13.bölüm

2857 Kelimeler
Genç adam hala çok öfkeliydi. Nasıl hiç düşünmeden böyle bir tehlikeye atılabilirdi! Bunu düşündükçe tüm bedeni geriliyor öfkeyle birilerini yumruklamak istiyordu. Karşısındaki kadının kollarından sıkıca tutmuş dikkatle inceliyordu. “Ben iyiyim general,” dedi o sırada genç kadın. “Gerçekten.” Josef’in gözlerinde kıvılcımlar çakıyordu. “Bunun hesabını daha sonra soracağım!” dedi sertçe. Öfkeliydi. Hem de çok. Bir anlık boşluğuna gelmişti leydinin kaybolması. Onun kaybolduğunu anladığı an deliye dönmüştü. “Üzerini ört. Dikkat çekmemen lazım,” diye üzerindeki siyah pelerinini alarak genç kadınının üzerini örttü. “Ben iyiyim… Gerek yoktu…” “Birilerinin hiç yaranın olmadığını fark etmesini istemiyorsan dediğimi yap!” dedi Josef sinirle. O an Valeria’nın yüzünde oluşan gergin ifadeyi fark etmişti. Genç kadın tam ağzını açacağı sırada “Şimdi değil,” dedi. “Daha öfkem dinmedi. Öfkem geçsin o zaman beni sorguya çekersiniz gizemli kadın!” Dışarıda onlar için ayrılmış olan at arabasına ilerlediler. Kurtlardan kurtulmuştular. Askerler geri çekiliyordu. Josef sessizdi. Yanında bir koluyla sarmaladığı kadına eşlik ediyordu. Kaşları çatık, gergin dudakları düz bir çizgi halini almıştı. Yanındaki kadın gizlice ona bakışlar atıyordu bunu fark ediyordu. Mavi gözlerinde inanılmaz bir endişe ve korku vardı. İçinden kork biraz dedi. O nasıl kokmuştu bunu hayal bile edemezdi. Biraz korksun ki ne hissettiğini anlayabilsin. ♣♣♣ (Hasting dükünün doğum günü partisinde yaşananlar) “Leydiye büyük bir memnuniyetle ben eşlik ederim. Siz gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz ekselansları!” Josef karşısındaki adamın bakışlarındaki memnuniyetsizliği gayet net görebiliyordu. Duyguları karşılıklıydı açıkçası. O da bu kibirli adamdan pek hoşlanıyor sayılmazdı. Aslında bu saçma partiye gelmek gibi bir niyeti yoktu. Ancak ülkenin ileri gelenlerinden birinin bizzat doğum günü partisine gitmemek sosyetede saçma sapan dedikoduların ortaya çıkmasına neden olacaktı o kadar. Zaten birbirlerini sevmediklerini gayet iyi biliniyordu insanlar tarafından. Birde bunun üzerine nefret ya da düşmanlık gibi saçma bir şey daha eklenmesini istemiyordu genç adam. “Size zahmet olmasın General Redcliff.” Dükün sesi oldukça mesafeli çıkmıştı. Josef ellerini arkasında birleştirerek hafiften gülümsedi. Yavaşça dükün yanındaki kadına çevirdi bakışlarını. Leydinin sarhoş olduğu açıktı. Açıkçası onları görmezden gelecekti ancak leydinin itirazlarını duyunca vicdanı izin vermemişti. Başı dertte bir kadını görmezden gelemezdi o. Bu kadın her ne kadar o adamın nişanlısı olsa bile. Gerçi az önce tuhaf bir şey duymuştu. Leydi Valeria, Hasting dükünü terk etmişti. Bu kadın yıllardır bu düke âşık değil miydi? Bu gerçek herkes tarafından biliniyordu. Josef’in kendisi bile duymuştu bunu. Şimdi ne oldu da birden bire kadın elini eteğini çekti sevgili dükünden? Oldukça ilginç bir durumdu. “Emin olun zahmet olmaz ekselansları,” dedi Josef. “Hem leydi de bundan memnun kalacak gibi.” O sırada leydi Valeria ayakta uyuklamaya başlamıştı. Bir şeyler mırıldanıyordu. Josef kadına bakarak boğazını temizledi “Sanırım,” diye düzeltti cümlesini. “Gerçi şu an bizi pek dinlemiyor olsa bile eminim yarın bundan memnun kalacaktır.” “Nişanlıma ben eşlik ederim Redcliff!” “Eski nişanlınız demek istediniz sanırım,” Josef birkaç adımda onlara yaklaşarak nazikçe leydinin omuzlarından tuttu. “Leydim, iyi misiniz? Beni duyuyor musunuz?” Dük öfkeyle “Ne yaptığını sanıyorsun!” diye araya girmişti. Ancak kadın birden Redcliff’e sarılarak “Beni buradan götürün!” dedi ağlamaklı sesiyle. “O adamı benden uzak tutun!” Josef iki kolunu havaya kaldırmıştı leydinin ona sarıldığı an. İşte bunu o da beklemiyordu. Gözleri hafifçe irileşmişti. Karşısındaki adama baktığında gözlerindeki öfkeyi görebiliyordu. Dük sert bir küfür geveleyerek “Başına bir şey gelirse seni gebertirim!” dedi. “Beni biriyle karıştırıyorsunuz sanırım,” diye tekrar gülümsedi Josef. Ki burada kastı bizzat dükün kendisiydi. “Ben Leydi Valeria’yı üzecek en son insan bile olamam.” Dük tekrar bir şeyler geveleyerek hızla çekip gitmişti. Josef onun küfür gevelediğini gayet iyi biliyordu. İlker adam diye düşündü içinden. Biraz öfkelenince delirerek küfürler savuruyordu etrafa. “Leydim, siz yürüyebilecek misiniz?” diye sordu hala ona sarılmakta olan kadına. Biraz fazla sıkıyordu bu kadın. “Odanız nerede? Size oraya kadar eşlik edeyim.” “Bilmiyorum…” diye homurdandı kadın. “Nasıl bilmiyorsunuz?” “Hatırlamıyorum…” Josef kadının kollarından nazikçe tutarak kendinden uzaklaştırdı. Şimdi rahat bir nefes alabilmişti. “Pekâlâ, o zaman bana hizmetçinizin adını söyleyebilir misiniz? Size biri eşlik etmiş olmalı,” dedi bu kez. Genç kadın omuz silkerek “Kendim giderim,” dedi. “Leydi Valeria lütfen böyle yapmayın. Bakın saat çok geç oldu. Burada tek başınıza dolaşmak tehlikeli.” “Bana Valeria demeyi kesin!” dedi bu kez kadın. Daha genç adam neden diye soramadan “Ben o değilim!” demişti genç kadın. “Leydim nereye gidiyorsunuz?” Genç kadın hızlı adımlarla karanlık koridorda tek başına ilerlemeye başlamıştı. “Leydim durun bir dakika. Nereye gidiyorsunuz? Odanıza mı? Bari cevap verin.” Genç adamda onunla beraber ilerliyordu. Gece gece başına bela aldığı için öfkelenmeye başlamıştı. Genç kadın “O dük bozuntusunun yanına!” dedi sinirle. “O ahmak Cassandra ile evlenmediği sürece ben bu lanet yeri asla terk edemem!” Josef duyduğu şeylerin bir kelimesini bile anlayamamıştı doğrusu. Dükün leydi Cassandra ile evlenmesi onun burayı terk etmesiyle nasıl alakadar olabilirdi ki? “Köşkten mi gitmek istiyorsunuz?” diye sordu bu kez “Eğer öyleyse size bir araba hazırlatabilirim leydim.” “Anlamıyorsun! Hiç biriniz anlamıyorsunuz beni! Hiçbiriniz…” genç kadının sesi ağlamaklı çıkmıştı. “Ben her gece korkuyla uyuyorum. Ya sonumu değiştiremezsem diye… Ya yazılmış olan bu korkunç kaderim gerçekleşirse… Ya ölürsem…” Josef bir anda ağlamaya başlayan kadına ne tepki vereceğini bilemedi. Ağlayan bir kadını nasıl teselli edilir bilmiyordu o! Doğrusu ağlayan bir kadının yanında hiç bulunmamıştı. “Ben… Özür dilerim başınıza ne geldi bilmiyorum… Ama elimden gelen her yardımı edebilirim…” diye nazikçe teklifte bulundu. Leydi Valeria burnunu çekerek ona dikti gözlerini. Mavi gözleri karanlık koridorda parlıyordu sanki. Etraftaki mumların yaydığı loş ışık onun güzel yüzünü ifşa ediyordu tüm kusursuzluğuyla. Bu kadının bu kadar güzel olduğunu bilmiyordu doğrusu. “Beni ondan koruyabilir misin?” diye sordu birden kadın. “Kimden?” “Dükten…” “Dük sizi tehdit mi ediyor yoksa?” diye kaşlarını çatarak sordu Josef. Öyle bir şey varsa elbette leydiye yardım edecekti. Genç kadın yavaşça başını iki yana doğru sallarken “O beni öldürecek,” diye fısıldadı dudakları. “Tam şurama kılıcını saplayarak öldürecek beni,” diye göğsünü işaret ediyordu. “Affınıza sığınıyorum leydim ancak ne demek istediğinizi anlamıyorum.” “Ben o değilim. Ben leydi Valeria değilim! Niye o olmak zorundayım! Niye ölmek zorundayım!” Genç kadın tekrar ağlamaya başlamıştı ki birden yüzünün rengi değişti. Eliyle ağzını kapatarak koridorun kenarında duran büyük vazoya koştu. Genç adam daha ne olduğunu anlayamadan leydi öğürmeye başlamıştı. Resmen antika vazonun içerisine kusuyordu. Başparmağı ve işaret parmağıyla burnunu sıkıyordu midesi bulanarak. Leydi hiç hoş olmayacak sesler çıkartıyordu doğrusu. “Ov lanet olsun!” dedi leydiye bakarken. Genç kadın dudağının kenarına bulaşan kusmuğu eldivenli eliyle kabaca silmişti. Birden yere yığılarak oturmuştu sonrada. Tekrar kusacakmış gibi olduğunda yanaklarını şişirmişti. Sonra da kendine gelerek tuhaf sesler çıkarmıştı. Yoksa az önce bu kadın geğirdi mi? “Umarım bu geceyi hatırlamazsınız…” diye mırıldandı Josef. Genç kadına yaklaşarak “Hadi kalkın sizi bir odaya yerleştireyim en azından,” dedi bıkkın çıkan sesiyle. Gecenin bir yarısı kusmuğa karışmıştı birde. Genç kadına destek ederek ayağa kaldırdı. Biraz ileriye doğru gittiklerinde leydi durmadan bir şeyler mırıldanıyordu. Sürekli ben Valeria değilim ya da ölmeyi reddediyorum diyordu. İleriden ayak sesleri duymuştu Josef. Durum hiç iyi değildi. Yanında yarı baygın sarhoş bir leydi vardı. Eğer onunla beraber yakalanırsa leydinin itibarı yerle bir olurdu. Bu yüzden genç kadını hemen yanındaki merdivenlere doğru itti. “Aşağıya inin! Hemen! Ben geliyorum arkanızdan!” diye fısıldadı. Bir odanın kapısı açılmıştı. İçeriden bir kadın ve bir hizmetçi çıkmıştı. “Leydim,” diye baş selamı verdi Josef. Leydi Cassandra karşısında gördüğü yakışıklı adamla biraz irkilmişti. “Lord Clark,” dedi nazikçe reverans yaparak. “Burada ne yapıyorsunuz böyle?” diye sordu merakına yenik düşerek. “Ah… Aslında kayboldum,” dedi aklına gelen ilk yalanla Josef. “Beyefendiler için ayrılmış eğlence odasından geliyordum. Sanırım çıkışı karıştırdım.” Genç adam konuşurken merdivenlere bakıyordu. Umarım o kadın merdivenlerden düşmek gibi bir sakarlık yapmamıştır. “Anlıyorum,” dedi leydi. “Bende ekselansları kütüphanesine bakabileceğimi söylediğinden kütüphaneye gelmiştim… Gürültülü partiler pek bana göre değilde…” “Öylemi… Ne güzel.” Josef leydiye pek bakmıyordu. Bakışları sürekli merdivenlere kayıyordu. Hemen leydi Valeria’nın yanına gitmeliydi. “Ben sizin vaktinizi almayım. İyi eğlenceler leydim,” diye merdivenlere yöneldi. “Vaktimi almıyor-dunuz…” Daha cümlesini tamamlayamadan adam gitmişti. Leydi Cassandra kaşlarını çattı. Lord Clark neredeyse yüzüne bile bakmamıştı. Buna şaşırmıştı doğru. Onun güzelliğini gören her erkek onunla konuşurken bakışlarını ayıramazdı. Ancak o adam… Değil ona hayranlıkla bakmak sanki konuşmak bile istememişti. Ve dük… Dük o kadının onu terk etmesiyle neredeyse deliye dönmüştü. Ne vardı bunda! Sonunda o kadından kurtulduğuna sevinmesi gerekiyorken öfkelenerek onu yalnız bırakmıştı partinin geri kalanında. Bütün bunların suçlusuysa o leydi Valeria denilen cadı kadındı. Josef hızla merdivenlerden aşağıya indi. Etrafa bakındı hızla. Kahretsin! Leydi Valeria ortalıklarda görünmüyordu. Neredeydi bu kadın? “Leydi Valeria?” diye fısıltıyla konuştu karanlık koridorda dolaşırken. “Leydim?” Birinci kata inmiştiler. Bu işleri daha tehlikeli bir hale sokuyordu. Çünkü bu koridor eğer yanlış hatırlamıyorsa arka bahçeye doğru çıkıyordu. Umarım leydi oraya gitmemiştir diye içinden umut etti genç adam. “Leydim? Neredesiniz?” Neredeydi bu Tanrı’nın cezası kadın! Birden bir ses duymuştu Josef. Sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladığında genç bir kadının büyük ana hole doğru ilerlemekte olduğunu fark etti. Lanet olsun! Bu leydi Valeria’ydı! Josef hızla kadının kolundan yapışarak karanlığa çekti. Ana holde hala bir sürü misafir vardı. Eğer onu bu halde görürseler genç kadın ömür boyunca sarhoş kadın etiketinden kurtulamazdı. “Delirdiniz mi siz? Nasıl oraya gidersiniz?” “Bırak beni! Ben eve gidecem!” diye ciyakladı kollarının arasındaki genç kadın. “Eve gitmek istiyorum!” “Tamam tamam! Sakin olun. Evinize gideceksiniz. Sadece arka kapıdan çıkacağız o kadar!” Arka bahçeye ulaşmıştılar. Oradan biraz ileride arabalar bulunmaktaydı. Genç kadını arabasına yerleştirdikten sonra gönül rahatlığıyla birilerini çağırabilirdi Josef. Yoksa bu kadın gerçekten bir skandal daha yaratacaktı. Genç kadının arabasını bulduktan sonra rahat bir nefes aldı genç adam. “Sonunda arabanızı bulduk leydim,” dedi yanındaki neredeyse baygın olan kadına. Tanrı aşkına bu kadın ne içmişti böyle? O an leydi başını kaldırıp arabasına baktı. Tıslayarak “Ben BMW ya da Porsche bekliyordum…” dedi. Josef genç kadının ne dediğini anlayamamıştı. Kaşlarını çatarak ona baktı. Ne demişti az önce? BMW ve Por… Ne? İlk kez duyuyordu bu şeyleri. Genç adam faytonun kapısını açtı. Genç kadını bindirmek isterken aniden tanıdık bir ses “Sonunda sizi yalnız yakalayabildik General,” dedi. Josef kaşlarını çatmıştı. Yavaşça arkasına döndüğünde üç adamın karanlıkla onu izlemekte olduğunu fark etti. Konuşan adam bir adım öne doğru atarak yaklaştı. “Beni hatırladınız mı?” dedi adam yüzündeki korkunç gülümsemesiyle. “Ordudan hain damgasıyla attığınız komutan!” Josef adamı hatırlamıştı. Ona bağlı olan birliğe gönderilen destek paralarının bir kısmını zimmetine geçiren eski ordu komutanlardan biriydi. Onun gibileri idam etmeliydi aslında ancak ailesi ve çocukları olduğundan bunu yapmamıştı Josef. Ve şimdi vaktinde bu sefil adamın canını almadığı için böyle bir duruma düşmüştü. “Selam vermek için oldukça geç bir saati tercih etmişsiniz beyler,” dedi Josef biraz alayla. “Kapa çeneni adi herif! Senin yüzünden hayatim zindan oldu!” diye hırlamıştı neredeyse adam. Bir adım daha atarak köşkten gelen ışıklar sayesinde yüzünü ona gösterdi “Senin yüzünden bir gözümü kaybettim ben!” diye bağırdı. “Eğer beni ordudan atmasaydın borçlarımı ödeyebilirdim! Ancak sen birkaç sefil para için beni attın! Onlarda borcumu ödeyemedim diye beni bu hale soktu!” Josef adamın yaklaşmasıyla yüzünün halini görebilmişti. Adamın gerçekten de gözünü çıkarmıştılar. Ne diyebilirdi ki o mafya tipli adamları başına saran kendisiydi. “Sana ait olmayan parayla kumar oynarsan başına her türlü pislik gelir,” dedi omuz silkerek. Yanındaki kadını dikkatle arabaya yerleştirdi. Valeria neredeyse baygındı. Sonra yavaşça arkasına dönerek “Benim anlayamadığım şu beyler,” diye sordu. “Gecenin bir yarısı bana selam vermek için mi toplandınız gerçekten.” Gözü yaralı olan adam “Yakalayın!” diye emir verdiğinde diğer iki adam elindeki kılıçlarla Josef’e saldırmıştı. Saldıran iki adam özel eğitimli suikastçıydılar. Artı Josef’in üzerinde silah olarak sadece ceketinin iç cebinde bulundurduğu hançer vardı o kadar. “Sizce de çok adil dövüşüyor musunuz?” diye alay etti üzerine atlayan bir adamdan son anda kurtularak Josef. “Kapa çeneni sarışın!” dedi diğer adam o sırada. Kılıcını markiye doğru savurduğunda genç adamın ceketinin ilikleri kopmuştu. Kılıç darbesinden kıl payı kurtulmuştu. “Bu çok yakındı,” diye güldü. Diğer adam saldırdığında dizine tekme atmıştı. Tekmeyle beraber kemiklerin kırıldığında çıkardığı ses duyulmuştu. Adam inleyerek yere çöktüğünde dikkati dağılan diğer adamın tam alnının ortasına hançerini saplamıştı Josef. Hançeri tam alnın isabet olan adam şimdi yerde ölü yatıyordu. Diğer dizine vurduğu adamda yerde gözlerini korkuyla açılmış arkadaşına bakıyordu. Josef ifadesiz bakışlarıyla adama yaklaştı. Öldürmek onun için hiçbir şey ifade etmiyordu. Bu sefillerin canını almamak en büyük ahmaklık olurdu. “Dur!” dedi o an biri. Josef arkasına döndüğünde o hain komutanın Leydi Valeria’nın boğazına hançer dayamakta olduğunu gördü. “Sen ne yaptığını zannediyorsun!” diye bağırdı kaşlarını çatarak. “Bırak onu!” Genç kadının gözleri korkuyla açılmıştı. Omzundan ona sarılarak sıkıca tutmakta olan adamın elinde korkuyla titriyordu. “Ona dokunursan sevgilini öldürürüm!” dedi adam. Josef dişlerini sıkmıştı. Bu riski göze alamazdı. Leydiyi korumak istiyorsa ani hareketlerden uzak durmalıydı. O adi herifin ne yapacağı belli değildi. O yüzden yerdeki adamın ondan kaçarak uzaklaşmasına izin vermişti. “Bırak kadını,” dedi sert sesiyle “Senin derdin benimle!” Komutanın bir gözü açılmıyordu. Diğer sağ olan gözüyse nefretle kısılmıştı. Yüzünde oluşan iğrenç gülümsemeyle “Elinden değerli bir şeyin alınınca nasıl hissediyorsun bir görelim General!” dedi ve o an genç kadının boğazını yüzündeki cani gülümsemesiyle kesmişti. “Hayır!!!” Boğazı kesilen kadını sertçe yere savurarak kaçmıştı adamlar. Josef ise titrek adımlarla karşısında yere yığılmış olan kadına bakıyordu. Boğazından durmadan kan akıyordu. Dizlerinin üzerine çöktü adam. Kadının saçlarını narince yüzünden çekerek başını iki yana sallamaya başladı. “Hayır, hayır, hayır,” dedi kanamaya devam eden boğazını kapamaya çalışarak. Onun yüzünden masum bir insan ölmüştü. Masum bir kadın onun yüzünden hayatını kaybetmişti! “Leydi Valeria… Hayır… Kendinize gelin… Leydim..!” Genç adam gözlerini kapatmıştı acıyla. Beceriksizliği yüzünden masum bir can hayatını kaybetmişti. Göğsüne bir hançer saplanmıştı sanki. Bu vicdan azabıyla nasıl yaşayabilirdi! “N-neler oluyor?” “Ne?” genç adam duyduğu sesle irkilmişti. Gözlerini açıp baktığında yerde yatan kadın gözlerini ovalayarak kalkmıştı. Josef korkuyla yerde geri geri gitmeye başladı. Lanet olsun! Bu kadın az önce gözleri önünde ölmüştü! Öldüğüne emindi! Boğazı kesilmişti… Kan… Bir sürü kan vardı! Şimdi nasıl olurda… Hayattaydı? “Josef?” dedi kadın. Boğazında kanın izleri vardı ancak kesik yoktu. “Sen ağladın mı?” Josef’in gözleri dehşetle açılmıştı. Lanet olsun burada neler oluyordu böyle? Bu kadın nasıl konuşabiliyordu! Genç kadın eğilerek onun yanaklarından tutmuştu. “Biri bir şey mi yaptı benim sarışınıma?” diye birden kuru bir kahkaha attı. “Sanırım ben yine rüya görüyorum. Az önce bir adam boğazıma bir şey dayadı sanırım…” Genç kadın kaşlarını çatarak bunları söylerken Josef dehşet içerisinde onlar gerçek be kadın diye bağırmak istiyordu. Genç kadın tekrar bir şey demek istemişti ki birden kusmuştu. Josef gözlerini kapamıştı o an. Leydi Valeria resmen üzerine kusuyordu. Pahalı ceketi ve pantolonu tamamen mahvolmuştu. Ve daha sonra kadın kollarının arasında bayılmıştı. Genç adam başına gelen olayları idrak edemiyordu. Bu yüzden genç kadını yakınlarda olan malikânesine götürmüştü. Gecenin bir vakti kadının biri kucağındayken odasına girmişti. Leydiyi dikkatle yatağa yerleştirmişti. Kendi üzerindeki kusmukla süslenmiş olan kıyafetlerinden de hemen kurtulup hepsini çöpe atmıştı. Temizlendikten sonra hala yatakta mışıl mışıl uyumakta olan kadına çevirdi bakışlarını. Leydi bir an uykulu halde üzerindeki elbiseleri çıkarmaya başlayınca Josef ne yapacağını bilemedi. Şaşırarak öylece kalakalmıştı. Genç adam utanarak gözlerini kapamıştı bir ara. Kadın resmen üzerindeki elbiselere küfürler sıralayarak üstündeki ağır elbiseden kurtulmuştu. Yalnız bununla kalmamış elbiseyi odanın diğer ucuna atmıştı. İç giysisiyle tekrar yatağa yayıldığındaysa sesli bir şekilde gaz çıkarmıştı birde. “Ben nasıl bir gece yaşıyorum böyle!” diye homurdandı adam. Yataktaki kadına doğru yaklaşarak boğazını incelemeye başladı. Yanlış görmüş olamazdı. Boğazında büyük bir kesik vardı. İpek bir mendili odasında bulunmakta olan alkol sayesinde ıslattı. Genç kadının kan lekeleriyle boyanmış olan boğazını dikkatle temizlemeye başladı. “Bu nasıl olur?” dedi temizlediği tertemiz boğaza bakarken. “Yara izi yok… Kaybolmuş…” Bunu yapmaması gerekiyordu lakin aklını kaçırdığını düşünmemesi için teyit etmesi gerekiyordu. Genç adam eline hançerini alarak dikkatle uyumakta olan kadının parmağına küçük bir kesik attı. Kesikten birkaç damla kan aktıktan sonra kendiliğinden yara izi kapanmaya başlamıştı. “Yanılmamışım!” dedi hayretle olmayan yara izine bakarken genç adam “Sen kimsin Leydi Valeria? Kim?” Genç adam bütün gece neredeyse hiç uyumamıştı. Olanları düşündü. Genç kadının söylediği her cümleyi hatırlamaya çalıştı. Sürekli Leydi Valeria olmadığını tekrarlamıştı. Ve dükün onu, daha doğrusu Leydi Valeria’yı öldüreceğini söylemişti. Leydi Valeria’nın eski halini ve şu anki halini kıyaslayınca… Evet, arada dağ kadar fark vardı. Bu kadın her kimse Leydi Valeria olmadığı kesindi. Emindi, bu kadın bambaşka biriydi. Genç adam pencereden sızan ışıklara baktı. Şafak sökmüştü. Gerildi. Bütün bedeni uyuşmuştu oturmak yüzünden. Yatakta hafif horlayarak uyumakta olan kadına bakarak “Kusuruma bakmayın leydim ama bu oyunu oynamam gerekecek,” dedi ve üzerindeki gömleğini çıkardı. Yatağın diğer kısmına geçerek uzandı. Bu kadın her kimse artık onu tanımak istiyordu. Hayatında gördüğü en ilginç ve en gizemli kadının bir anda yok olup gitmesine izin veremezdi. Onu tanımak istiyordu. Nerden geldiğini ve aslında kim olduğunu bilmek istiyordu. Onunla yaklaşması içinde böyle bir kurnazlık yapmak zorundaydı. Yoksa bu zeki kadın asla ona yaklaşmazdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE