bc

ŞEHVETİN ANATOMİSİ

book_age18+
211
TAKİP ET
1.6K
OKU
billionaire
dark
forbidden
family
age gap
fated
forced
opposites attract
mafia
heir/heiress
drama
bxg
kicking
city
mythology
cruel
musclebear
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Kendi halimde bir genç kızdım. Yürüdüğüm yolda ideallerim varken, nereden bilebilirdim böyle olacağını...

Ben Kadife , adımı babaannem koymuş...

Doğduğum gün, odadaki herkesin yüreğine dokunan sıcacık bir yumuşaklık getirmişim. Babaannem beni kucağına ilk aldığında, gözlerimin içine bakıp parmaklarımı sevmiş. Anneme dönüp, "Bu kızın teni de, huyu da, ömrü de kadife gibi zarif olsun" demiş.

Onun anlattığına göre, bu ismin arkasında kökleri eskiye dayanan şöyle güzel bir hikaye var:

Babaannem gençliğinde terzilik yaparmış. Elinden en zor, en nazlı kumaşlar bile su gibi akar gidermiş. Bir kış gecesi, dışarıda göz gözü görmez bir fırtına varken kapısı çalınmış. Gelen, köyün uzak yamacında yaşayan ve o dondurucu soğukta doğum yapmak üzere olan gencecik bir kadınmış. Babaannem kadını hemen içeri almış, ocağı yakmış ve sabaha kadar ona yoldaşlık ederek bebeğin sağlıkla dünyaya gelmesini sağlamış.

Doğumdan sonra minik bebeği saracak sıcak bir örtü aramışlar, babaannem hiç düşünmeden çeyiz sandığına koşmuş. Sandığın en dibinde, yıllardır gözü gibi koruduğu, dokunmaya bile kıyamadığı zümrüt yeşili, sıcacık bir kadife kumaş varmış. O kumaşı çıkarıp bebeğe sarmışlar. Bebek, o yumuşacık dokunun içinde ağlamayı kesip huzurla uyuyakalmış.

Babaannem o geceden sonra kadifeyi sadece bir kumaş olarak değil; Zor zamanlarda gelen sıcaklık, sabır ve asalet olarak görmüş. Yıllar sonra ben doğduğumda, fırtınalı bir günün ardından güneşin açması gibi aileye bir neşe getirmişim. Kundaklandığım an ellerimi tutup, "Bu çocuk o kış gecesi hayatı güzelleştiren o kutsal kumaş gibi, dokunduğu her kalbi ısıtacak" diyerek adımı Kadife koymuş...

Şimdi ise tıp fakültesini dereceyle bitiren ben, rahmetli babaannemin doğup büyüdüğü kasaba da ve adının verildiği sağlık ocağında kasaba doktoruyum... Yani doktoruydum...

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
"ŞEHVETİNANATOMİSİ"
Ailenin tek çocuğuydum. Annem ve babam evlendikten yıllar-yıllar sonra dünyaya gelmişim. Zaten zor dünyaya gelmişim, bir de annem zorlaştırıyor du hayatımı. Dişlerimi sıkarken, tıslarcasına döküldü kelimeler ağzımdan. "Annee.. İstemiyorum diyorum anlamıyor musun?" Annem elinde telefon, falanca komşunun filanca oğlu , bak yüksek mühendismiş, boyu boyuna, huyu huyuna derken fırladım ayağa. Elimin tersiyle ittirdiğim telefonun yüzüne bile bakmadan odama dönüp , daha dün ziyarete diye geldiğim baba ocağını terk etmek için valizime tepeceğim kıyafetlerimi topluyordum yatağını üzerinden. On yedim de başladığım tıp fakültesini sekiz senede bitirmiş, Üç yıl önce mezun olup babaannemin kasabası Sığacık'a atanmıştım. Daha yirmi sekizimdeydim ama annem durmuyordu arkadaş. Susmuyordu kadın yüzümü gördüğünde. Başımı bağlamaya yemin etmişti sanki. Valizin fermuarını çekerken o son hamlesini de yapmadan olmazı. "Kadifem benim.." diyordu ama ben biliyordum onun duygu sömürüsü yaptığını. "Güzel kızım bak biz artık yaşlandık. Baban da bende torun sevmek istiyoruz. Biz öldükten sonra , sen bu hayatta yalnız mı...." diyeceği an sözünü kestim. "Anne yeter. Hem ne biliyorsun benim sizden önce ölmeyeceğimi?" dedim tek kaşımı kaldırırken. Valizi çekip kapının önüne bıraktığımda , annem arkasını dönüp salona doğru yürüdü; "Aman tamam be! İmkansız bir şey istedik sanki. Evlenmek bu kadar mı kötü?" derken çoktan salona girmişti ve hala sesi geliyordu; "Efendi biriyle evlenip , çora çocuğa karışsan ölürsün sanki.." Salonun kapısından başımı uzatıp; "Nereden biliyorsun anne evlenince çocuğum olacağını? Ya olmazsa ? Ya bende sizin gibi yıllar sonra çocuk sahibi olursam? HA!" Sonunda söyletmişti işte. Susayım diyordum ama annem ne yazık ki üzerime-üzerime geliyordu. Elini, yüzüme bakmadan 'Git' dercesine salladı. Geri dönüp kapının önünde duran valizimi sürüdüm. Vestiyerden çantamı aldım ve ayakkabılarımı ayağıma geçirip sert bir şekilde arkamdan çektim kapıyı. Şuraya dün gelmiştim, hem annemle babamı göreyim hem de üniversiteden arkadaşımın düğününe katılayım diyordum. Ama ne yazık ki annem yine yapmıştı yapacağını. Sığacık'tan senede bir kere ziyarete geliyordum . Üç sene de bu dördüncü gelişimdi. Ama yine burnumdan gelmişti. Belki Ecem'in düğünü olmasa yine gelmezdim. Ama kız özellikle davet ettiği için kıramamıştım onu. Apartmanın önüne park ettiğim aracımın bagajını açıp valizi fırlattım içine. Sert bir şekilde kapadım kapıyı geri. Tam o sırada babam arabasıyla yanımdan geçip , durdu. İnip bana doğru gelirken, ağır ağır yürüyordu . Yüzümden anlamış olacak, yaklaşıp durduğu an ; "Kızım ? Neyin var senin, ne oldu?" dedi çenemi nazikçe kavrarken. Babam, annemin beni sıkıştırıp durduğunu bildiği için Sığacık'a bile yalnız gelirdi. Sessiz kaldım. Ama anlamıştı çoktan. "Annen mi yine? Dur ben onunla konuşurum. Gel hadi yukarı çıkalım." derken elimi tuttu çocukluğumdaki gibi. Bir kaç adım atıp durdum. Babam arkasını dönüp , bana baktı. Gitmek istemiyordum. Ecem'in yarın ki düğününe katılıp kasabaya geri dönecektim. "Baba.." dedim buruk bir sesle. "Lütfen. Lütfen annemle konuşma artık. Öncekilerde konuştun da ne oldu? Her seferinde biriktirerek geldi üzerime. Boş ver. Hem ben zaten Ecem'in düğünü için gelmiştim. Gider arkadaşlardan birinde kalırım sonra da dönerim.." dedim. Babam, tuttuğu elimden beni kendine çekip göğsüne bastırdı. O da biliyordu annemle başa çıkamayacağını. Geri çekildiğimde, iki yanağına da öpücükler kondurup ; "Görüşürüz babacım." diyerek gülümsedim ve el salladım. Arkamdan; "Dikkatli ol kızım." diyordu ama aklının bende kalacağına emindim. Annem beni çatlatırken, babamı da kalp krizinden öldürecekti bir gün. İstanbul'un trafiğinde , Temmuz'un sıcağında tam da öğle vakti köprünün ortasında milim milim ilerliyordum. Radyoda çalan şarkıya eşlik ederken , deniz havası almak için camı indirdim. Gözlerim hemen yanımdaki mat siyah G kasa bir Mercedes'e kilitlendi. Hayalimdeki arabaydı ama ben bunun beyazını istiyordum. Tabi ki onu almak için biraz daha çalışmam gerekliydi. Biraz daha derken, bir beş yıl falan daha. Süzdüğüm aracın arka camı yavaşça inerken , o derin, keskin ve uzakta olsa fark ettiğim yeşil gözleri gördüm. Arkadan basılan kornayla önüme döndüğümde trafik rahatlamıştı ve gaza yüklendim. Normal şartlarda yarım saatte gideceğim yolu neredeyse iki saatte kat etmiştim. Sessiz sakin bir kasabadan sonra İstanbul trafiği hiç iyi gelmemişti. Sonunda aynı dönem mezun olduğum arkadaşım Bahar'ın evinin önünde durduğumda , ev demeye bin şahit gerek devasa kapıları ardına kadar açıldı. Süs havuzunun etrafında dönüp, indim arabamdan. Bahar kollarını iki yana açıp koşarak geldi ve bana sıkı sıkı sarıldı. "Ahhh canım benim ya . Geldiğini neden söylemedin ? " dedi geri çekilirken. Gülümseyerek cevapladım; "Dün geldim bende . Ecem'in düğünü için. " "E hadi gel girelim içeri, masa hazır seni bekledik , trafik yoğun olmalı." derken yan yana girdik oyma kapıdan içeri. Daha önce de gelmiştim buraya. Bahar'ın babasının dış ticaret üzerine şirketleri vardı. Dış ticaret dediğim adam bildiğiniz mücevher taciriydi yani. Koca salona kurulmuş yemek masasına yaklaştığımızda , annesi Güzide teyze ayaklanıp; "Kadife'ciğimm.. Hoş geldin canım nasılsın?" dedi o etkileyici sesiyle. "İyiyim Güzide teyzeciğim siz nasılsınız?" dedim aynı tonda. Gülümseyerek; "Teşekkürler canım çok iyiyim.." derken masaya buyur etti. "Ellerimi yıkamalıyım." diyerek zaten yerini bildiğim lavaboya yürüdüm. Elimi yüzümü yıkayıp , saçlarıma çeki düzen verdim. Masaya döndüğümde, çalışanlar servisi yapmış, Güzide teyze ve Bahar beni bekliyordu. Tam masaya yaklaşmıştım ki, Bahar sandalyeden fırlayıp çığlık attı. Korkmuştum ve şaşkındım. Koşar adım yanımdan geçip ; "Amca!! Amca gerçekten sen misin?" diyordu. Arkamda duyduğum kahkaha sesinden Bahar'ın amca dediği adamı görmesem de iri yarı biri olduğunu anlamıştım. Güzide teyze de ayaklanıp gülümseyerek yanımdan geçtiğinde , mecburen dönmek zorunda kaldım. Bahar; "Amca sen var ya her geçen gün biraz daha gençleşiyorsun. Farkında mısın?" derken amca dediği adam Güzide teyzeye sarılıp geri çekildi. Tahmin ettiğim gibi iri yarı bir adamdı. Belki bir doksan, hayır hayır ki metre vardı boyu. Bahar benle aynıydı ve yanında minicik kalıyordu. Dalgalı kır saçlarını geriye taramış, eğilip sarıldığı için bir tutamı alnına düşmüştü. Fit vücudu üzerine giydiği gömleğin düğmelerini zorlarken, bacak kasları ise her hareket ettiğinde pantolonundan belli oluyordu. Bakışlarını bana çevirdiğinde , o derin yeşil gözleri gördüm. Bahar araya girip; "Amca gel. Seni arkadaşımla tanıştırayım. Ecem'lerin düğünü için burada. O da benim gibi doktor. Aynı dönem mezun olduk. O şimdi Sığacık'ta kasaba doktoru." dediğinde adam ağır ağır yürüyüp gözlerini benden kaçırmadan elini uzattı. Onunla çok uzun süre göz teması kuramamış, bakışlarımı kaçırmıştım. Ama uzattığı elini tuttum ve ; "Kadife ben." dedim. Bakışlarının hala üzerimde olduğuna emindim. O tüylerimi diken-diken eden sesiyle ; "Arslan." dedi. Benimle göz kontağı kurmaya çalışırken , elimi sanki kor tutmuşçasına geri çekip ardıma aldım. Güzide teyze sanki kurtarır gibi araya girip; "Hadi bakalım yemeğe oturalım . Kızım bir servis daha açın Arslan Bey'e." diye mutfağa doğru seslenip önden masaya yürüdü. Arslan Bey , kibarca eliyle işaret edince bende dönüp, Güzide teyzenin peşinden yürüdüm. Bahar ve o da arkamdalardı. Kokusu burnuma dolarken ; "Kadife? Kadife iyi misin kızım ?" dedi Güzide teyze. "Hı? Ah pardon dalmışım." Güzide teyze karşısındaki sandalyeyi işaret ederek; "Böyle oturabilirsin.." dedi. Tebessümle başımı salladığımda , Bahar'ın amcası da masanın baş köşesine oturdu. Hemen çaprazıma. Zaten adamın kokusuyla aklım başımdan gitmişti. Bir de çok yakınımdaydı ve nasıl yemek yiyeceğimi düşünüyordum. Çünkü kurt gibi açtım. Yardımcılar bir servis de ona açtıklarında Güzide teyze ; "Afiyet olsun ." dedi ve yemeğe başladık. Bahar habire konuşuyordu ama ne dediğini anlamıyordum. Çünkü bir yandan kibarca yemek yemeye çalışırken öte taraftan kafamı meşgul eden ses tonu ve kokusunu içime çekiyordum. Masanın altından bacağıma değen şeyle, aniden başımı kaldırıp şaşkınlıkla ona bakarken, kaşlarıyla karşımdaki Bahar'ı işaret etti. Başımı yavaşça Bahar'a çevirdiğimde; "Ne oldu sana birden bire? " dedi Bahar. Lokmamı yutup bir yudum su içtim ve; "Bana mı? Yoo aklım evde kaldı sadece." dedim geçiştirmek için. "Aman canım ev havaya uçsa haberin olur herhalde." Gülümseyerek ; "Doğru söylüyorsun." dedim. "Amcamda Ecem'lerin düğünü için burada biliyor musun Kadife. Ecem'in damadı , amcamın iş ortağının kardeşi. Hem de bekar." dediğinde yağmurdan kaçarken doluya tutulduğumu fark edip öksürmeye başladım. Suyu uzatan kişi oydu ve Bahar'a yandan keskin bir bakış fırlattı. "böyle şeyleri kendi aranızda konuşmanız daha iyi olmaz mı güzel yeğenim." dedi sakin bir ses tonuyla. Bahar önüne dönüp, tabağındakilerle oynarken, Güzide teyze Bahar'a dönüp; "Kelin ilacı alsa kendi başına sürermiş.." diye göz devirdi. Konuştuğumu şeylere akıl erdiremiyordum. Annemden kurtulmak için arkadaşımın evine gelmiştim ama sanki iş birliği yapmışlar gibi aynı mevzuyu duymak zorunda kalıyordum. "Anne ya. " dedi Bahar, dudak bükerken. Amcası uzanıp saçlarını karışıtırdı ve; "Ben yeğenimi kimselere veremem yenge . Geçeceksiniz o işi." diye alayla güldü. İnci gibi muntazam dişleri vardı. Otuzların sonunda kırklarının başında olabilir miydi? Güzide teyze ; "Ne yapacaksınız ? Turşusunu mu kuracaksınız Allah aşkına. İki sene sonra otuzuna girecek. Hem senden ne haber ? Nasıl gidiyor bakalım aşk meşk işleri? Hani şu İtalyan mankene ne oldu?" dedi göz kırpıp. İtalyan manken mi ? Yuh! Gerçi adam da bakılacak kadar vardı hani.. "Onu hiç karıştırma yenge. Öylelerinin ne için geldiğini biliyorsun." derken yemeğine devam ediyordu. "Hem beni de biliyorsun. Sence bende evlenecek göz var mı?" diyerek açtı gözlerini. Bahar amcasına bakıp kahkahalara boğulurken , o koca adamın böyle komik olduğunu tahmin etmemiş, tebessüm etmiştim. Yüzümün güldüğünü görünce bana dönüp göz kırptı. Anlık bir panik atak yaşadığımı düşünürken, masanın altında bir kez daha bacağıma değen şeyle irkildim. Lokmamı zorla yutup , bir kaç yudum su içtim ve yemeğimi tam anlamıyla bitirmeden ; "Ziyade olsun." diyerek yaslandım arkama. Bahar; "Daha yemeğini bitirmemişsin ama . Sen geliyorsun diye yaptırdım bu köfteleri." dese de , yiyecek halim kalmamıştı. O bacağıma değen şeyin ne olduğunu bilmesem de kime ait olduğunu çok iyi biliyordum. Sıcak yumuşak ve ustacaydı. Dizi yada ayağı değildi. Bu kaba adamın parmakları olabilir miydi? Ancak nasıl bu kadar yumuşak elleri vardı ki? Derin bir nefes alıp; "Teşekkür ederim . Sanırım midem küçülmüş." dedim Bahar'a bakarak. "Peki madem acıktığında yersin tatlım." dedi ve yemeğine devam etti. Onlar devam ederken müsaade isteyerek kalktım masadan. Daha önce de burada kaldığım için misafir odasını biliyordum. Arabadan valizimi alıp , üzerimi değiştirmeliydim. Daha rahat bir şort ve tişört lazımdı. Bahçeye çıkıp arabama doğru yürüdüm . Hemen yanına çekilmiş olan G kasa mat siyah Mercedes'i gördüğümde , trafikteki araç geldi aklıma. O yeşil, derin bakan gözleri ve geri taranmış hafif kır saçları hatırladım. Bahar'ın amcasıydı o . Trafikte gördüğüm arka camı açan da oydu. Direkt olarak gözlerimin içine bakan da. Utanmıştım. Valizimi alıp görünmeden misafir odasına geçmeliydim. Arkamda sürüdüğüm valizim , ne kadar sessiz olmaya çalışsam da takır tukur sesler çıkarıyordu. Sonunda kapıya vardığımda, biraz yerden yükseltip sessizce girdim içeri. Alt katta ki misafir odasına doğru adımladım. Ve sonunda kapısını gördüğüm odanın içine attım kendimi. Fısır-fısır söylenirken bir yandan da valizimi açmış, kendime kıyafet arıyordum. 'Unut gitsin Kadife. Sustur şu kafanın içinden geçenleri. O arkadaşının amcası.' Başımı sallayıp arkamı döndüğüm an karşımda onu görmemle ağzımı açmam bir oldu. Çığlık atacaktım ki ağzıma bastırdığı eliyle gözlerim büyüdü. "Sakın." dedi o beni benden alan sesiyle.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
761.8K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.9M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
991.7K
bc

A Warrior's Second Chance

read
366.8K
bc

Not just, the Beta

read
352.1K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook