Gözlerden Taşan Sırr-ı Kadim

1477 Kelimeler
Dağın bağrında, ormanın derinliklerinde iki yabancının yolu, kan ve barut kokusunun tam ortasında kaderin imzasıyla kesişti.Biri, ruhunu vatanına siper etmiş, kurşun grisi gözlerinde binlerce çatışmanın izlerini taşıyan bir kurt; diğeri ise doğanın kalbinde şifa dağıtan, zümrüt bakışlı bir Asenaydı. ....... On dakika sonra ilerideki ağaçların arasından çıkan bir silüet ses çıkarmadan Aybora'ya doğru yaklaştı.Oldukça temkinliydi.Yanına geldiğinde başucuna dikildi. Üzerine doğru eğilip tam olarak kalbinin üzerindeki,yırtılmış kamuflajdan görünen yaraya iki elini birden uzattı. En başından beri birinin kendine yaklaştığının farkında olan Aybora’nın gözleri aniden açıldı. Kurşun gibi soğuk ve keskin gözleri bir bıçak gibi kızınkine saplandı. Hiç düşünmeden, onu ince bileklerinden tek eliyle hoyratça kavrayıp hızla altına aldı ve belinden çektiği silahı şakağına dayadı. Şok içinde göz göze geldiler.O an her şey suspus oldu. Aybora’nın bakışları önce şaşkınlıkla kısıldı; karşısındaki varlık hayal gibi, düş gibi bir şeydi. Gri gözlerinin içinde sorgulayan bir dikkat parlıyordu. Kızın zümrüt yeşili gözlerindeyse hem korku hem de sarsılmaz bir merak vardı.Belli etmek istemediği korkusunu geri itmeye çalışıyordu. Bakışların hararetli nabzı birbirinin içinde atıyor,sessizlik içinde bir savaş yaşanıyordu.Birinin bakışı, diğerinde yankı buluyor,şimdilik farkında olmadıkları DNA’larındaki baz eşleşmeleri bilimin dilinden bir şiir yazdırıyordu. Aytolun derin bir nefes aldı.Bir şey diyecek gibi oldu ama Aybora’nın, baktığı yeri delip geçen gözleri onu susturdu.Kızı baştan aşağı süzdü.Çimlere yayılmış,uzun kızıl saçlarına kısa bir bakış attı. “İn misin, cin misin, ya da hain mi?Piç kuruları benimle baş edemeyince, ayağıma bir kadın mı gönderdi?"derken sesi ürkütücüydü. "Onlara burada olacağıma dair not bırakmıştım.Kıçlarına güvenemeyip aciz ve tuhaf bir varlık mı gönderdiler?Ama o sırtlan sürüsü beni asla tanıyıp çözemez.Benim hiçbir şeye zaafım yok,hele ki kadınlardan nefret ederim!"dedi,komut verir gibi. Askeri otorite barındıran bas bariton sesiyle,kızın kaşları havalandı.Öte yandan adamın sözleri ile,gözlerindeki yeşil parıltı öfkeyle alevlendi. Kaşlarını çattı, burnundan nefes verip konuşmaya başladı. "Bana hain diyecek adamın alnını karışlarım!Hele ki erkeklere sunulan fahişe imanı yediririm sana!Her harfini tek tek yuttururum!"deyip ani bir hamleyle başını kaldırıp Aybora'nın yüzüne gömmek isterken , refleksleri çok hızlı olan Aybora başını anında geri çekti. Kızın ses tonu, mimikleri ve bakışlarını inceleyip,hain olmadığını anladı.Hâlâ Aytolun’un bileklerini tutuyordu ama parmakları artık sıkmıyordu. Silahı başından hafifçe uzaklaştırdı. "Cahil cesaretinden beslenen sözlerin benim dünyamın kapısından bile giremez.O yüzden muhatap almıyorum.Asıl meseleye gelirsek kimsin?Niye gelip başıma dikildin?Bana dokunmaya nasıl cüret edersin?"dedi,kaşları çatılırken." "Yaralı olduğunuzu anlayınca yardım etmek istedim.Bir kadına silah doğrultmak ha...Askerlik anlayışınız buysa, sizi tebrik ederim Yüzbaşı."dedi,Aytolun. Aybora’nın gözleri bir anlığına kızgınlıkla parladı. Kızın,rütbesini nasıl bildiğine şaşırsa da, bunu belli etmedi. "Sizin nasıl bir anlayışınız var peki? Gördüğünüz , tanımadığınız herhangi bir erkeğin yarasını sarmak gibi bir anlayışa benim anlayışım yetmedi de." "Demek ki anlayışınız kıt.Herhangi bir erkeğe değil bir askere yardım etmek istemiştim.Bir askere yardım etmek vatana hizmettir benim düsturumda.Ayrıca pençelerinizi bikeklerimden çekip,üzerimden artık kalkın!"dedi,Aytolun öfke saçan sesiyle. Aybora usulca elini çekip ince bilekleri serbest bıraktı.Kıza yapıştırmadan mesafeli tuttuğu bedenini yan tarafa atıp sırt üstü uzandı. "Şimdi beni rahat bırak!Hemen evine dön,bu dağlar tekin değildir."dedi, gökyüzüne bakarak. Aytolun yerinden bile kıpırdamadı. “Gitmiyorum.” Aybora’nın çenesi kasıldı. Sesi sertti ama artık bağırmıyordu:“Zorlama.” "Ne yapacağıma kendim karar veririm.Hem acilen yaranın temizlenip dikiş atılması lazım,yoksa enfeksiyon kapar ve başına çok iş açar.Daha neyi bekliyorsun?" "Vatanı bekliyorum."dedi, Aybora kurşun grisi gözlerini, yeşillere taşıyarak. "Vatanı böyle,yaralı mı bekleyeceksin?" "Yitirmezsek bulduk,sanane yaramdan,defol git!"diye komutan edasıyla uyardı Aybora. "Gitmiyorum.Senin tapulu malında otur muyorum."dedi,Aytolun inatçı sesiyle ve çimlerin üzerine daha çok yayıldı. Aybora burnundan soluyarak, üzerinde haki yeşil kargo pantolon,siyah sporcu tişörtü ve siyah spor ayakkabıları olan kızı tepeden tırnağa inceledi. "Hemen gitmezsen seni şu derenin içine atarım."dedi, ciddiyetle. "Gidemem,çünkü burada bir görevim var.Ben vahşi doğada hayatta kalma eğitmeniyim ve travma cerrahıyım.Dağ bayır gezmeyi çok severim ve arkadaşlarımla sık sık kamp yaparız." "O zaman kampına dön.Derhal uzaklaş!" "Sizden emir almadığımı ne zaman anlayacaksınız?"dedi,Aytolun ciddiyetle. "Sen kadın olduğuna şükret ki,emir almak gibi güzel bir muamele ile muhatap oluyorsun."dedi,Aybora ince bir ayar verir gibi. "Burada önemli bir işim var.Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezinde gönüllü olarak çalışıyorum.Ekibim kuzey tarafa doğru gitti.Peşinde olduğumuz silahla yaralanmış bir boz ayı var.Onu bulup yarasına dikiş atacağız."dedi,Aytolun. "İyi ya,kafamı ütülemeyi bırak ,git dikişini at." "Ama yaralı boz ayıyı buldum.Ekibime haber versem iyi olacak."dedi, Aytolun imalı şekilde. Aybora'nın çelik gibi gri gözleri yıldırım gibi parladı."Haddini bil!"diye kükredi.Sesindeki otoriteden dağ taş hizaya girdi. Aytolun istemsizce irkilip başını geriye doğru çekti. "Bence vahşi doğada hayatta kalma eğitimi değil de, teröristlerin Azrail lakabını taktığı bir yüzbaşıya kafa tutarak nasıl ölünürün eğitimini almışsın!"diye gürledi Aybora. Tüm cesaretini toplayan Aytolun'un yeşil gözleri,gri gözlerde gezinirken omuz silkti."Söylediğimin neyi yan..." "Kes!"diyen Aybora araya daldı. "Üzerindeki kesici ve sivri aletleri özellikle dilini kınına sok,yoksa başına bela olacaklar!"diye uyardı akabinde. "Dilimi mecburen kınına sokacağım çünkü senin seviyene inince sinyal kesiliyor."diyen Aytolun Aybora'nın gözlerinde kopan fırtına ile ağzını kapatıp fermuar çekme işareti yaptı. "Tamam bu bahsi kapayalım.Şimdi ben yarana pansuman yapıp dikeceğim,sende kuzu kuzu razı olacaksın."dedi,akabinde. "Ne! dedi,Aybora alaycı bir dudak büküşle. "Üç saniye içinde yanımdan defolup gidiyorsun."diye ekledi. "Hiç öyle bir niyetim yok.Hatta seni ikna edeceğim."dedi, Aytolun. Gözlerinde alayla karışık bir inat gizliydi.Ayrıca geçmişinde bir askere dair çok acı bir hatırası vardı ve o münasebetle kendine bir söz vermişti.Aybora ne kadar istemese,ne kadar kaba davransa da dikişi atmadan gitmeyecekti.Zaten onu nasıl ikna edeceğini biliyordu. Aybora’nın bakışlarında ise öfke kıvılcımı taşıyan bir merak vardı. "Böyle bir belayı hak edecek nasıl bir günah işledim?"diye düşünüyordu. "Denemesi bedava dağ keçisi ama asla başarılı olamazsın."dedi, katı şekilde. "Şimdi ikna seansına başlıyorum."diyen Aytolun,onun kulağına yaklaşıp bir şeyler fısıldadı. Aybora'nın göz bebekleri büyüye bildiği kadar büyüdü.Bir an nefesi durdu."Neee!"dedi,hayretler içinde.Hemen şüpheci bir asker kisvesine büründü. "Doğru söylediğini nereden bileceğim?" Aytolun cep telefonu çıkarıp bir şeyler gösterdi.Aybora'nın maviye çalan kurşun grisi gözlerinde bir şeyler titredi.Öfkeli bir soluk bırakıp birkaç saniye düşündü. "İyi ne yapacaksan yap."dedi, memnuniyetsiz şekilde. Aytolun'un gözlerinde yeşil bir ışık parladı."Allah'ım çok şükür bismillah.Ben kazaandim sen kaybettin.dedi,komik mimiklerini de işe dahil ederek. Aybora'nın şaşkınca kaşları havalandı. "Dağ keçisi."dedi, dişlerinin arasından. Aytolun zafer kazanmış komutan edasıyla,gözlerini gri gözlerden ayırmadan, sırt çantasını açıp dikiş setini çıkardı. "Bu saha kiti hayvanlar için hazırlanmıştı ama içindeki her parça insan cerrahisinde de kullanılan, steril ve tek kullanımlıktır."dedi. Aybora, sessizce izliyordu. "Bu bir teslimiyet değil sadece kabulleniş.Ayrıca o yaranın olduğu yer dikiş tutmaz yaralar bölgesi, boşuna uğraşacaksın."dedi. Sana bir Asena tavsiyesi Bozkurt; geçmişteki acıların, gelecek mutlulukların hırsızı olmasın."dedi,Aytolun. Aybora'nın üzerindeki siyah kamuflaja bakarak"Kamuflajın üzerinden dikemeyeceğime göre..."dedi. Aybora bıkkın bir nefes verip üstündeki kamuflajı çıkarıp attı.Esmer teni,geniş omuzları, kaslı kolları sessizce sergilendi doğanın ortasında. Aytolun'un kaşları hafiften havalanırken,onun vücudunu süzmeden edemedi.Karın kasları belirgin, sanki her biri özenle şekillenmiş bir zırh parçası gibiydi.Göğüs kaslarıysa sert ama davetkâr; güvenin, gücün ve erkeksi cazibenin somut hali gibiydi.Göğsündeki birkaç yara izi savaşın dilinden bir hikaye fısıldıyordu.Ve o geniş omuzlar ve kollar... Güçlü, sıkı kaslarla örülmüş;bir kadını sararken sanki tüm dünyayı dışarıda bırakabilecek kadar koruyucu görünüyordu.Uzun boyu ve kalıplı vücuduyla heybetli bir dağ gibiydi.O sadece görünüşüyle değil, duruşuyla, bakışıyla, sessizliğinde bile fırtınalar estiren varlığıyla etkileyici bir adamdı. Aytolun'un dudakları istemsizce aralanmıştı.Adamın vücudunda dolaşan gözlerini hızla çekip işine döndü.Normalde her erkekle muhatap olmaz, mecbur kalmadıkça ve doktor hasta ilişkisi münasebeti dışında onlara dokunmazdı.Vatanı için kefeni sırtında gezen askerlere büyük saygısı vardı ve Aybora'nın sıradan bir asker olmadığını anlamış yardım etmek istemişti. Çantasından küçük bir enjektör çıkardı. İçinde berrak bir sıvı vardı. Göz ucuyla Aybora’ya baktı. "Bölgeyi uyuşturmam gerekiyor."dedi. Aybora sesini çıkarmadan başını hafif oynatarak onay verdi. Aytolun, tenin hemen altına küçük iğnelerle lokal anestezik maddeyi enjekte etmeye başladı.İnce iğneyi derinin çevresine birkaç noktadan uyguladı. Sıvı girerken hafif bir yanma hissi oluşuyordu ama Aybora tek bir ses çıkarmadı.Acıya alışkın olduğu belliydi. "Birkaç dakika içinde hissizleşecek, dedi Aytolun. Sonra gözleriyle saati kontrol etti,o sırada steril gazlı bezle yarayı çevreledi.Profesyonelliği tamamen devredeydi, Kısa süre sonra, parmağıyla hafifçe yaraya dokundu."Bunu hissediyor musun?"Aybora başını hayır anlamında iki milim kıpırdattı. "Güzel. O zaman çalışmaya başlayabilirim. 6–0 monofilament dikiş kullanacağım." dedi,ılık sesiyle."Yani hem dayanıklı hem esnek,iz bırakmaz."diye ekledi. Aybora bir şey demedi. Her iğne geçişinde, Aytolun’un parmakları derisinde nazik bir dokunuş bırakıyordu. Aybora’nın gözleri, Aytolun’un gözlerine sık sık takılırken,kızın yüzü,gri gözlerin incelemesi altındaydı.Dağ rüzgârının özgürce savurduğu kızıl saçları, güneş ışığıyla adeta alev almış gibi parlıyordu. En dikkat çekici yanı ise, zümrüt yeşili gözleriydi.Beyaz teni pembe yalımlarla ışıldıyordu.Zümrüt yeşili ile kızıl saçlar arasında oluşan uyum göz alıcı ve etkileyici bir kontrast yaratmış,peri masalından fırlamış fantastik bir karakter gibi görünüyordu.Çok asil ve özgün bir yüzü vardı.Kaba ve sert dünyasından olmayan bu zarif kızla düşünceli şekilde gözleri kısıldı. Aytolun her ilmeği özenle atıyordu.14 ilmek, sonra bir düğüm attı."Bitti."dedi,sessizce. Kalbinin üzerine 'a' şeklindeki bir kesiği nasıl açtın bilmiyorum ama,dikiş atılarak oluşturulmuş 'a' harfi şeklinde bir dövmen oldu."dedi. Aybora'nın gri gözler Aytolun’un gözlerine kilitlendi. Uzun bir bakış… Ne teşekkür etti ne konuştu. Aytolun ise burnunun dibindeki adamın yüzünü inceliyordu.Burnu yüzünün sert çizgilerine tezat kusursuz oranıyla karakteristik yüzüne asil bir ifade oluşturuyordu.Çok kalın olmayan kaşları düzgün ve doğaldı;keskin bakışlarına ayrı bir derinlik katıyordu.Siyah saçları,kurşun grisi gözleriyle sert bir kontrast yaratmış;asi ve otoriter yönünü vurgularken,askerî ciddiyet ve gizemli karizmasını zirveye taşımıştı.Kirli sakalları erkeksi cazibesinin tamamlayıcısıydı. O sırada Aybora birden irkildi.Hemen gözlerini kapattı.Sanki tehlikenin nabzı kafasının içinde atıyordu.Kokuya duyarlı burnu, rüzgarın getirdiği koku moleküllerini soluyor,bir kurt kadar keskin kulakları minimal seviyedeki sesleri irdeliyordu."Dağlar kızı kıpırdama!Yaklaşıyorlar."dedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE