Ciwan'ın gözleri kan çanağı gibiydi. Dudakları titreyerek Dila'nın karşısına dikildi. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama ilk kez bu gözyaşlarının ardında pişmanlık vardı. — "Çok üzdüm seni..." dedi boğuk bir sesle. "Nasıl ah ettiysen... ahın tuttu, Dila." Nefesi kesildi, yutkundu. Dudakları güçlükle devam etti: — "Oğlumun... kalbi durmuş." Dila olduğu yerde kala kaldı. Sanki ayaklarının altından toprak çekilmişti. Gözleri kocaman açıldı, nefesi boğazında düğümlendi. O an, bedduasının yankısı bir bıçak gibi kalbine saplandı. Ama hemen toparlandı. Gözlerindeki acıyı içine gömdü, sesi çatallandı: — "Evet... çok yaktınız canımı. Sen... baban... Jinda... Hepiniz. Ama ahımın içinizdeki en masumdan çıkmasını istemezdim. Başınız... sağ olsun." Jinda'nın feryadı, taş duvarları bile titretece

