklük hatta öküzlük yapman gerekmez."diye çıkıştı Aytolun.
Aybora'nın gözlerinde öfkeli bir yalım parladı.
"Ben sana hödüğü,öküzü,tomruğu,ayıyı... göstereceğim."diye düşünürken,esrarengiz bir bakışla,kızın kulağına yaklaştı.
"Bence 90B kullanmalısın.85 sana küçük olur.Hatta 90A tercih etmelisin." dedi,elinde tuttuğu sütyeni kasdederek.
Şoke olan Aytolun kulaklarına kadar kızardı.
Aybora başını çekerken kısa sakalları , Aytolun'un yumuşacık yanağına belli belirsiz sürtündü.O sürtünmeden çıkan kıvılcım ile ikisinin de kalbinde titreşim oluştu.Aybora başını kaldırdığında göz göze geldiler.İki kalbin ritmi sanki aynı anda hızlanmış, göğüs kafeslerini zorlar hâle gelmişti.
Aybora'nın gözlerinin gri tonları, fırtınalı, sisli bir gökyüzünü andırıyor; kararlı, yoğun ve sürükleyici bir kudret taşıyordu.O grilerin içinde karşı konulamaz, ateşten bir kapan vardı sanki.Aytolun o kapana saplanıp kaldı.
Adamın sütyen ölçüsü tavsiyesi ile yüzü utançtan alev alev yanarken, dudakları çok daha belirginleşti. Zaten dikkat çekici olan dolgun dudaklarının kırmızılığı, utancın hararetiyle daha da yoğunlaştı.
Aybora'nın, gözleri de dudaklara kaydı.Mantıklı davranıp gözlerini kaçırmalıydı ama kalbi, dudakların yakıcı cazibesine zincirlenip kaldı.Kızın dudaklarındaki renk, her geçen saniye daha da koyulaşıyor, utancın ateşiyle parlıyordu.Çünkü dudaklarında çok yoğun olan kırmızı renk pigmenti utandığı zamanlar çok daha aktif oluyordu.
Dudaklarının kırmızısına hapsolmuş gri bakışlarda öyle bir yoğunluk vardı ki, Aytolun nefesini kontrol etmekte zorlanıyordu.Ayrıca Aybora yarı çıplaktı ve onun kolları arasında kalmıştı.
Aybora'nın bakışları hâlâ dudaklarda oyalanıyordu.
"Minik ama dolgun kıvrımlarıyla, sanki ateşten bir gül gibi.Baktıkça kalbime iz bırakıyor."diye düşünerek hızla çekti bakışlarını.
Kocasının yoğun bakışlarına ve güçlü kollarına hapsolan Aytolun'da kendine geldi.
"Ver artık şunları!"diyerek iç çamaşırlarına doğru uzandı.
Aybora aniden elini kaçırdı.
"Dediğim gibi bunun ölçüsü küçük.Benim tavsiyeme uymalısın.Nikahlı karımsın,sana böyle tavsiyeler vermem gayet doğal."dedi,cüretkarca.
Aytolun öfkeden delirerek
"Seni dingil,hödük, pislik,züppe,kalas!"diye bağırıp onun göğsünü yumruklamaya başladı.
Aybora ellerini iki yana açarken, bacaklarını da omuz genişliğinde açtı ve keyifli şekilde,kızın;göğsünü yumruklamasına izin verdi.
"Ha gayret kapıyı kırıp içeri gireceksin...Osmanlı, İstanbul surlarına böyle yüklenmedi."dedi, dudakları kıvrılırken.
"Seni öküz!"diye bağıran Aytolun vuruşlarını sertleştirdi.
Aybora elindeki iç çamaşırlarını cebine iteleyip,Aytolun'un ince bileklerini kavradığı gibi kapıya yapıştırdı.
"Ben sana kendine zarar vermeyeceksin demedim mi? Benim kaslarım çelik gibidir,sadece kendi canını yakarsın.Eğer iç çamaşırlarını alıp seni bırakmamı istiyorsan bana düzgün şekilde hitap et.Hitabını beğenmezsem istediklerini alamazsın."dedi.
Aytolun öfke kuşanmış gözlerle bakıyordu ve bir an önce kurtulmak istiyordu.Kısacık düşünüp en mantıklı hitap şekline karar verdi.Söyleyeceği isim içinde tuhaf bir heyecanı körükledi.
Kalbinin kıpırtısı diline yansıdı. Dudakları hafifçe aralandı, sanki bir sırı ifşa eder gibi:
“Âybûrâ..."dedi.
“O” harfi, Acem aksanının yumuşaklığında biraz daha yuvarlanıp “û” gibi çıkmıştı. Sesi hem ürkek, hem de öfke notlarıyla bezenmişti.
"Âybûrâ çamaşırlarımı ver!" diye yeniden bağırdı.
Kızın ağzından ilk defa ismini duyan Aybora şaşkınca afalladı.O bir kelime, bin savaştan galip dönmüş düşmanların güç yetiremediği adamı titretmeye yetti.Gözlerinde bir ışıltı belirdi, dudaklarına derin bir gülümseme yayıldı.
Kızın,ismini söylemesi ayrı bir keyif verirken bir de Acem aksanıyla söylemesi,başka hiçbir dilden, başka hiçbir dudaktan işitilemeyecek kadar özel hâle gelmişti.
Kızın,ismini farklı teleffuz etmesini bir daha duymak isteyip
"Bir daha söyle." dedi.
"Çamaşırlarımı ver!" diye bağırdı Aytolun.
"Çıksss onu değil ondan önce söylediğin şeyi."
Aytolun utanarak gözlerini yere indirdi.
“Âybûrâ…”diye fısıldadı.Bu kez sesi daha sakindi.
Aybora, sanki kendi adını ilk defa duyuyormuş gibi hissetti.
Zümrütlere bakarak kızın bileklerini serbest bırakıp , iç çamaşırlarını da açık çekmeceye attı.Aytolun utangaç bakışlarını ayak uçlarına indirmişti.Onun çenesini nahifçe tutup başını kaldırdı ve grilerini zümrütlere ilikledi.
"Demek Âybûrâ... Her şeyin niye bu kadar farklı acem kızı? Bu farkın fark edilmemeli,edilirse ben farkımı ortaya koymak zorunda kalırım."diye fısıldayıp elini,kızın çenesinden çekti ve nikahta giyeceği kıyafetleri seçmeye başladı.
Gözleri onun üzerinde olan Aytolun
"Ne fısıldıyordu öyle?"diye düşünüyordu.
İşini bitiren Aybora odadan çıktı.
Aytolun'un derin bir oh çekti.
"Adam bildiğin manyak.Ben bu tuhaf varlıkla nasıl aynı odada kalacağım?Bir erkekle aynı odada kalma düşüncesi bile beni deli ederken,Öküzlerin ruhani lideriyle nasıl kalayım?"dedi.
O sırada telefonuna gelen bildirim sesine dikkat kesildi.Eşofmanın cebinden çıkardığı tefonu eline aldığında Zühtü'den mesaj geldiğini gördü.
Mesajda: "Aytolun bebeğim,ben çok açım bana yiyecek bir şeyler getir." yazıyordu.