Celep Konağı'nın avlusu, o gün bir mahşer yeri gibiydi. Taş duvarlar öfkeyle yankılanıyor, her köşede hummalı bir telaş vardı. Haber çoktan yayılmıştı; Ciwan her yerde aranıyordu. arabalar, adamlar birer birer çıkmış, köyün yollarını, şehrin sokaklarını didik didik etmeye başlamıştı. Dila ise avlunun ortasında, bir baştan ötekine volta atıyordu. Yüzünde tek bir damla yaş yoktu; gözleri çelik gibi, yüreği kor gibi yanıyordu. Her adımında ayaklarının altındaki taşlar titriyordu sanki. Onu izleyen herkes aynı şeyi düşünüyordu: "Hanımağa öfkesinden değil, evlatlarının hasretinden kırılıyor." Ama Dila, gözyaşı dökmeyi kendine ihanet sayıyordu. "Ben ağlarsam, onlar güler," diye geçiriyordu içinden. Ciwan, kendi çarpık zihninde bu savaşı kazanabileceğini sanıyordu. Dila'yı çocuklarıyla sınayar

