Motosiklet

1361 Kelimeler
Bu hayatta verdiğim en iyi karar motosiklet almak, en çok sevdiğim etkinlik motosiklet kullanmak oldu. Herhalde hayatım boyunca pişman olmayacağım sayılı, belki de tek tercihimdir diyebilirim. O rüzgârın yüzünüze vurması, vücudunuz ile o rüzgârın direncine karşı koymaya çalışmanız ya da motosikletin bir arabadan farklı olarak; bedeninizin bir parçası gibi yollarda kıvrılabilmesi… Daha önce motosiklet kullanmayan birine anlatması çok zor olan bir duygudur. Ben motosiklet kullanmaya sevgilimden ayrılınca karar vermiştim, motosikletiyle olan sevgilerine şaşırdığım bir grup sayesinde denemek istememle başladı bu hikâye. Hem bir aracı kullanmayı öğrenirken, hem her geçen gün yeni bilgi edinecek ve oyalanacak, hem de altımda bir araç olduğundan (artık sevgilime ayırmadığım) zamanımı yeni yerler keşfetmeye ayırabilecektim. Güzel manzaralar eşliğinde, gün batımlarında kitap okuma tutkusuyla motosiklete olan ilgim ve bağlılığım artmıştı. Motosiklet sayesinde; yeni insanlarla ve yeni gruplarla tanışma imkânım oldu, altımda benim emrimde olan ve trafikten bile nadiren etkilenen bir araç olduğundan eski dostlarla daha çok zaman geçirerek Onları daha iyi tanıma ve en önemlisi toplu taşıma olmasa bile keşfettiğim güzel yerlere gidebilmek gibi yeni deneyimler kazandım. Bu deneyimleri doğal ortam kampları takip etti. Sırtıma aldığım bir çanta ve bir çadır ile minimum şartlar eşliğinde istediğim yerde kalabiliyordum. Bazen korkutucu, bazen mutlu edici, bazen de şaşırtıcı deneyimler oluyordu. Ama en büyük katkısı diğer motosiklet kullanıcılarını çok daha iyi anlama, çok çabuk tanışma ve yardımlaşma konusunda istekli olmaya yönlendirmesi oldu. İki motosiklet kullanıcısının yolda denk gelip, sanki yıllardır birbirlerini nasıl tanıyormuşçasına sohbet ettikleri konusuna şaşarsınız. Aralarında çok güzel bir ortak nokta, ortak bir keyif vardı ve bu konu bile günlerce, hatta aylarca sohbet etmelerini sağlayabilirdi. Motosiklet ortak paydası altında tanıştım Mustafa ve Esen çiftiyle. Mustafa deli dolu, eğlenceli ve devamlı gülen biriydi. Kendime çok benzettiğim için olsa gerek; kendime çok yakın gördüm. Beraber turlara, kamplara ve pikniklere gittik. Esen Hanım daha ciddi ve daha mesafeli gözükse de; en az Mustafa kadar neşeli ve şakacı biriydi. Yaşıt olmamıza rağmen bazen çocuklarıymışım gibi, bazen arkadaşlarıymışım gibi, bazen de abileriymişim gibi davranırlardı. Kısacası çok eğlenceli ve çok içten bir çiftlerdi, ‘’Motosiklet kullanan çiftler böyle olur işte’’ dedirtiyorlardı herkese. Ben Onlara göre daha yeni ve daha acemi bir kullanıcı olduğumdan; bana yer yer bildiklerini ve deneyimlerini anlatırlardı, yer yer de ‘’Kullandıkça öğreneceksin, ne desek boş’’ diyerek zamana bırakmamı öğütlerlerdi. Mustafa sürekli olarak eğitimlere gitmemi, motosiklet hakkında kitaplar almamı ve de kurallara uyarak çok sakin kullanmamı takdir eder ama bir yandan da ‘’Okumayı seviyorsun biliyorum ama motosiklet kullanarak, düşerek öğrenilir. Arada hız yapacaksın ki; o durumda kalmak zorunda olduğunda, o deneyim senin hayatını kurtaracak.’’ derdi. Arada ‘’Sende evlen, iki aile olarak gezeriz.’’ demeleri üzerine; Mustafa’ya nasıl tanışıp evlenme kararı aldıklarını sordum, tabi ki ‘’Oğlum senin gibi bir adamla evlenme cesareti gösteren Esen’e sormak lazım asıl.’’ diye ekleyerek. Mustafa ve Esen’in gülmesine şaşırmış olduğumu anlamış olacaklar ki; Esen ‘’Bizim hikâyemizi anlatsak inanmazsın be oğlum ama eminim çok gülersin.’’ dedi. Mustafa başladı anlatmaya; ‘’Yeni yeni motosiklet kullanmaya başladığım zamanlar, acemilik var ama her gün yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Öğrendiklerimi sonrasında uygulamaya çalışıyorum ama her konuda. En zor olanı da terimler; yeni yeni motorcu terimleri öğrendikçe konuşmam değişmeye başladı. Resmen motorcu jargonu ile konuşmaya başlayarak; öğrendiklerimi unutmama ve havalı gözükme çabası içindeyim. O dönemlerde Esen ailesiyle bize misafirliğe geldi, o dönem daha ailelerimiz arkadaş. Dışarıda benim motosiklet var tabi, evdeki muhabbette bizi sıktığından mı, yoksa benim her muhabbeti motosiklete getirmemden mi bilemiyorum; biz bir ara Esen ile aşağıya indik. Ben tabi hemen motosikletimle ilgilenmeye başladım; siliyorum, ısınsın diye çalıştırıyorum, zincirini yağlıyorum ama en önemlisi motosikletimi sevgilimmiş gibi seviyorum.’’ Dayanamayıp söze girerek ‘’O sırada Esen, motoru böyle seven beni kim bilir nasıl sever dedi. Değil mi?’’ dedim. Mustafa bana bakarak güldü, Esen ‘’O kadar basit değil’’ dedi. ‘’Yok… Esen o ara ‘’Beni biraz gezdirsene, ben hiç motosiklete binmedim.’’ dedi. Tam karizma yapacağım bir an yani… Ama inan aklımda Esen filan yok, konu motor ya; gören ‘’ne güzel biniyorsun’’ desin istiyorum. Aldım Esen’i arkama çıktım yola. Her motorcu belli bir kilometre yol yaptıktan sonra tarz arayışına girer ve sürüş tarzı seçer kendine; ben motoruma hakimiyetim belli olsun, iyi kullandığımı herkes görsün diye; viraj alma konusuna çalışıyorum devamlı. Viraj sever diye bir tabire soktum kendimi. Motosikletler arabalar gibi değil biliyorsun, dönebilmek için eğim vermek gerekiyor ya; çok hoşuma gidiyor o zamanlar. ‘’Motoru söyle yatırdım, motoru böyle yatırdım’’ diye anlatıyorum devamlı arkadaşlara. Birde üye olduğum bir kulüp var, bir keresinde kulüpten ‘’Viraj severler’’ ile Sarıyer’den Göktürk’e gittik ama Bahçeköy’ün virajlı yollarından… Bana o zaman motivasyon olsun diye bir gaz verdiler sorma, ‘’oğlum ne yatırdın motoru, oğlum sen süper viraj alıyorsun’’ filan diyorlar. Tabi bu bende ters tepiyor, gaza geliyorum haberleri yok. Gerçi kulüpten fark eden abilerimizde olmuş, bana bir defa ‘’Bak sana bir tabir de ben öğreteyim, birde yatmak dediğimiz bir şey var; virajı alırken düşmek anlamına gelir. Motosikleti yatırdım demek isterken, sakın motorla yattım, yok arkamda Ali vardı da Ali ile yattık.’’ deme. ‘’Gaza geliyorsun, gelme.’’ dedi. Yatırmak ile yatmak tabirleri arasındaki farkı öğrenmemle korkmaya başladım. Motosikletten düşmekten zaten korkuyordum, viraj alırken bu ihtimalin daha yüksek olduğunu anladığımda daha çok korkmaya başladım. Hani ‘’Bilmemek mutluluktur’’ derler ya; vallahi öyle. Ben motosikletin zincirini yağlamak zorunda olduğumu bilmeden iki bin beş yüz kilometre yol yaptım ama o zinciri her üç yüz kilometrede bir yağlamam gerektiğini, yağlamazsam kopma riski olduğunu öğrendim ya; düzenli yağlamama rağmen zincir ha koptu, ha kopacak diye kullandım bu aleti. Anlayacağın bilmeden kullanması en zevklisi, çünkü risklerden de haberin olmuyor. Tam Esen arkamda viraja gireceğim sırada benim aklıma o gün söylenen ‘’Dikkatli ol virajda yatma’’ sözü gelmesin mi… Bilirsin motosiklette ‘’nereye bakarsan, oraya gidersin’’ derler ve bu çok doğru bir söz, ben o gün korkudan asfalta baktım hep, haliyle de asfalta yapıştık.’’ Mustafa tebessüm ederek anlatırken, Esen aralara girerek ‘’Yok aklına gelmişmiş, arkanda fıstık gibi kız varken; aklına nasıl öyle şeyler geliyor ki?’’ dedikçe; bizi gülme krizi tutuyordu. Malum kadınların bakış açısı hep farklı tabi. Mustafa gülme krizine yakalanmamak, yakalanırsa anlatamayacağını belli etmek için; hızlıca anlatmaya devam etmek istiyordu. ‘’Biz yere yapıştık ama aklımda o ân sadece Esen var, sürüklendik filan ama ben dönüp kıza bakamıyorum. Çünkü biz dışarıya hava almaya diye çıkıp, motora bindik. Anlayacağın sadece iki kuru kask var bizde, ki Esen’in takmış olduğu kaskın plastik leğen kadar bir değeri var. Motoru alırken verdikleri ucuz ve kalitesiz kasklardan. Korka korka kafamı bir çevirdim ki ne göreyim; kızın kask zaten kırılarak çıkmış, pantolon yırtılmış, bacak soyulmuş ve kanıyor. Nasıl korktuğumu anlatamam, kız emanet, evdekilere ne diyeceğimi bilmiyorum, desem zaten annem sabaha kadar döver. Birde bu halde dayak yemeyelim diye hemen abimi aradım, ‘’Biz Esen ile yattık, her yer kan. Ne olur hemen gel, ne yapacağımı bilemiyorum.’’ dedim. Bu arada abimde motorcu, motorcu olmasına da gerek yok; evde herkes sayemde motorcu jargonunu öğrendi… Diye düşünürken ben; öğrenmediklerini yirmi dakika sonra anladım. Yirmi dakika sonra; abim, annem, babam, halamlar, teyzemler ve tabi ki Esen’in ailesinin gelmesiyle bu işte bir terslik olduğunu düşünmeye başladım. Annemin gelmesiyle tokatlarını yemem de bir oldu. Bizi apar topar hastaneye götürdüler ama yolda yediğim dayağı tedavi etseler ‘’Benim başka bir şeyim yok’’ diyeceğim, o kadar dayak yedim. Haklılar tabi, kız emanet, aldık kaza yaptık diye düşünüyorum, zaten biz çıkıyoruz bile demedim ya; telefon gelince panik yaptılar diye düşündüm. Meğer öyle değilmiş, işin aslı düğünden altı ay sonra çıktı ortaya… Artık ‘’çocuk mu bekliyorlardı’’, yoksa ‘’nasıl bu kadar hızlı oldu’’ diye soran bir akrabaya mı cevap veriyorlardı bilemiyorum. Ama o günkü (Düştük anlamında kullandığım) yattık kelimesini yanlış anlamışlardı.’’ Mustafa gülmesine mani olamıyordu, gerçi hiçte pişman gibi değillerdi, zaten ben mutlu olmadıkları ve eğlenmedikleri tek bir âna bile şahit olmamıştım. ‘’Anlayacağın İrfan, bizi bir yanlış anlama bir araya getirdi. İyi ki de getirdi. İster kader de, ister karma de. Bende bazen düşünüyorum ‘’Acaba bu kadar eğlenceli ve komik bir olay yüzünden birlikteyiz diye mi hep eğleniyoruz?’’ diye soruyorum arada kendime ama inan cevap aramıyorum, biz böyle mutluyuz. Hem de çok mutluyuz…’’ Gerçekten de mutlulardı, fark etmedikleri tek şey; sadece kendilerinin eğlenmedikleriydi, güzel enerjileri sayesinde; çevrelerindekileri de eğlendiriyor ve mutlu ediyorlardı. Kendi kendime ‘’Böyle bir evlilik hikâyesi olmalı insanın’’ dedim. Nasıl sevdiğini ballandıra ballandıra anlatan çiftlerden olmaktansa; böyle enteresan hikâyesi olacak insanın. Umarım benim de böyle bir hikâyem olur…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE