Uyarı! Bölüm fazlasıyla cinsellik içermektedir! 🚫 16+ üzeri için uygundur!
♧♧♧
Leydi Valeria ve Sör Albert’in içeriye beraber girmesiyle Josef öfkeyle odadan çıktı. Alt kata inerken merdivenlerden hızla ilerliyordu. O adamın leydi Valeria’ya nasıl baktığını fark etmişti. Hiç bir erkek bazı duyguları hissetmediği bir kadına öyle uzun uzun bakmazdı!
Dişlerini sıktı hissettiği kıskançlık hissiyle.
Lanet kadın çevresindeki bütün erkekleri mıknatıs gibi çekme yeteneğine sahipti! Zaten o da böylelikle çekilmemiş miydi ona? Onun o gizemli yanını bilsin ya da bilmesin o kadında olan bir şey onu kendisine çekiyordu. Tıpkı ateşböceklerinin ateşin yaydığı o muhteşem ışığa çekilmesi gibi o kadının ateşine çekiliyordu.
“Lordum,” dedi birden birisi.
Josef kaşlarını çatarak Leydi Cassandra’ya baktı. Bu yapmacık leydiden hoşlanmıyordu. Fazla çocuksu yüz hatlara sahip ve fazla ışık saçıyordu. Sanırım Leydi Valeria’dan sonra dünyadaki bütün diğer kadınlarda bir kusur bulabilirdi.
“İyi günler Leydi Cassandra,” diye yanından çekip gitmek istedi ancak leydi ısrarla “Bir yere mi gidiyordunuz Lordum?” diye onu tekrar durdurmuştu. “Size eşlik edebilir miyim? Doğrusu yola çıkmamıza biraz zaman var. Canım çok sıkılıyor.”
Josef derin bir nefes aldı.
Kibar olmak zorundaydı!
Nazik olmak zorundaydı ama hayır (!) şu anda adamın biri sevdiği kadına göz koymuş, ona yanaşmaya kalkışırken onu durduran birisine tahammül edemezdi!
“Leydi Cassanda sizce ben soytarıya mı benziyorum?” diye sordu soğuk bir sesle.
“Ne münasebet Lordum! Ben öyle bir hitapta mı bulundum!” Cassandra şaşırmıştı. Adamın bakışlarıyla bedeninin üşümesine neden olmuştu adeta.
“Sizin sıkılan canınızı eğlendirecek soytarı olmadığıma göre başka birini bulabilirsiniz o zaman,” diye hızla çekip giden adamın ardından öfkeyle bakakalmıştı genç kadın.
Josef salona indiğinde Leydinin ve Sör Albert’in hala sohbet etmekte olduğunu fark etti. Hızla genç kadının yanına vararak “Sevgilim,” dedi birden. İkilinin ona şaşırarak bakmasına rağmen marki oyununa devam ettirdi: “Seni arıyordum bende. Bulamayınca endişelendim. Bir daha bana haber vermeden benden uzaklaşma hayatım.”
Dilara’nın gözleri yuvalarından çıkacakmış gibi bir hal almıştı. Yan gözle Albert’e baktı. Ancak adamın yüzünde küçümseyici bir tebessüm vardı. Josef’e baktığındaysa sanki gözleri ateş püskürüyordu.
Gene ne olmuştu?
“Lordum, siz iyi misiniz?” diye sordu temkinli sesiyle.
“İyiyim sevgilim, niye sordun ki?” Josef bir elini genç kadının beline koymuştu. Biraz ona doğru yaklaşarak saçlarını kokladı.
Dilara kızarmadan edemedi o sırada. Ne yapmaya çalışıyordu bu adam! Birden bire hormonları patlak mı vermişti?
“Sör Albert artık nişanlımı sizden alabilirim değil mi?” dedi birden Josef.
Albert hafif tebessümüyle başını eğerek leydi Valeria’ya baktı. “Hoş sohbetiniz için minnettarım leydim,” dedi ve genç kadının elini alarak nazikçe öpmüştü.
Bu hareketinden hoşlanmayan Josef o sırada Albert’i ittirmemek için kendisine zor engel oluyordu.
“Tekrar görüşmek dileğiyle kendinize iyi bakın,” Albert başını kaldırıp Josef’e baktığında gözleri soğuk bir ifade edinmişti. “Leydiye dikkat edin General,” dedi aniden. Josef kaşlarını çatınca gülümseyerek devam etti: “Eşsiz hazinelere sahip olmak isteyenler çok olur.”
Giden adamın ardından dişlerini sıkarak bakmakta olan Josef sinirle soludu. Ona ait olana değil el uzatmak, hayal bile edemezdiler. Yaşarken cehennem nedir bilmek istemiyorsalar onun olana asla bakmaya tenezzül bile etmeyecektiler.
“Lordum size neler oluyor böyle? Az önceki hareketinizde nedir?” Dilara yanındaki adamdan bir cevap bekliyordu.
“Ne konuştunuz?” diye sordu birden Josef.
“Ne demek ne konuştunuz?”
“O adamla ne konuştunuz?!”
“Sesinizi alçaltın Lord Clark!” Dilara nedense sinirlenmişti. Niye bu adama hesap vermek zorunda bırakılıyordu şu anda. “Sizi ilgilendirmez tamam mı?”
“Nasıl beni ilgilendirmez? Ben senin nişanlınım!” dedi tekrar Josef yüksek bir sesle.
“Nişanlım mı?” Genç kadın buna şaşırmıştı işte. Dün gece bu adamın kendisi söylememiş miydi onun kim olduğunu merak ettiğinden onunla yakınlaştığını.
“Bu oyunu hala devam mı ettirmek istiyorsunuz? Biliyorsunuz artık benim sırrımı!”
Josef’in oyun kelimesini duymasıyla gözü dönmüştü. Genç kadının kolundan yapıştığı gibi onu sürüklemeye başladı. Ne olacağı umurunda değildi. En yakındaki odaya girdiler ve ardından hızla kapıyı kilitledi.
Genç kadın “Ne yapı-“ diye soramadan adam üzerine atlamıştı. Hoyratça dudaklarını onun dudaklarıyla birleştirerek kalçalarını avuçladı ve bacaklarını beline doladı. Onu sertçe öpmeye başlamıştı. Dişlerinin arasına aldığı dolgun dudakları emiyor durmadan çekiştiriyordu.
Dudaklarını bir saniyeliğine nefes alabilmek için ayırdığında soluk soluğa “Oyun mu?” dedi. Tekrar bir öpücük kondurmuştu. “Sence ben şu ana kadar bir oyun için mi seni böyle öptüm?”
Dilara şok içerisindeydi. Böyle bir cevap, böyle bir tepki beklemiyordu. Bütün bedeni şehvetle yanıp tutuşuyordu şu anda. Gözlerinin içine bakmakta olan bu zümrütler ona ihtiyaçla bakıyordu ve bu onda Tanrıça hissi yaratıyordu. Doğrusu kendi hayal kırıklığı ile dolu olan eski aşk hikâyesinden sonra aşka olan inancını kaybetmişti. Artık sadece beden ilişkisini yaşamak, hazzı hissetmek istiyordu. Duyguları işin içine katarak sonunda darbe yiyen taraf olmak istemiyordu artık.
Artık sadece hazzın peşinden koşacak doruğa ulaşıp oradan aşağıya atlayacak ve boşluktan yine zirveye uçuş yapacaktı. Herkesi, her şeyi boş verecekti.
“Cevap ver bana,” dedi Josef. “Sence bu bir oyun mu?”
Dilara yavaşça başını iki yana sallayarak “Tekrar öpsene beni,” dedi dudaklarını yalayarak.
Genç adamın gözleri şeytani bir ışıltıyla parlamıştı. “Bana böyle emirlerle gelin Leydim,” dedi tekrar dudakları birleşmeden önce. Öpüşmeleri daha şiddetli bir hal almaya başlamıştı.
Genç kadının üzerindeki kaban yerde yatıyordu artık. Saçları çözülmüştü. Arkadan dalgalanan saçlarını kavrayarak daha da hoyratça öpmeye başlamıştı adam. Dudaklarını sömürüyordu adeta. Kana susamış bir canavardan farksızdı öpücükleri.
“Sana tam burada şu an sahip olacağım!” dedi hırıltılarının arasında Josef. Öpücükleri aşağılara doğru inmeye başlamıştı. Boyun boşluğunu, omuzlarını, göğüs dekoltesinin üzerini öpüyordu durmadan.
Genç kadın, “Sana durmanı emreden yok General,” dedi adamın saçlarını çekiştirirken. Eski hayatında nişanlısıyla ilişkisi olmuştu. Ancak şu an ki bedenine sahip olduğu kadının, Valeria’nın bakire olduğunu biliyordu Dilara. O gece… Josef’le ilişkisi olmamıştı. Bunu biliyordu. Eğer şimdi Josef’e bakire olduğunu söylerse, adamın vazgeçebilme ihtimalinden korkuyordu. Şu anda içini kavuran inanılmaz bir arzunun baskısı altındaydı ve arzunun devam etmesini istiyordu.
Sonra ne olacağını, ne yapacağını katiyen bilmiyordu, belki sonu daha da çıkılmaz hale gelecekti ama şu anda tüm istediği bu arzulu adam tarafından öpülüp okşanmaktı. Daha evvel hiç bu kadar yoğun bir duygu içine girmemişti. Ferit ile bile böyle bir şey olmamıştı. Onun dokunuşlarından, öpüşlerinden bu kadar haz duymamıştı.
Neden bu adamın bedenine bu kadar arzu duyuyordu ki? Bu acayip bir histi. Bütün duyuları ayağa kalkmıştı ve tamamıyla bu seksi adama yönelmişti. İnanılmaz derecede susamış ve kana kana su içmeye hasret birisi gibi hissediyordu kendisini.
Josef onu büyük kanepeye yatırırken durmadan okşamaya, öpmeye devam ediyordu. Bir eli eteğinin altından içeriye sızmış, içerideki hazinelerini keşfe dalmıştı. Onu öpmeye devam ederken fısıltıyla “Pişman olmayacaksın değil mi?” diye sordu.
Dilara bacaklarının arasında hissettiği elle dudaklarını ısırdı. Gözlerini kapayarak hazzın tadını çıkardı birkaç saniye. “Mmmm… Hayır, asla,” dedi yavaşça. “Ama nazik ol… Çok irisin. Canımı yakmanı istemiyorum.”
Josef kadının elbisesinin eteklerini yukarıya çekerken yavaşça aşağılara ilerliyordu. “Canını niye acıtayım ki?” diye sordu pürüzsüz bacaklarına öpücükler bırakırken.
“Josef… Dur, sen ne..! Ahh!”
Dilara daha ne olduğunu anlayamadan onun dudaklarını en hassas bölgesinde gezinirken hissedince çığlığını zor bastırmıştı. Yasak bölgelerde gezinen o vahşi dudaklar onun çığlık çığlığa bağırmasına neden olacakken kendi başparmağını dişlerinin arasına alarak ısırdı.
Aldığı zevk konuşmasına engel oluyordu.
“Tanrım! Ahhh! Josef… Dur… Ah! Yoksa… Ahhh!”
Josef son kez ısrarla onu öpüp sömürdükten sonra yukarılara doğru ilerledi. Dekoltesinden taşan göğüslerine öpücük bırakmıştı. Sonra yanakları al al olmuş olan kadınla buluştu gözleri. “Tadın şahane!” dedi gülümserken.
“Sen… Nasıl-”
Daha konuşamadan Josef onu tekrar öpmüştü. Dilara onun dudaklarından tuzlu bir tat algılamıştı. “Hissettin mi?” diye sordu adam soluk soluğa. “Tadını aldın mı dudaklarımdan? Ben hala alıyorum aşkım!”
Josef’in bir eli pantolonun kemerine gitmişti. Dilara artık her şeyi unutmuştu. Yaşadığı zevk doruktaydı. Ve bu daha başlangıçtı. Josef’in omuzlarında okşayarak dolaşan küçük elleri, adamın geniş göğsüne kaymıştı. Gömleğinin düğmelerinin arasından göğsündeki tüyleri okşadı. “Senin tadına bakmaya sabırsızlanıyorum,” diye fısıldadı kadınsı bir tonda.
Josef’in nefesi kesilmişti sanki. Bu kadın erkekleri çıldırtmak için yaratılmıştı kesin. Pantolonundan kurtulduğunda genç kadının üzerine geçmişti. Elleri rahat durmuyordu. Elbisesini biraz aşağıya çekerek göğüslerini ortaya çıkarmıştı şimdide. Ve şimdi dudakları o güzel tepelerde geziniyordu, her bir santimi keşfe çıkıyordular.
Dilara’nın inlemeleri gitgide çoğalıyordu. Josef’in göğüslerine karşı olan inanılmaz iştahı onun yay gibi kıvrılmasına neden oluyordu. Daha tam olarak ağırlığını bile vermiyordu üzerine oysa. Kendi ince bedeninin onun altında ezileceği kesindi. Bunu düşünmek bile kasıklarında inanılmaz bir sızı oluşturuyordu. Onu tekrar orada hissetmek istiyordu. Dudaklarını her yerde… Özellikle o bölge de tekrar istiyordu. Dudaklarını istekle onunkilere yapıştırdı. Beklediği karşılığı alınca da zevkle gözlerini yumdu. Kollarını boynuna doladığında, adam da kolayca onu kucaklayıvermişti. Artık tamamen onun üzerine yerleşmişti.
Genç adam iri cüssesiyle tamamen onu kıpırdayamaz hale sokmuştu. Bir eli genç kadının boynu arkasında, diğer eli de göğsünün hemen kıyısındaydı. Çakmak çakmak olmuş gözleri ile son bir defa daha kollarındaki güzel kadına sordu. “Emin misin?” diye. “Sonra geri dönüşü olmayan bir yola çıkacağız. Pişman olabilirsin?”
Dilara cevap olarak elini uzattı ve yavaş yavaş adamın gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. Elleri titriyordu.
Acele etmek istiyordu ama nedense biraz utanıyordu. Sanki ilk kez… İlk kez böyle bir haz yaşıyordu. Aslında ilk kezdi. Ferit onu asla orasından öpmemişti. Sadece öperken bile hazdan kıvrılmasına neden olmamıştı. Bu adam… Ah Josef… O başka bir seviyeydi. Nefesi hızlanmıştı gömleği çıkarmaya devam ederken. Sonra gömleğinin alt kısmını çekip çıkardı. Başını kaldırdı. Dudaklarını yanık tenine, tüylü göğsüne dokundurdu. İlk kez bir erkek göğsü öpüyordu. Güzel bir kokusu ve vahşi bir tadı vardı.
Pişman olmak mı?
Ah hayır, o bu tadı aldı diye asla pişman olmazdı!
Onun kendisini yavaş yavaş soyması karşısında, sabırsızlıktan homurdanacaktı neredeyse… Bulundukları oda yeterince soğuktu ama onun sihirli ellerinin dokunuşuyla bir an bütün bedeni alev almıştı. İri eller nazikçe elbisesini yukarı sıyırdı. Altından diri göğüsleri, meydan okurcasına ortaya çıktı. Çıplak göğüslerine hayranlıkla bakan adamı süzdü bir an Dilara. Artık güzel bir vücudu sahip olduğu için o kadar memnundu ki. Şimdi bu vücutla her şeyiyle sahip olacağı şu adam, hiç de kötü bir tercih değildi.
Genç adam da nefesini tutmuş bir halde karşısındaki güzelliği seyrediyordu. Oldukça dolgun ama dimdik göğüslerdi. O kadar beyazdı ki, pembe uçları bir gül goncası gibi ışıldıyordu. Çevresindeki renkli kısım da göğüs uçları gibi küçücüktü. Bu iri göğüslere rağmen çok ufak ama istek doluydular. Bu kadın artık ona aitti. Her şeyiyle, bedeninin her santimiyle.
Başını tekrar o göğüslere doğru yaklaştırdı. Öpmeden önce, kahredici bir sakinlikle, dudaklarını sertleşmiş uçlarına dokundurdu. Hafifçe sürttü. Dudaklarının ucunda sertliklerini, ısısını, titreyişleri hissetti.
Genç kadın sabırsızca iç çekince, gülümseyerek bir tanesini dudaklarının içine çekti. Diğerini de iri avucuyla, yumuşakça yakaladı.
Gerilmiş göğsü biçimini bozarak onun avuçlarına uysalca uydu. Bu, Dilara’nın zevkle inlemesine sebep olmuştu
Josef göğüslerini bu kez yumuşakça öpmeye başlayınca, gözlerini yumdu. Böyle bir şeyi hiç ummamıştı. Onun göğüslerini emmesi ve dilini sertleşmiş uçlarında gezdirip, hafif hafif ısırması, kendisine inanılmaz doğal ve zevkli gelmişti. Gülümseyerek belini kıvırdı. İkisi de sımsıkı avuçlanan ve ateşle emilen göğüslerini daha bir cömertçe adama bastırdı. Parmak uçları uzun, dalgalı sarı saçları okşuyordu. Ah… Ne kadar güzeldi… Zevkliydi…
Josef yoğun bir duygu içindeydi. Altındaki narin ve bir o kadar da vahşi olan bu beden, her an kırılıverecekmiş gibiydi. Avuçlarının içinde okşamaya doyamadığı göğüsler öylesine diriydi ki, daha evvel bir kadın vücudunu okşamaktan bu kadar zevk alabileceğini hiç düşünmemişti. Dudaklarını iki göğsünün oluğundan aşağıya indirdiğinde, ilk kez sevişen bir erkek çocuğu gibi nefesi hızlanmıştı. Acele etmek istemediği için uzun uzun göbeğini öptü. Onun her santimi öpmek, her bir milimin tadına bakmak istiyordu.
Kendi kokusunu onun bedenine mühürlemek istiyordu adeta. İlkel erkekler gibi bu kadının sadece ve sadece ona ait olduğunu onun bedeninde bıraktığı izlerle göstermek istiyordu.
“Kokun şahane sevgilim,” dedi tekrar aşağılara doğru ilerlemeye başlayınca. O hassas kıvrımlara ulaştığında genç kadının gerildiğini hissediyordu.
“Ah hayır… Tekrar olmaz,” dedi kıvranarak Dilara. Bacaklarını birleştirmişti. “Bir daha dayanamayabilirim…” utançla alt dudağını dişlerinin arasında ezmeye başlamıştı ona bakarken.
Josef onun ne itiraz eden sesine nede kasılmasına önem vermişti. İtirazlarına aldırmadan yumuşak hareketlerle bacaklarını iyice iki yana ayırdı. Artık o korse denen şeyden de ona engel olan diğer elbiselerden de hepsinden kurtulmuştu. Doğanın bir erkek için yaratılmış en güzel manzarası şimdi onun aç bakışlarının altındaydı.
Savunmasız ve ilgiye açık… Ve sadece Josef’e ait…
Genç adam onun utandığını hissetmişti. Parmaklarını dokundurduğu kıvrımlar, belli ki daha önce kimse tarafından okşanmamıştı. Başını eğdi. Dilini ve dudaklarını dipdiri kadınlığında gezdirirken, leydinin utanmasından, başka bir erkeğin bunları hiç yapmadığından iyice emin oldu. Erkeksi bir zafer duygusuyla doldu.
Hiç değilse bazı konularda ilk olduğunu bilmek, ona kendisinden önce başka erkeklerin de dokunduğunu bilmenin verdiği acıyı hafifletmişti. Bir haftadır tanıdığı bir kadına bu kadar arzu duymak alışık olduğu bir şey değildi. Aslına bakarsan o hiç bir kadına böyle arzu duymamıştı.
Dilara da şaşkındı. Bacaklarını ne zaman adamın omuzlarına dolamıştı? Gözlerini zorlukla aralayıp onun ne yaptığına baktı. İri elleri kalçalarından kaldırırken, gerilmiş kadınlığı açlıkla sömürülüyordu. Ah Tanrım! Böyle bir şeyi hep erotizm kitaplarında okumuştu o şimdi kendisi yaptığına inanamıyordu! O seksi adamın dudaklarının onun bacaklarının arasında olduğuna inanamıyordu!
Gittikçe yükselen bir zevk, bedenini titretmeye başlamıştı. Daha bekâreti bozulmadan orgazm mı olacaktı? Onu durdurmalıydı… Onu durdurmalıydı. Kendisini daha fazla tutamazdı. Bu… Bu düşündüğünden bile çok fazlaydı.
Bir elini kafasına uzattı. Gür sarı saçlarını avuçladı. Onu geri çekmek niyetindeydi. Ama adamın dili yeniden o kadar hassas bir yere dadanmıştı ki, inleyerek parmakları arasındaki saçları sıktı. “Ahhh… Josef… Lütfen…” dedi dudaklarının arasından bir inleme koparken.
Onun bunu yaptığına inanamıyordu. Dahası kendisinin de izin verdiğine! Daha fazlası için kalçalarını oynatmaya başlamıştı. Kıvrılmış bacakları arasında gezinen dudaklar, küçük çığlıklar atmasına sebep oluyordu. Biraz sonra her şey için çok geç olacağını hissediyordu. Bacaklarını ona daha da sıkı sararken, adamı biraz daha serbest bıraktı. Zorlukla nefes alıyordu. Daha doğru dürüst tanımadığı bir adam en mahrem yerinde dilini gezdirirken itiraz etmek şöyle dursun, vücudunu böyle damgalaması hoşuna bile gidiyordu. Bu öylesine yoğun bir zevkti ki dayanacak hali kalmamıştı.
“Yeter dur artık!” dedi kadın neredeyse çığlık atarcasına. Sesi kısık kısık çıkmıştı.
“Lütfen… Lütfen yeter…”
Josef onun zor durumda olduğunu anlamıştı. İsteksizce onun bu karşı koymasına uydu. Yüzünü mis gibi kokan nemli kıvrımlardan yavaşça çekti. Böylece genç kadının kasılan bacakları biraz halsizce gevşedi. Bacaklarının kıyısına kayan dudaklar, bacaklarının iç kısmından baldırlarına kaydı. Tekrar yukarıya doğru kaydı ve kadının kadınlığına doğru kendi erkekliğini yakınlaştırdı.
Dilara o an kendine engel olamayarak soluk soluğa onun sertleşmiş erkekliğine çevirdi gözlerini. Ah Tanrım! O şey fazla büyük değil miydi? Umarım bu kez canı fazla acımazdı. Çünkü o gördüğü organ hayatında gördüğü en büyük alet olabilirdi. Titrek nefesiyle “Yavaş ol, çok irisin,” dedi.
“Yoksa korkuyor musun leydim?” diye sordu adam dudaklarını onun boynunda gezdirirken. “Bu konularda tecrübeli olduğunu sanıyordum?”
“Senin aksine belki Lordum,” dedi imalı bir ses tonuyla. O an adam sinirlenerek omzundan ısırmıştı kadını. Sonra koyulaşan zümrütlerini kadının mavilerine dikerek “Eski sevgilinin adını sormam bir işe yaramayacak değil mi?” dedi. “Nasıl olsa onu burada bulup öldüremeyeceğim.”
Dilara’nın içinden bir ses şu anda eski nişanlısının gerçekten de hayatını kurtardığını söylüyordu.
“Nazik ol tamam mı?” dedi Josef’in dudaklarına öpücük kondururken. “Burada benim ilkim sensin…”
Genç adamın gözleri güneş kadar aydınlanmıştı. Demek onun ilkiydi! Ona ilk sahip olan erkek oydu. “Sen küçük bir cadısın aşkım!” dedi bir eli kadınlığına doğru giderken.
“Niyeymiş?”
Bir parmağını içeriye soktuğundan genç kadın “Ah! Josef!” diye çığlık atmıştı.
“Bu küçük ceza bana çektirdiğin acı içindi sevgilim,” dedi adam dudaklarını öperken. İkinci parmağını içeriye soktuğunda kadından zevk dolu bir inleme daha kopmuştu. “Bu da bana yalan söylediğin içindi hayatım!”
“Ah… dur artık… Ahh! Lütfen!!!” Dilara artık son anındaydı. Daha fazla dayanabileceğini sanmıyordu.
Josef “Benim için gel bebeğim,” diye fısıldayarak parmaklarını onun sıcak içinden çekmişti. Erkekliğini onun kadınlığına yakınlaştırmıştı.
Dilara o an nefesini tuttu. Adamın ona sahip olma aşamasında, sandığı kadar canı yanmamıştı. Aç dudaklarının vücudunun en mahrem yerinde az önce yaptıkları yüzünden zaten içi yeterince kaygandı. Önce ürktüyse de hissettiği zevk galip geldi. Bedeniyle adamın hızını kontrol ederek giriş hızını kolayca ayarladı.
Josef genç kadının hafif bir acıyla gözlerini yumması üzerine onun gerçekten bakire olduğunu anlamıştı. Ah onun tatlı küçük cadısı ona nasıl bir acı yaşatmıştı böyle. Daha önce ona başka bir erkeğin sahip olduğu aklına geldikçe içini yiyip bitiren bir kıskançlık dalgası yayılıyordu bedeninde.
Dilara dudaklarında küçük inlemelerle, düzenli ama yavaş hareketlerin verdiği inanılmaz hazza bıraktı kendisini…
Adam kalçalarını her geri çekişinde, isteksizce bacaklarını gevşetiyordu. Fakat sonrasında onu yeniden tamamen içinde hissetmek harika bir tamamlanma duygusuydu. Beyaz ve ince bacaklarını kalın bacaklara dolamış, acemice ona yardımcı olmaya çalışıyordu. Her şeyi unutmuştu. Sadece partnerinin ne kadar yetenekli olduğunu düşünüyordu. Fakat sonrasında o düşünce de bir anda aklından çıktı. Gözlerini sımsıkı yumdu. Müthiş bir patlama içinden yükselmişti.
Başını geriye atarak vücudunu kıvırdı. Dehşetli bir şekilde tatmin olurken, dudaklarının arasından engel olmaya çalıştığı zevk çığlıkları çıktı. Bir süre adamın omuzlarından sımsıkı tuttu. Tırnaklarını neredeyse onun sırtına saplamıştı. Telaşla üzerinde hareket eden adama sımsıkı sarılmıştı. Tatmin duygusu hiç bitmiyordu. Ta ki kollarıyla sımsıkı sardığı adam da yoğun bir iniltiyle içine boşalıncaya kadar… Genç kadın son bir çığlıkla dişlerini geniş omzuna geçirdi. Tırnaklarını pürüzsüz sırtına iyice batırdı. Onun sarsılmalarını içinde hissediyordu. Keyifle o baskıyı yaşadı…
Sonra doygunlukla gözlerini yumdu.
Her şey bitmişti. Gözlerini açmak istemiyordu. Ah bu anı sonsuza kadar beynine kazımak istiyordu. Bu an… Josef… Her şey… Yaşadı seks muazzamdı. Yavaşça gözlerini araladı… Kendisini seyreden adama yorgunca gülümsedi. Çok güzeldi.
Çok güzel olduğunu söylemek istedi ama nedense utandı. Parmaklarını genç adamın terli sırtında gezdirdi.
“Üstümden kalkacak mısınız Lordum? Yoksa birazdan ağırlığınız yüzünden ezileceğim!” dedi zorlukla. Az önceki performanstan dolayı nefes nefese kalmıştı. Kalçalarını oynattı hafifçe. Yine bir haz sarmıştı içini… “Gerçi çok da rahatsız değilim… Bu işte yeni olduğuna emin misin? Fazla iyisin bence!” diye fısıldadı.
Hâlâ içinde olan adam da kalçalarını bastırınca, hazla gözleri kısıldı. Bu adam tam bir aygır gibiydi. Genç, güçlü, doyumsuz ve asil… Elini çıplak sırtında gezdirmeye devam ediyordu. Böyle birbirlerinin kollarında çırılçıplak, üstelik de hâlâ tek parça iken, ünvanın ve ya soyluluğun hiçbir anlamı yoktu. Şu anda kollarıyla kucakladığı ve dolgun göğüslerini ezen bu adam hayatındaki her şeyden daha özeldi.
Josef genç kadının içinden yavaşça çıkarken onu kollarının arasına alarak kucaklayarak üzerine aldı.
“O sivri diliniz sınır nedir bilmez değil mi leydim,” dedi zevkle dolan sesiyle. Elleri genç kadının hemen göğüslerinin altındaydı. Onu sıkıca kavrayarak çıplak bedenini kendi bedenine yapıştırmıştı.
“Şikâyetçi misiniz ?”
“Asla!”
“O zaman alışmaya bakın Lordum!”
“Nasıl hissediyorsun?” diye sordu bu kez adam. Sonuçta onun ilkiydi.
“Biraz bacak arası sızlıyor sayenizde ama harika hissediyorum. Muhteşemdin…” dedi mırıldanarak Dilara.
Josef burnunu genç kadının saçlarına gömmüştü. Kokusunu içine çekerken “O zaman sizde alışmaya bakın Leydim,” dedi mırıldanarak “Çünkü evlendikten sonra her gecemiz böyle olacak…”
Dilara’nın duyduğu cümle ile gözleri irileşmişti. Evlilik mi? Şaka yapıyor olmalıydı. “Ben evlenemem…” dedi kollarından kurtulmaya çalışırken.
“Nasıl evlenemem?” Josef’in ses tonu garip çıkmıştı.
“Ben evlenemem… Biliyorsun… Benim durumumu. Ben burada kalamam.” Dilara hemen Josef’in kollarından kurtularak yerdeki elbisesini üzerinden geçirdi. “Her şey bittiğinde kendi evime döneceğim…”
“Şaka yapıyor olmalısın…” Josef’in bakışları sertleşmeye başlamıştı. Hızla pantolonunu geçirdi üzerine. “Ne demek evime döneceğim! Benimle az önce birlikte oldun!” diye bağırdı.
“Ah Tanrım! Birlikte olduysam ne olmuş!”
Josef’in gözleri irileşmişti. “Hamile olabilirsin kadın!” dedi öfkeyle. “Nasıl şimdi hiç bir şey olmamış gibi çekip gitmeyi düşünebilirsin?”
“Ah lanet olsun! Buralarda çingeneler olmalı. Onlar seks yaptıktan sonra hamile kalmamak için kullanılan özel bitki karışımlarını biliyorlar. Onlardan alırım sorun değil.”
Dilara’nın verdiği cevapla Josef öylece kalakalmıştı. Demek bu kadın için onun hiç bir değeri yoktu. Bir hiçten ibaretti.
Koca bir hiç!
“İzin vermiyorum,” diye fısıldadı. Kadın ona anlamayarak baktığında “Ne o bitkileri kullanmana izin veriyorum ne de buradan gitmene!” diye tekrar konuştu Lord.
“Ne dediğini duyuyor musun?!”
“Benimsin! Artık bana aitsin! Seni hiç bir yere göndermiyorum! Gerekirse bir kulenin tepesine hapis ederim! Bekçi diye ejderha tutarım ama yine de seni bırakmam!”
Genç kadını kendisine çekerek boynuna sarıldı Lord. Bir elini boynuna sararken diğer eli belini kavramıştı.
“Benimle evleneceksin! Benim soyadımı taşıyacaksın! Benimsin! Bana aitsin! Benden izin almadan hiç bir yere gidemezsin! Hatta ölemezsin bile! Anladın mı beni! Hatta ölemezsin bile!”