YALNIZ

1618 Kelimeler
Merdivenler ulaştığımda çoktan bana yetişmişti. "Günaydın," dedi yanıma geldiği anda. Ona bakmadan "Günaydın," dedim ve merdivenleri çıkmaya devam ettim. İnsan görünmez ola ola başka insanları rahat bir şekilde görmezden gelebiliyordu. Umursamaz bir tavırla diğer öğrencilerle arama mesafe koyarak merdivenleri tırmanmaya devam ettim. "Dün akşam seni görünce öyle çıkıştığım için üzgünüm," dedi. Sesinin samimi çıkıp çıkmadığına emin olmadım. Omzumu silktim. "Önemli değil," diyerek konunun kapanması için dua ettim. Aslında içimdeki şeytan yalan söylediği için ona sağlam bir fırça atmasını söylüyordu ama bunun olacağını bilerek onun bana yaklaşmasına izin vermiştim. En az onun kadar bende hatalıydım. "Şey," dedi sanki konuya nasıl gireceğini bilemiyormuş gibi. Onun bir an akşam ki kızla olan buluşmasını açıklamak istediğini düşündüm ama o birkaç saniye sonra söyledikleri ile beni şaşırttı. "Senin bir erkek arkadaşın olduğunu bilmiyordum." Merdivenin son basamağında durup ona döndüm. Şaşkındım çünkü akşamki olayda tek aklına takılan bu olamazdı. Sinirlenmiştim ama yüzümün hala soğuk durduğuna emindim. "Sana hayatımda tüm olup bitene anlatmalı mıydım?" diye sordum başımı yana yatırarak. Benden iki basamak altta durduğu için ondan biraz olsun uzun duruyordum. Kahverengi gözlerinde şaşkın bir ifade vardı. "Eminim senin de bana söylemediğin özel durumların vardır," dedim. Mahcup bir ifade ile ensesini kaşımaya başladığında arkamı dönüp koridora girmek için ilerledim ama bir el bileğimi tutunca hemen arkamı döndüm. Kuzey sanki kendisi de yaptığı şeyin yeni farkına varmış gibi gözleri ardına kadar açık bir halde elini geri çekti. "Ben üzgünüm," dedi sesi samimi çıkıyordu. "Sana öylece dokunmamalıydım. Dün akşam ailemle planım var diyerek yalan söyledim." Başımı salladım. "İstediğini yapmakta özgürsün. Benimle görüşmek istemediğinde yalana başvurmana gerek yok çünkü bu bir daha olmayacak," dedim kendimden emin bir sesle. Artık bu salaklığa katlanmaya niyetim yoktu. İlerlemek için adım attığımda Kuzey önüme geçti. "Ben sadece benden hoşlandığını düşündüm ve kalbini kırmak istemediğim için kız arkadaşım olduğunu söylemedim." Kaşlarımdan biri havalandı. Kendimi kahkaha atmaktan alıkoyamadım. İlk defa bu kadar içten gülüyordum. Kuzey bana bakarken gözlerinden tuhaf bir ışıltı geçti. "Kuzey sanırım cümleyi yanlış kurdun. Senden hoşlandığımı düşündün ve yalan söyledin. Kırılacağımdan değil. Sadece sana ders çalıştıran inek kızla arayı bozmamak için." Uzanıp sağ omzunu pışpışladım. "Sana yeni bir haber. Senden hoşlanmıyorum. Sadece arkadaş olmak istemiştim ama sen buna layık bir adam olmadığını kanıtladın. Derslerinde başarılar," dedim ve yanından hızla geçip sınıfa ilerledim. Şükür benden hemen sonra öğretmen sınıfa girdi. Bu şekilde onun saçma açıklamalarına daha fazla katlanmak zorunda kalmadım. Sonrasında kendimi tamamen derslere odakladım. Ders bittiğinde Kuzey'den kurtulduğumu düşünerek ne kadar yanıldığımı fark ettim. Öğretmen daha sınıftan çıkar çıkmaz masama gelmişti. "Biraz konuşabilir miyiz?" Tek kelime etmedim. Kulaklığıma uzanıp kulağıma taktım ve tek bir dokunuşumla müziğin güçlü melodisi kulaklarıma doldu. O masanın yanında yokmuş gibi diğer dersin kitabını dolabımdan almak için masamdan kalktım. Kuzey'in benden bir daha ders alamayacağını öğrenince panik dolu açıklamalarını dinlemek istemiyordum. Dolabıma giderken ondan kurtulduğum için rahatladım. Besle kargayı oysun gözünü. Vay be bu ara ne kadar da deyimlerle atasözlerine kafayı takmıştım. Dolabın içinden kitabımı alıp kapağını kapattığımda gözlerim dolaplara yaslanmış Kuzey'in gözleri ile buluştu. Can sıkıcı olmaya başlamıştı. Kulaklığımdaki müziği durdurdum. "Bana açıklama yapma, yalvarma, aşağılayamaya hiç kalkma sana artık hiçbir şekilde ders vermeyeceğim," dedim. Dolabımı kilitleyip anahtarı cebime attım. Kuzey kaşlarını çatmıştı. "Açıklama yapmak yerine özür dileyecektim," diye konuşmaya başladı. "Sadece beni affetmen için yalvarabilirim. Seni aşağılamak aklımın ucundan bile geçmez. Seni kırdığımı görebiliyorum o yüzden senden ders almaya devam edecek kadar yüzsüz değilim. Ama anlatmam gereken bazı şeyler var-" "Dinlemek istemiyorum," dedim hemen. Yüzünden hayal kırıklığı geçse de hemen kendini toparladı. Yeniden konuşmaya başlayacağını anladığımda oradan uzaklaşarak onu yalnız bıraktım. Ben oradan uzaklaşmadan önce bana mahcup gözlerle baktığını fark etmiştim. Bu doğru muydu emin değildim. Elimde kitabım sınıfa doğru giderken düşüncelerimden vazgeçtim. Önümde daha büyük bir sorun vardı. Yarın cumartesiydi ve katılmak istemediğim bir doğum gününe katılmak zorundaydım. Tek dileğimin zamanın hızlı geçmesiydi. Sonraki derslerde Kuzey'i görmedim. *** "Doğum günün kutlu olsun," dedim Liya kollarını sıkıca bana sarmadan önce. Liya harika pembe bir elbisenin içinde resmen tanrıçalar kadar güzel görünüyordu. Kısa saçları ona kimseye yakışmayacak kadar yakışmıştı. Ela gözleri sıcak bakıyordu. Bu kıza rakip olmak imkansızdı. Elimdeki paketi uzattığımda pembe rujlu dudakları samimi bir gülümseme ile kıvrıldı. Makyajı bu kadar doğal nasıl yapabiliyordu? Ben her seferinde kendimi abartılı makyaj yaparken buluyordum. "Yine harika bir hediye getirdin değil mi?" diye sordu heyecanla. Bu kızla arkadaş olabilirdik aslında ama nedense bir türlü böyle bir bağ oluşmamıştı aramızda. Bu belki benim belki de onun yüzündendi emin olamıyordum. Yine de içimden bir ses benden kaynaklandığını söylüyordu. Paketi özenle yırtıp içinden eskiden severek okuduğu Jane Austen'in Gurur ve Önyargı kitabının eski bir baskını çıkardı. Ela gözlerindeki beğeni dolu bir ifade vardı. "Sen harikasın," diyerek yanağıma bir öpücük kondurdu. O sırada yanımıza gelen bir arkadaşı ona bir şeyler söylediğinde bana yeniden teşekkür edip arkadaşının peşinden gitti. İşte iletişimimiz buraya kadardı. Odaya şöyle göz gezdirdiğimde herkesin arkadaşları ile konuştuğunu gördüm. Belki kendine güvenen başka biri olsa herhangi bir grubun içine girer ve sohbete katılırdı ama burada benden bahsediyorduk. Odanın uzak bir köşesine gidip tekli koltuğa bacaklarımı bağdaş yapıp oturdum. İnsan içinde oturmama kalkmama dikkat etmemi tembihleyen annemin sözleri kulağımda yankılansa da endişelenecek bir durum yoktu. Odada yaklaşık otuz genç vardı ve kimsenin benim olduğu yere baktığı yoktu. Bu hem beni rahatlatırken hem de rahatsız ediyordu. Ya akıl sağlığımı kaybediyordum ya da benim gibi hisseden yalnız ama çekingen insanlardan yalnızca biriydim. Aslında kendimi çekingen olarak tanımlayabilir miydim? İnsanlara ağzıma geleni söylerdim ama duygularımı açma konusunda her zaman gergin hissederdim. Sanırım bu yüzden çekingen bir insan sayılabilirdim. Nefesimi sesli bir şekilde bırakırken anneme kızmadan edemedim. Liya'nın ailesinin malikanesi şehir dışında sayılırdı. Ben hariç herkes kendi özel aracıyla gelmişti ve eve dönebilmek için annemin beni almasını beklemek zorunda kalacaktım. Annemi biraz olsun tanıyorsam buradan en son çıkan misafir olacağım kesindi. Zaman bir gün daha düşmanım olacaktı anlaşılan. Liya mumları üfledikten sonra herkes kapalı havuza gitmek için hazırlanmaya başladı. Ben yanıma bir şey getirmemiştim. Kasım ayında havuza girme ihtimalinin olmasını düşünememiştim. İşte bu yüzden bu doğum günlerinden nefret ediyordum. Hepsi aynı okula giden ve benzer hayatları olan bu insanlarla aynı kulvarda değildim. Kendimi de aşağılamıyordum. Mesela sporcuların yaşam düzenlerini de anlamıyordum. Anlamadığım bir dünya da kendimi oldukça huzursuz hissediyordum. Aslında Liya'dan bikini isteyebilirdim ama o göğüslere giydiği bikini üstünün bana uyacağını sanmıyordum. Herkes evin kapalı terasında bulunan havuza gitmek için hareketlenmişti. Aralarından ayrıldığımı kimsenin fark etmediğini bilmenin rahatlığı ile Liya'nın çalışması için hazırlanan kütüphaneye doğru ilerledim. Daha ilkokuldayken orada kitaplar okurduk. Benim hala en sevdiğim yer orasıydı. Ayaklarım yolu bilmenin rahatlığı ile ilerliyordu. Bir yandan etrafa bakarken değişen bir şey var mı diye inceliyordum. Nasıl olsa iki saat daha burada kalmam gerekecekti. Annemin neden bu kadar ısrar ettiğini anlamıyordum. Ev denilen bu yer bile bizim yaşadığımız evden beş tane kolaylıkla alırdı. Benim ailemde zengin denilebilecek bir maddi gelire sahipti ama eskiden anneannemdeyken izlediğimiz yeşilçam filmlerinde söyledikleri gibi biz Liya ile farklı dünyanın insanlarıydık. Sonunda bilindik ağır ahşap kapılara geldiğimde hafifçe aralayıp içeriye baktım. Burası iki katlı bir kütüphaneydi ve ben mimarisine bayılıyordum. Liya'nın evine gelmek zorunda kaldığım her zaman burası benim sığınağım olmuştu. En azından diğerlerinin kitap okumakla ilgilenmediği için şükretmeliydim. Güneş yüksek pencerelerden içeri sızıyordu ve pencerenin kenarındaki koltuk sanki beni kendine çağırıyordu. Deri ciltli kitapların arasında gezerken bir yandan kitapların kokusunu içime çekiyordum. Huzur azda olsa içimdeki rahatsızlığı dindirmişti. Bildiğim bir dünyanın içinde yer almak rahat nefes almamı sağlıyordu. Annemin beni eve bırakmasının üzerinden daha sadece bir saat geçmişti. En az üç saat geçmeden onu arayamazdım. Bu yüzden bir kitap seçip pencerenin kenarındaki koltuklardan birine tünedim. "Seni güzel şey," dedim kitabın kapağını okşarken fantastik kitapları çok severdim. Harry Potter her zaman okuyabileceğim bir kitaptı. İngilizce baskısını elime aldığım için mutluydum. Kapağını açıp hemen okumaya başladım. Kitaba kendimi kaptırmıştım. Cama vuran yağmur bir an dikkatimin dağılmasına neden oldu. Sonbahar ve kışı seviyordum. Havada asılı kalan büyülü bir koku olurdu. Yağan yağmur, serin ama güneşli havalar içimi bitmek bilmeyecekmiş gibi duran bir mutlulukla doldururdu. O an evde olmaktansa kulaklığımı takıp sokaklarda gezmek isterdim. Üzerime yağmur yağarken sanki tüm kötülüğün ve stresin üzerimden kayıp gitmesine neden oluyordu. "Seviyorum..." diye mırıldandım parmak uçlarımı cama değdirirken. Sanki yağmur damlalarına dokunabilirmişim gibi. O sırada sadece yağmurun sesinin doldurduğu odada telefonum çalmaya başladığında yerimden sıçrayarak kitabında yere sesli bir şekilde düşmesine neden oldum. Telefonun ekranına bakınca annemin aradığını gördüm. "Anne?" "Doğum günü nasıl geçiyor eğleniyor musun?" diye sordu annem neşeli bir sesle. Ya sorma ben ve bir oda dolusu kitap eğlenceden coşuyoruz. Tabi ona böyle bir şey söylemedim. "Evet, oldukça eğlenceli," dedim sesimin sanki cenaze sahibiymiş gibi çıkmasına engel olamadım. Yalan söylemekte bir yere kadardı. "Gelip beni alır mısın?" Annem bu tartışmayı tahmin etmiş gibi nefesini telefona verdi. "Neden biraz daha vakit geçirmiyorsun?" Gözlerimi kapattım. Yorgundum. Annemle bu tartışmayı yapmak istemiyordum. "Anne bu insanlar benim arkadaşım değil neden anlamıyorsun? Onların dünyası ile benim dünyam farklı. Konuşacak tek kelime bile bulamıyorum," dedim sinirlenerek. Odada benden başka kimsenin olmamasının vermiş olduğu rahatlıkla konuşabiliyordum. Gerçi biri olsa ne olacaktı. Yanlış veya kötü bir şey söylememiştim. Annem bıkkınlığını belli eden bir tavırla nefes aldı. Bu konuşmalarımdan sıkılmış olmalıydı. "Saçmalama ve arkadaş edin ileride sana yardımcı olabilecek arkadaşlar," diyerek ısrar etti. "Kendimi asalak hissettirecek bir arkadaş istemiyorum. Anla artık şunu," dedim sinirle. İçimde kaynayan öfke sanki bedenimi ele geçirmişti. Düşünmeden öfkeyle konuşmaya devam ettim. "Senin gibi zengin bir adam bulunca çocuk yapıp ona yapışmak istemiyorum." Telefonun ucunda derin bir sessizlik oluştu. Evet, ileri gitmiştim ama Selin Özay bir uçuş sırasında tanıştığı oldukça zengin ve nişanlı bir adamla birlikte olması sonucu beni doğurmuştu. Babamın ailesi eğer çocuğunun annesi ile evlenmezse babamı mirastan men edeceğini söylediği için annemle evlenmek zorunda kalmıştı. Umarım şimdi ebeveynlerimin neden bu şekilde birbirlerinden uzak olduğunu daha iyi anlamışsınızdır. Yine de anneme onları söylediğim için kendimi rahatsız hissettim. "Anne ben-" dediğim anda konuşmaya başlayarak sözümü kesti. "Madem her şeyi bu kadar iyi biliyorsun o halde kendin eve dönmenin yolunu bulursun," dedi ve telefonu suratıma kapattı. O kadar şaşırmıştım ki bir süre telefonun ekranına bakakaldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE