Dağlara Gömülen Emanet

1042 Kelimeler
"Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.” Mehmet Akif Ersoy .... Tarih, her zaman zafer çığlıklarıyla yazılmaz. Kimi zaman bir dağın kalbinde,sessizce şehadet şerbeti içer bir asker ve o anda yazılır en büyük destan.O destan ki sessizliğin içinden ebedî bir yankının duyulduğu bir ânın destanıdır. Adını duymadığımız, mezar taşı bile olmayan kahramanlar vardır. Onlar,kutsal bir ideali omuzlamış; toprağa düşerken bile bu toprakları bize emanet etmiş yiğitlerdir.Onlar ki, her biri birer yıldız misali düşmüş ama sönmemiştir. Onlar ki,derin bir teslimiyetle serden geçmiş,bir ömrü şehadetle taçlandırıp;kanları pahasına cenneti satın almış yigitlerdir.Tıpkı Alperen gibi.Hepsinin ruhu şâd olsun! ..... Gökyüzü kurşuni bir sessizlikle kaplıydı. Dağlar sanki rüzgârı bile içine hapseden ağır bir hüzünle susuyordu.Aybora göçüğün altından çıkardığı Alperen'in cansız bedenini omzuna almıştı.Üzüntüden dizlerinin bağı çözülse de vakur bir yürüyüşle düz bir alana geldi. Hem Alperen’in vasiyetine hem de kardeşlik yeminine sadakati ile onu buraya defnecekti.Alperen’in yüzü bembeyazdı, ama ifadesinde bir huzur vardı. Dağlar onunla konuşmuş, onu evladı gibi bağrına basmıştı sanki. Aybora, gözlerinin dolmasına izin vermiyor, sadece alnından akan terle birlikte göz yaşlarını içine akıtıyordu. Ulaştığı küçük düzlükte Alperen'i bir kayanın üzerine indirdi. Kurtarma helikopterinden aldığı kazma ve küreği buraya bırakmıştı.Kazmayı eline alıp can dostunun mezarını kazmaya başladı.Dağ toprağı sertti, soğuktu.Ellerini kanatırcasına toprağı kazdı,taşları söktü. Bu,sıradan bir mezar değildi; bu, bir yiğidin dağlara emanet edilişiydi. Dakikalar ilerledikçe mezarı istediği derinliğe ve genişliğe ulaştırdı. Çukurun içinden çıkıp Alperen'in yanına geldi.Alperen her operasyon öncesi göğsüne bir bayrak saklar 'Şehit olursam bayrağım kefenim olsun' derdi.Kanla boyanmış bayrağı onun göğsünden çıkardı.Eğilip alnını alnına yasladı.Gözlerinden süzülen iki damlaya engel olamadı. "Tertemizsin çünkü tertemiz bir hayat yaşadın.Ne yıkanmaya ne de kefene ihtiyacın yok.Kefensiz yatanlar yurdumun en büyük onuru."dedi. Gelirken yoldaki bir derede abdest almıştı. "Seni kendi ellerimle defnedip,cenaze namazını tek başıma mı kılacaktım?"dedi, sitemle,büyük bir hüzünle.Boğazı düğüm düğüm oldu. O anda kalbinde bir ürperti hissetti ama korku değildi bu.Sanki bir el omzuna dokundu, “Yalnız değilsin,” der gibiydi. Birden Rüzgârın uğultusu değişti. Bir hafiflik, bir sükûnet indi dağın tepesine.Arkasındaki sessiz hareketliliği hissediyordu.O an da usulca arkasına döndü. Gördüğü manzara ile yüreği duracak gibi oldu. Arkasında ucu bucağı görünmeyen,saf saf dizilmiş melekleri gördü.Sonra sayısız siluetler belirdi;Bedir'den, Kurtuluş Savaşı’ndan, Çanakkale’den, Sakarya’dan, Sarıkamış’tan, nice yiğidin gölgesi omuz omuza saf tutmuştu. Alperen’e bir veda değil, bir karşılama töreniydi bu.Sanki zaman bükülmüş,mekân değişmişti.Göğe doğru açılan bir kapıdan nurlar süzülüyordu toprağa.Göğün ordusu yere inmişti. Aybora gözyaşlarını tutamıyordu. O, bir askerdi; ama aynı zamanda bir yoldaştı, bir kardeşti.Duyguları kelimelere sığmayacak kadar yoğundu. "Allah'ım görünmez ordunu gönderdin,hikmetinden sual olunmaz."diyebildi titreyen sesiyle. Bir adım geri çekildi ve yeniden arkasını döndü.Ruhani cemaate hitap edercesine yüksek sesle haykırdı:“Safları sıklaştırın! Bugün bir yiğidin karşısında saf duruyoruz. Bugün bir vatan evladı için Rabbimize yöneliyoruz!"dedi. O an dağlar bile hizaya girdi. Aybora, kalbinde yükselen sükûnetle ellerini kaldırıp cenaze namazına başladı.“Allahu Ekber!"Sesi, dağın yamaçlarında yankılandı.Meleklerin kanat sesleri ovayı doldurdu.Bir nur deryasına dönüştü ortam. “Allah'u Ekber!"Her tekbir bir asırlık tarih gibiydi. Rüzgar "Allah'u Ekber!" nidalarını dağın taşın ruhuna işledi. Arkasındaki ruhani cemaatten yayılan misk kokusu sardı havayı.Alperen’in yüzü nurla aydınlanmış gülümsüyordu.Vatan aşkının ebedi istirahatinde huzura ermişti. Namaz bittiğinde Aybora Alperen'in yanına geldi.Onu yeniden omuzuna aldı ve itinayla kazdığı çukura yerleştirdi. "Seni rabbime emanet ediyorum.En güvenli yerde olacaksın."deyip eli titreyerek ilk toprağı attı.Üzerini örterken her kürek darbesiyle içinden bir parça, gözyaşları eşliğinde toprağa düşüyordu. İçi kan ağlayarak Alperen'in üzerini toprakla doldurdu.Vefa ve kutsal bir dostluğun sonsuz sadakatini yerine getirmişti.Toprak, bir yiğidi daha bağrına basmıştı.Mezarı başında diz çöktü. Ellerini semaya kaldırdı.“Allâhım, şu dağları kendine ev bilmiş bu canı, en güzel makamda ağırla!O, hayatını milletine, toprağına, senin kutsal yoluna adadı. Sen onu şehitlerin yanına al. Onu, peygamberime komşu et!" Görünmez ordunun "Amin!"nidaları gökleri titretti. ....... Aybora, Alperen’in mezarı başında bir süre daha kaldı. Ellerini son kez toprağa bastı, başını eğdi."Yine geleceğim."deyip toprağını öptü.Alperen'i geride bırakmanın ağır hüznüyledağın eteklerindeki düzlüğe indi. Önünde uzanan ova, sanki huzurun tasviri gibiydi.Yanında getirdiği kumanyayı çınar ağacının altına bıraktı.Sonrasında çam ağaçların arasından akan dereye yaklaştı.Ellerini yüzünü yıkayıp kana kana içti. Su buz gibiydi, ferahlamasına yetmişti.Postallarını çıkarıp , ayaklarını buz gibi suya soktu.Çok iyi hissederken,yüzüne doğru bir rahatlama yayıldı.Dakikalar sonra suyun kenarındaki çınar ağacının gölgesine gelip oturdu. Yere bıraktığı kumanyayı aldı.Sanki paket değil de ağır bir taş duruyordu karşısında.Gözleri istemsizce ellerine kaydı. O ellerin dün gece ne yaptığını hatırladı. Boğazı düğümlendi. Alperen’in göçükteki yüzü, başucunda beliren silueti, birlikte söyledikleri marş… hepsi bir anda zihnine üşüştü. Midesi kasıldı. Kumanyayı tutan parmakları titriyordu. "Yiyemem..."diye fısıldadı. Ekmeğin görüntüsü bile onu geriye götürüyordu. Göçüğün içindeki o karanlık ana… Gözyaşıyla karışan o ilk lokma… Başını iki yana salladı. “Yapma…” dedi kendine, dişlerinin arasından. Bir süre öyle oturdu. Dakikalar geçti. Açlık geri dönüyordu.Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı.Sonra ekmeği küçük bir parçaya böldü. “Hayatta kalmak zorundayım…” diye mırıldandı. Lokmayı ağzına attı. Yavaşça çiğnedi. Bu kez midesi kalkmadı ama yutmak kolay olmadı. Boğazı daralmış gibiydi. İkinci lokmayı daha küçük aldı. Üçüncüde titreme azaldı. Bir süre sonra sadece yemek yiyordu. Tat almadan, düşünmeden, mekanik şekilde. Tıpkı eğitimde öğretildiği gibi. Paketin yarısını yedi. Tamamını değil; bedeni çalışır durumda tutacak kadar. Yemeyi bitirdiğinde ellerini dizlerine koydu. Başını eğdi. “Affet kardeşim…” dedi sessizce. Rüzgârın içinden, çok uzaktan geliyormuş gibi tanıdık bir ses duyduğunu sandı: “Devam et.” Aybora başını kaldırdı. Etrafta kimseler yoktu. Çimenlere uzandı. Gökyüzüne bakarken içini bir sessizlik kapladı. Derin bir nefes aldığında hâlâ Alperen'i düşünüyordu.Ama bu sefer hüzünlü bir gülümsemeyle.Birliğe yeni katıldıkları günlerden biriydi. Aybora odasında brifing dosyalarını inceliyordu. Alperen ise daha üç gün önce karargâha gelmiş, heyecanıyla her yere çarpan bir çaylak gibiydi.O sabah, sabah içtiması için herkes nizamiye önünde dizilmişti. Komutan ağır adımlarla yaklaşırken Alperen birden önüne düştü. Üstü başı ıslanmış, saçları birbirine karışmış hâlde nefes nefese bağırdı: “Komutanım, size kahve getirecektim ama termos devrildi, ardından çaydanlık da patladı. Mutfakta küçük bir yangın çıkmış olabilir. Ama ben kahveyi görev âşkıyla döktüm."diye baş selamı verdi. Tüm tabur bir an dondu. Ardından bir kahkaha patladı. Komutan dahi gülümsemişti.Aybora o günü unutamamıştı. Çünkü o an, Alperen’in içindeki saf temizliği, telaşlı ama sadık ruhunu ilk kez orada görmüştü.Çimenlerin üzerinde yattığı yerden gülümseyerek mırıldandı: "Senin gibi bir adam, kahveyi bile görev aşkıyla dökerdi be Alperen.” Yüzünde buruk bir tebessüm,şakağına süzülen bir yaş ile gökyüzünü izlemeye devam etti.Gökyüzünde bir bulut Alperen’e benziyordu sanki.Ve derin bir uykunun kollarına doğru çekildi. On dakika sonra ilerideki ağaçların arasından çıkan bir silüet ses çıkarmadan Aybora'ya doğru yaklaştı.Oldukça temkinliydi.Yanına geldiğinde başucuna dikildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE