Bütün hafta ondan kaçmayı başarmıştım. Ta ki şimdiye kadar. Yine beni yakalayıp sınıfın birine çekti. Bu sefer kolumu hiç bırakmadan beni duvara yasladı. Kaçmayayım diye belimden tutuyordu. Tuttuğu yerler yanıyordu adeta. Dudaklarıma doğru yaklaştı. Gözleri alev alevdi. Dudaklarımızın arasında 1 milim vardı. Bi gözlerime bakıyordu bi dudaklarıma. Zorlukla
“Dur” diyebildim.
“Başlarsam duramam zaten. Akşam bana gel. Lütfen.” dedi.
“Sınavım var.” dedim.
“Sınavlardan sonra?”
“Londra’ya gideceğim.”
“Gitmesen?”
“Olmaz.”
“Ne zaman dönceksin?”
“Bir hafta sonra.”
“Offf. O zaman sana dönmen için bi sebep vermem lazım.” dedi ve dudaklarıma yapıştı. Öpüşüne karşılık vermek zorunda kaldım çünkü vücuduma hükmedemiyodum. Kollarımı boynuna doladım. O da karşılığında beni kendine çekti. Duvarla Okan arasında kalmıştım resmen. Kahretsin gerçekten çok iyiydi. Bir an duramayacağımızı sandım. Güçlükle dudaklarımdan ayrıldı. Alnını alnıma dayadı.
“Beklemek çok zor olcak.” dedi. Sanki döner dönmez kollarına atlayacaktım.
Sonunda geri çekildi ve gitmeme izin verdi.
“Sen git. Benim biraz beklemem lazım.” dedi pantolonundaki kabarıklığı göstererek. Burdan bile çok büyük görünüyodu. Çıkarken
“Dudaklarını silmeyi unutma” dedim ve güldüm.
Sınıftan çıkar çıkmaz kendimi tuvalete attım. Aynaya baktım. Rujum dağılmıştı. Tahmin etmiştim çünkü rujumun yarısı Okan’ın dudaklarında kalmıştı. Rujumu silerken az önce yaşananları düşündüm. Ben de onu istiyodum. Öpüşerek bile beni bu hale getirdiyse daha fazlasında ne olur çok merak ediyodum.
Son kez aynaya bakıp kendime çeki düzen verdim ve kızların yanına geçtim.
Yine aynı kafeye oturmuşlardı. En sevdiğimiz kafe burasıydı. Kahvesi de daha iyiydi. Kendime bi kahve söyledim. Gamze:
“Rujuna noldu?”
“Nolmuş?”
“Neden sildin? Çok güzeldi.”
“Bilmem. Sıkıldım.”
Pek ikna olmamıştı bu dediğime. Can’la Selin yine yanımızda fingirdeşiyolardı. O sırada Okan geldi. Tam karşı masama bana bakacak şekilde oturdu. Aptal dudaklarını tam silememişti. Pis pis sırıtıyordu. Bana bakmıyordu ama bu sırıtışının ne anlama geldiğini biliyordum. Gamze bi ona baktı bi bana baktı ve hemen anladı.
“Bana bak siz öpüştünüz mü?”
Elimle sus işareti yaptım.
“Evde konuşuruz.” dedim sadece.
Okan bana bakarak telefonunu salladı. Çantamdan çıkarıp telefonuma baktım. Mesaj atmıştı.
-Çok enfestin. Sana doymak için sabırsızlanıyorum.
+Çok beklersin.
yazıp gözlerimi devirdim gördüğünü umarak.
-Bence yeteri kadar bekleyeceğim. Neredeyse on gün var. İnşallah patlamam. Çünkü sana patlamak istiyorum.
Tam karşımda oturuyodu. Dilediğim gibi tepki de veremiyodum. Onun yerine sandalyemde kıpırdandım.
-Keşke o sandalye olsaydım ve benim kucağımda böyle kıpırdansaydın.
Sadece kızgın emoji gönderip telefonu kapattım. Mesajı okuyunca bi kahkaha patlattı. Herkes dönüp ona baktı. Bana kısa bir bakış atıp arkadaşlarına döndü.
Son sınavım da bitmişti. Artık yolculuk zamanıydı. Selin Trabzonlu olduğu için memleketine gitmeyecekti. 1 hafta için o kadar yolu çekemem demişti. Ama biz asıl sebebi biliyorduk. Can’la yeni sevgili olmuşlardı tabi ki başbaşa vakit geçirmek istiyorlardı. Gamze İzmir’li olduğu için İzmir’e kadar trenle beraber gittik. Ordan ben havalimanına geçtim. İzmir’den İstanbul, İstanbul’dan Londra gelmiştim işte. Havalimanından çıktığımda annemi gördüm. Kocaman sarıldım, çok özlemişim.
Evin sokağına gelince bile bi hüzün çöktü hemen. Yaşadıklarım aklıma geldi. Eve girdiğimde depresyonlarım gözümün önünden geçti. Ama özlemiştim de evimi. Annemle çok sevdiğimiz sushi restoranından yemek söyledik. Yedik içtik ve eğlendik. Arkadaşlarımı anlattım. Umarım bir gün tanışırsınız dedim. Daha tanımadan o da Gamze’yi çok sevdi. Çok iyi birine benziyo dedi.
Haftasonunu beraber geçirdik. Sevdiğimiz yerlere gittik. Ama pazartesi olduğunda işe başlamak zorundaydı.
Evde yalnız kalınca yine bi hüzün çöktü. Londra’nın kasvetli havası modumu daha da düşürüyordu. Kendime itiraf etmek istemiyordum ama sanırım burayı hiç özlememiştim.
Evde çok sıkılmıştım. Kendimi sokağa attım. Bikaç arkadaşımla görüştüm. Ama Türkiye’de ki arkadaşlarım kadar eğlenceli değillerdi.
Akşam annem gelince durgunluğumu farketti. Ne olduğunu sordu.
“Sanırım oranın temposuna alışmışım. Buraya gelince bi boşluğa düştüm.” dedim. Anlayışla karşıladı.
“Daha dönüş biletini almadık. İstersen daha erken dönebilirsin. Benim de Manchester’a gitmem gerekiyormuş bugün öğrendim. 3-4 gün kalmam gerekebilir. Jane biliyorum çok özür dilerim o kadar yol geldin ama benim gitmem gerekiyor şimdi de. Kızdıysan anlarım. Hatta arayıp iptal edebilir miyim bi bakayım.”
Annemin bunu söylemesine adeta sevinmiştim. Ama sevindiğimi belli etmedim.
“Hayır hayır anne iptal etme. Sana dönüşü kötü olabilir. Zaten çok güzel bir haftasonu geçirdik. Ara tatilde de geleceğim. Hatta sen de o zaman izin alırsın ve kayağa falan gideriz. Zaten bu gelişim çok ani oldu. Seni de zor durumda bıraktım.”
“Hayır saçmalama. Kısa da olsa bana da çok iyi geldi görüşmemiz. Seni çok özlemiştim.” dedi.
“Ben de” dedim ve sarıldım.
Biletimi aldıktan sonra odama çıkıp eşyalarımı topladım. Yarın yine yolculuk vardı.
Uçağa binerken heyecandan yerimde duramıyordum. Hayatımdaki en zor yolculuk oldu. Uyuyamıyordum da. Bende müzik dinleyip Okan’ı düşünmeye başladım. Ona geldiğimi haber versem mi? Yok ya. Direkt bana gel demek gibi bi şey olurdu o. Sanki onun için dönüyomuşum gibi. E onun için dönüyodum. Ama onun bunu bilmesine gerek yoktu.
Öyle böyle derken gelmiştim. Trenden indim eve doğru yürümeye başladım. Tam eve girerken Selin’le karşılaştım.
“Aa Jane. Erken dönmüşsün. Çok sevindim.” diyip sarıldı.
“Evet. Annemin işleri çıktı ben de döndüm.”
“E süper. Bizde çocuklarla kafeye geçiyoruz. Yorgun değilsen sende gel.”
“Olur. Yorgun değilim. Ama üzerimi değiştireyim.”
“Tamam bekliyorum”
Hemen siyah triko elbisemi giydim. Saçımı makyajımı da tazeleyip çıktım. Kol kola kafeye geldik. Oturur oturmaz etrafa bakınmaya başladım. Gözlerim Okan’ı arıyordu. Ve orda işte. Biraz uzağımda bi masada oturuyordu. O beni görmedi ama ben onu ve karşısındaki kızı gördüm. Kızla samimi gibilerdi. Biraz bozulmuştum. Bana bu kadar asılırken başka kızlara da aynısını yapıyomuş. Bakmaya devam ettim. Vücut dilini çözmeye çalıştım. Vücudu gergindi. Ya kavga ediyolardı ya da ciddi bir şey konuşuyolardı. Belki de eski sevgilisidir diye düşündüm. Önlerinde bazı kağıtlar vardı onlara bakıyolardı. Ne olursa olsun. Bu görüntüden hiç hoşlanmamıştım. Biraz daha oturduktan sonra yorgun olduğumu söyleyip eve geçtim.
Eve gelince kendime bi şarap doldurdum ve koltuğa attım. Telefonu elime almamla mesaj geldi. Okan’dan.
-Ne zaman döndün? Neden bana haber vermedin?
+Başka kızların yanındayken bana mesaj atma lütfen.
-Demek gördün beni.
+Görmesem de kahkahalarınızı duymamak mümkün değildi.
-Sana geleyim. Yüzyüze konuşalım.
+Hı hı tabi. Yanındaki kızı da getir hatta grup yaparız.
-Hahaha çok güzel fikir aslında. Böyle şeylere açık olmana sevindim.
Bi de dalga geçiyo ya.
+Yorgunum Okan. İyi geceler.
-O kadın babamın avukatıydı. İşle ilgili bazı evrakları imzalatmaya getirmiş. Aklımda sen varken gözüm başka kadınları görmüyo. Yemin ederim.
Cevap vermedim. Çünkü anlattığını yemedim. Buna inandıracak başka kızlar bulsun.
Ayağa kalkıp camdan bakmaya başladım. Aşağıda arabaya yaslanmış biri duruyordu. Dikkatli bakınca Okan’ın arabası olduğunu anladım. O zaman o da Okan mı?