Ama o an başka bir sorunum daha vardı.
Duvara yakın olan kitaplığın arka tarafından biri çıkarak kapıya doğru ilerledi. Olduğum yerden sadece sırtını görebiliyordum. Dalgalı kahverengi saçlarını karıştırıyor ve sanki yorgunmuş gibi çökmüş omuzları ile kapıya doğru ilerliyordu. Üzerinde kırmızı bir sweet ve mavi kot pantolon vardı. Ağzım açık onu izlerken saniyeler içinde odadan çıktı.
Yüzüme ateş bakarken içeri girdiğim andan itibaren odaya birinin girmediğine emindim. O halde ben içeri girdiğimde o odadaydı. Gözlerimi sımsıkı kapatıp derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Bu ara kendimi rezil etmekten başka bir şey yapmıyordum.
Kitabı kapatıp koltuğun üzerine bıraktım. İçimdeki öfke bedenime yayılıyordu. Buradan çıkmak, lanet olası yerden uzaklaşmak istiyordum. Camdan dışarı baktığımda yağmurun durduğunu gördüm. Malikaneye taksi çağırabilirdim. Hemen koltuktan kalkıp odadan dışarı çıktım.
Koridorda ilerlerken kimseyle karşılaşmamak için dua ettim. Gerçi karşılaşsam sanki nereye gittiğimi soracaklardı. Bazen çok mantıksız hareketlerde bulunuyordum. Bu düşünceden sonra ceketlerimizin konulduğu odadan montumu ve çantamı alıp kendimi malikaneden soğuk kasım gününe attım. Derim bir nefes alıp eve hemen internetten aradığım taksi numarasını bulup telefonda tuşladım. Telefon çalarken malikanenin demir kapısından dışarı çıktım. Kendimi daha iyi hissediyordum.
Telefon uzun uzun çalmasına rağmen açan olmayınca kaşlarım çatıldı. Taksi bulmak zordu ama en azından telefonu açabilirlerdi. Kaşlarım çatılmış halde başka bir taksi durağının numarasını tuşlarken ekrana iri yağmur damlaları düşmeye başladı. Telefonu indirip yüzümü gri gökyüzüne çevirdim. "Gerçekten mi?" diye sordum şansızlığıma kızarak. Yağmur damlaları hızlanırken malikaneye dönmekten başka bir çarem kalmadığını fark ettim.
Ben düşüncelerimle boğuşurken malikanenin demir kapısı birden açılmaya başladı. Siyah bir Ferrari marka araç çıkmak için ilerliyordu. Ah kesinlikle sınırlı sayıda üretilen bu aracın sahibinin babası oldukça zengin olmalıydı. Gençlerin kullandığı bu araçlar onlara ait değildi. Onlar sadece elmas kaşıkla doğacak kadar şanslı olanlardı. Ben ise gümüş bir kaşıkla doğmuştum. Önemli olan para mıydı aile sevgisi mi? İkisinin bir arada olduğu aileler var mıydı acaba?
İçeri girmek için hareketlendiğimde araba birden durdu ve camı hızla açıldı. Umursamadan yürümeye devam ettim. Arkamdan sürücünün seslendiğini duydum.
"İstersen gideceğin yere kadar bırakabilirim," dedi güçlü bir ses. Yağan yağmura rağmen sesindeki kalın titreşimleri duyabiliyordum. Arkamı döndüğümde bana arabanın yan aynasından baktığını fark ettim. Benimle konuşmak için arkasını bile dönmemişti.
"Hala ıslanıyorsun," diye ekledi.
Haklıydı. Saçma bir tereddüt yaşarken ıslanmaya devam ediyordum. Bu insanlar Liya'nın arkadaşıydı ama onlara güvenebileceğimden emin değildim. O yüzden arabanın yolcu koltuğuna binmeden önce plakasını hızla Liya'ya yazıp bu aracın sahibi ile çıktığımı, gideceğim yere kadar beni bırakacağını söyledim. Başıma bir şey gelirse en azından biri kimle olduğumu bilmeliydi.
Yolcu koltuğuna oturduğumda sıcak ve kuru bir ortam beni karşıladı. İçerisi ismini bilmediğim baharat kokularının yoğun olduğu erkek parfümü kokuyordu. Araba yola çıkarken teşekkür etmek için arabayı süre kişiye döndüm.
"Te-"
Lafımın devamını getiremeden ağzım bir karış açık halde dün çarptığım ve sahte sevgilim olarak adlandırdığım gence baktım. O aynı zamanda kütüphanedeyken konuşmama kulak misafiri olan kişiydi.
"Sen," dedim bir fısıltıyla inanamayarak.
Bana bakmadı. Gözleri yola odaklanmıştı ama dolgun dudakların gerilerek bir gülümseme şeklini aldığını gördüm. Eğlendiğini belli eden bir gülümseme değildi. Sanki öyle yapması gerektiği için gibi otomatik oluşan bir gülümsemeydi. "Sanırım istemeden de olsa karşılaşıyoruz."
Geriye yaslanıp bende gözlerimi yola diktim. "Beni gideceğim yere götürmek zorunda değildin."
Göz ucuyla omzunu silktiğini gördüm. "Gerçekten zorunda değildim ama biri beyefendi olmak istiyorsam zorda kalan insanlara yardım etmem gerektiğini söylemişti," dedi hüzünlü bir sesle. Bu kişinin kim olduğunu bir an ister istemez merak ettim.
Yine de bunu soracak halim yoktu. Sadece başımı salladım. "Bunu söyleyen oldukça bilge bir insanmış," dedim ve onunda onaylarcasına başını salladığını gördüm. Tek eliyle direksiyonu tutarken oldukça rahat duruyordu. Ne annem gibi panikti ne de babam gibi aceleyle sürüyordu. Arabayı kullanışı oldukça güvenilirdi.
Sanırım ona bir teşekkür bir de özür borcum vardı.
"Geçen akşam sana yaptığım saçma hareket için tekrar özür dilerim," dedim bakışlarım hala yola sabitken. "Ve beni arabana aldığın için teşekkür ederim." İşte söylemiştim. Bir yerimden bir şey de eksilmemişti. İki kere karşılaşmamız bir şey ifade etmiyordu. Zaten o bölge her zaman gittiğim bir yer değildi. Liya ile de sadece yılda bir kere o da doğum gününde görüşürdük.
"Sanırım şimdi bir daha görüşmeyeceğimizi düşünerek rahatlıyorsundur," dedi. Hızla bakışlarımı ona çevirdiğimde ona daha dikkatli baktım. Teninin ne kadar beyaz olduğunu fark ettim. Bu birazda hastaymış gibi görünmesine neden oluyordu. Kahverengi saçları aslında benimkilerden daha açık bir renkti ve berberi oldukça iyi çalışmıştı. Dalgalı saçları hoş bir şekilde duruyordu. Kirpikleri uzun, kaşları ise kalındı. Gözlerini tam olarak görmemiştim ama kahverengi olduğunu söyleyebilirdim. Evet, benim gibi asosyal biri bile onu yakışıklı bulabilirdi.
Başımı sallayarak düşüncelerimden uzaklaştım. "Sanırım düşüncelerimi çok çabuk gösterdim. Aslında dün akşam ki utandırıcı andan sonra seninle karşılaşmayacağımız için çok rahattım," dedim nefesimi sesli bir şekilde çekerken. Hayatın benim işimi kolaylaştırmayacağını tahmin etmeliydim.
Başını ağır ağır sallarken virajı dönüp ana yola giren ara yola çıktı. Birkaç dakikadır sessiz olan araba gerilmeme neden oldu. Konuşmak yerine yanımızda geride kalan arabalara baktım. Hatta bir ara ciddi ciddi onları saymaya başlayacaktım.
"Dün akşam ki çocuk aşık olduğun biri mi?" diye sorunca siyah arabaların on ikincisini sayıyordum. Birden irkilip ona döndüm. Kaşlarım çatılmıştı. Az önce aşık olup olmadığımı mı sormuştu? Kuzey'e aşık olmak mı? Kahkaha atmamak için alt dudağımı ısırmak zorunda kaldım.
Önce hızla başımı salladım. "Hayır aşık değildim," dedim samimiyetle. Kuzey'e ilk andan itibaren öyle duygular beslememiştim. Daha arkadaşlığın, dostluğun ne olduğunu bilmeden aşkı nasıl tanıyabilirdim ki?
Yol biraz sakinleşince birkaç saniye bana bakmak için döndü. Üzerindeki kırmızı ona kesinlikle yakışıyor diye düşünmekten kendimi alamadım. Kalın kaşlarının altındaki iri kahverengi gözleri sanki her şeyi görüyor gibi dikkatli bakıyordu.
"Sanırım ben yanıldım," dedi yeniden yola bakarken. Bakışlarını çevirmiş, ezici ilgisinden sonra rahat nefes almamı sağlamıştı. Sonra umursamaz bir tavırla konuşmasını devam etti. "Ona bakarken kalbin kırılmış gibi görünüyordu."
Evet, harikasın Nesteren gerçekten duygularını iyi sakladığını düşünürsün birde. Gerçi bu kişiden neden duygularımı saklayacaktım ki? Arada rastlantısal olarak karşılaşmamız bizim her zaman bir arada olacağımız anlamına gelmiyordu. Ona rahatlıkla açılmayacaksam derdimi kime anlatabilirdim ki? Bu yüzden hayatımda ilk defa yaşıtım olabilecek birine açık açık konuşmaya karar verdim. "Evet, kalbim kırıldı," dedim açık yüreklilikle. Bu çocuk zaten birden fazla kes rezil halimi görmüştü. Daha fazla kuyruğu dik tutmanın alemi var mıydı? Bu yaşadıklarımı anlatacak bir arkadaşım bile yoktu.
Bana merakla bakınca konuşmama devam etmemi istediğini anladım. Ne kaybedecektim ki? "Aslında gördüğün o kişiyle arkadaş olmak istiyordum. Bilirsin kovandaki kraliçe arıyı bul onunla vakit geçir ve kısa sürede onlardan biri ol diyerek yola çıktım."
Kıkırdadı. Bu daha içten gelmişti. "Ne yani kraliçe arı mı? Gerçekten mi?"
Elimi boş ver dercesine salladım. "Benzetmelere takılma. Lisemi değiştirdiğim ve bir arkadaşım olmasını istedim ama bunu nasıl yapacağımı bilemedim." Bir an susup düşüncelerimi sesli dile getirdiğimde kulağa ne kadar salakça geldiğini fark ettim. Bu saatten sonra duramayacağım için anlatmaya devam ettim. "Kuzey'de bana bir soru sormak için geldiğinde beni kullanacağını bile bile ona yardım ettim. Sanırım benim konu kullanacağım gibi onunda bana bunu yapmasına izin verdim."
Bir süre sessiz kalınca bana bir an bakıp kaşlarını çattı. Devamını anlatmamı bekliyor gibiydi. "Sanırım sonra işler planladığın gibi gitmedi," diyerek tahminde bulundu.
Başımı salladım. "Evet, iyi bir not alınca ona bunu kutlayalım dedim. Niyetim bir şekilde onun arkadaş grubuna girmekti ama beni reddetti ailesi ile işi olduğunu söyledi."
Şimdi baş sallama sırası ondaydı. Başını salladığında dalgalı saçları da hareketlendi. "Sanırım tam bu noktada onu takip ettin," dedi eğlendiğini belli eden bir sesle. Ona kızmam gerekirdi ama o an mantıklı gelen hareketimin aslında ne kadar tuhaf olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum.
Gülümsedim. "Evet, bir sapık gibi takip ettim ve ailesi yerine kız arkadaşı ile buluştuğunu gördüm."
"Bu da seni rahatsız etti," diye tahminde bulundu.
"Hayır, arkadaşları ile buluşsaydı inan daha çok kırılırdım. Sadece bana yalan söylemesinden hoşlanmadım. Sanırım bir an için birbirimizi kullandığımızı unutup gerçekten arkadaş olduğumuzu sanmışım," dedim kendimi şaşırtarak bir şekilde itirafımı düşündüm. Evet, ona duygusal bir his beslemiyordum sadece kendimi soğuk ve mantıklı biri olarak görürken böyle olmadığımı bilmek bir aydınlanma anı yaşamama neden olmuştu.
"Senin için arkadaş edinmek bu kadar önemli mi?" diye sorduğunda kendi karakterimle ilgili çıkarımlar yapmakla meşguldüm.
Düşünmeden cevap verdim. "Evet, bazen hayat akıp giderken ben çok gerisinde kalmış gibi hissediyorum. Kendimi bildim bileli hep ders çalıştım ama bir arkadaşım olsaydı diğerleri gibi eğlenir miydim yoksa bunu bir yük olarak mı görürdüm emin olamıyorum. Şurada durabilirsin," dedim bir anda otobüs durağının olduğu kaldırımı gösterirken. Beni ikiletmeden hemen direksiyonu kırıp arabayı durdurdu.
Elimi aracın kapısına uzattığımda konuşarak beni şaşırttı.
"Onu bende hissediyorum," dedi sanki on sekiz yaşında değil de hayatın en iyi günlerini geride bırakmış yaşlı bir adam gibi konuşuyordu. "Bazen hayat seni dışarıda bırakarak devam ediyormuş gibi hissedersin."
Ona verecek cevabım yoktu. Sadece söylediklerini anladığımı belirtircesine başımı ağır ağır salladım. Ardından kapıyı açtım ve inmeden önce ona döndüm. "Teşekkür ederim," dedim gülümseyerek. "Sanırım bir daha karşılaşmamız mümkün olmayacak. Hoşça kal." Ardından araçtan inip kapıyı kapattım. Araba bir saniye bile beklemeden kaldırımın yanından ayrılıp araç trafiğine katıldı. Çok geçmeden diğerlerinin arasında kayboldu. O gözden kaybolduğunda bir şey fark ettim.
İçimi döktüğüm kişinin adını bile bilmiyordum.