Uzun ve aydınlık koridordan ilerlerken açık bıraktığı uzun siyah saçları sırtında sallanıyordu. Adımları gittikçe hızlanırken peşinden gelen adamı takmıyordu. Sürekli yanında birinin olmasına alıştığını düşünen genç kız iki gündür daha rahat davranıyordu. Melih iş seyahatine çıktığından beri Alex her an yanındaydı. İhtiyaçları karşılanıyor ve Melih'e rapor ediliyordu. Bu iki günde Mete ile yeniden karşılaşmıştı. Ayağında ki alçıdan rahatsız olan Mete hastaneye gitmiş ama bu kez Asya'nın babasının yattığı hastaneyi tercih etmişti. Mete'yi karşısında gören genç kız başta ne yapacağını bilemese de içinde kabaran öfkeyle ona bakmıştı. Alex bu durumu tabii ki de Melih'e yetiştirmişti. Akşam telefonu çaldığında ve arayan kişiyi gördüğünde şaşkına dönmüştü. Ekranda Melih yazısı genç kızı gafil avlamıştı. Onun numarasını ne zaman kayıt ettiğini bile bilmiyordu. Derin bir iç çekerek telefonu açtığında karşıdan kükreyen ses karşısında elinde olmadan telefonu elinden fırlatmıştı.
"Mete'nin senin yanında ne işi vardı?" Asya birkaç saniyelik duraksamadan sonra öfkeyle az önce elinden salladığı telefonu alarak konuşmaya başlamıştı.
"Bunu bana neden soruyorsun? Kardeşin olacak alçağa sorsana, sonuçta o benim yanıma geldi."
"Umarım bir saçmalık yapmamışsındır."
"Ne gibi saçmalık? Aaa unutmuşum, Melih beyin izni olmadan boşanamam ben değil mi?"
"Asya beni delirtme! Yarın akşama oradayım, gelince bu boşanma işini konuşacağız. Sakın bir şeye imza atayım deme!"
"Bana baksana sen, oradan bakınca aptala mı benziyorum. Kardeşin olacak adama bir daha güveneceğimi nasıl düşünürsün?"
"Buradan bakınca, sahi senin üzerindeki ne öyle?" Asya son sözlerle şok olmuş bir şekilde duraksamıştı. Melih yaptığı hata sonunda içinden kendisine okkalı bir küfür savururken Asya'nın tiz çığlığı ile kendisine gelmişti.
"Sen beni mi izliyorsun?" Genç kız etrafına dönüp duruyordu. Acaba adamlarından biri ondan habersiz evde mi saklanıyordu. Sonra gözünün önüne çakan şimşekle duvarlara bakmaya başlamıştı. Melih onun her hareketini görebiliyordu. Özellikle evin girişinde bulunan gizli kamera genç adamın aldığı bir önlemdi. Çok önceden evine giren çıkanları kayıt altına alabilmek için yerleştirdiği kamera çok işine yarıyordu. Sadece girişle salonun girişe doğru olan bölgesini gösteriyordu. Asya öfkeyle etrafına dönmeye devam ederken salona girmişti. Ama aradığı her neyse bir türlü göremiyordu.
"Sen beni mi izliyorsun? Bunu nasıl yaparsın? Bir de sana sapık denince kızıyorsun." O sırada kapı zili duyulunca Melih aniden ayağa kalkmıştı.
"Kapıyı açmadan gözden bak, Mete ise gönder gitsin."
"Neden gönderecekmişim ki? Ne de olsa nikahlı kocam."
"Asya beni delirtme, sakın o kıyafetle kapıyı açayım deme." Asya üzerine bakmıştı. Hiç olmadığı kadar utandığını hissediyordu. Üzerinde önünde kocaman dişleri olan bir tavşan resmi bulunan dizlerine kadar pamuklu bir penye vardı. Yüzü utançtan yanarken Melih gülmemek için kendisini tutuyordu. Asya o kıyafetin içinde oldukça sevimli görünüyordu. Başını iki yana açarken "Alex geldi, ne yapayım kapıyı açayım mı?" dediğinde Melih hızla karşı çıkmıştı.
"Ona sonra gelmesini söyle, hastaneye gitmek için hazırlan. Bu akşam senin içinde bir yer ayarladım orada." Melih'in sözleri karşısında omzunu silkelerken gözleri hala etrafında dolanıyordu.
"Boş yere arama, bulamazsın."
"Sen beni gerçekten görüyorsun..." Melih derin bir iç çekerek genç kızı cevaplamıştı.
"Merak etme, sadece girişte kamera var. Salonun küçük bir kısmı görünüyor."
"Bu kamerayı ne zaman taktırdın?" Asya artık normal konuşmaya başlamıştı. Genç adam onun sorularını sakin bir şekilde cevaplarken kapı zili yeniden çalmıştı.
"Asya Hanım içeride olduğunuzu biliyorum, kapıyı açar mısınız?" Asya telefonu göğsüne doğru bastırarak konuşmaya başladı.
"Şu anda müsait değilim, bu gece hastaneye gitmeyeceğim."
"Ama Melih Bey..."
"Melih beyin ne dediğiyle ilgilenmiyorum. Erken yatıp uyuyacağım. Şimdi kapıdan çekilebilirsin." Melih Asya'nın son sözleri ile kıskıs gülse de belli etmemeye çalışmıştı. Kraliçe huzurundan uşağını kovuyor sanki. Bir eliyle çekilmesini işaret etmediği kalmıştı. "Şu adamın daha ne kadar peşimde dolaşacak?"
"Gerektiği kadar."
"Anlaşıldı, sem boş yere para veriyorsun bu adama. Bu kadar müsrif olmamalısın." Melih şaşkın bir şekilde yüzüne kapanan telefona bakıyordu. Önündeki bilgisayar ekranına bakarken Asya'nın mutfak tarafına gittiğini görmüştü. Tekrar telefonun arama tuşuna tıklarken karşıdan meşgul sesi gelince sinirlenmişti. Asya bilerek telefonu açmıyordu. Birkaç dakika sonra elinde kahve fincanıyla salona geçen genç kızın ekranda ki kısa görüntüsü Melih'i yeniden ekrana kitlemişti. Bekledi ama ekranda yeniden Asya'nın görüntüsü oluşmamıştı. Bu sırada Asya da elindeki kahveyle kanepeye kurulmuş televizyon izlemeye başlamıştı. Madem Melih onu burada göremiyordu o da keyfini çıkaracaktı.
Beneklinin kendisine laf atmalarına kahkaha atarken ilk kez kendisini bu kadar rahat hissetmişti. Şimdi ise akşamın keyfinin yerinde yeller esiyordu. Babası yarın sabah erkenden ameliyata alınacaktı. Melih akşam olunca hastanede olacağını söylese de genç kız onu görmeden rahat edemeyeceğini hissedince birden duraksamıştı.
Babasının odasının kapısında kısa çaplı bir duraksama yaşayan genç kız hissettiği duygulara anlam veremiyordu. Neden böyle hissettiğini bir türlü anlayamıyordu.
"Asya!" Genç kız adını seslenen kişiyi duyunca hızla arkasını dönmüştü. Kendisine doğru koltuk değneği ile yavaşça yaklaşan genç adama gözlerini kısarak bakmıştı.
"Yine ne istiyor benden?" diye söylenirken Mete iyice genç kıza yaklaşmıştı. Yüzünde kocaman bir gülümseme ile Asya'ya bakarken Alex hızla ikilinin arasına girerek Mete'nin önüne dikilmişti. "Mete bey, Asya hanımla konuşmanıza izin veremem." Mete şaşkın bir şekilde Alex'e bakmıştı.
"Anlamadım? Neden karımla konuşmak için senden izin almam gerekiyor ki?"
"Ben senin karın değilim..." Mete tek kaşını havaya kaldırarak "Yasalar öyle demiyor ama..." dediğinde Asya dişlerini sıkmaya başlamıştı. Alex ikili arasında durmaya devam ederken Mete bir adım yana çekilerek "Seninle konuşmak istiyorum, lütfen..." Asya başını sallarken Alex onu uyarmak istemişti. "Çok merak ediyorsan uzaktan sende bizi izleyebilirsin. Merak etme, patronun gelmeden hiçbir şeye imza atmayacağım."
"Ama Melih bey bundan hoşlanmayacak."
"Abimle konuştum, boşanmamıza karşı değil. Hatta yarın bu konu hakkında konuşacağız."
"Sana böyle mi söyledi?" Asya Mete'yle normal konuşmaya başladığını fark edince şaşırmıştı. Şuanda hiçbir şey umurunda değildi. Babasının ameliyatının başarılı bir şekilde geçmesinden başka. İkili bir süre karşılıklı dikildikten sonra Asya "Babamı görmem lazım, ondan sonra konuşuruz seninle," dediğinde Mete ileri atılarak "Onlarla tanışmak isterim," dedi. Asya anında ateş saçan gözlerini genç adama yönetmişti.
"Aklından bile geçirme. Bizim yanlışlıkla evlendiğimizi, bir hata olduğunu sanıyorlar."
"Zaten bizim evlenmemiz bir hataydı, bunu sende bende biliyoruz." Asya içindeki öfkenin kabardığını hissediyordu.
"Onlarla tanışamazsın, bunu istemiyorum."
"Neden? Ağabeyim buna da mı karşı çıkıyor?" Asya ne söyleyeceğini bilemiyordu. Onun cevap vermesine kalmadan "Benim söyleyecek bir sözüm yok. Kayınbabanı görmek istiyorsan görebilirsin." Melih hastane koridorunda konuşan ikiliyi görünce öfkelenmişti. Yumruk yaptığı elini cebine sokarken bir süre onları izlemişti. Kardeşinin sarışınlığına Asya'nın kumrala yakın görüntüsü oldukça yakışıyordu. Sadece birkaç saniye gerçekten evli olsalardı güzel bir çift olabileceklerini düşünse de ani gelen öfkeyle kendisine kızmıştı. Onları yan yana görmek istemiyordu. Şuanda tek emin olduğu bir şey varsa o da bu ikiliyi kesinlikle yan yana görmek istemediğiydi. Asya konuşan kişiye bakışlarını çevirdiğinde Melih'in ifadesi karşısında tedirgin olmuştu. Melih kardeşi ile genç kıza kısa bir bakış attıktan sonra konuşmasına devam etti.
"Hazır buraya kadar geldin, karının ailesiyle tanışıp öyle git."
"Buna izin veremem." Asya öne atılsa da Melih onu takmamıştı. Kardeşinin yanına giderek onu kısa bir incelemeden geçirdikten sonra "Sen neden hastanedesin? Ayağın iyi mi?" diye sorduğunda Mete hafif gülümsemişti. Melih söz konusu kendisi olunca gerçekten tuhaflaşıyordu. Emin olduğu bir şey varsa o da Melih'in belli etmese de üzerine titremesiydi. Kendisi ne yaparsa yapsın Melih her zaman onu korumak için elinden geleni yapacaktı.
"Beni merak etmene gerek yok, kaç yaşında adamım ben."
"Yaşına göre davransaydın merak etmezdim."
"İkinizde kesin artık, sen ben dışarı çıkınca konuşacağız." Asya son sözünü söyledikten sonra babasının odasına girmişti. Aklı karma karışıktı. Melih akşam gelecekti ama erken dönmüştü. Onun karşısında hazırlıksız yakalandığını düşünüyordu. Üstelik Mete de yanındaydı. Dalgın bir şekilde kapı arkasında dururken annesinin seslenişi ile kendisine gelmişti.
"Asya, kızım?"
"Merhaba anne, babam nasıl?" kadın kızının yüzünün rengini beğenmemişti.
"Bir şey mi oldu Asya?" diye sorduğunda Asya hızla başını iki yana sallamıştı. "Yok bir şey anne," dedikten sonra babasının yanına gidip yatağa oturmuştu. Mehmet Bey ilaçların etkisi ile uyuyordu hala. Yıldız hanım kızının yüzünden yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlamıştı.
"Melih oğlumdan haber var mı kızım? Bu gün aramadı bizi." Asya Melih adını duyunca yine sinirlenmişti.
"Anne neden ikide bir onu soruyorsun. Maşallahı var onun merak etme. Sürekli onu bana sormaktan da vazgeç. Alt tarafı üç gün yoktu." Yıldız hanım kızının ani çıkışı karşısında duraksamıştı. Tam da o sırada odanın kapısı açılarak içeriye Melih ve Mete girmişti. Yaşlı kadın merakla Melih'in yanında ki adama bakarken onun kim olduğu hissetmişti. Kızının kararan bakışlarını görünce de düşüncelerinden emin oluştu.
"Melih oğlum ne zaman geldin sen?" Melih hafif gülümseyerek kadının yanına gitmiş ve elini öpmüştü. Mete şaşkınlıkla ikiliye bakıyordu. Asya'nın ailesinin daha genç olabileceğini düşünmüştü. Yaşlı kadın ayağa kalkarak Mete'ye bakmaya devam ederken Melih boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
"Yıldız anne, bu benim kardeşim Mete, yani şey..."
"Asya'nın evlendiği genç." Melih başını sallarken hala şaşkınlıktan duraksayan kardeşini sırtından hafif iterek öne çıkarmıştı. Mete ağabeyine bakarken onu göz işaretini görünce ileri atılarak kadının elini öpmüştü.
"Nasılsınız?" genç adam ne söyleyeceğini bilemiyordu. Kadın damadı olacak adamı incelerken onu ister istemez Melih ile karşılaştırmıştı. İki kardeşin birbirinden bu kadar farklı olması inanılır gibi değildi. Kızına bakışlarını çevirdiğinde onun Mete'ye değil Melih'e kızgın bir şekilde baktığını görmüş ve hafif gülümsemişti. Anlaşılan ceylanı vahşileşmek için zaman kolluyordu.
"Gel oğlum şöyle otur. Yorulmuş olmalısın." Mete'nin alçılı ayağını görünce üzülmüştü. Asya şaşkın bir şekilde annesine bakarken Melih karşısında ki kadının merhametine hayran kalmıştı. Asya bilmese de ailesi her şeyi öğrenmişti. Melih uygun bir dille kardeşinin yaptığını onlara anlatırken çifti üzmüş olsa da kızlarının suçu olmadığına onları ikna etmeyi başarmıştı. "Anne onun oturmasına gerek yok, birazdan gidecekti zaten."
"Öyle deme kızım, hem baban şimdi uyanır onunla da tanışır."
"Neden tanışması gerekiyor ki? Nasıl olsa birkaç güne boşanacağız."
"Asya, kızım biraz daha düşünmelisin." Annesinin sözleri karşısında iki adam da ürpermişti. Melih Yıldız hanımın Mete'yi sevdiğine emindi. Nasıl emin olmasın ki kardeşi her zaman kendisini sevdirmeyi başarıyordu. Varlığı bile yeterliydi. Doğduğunda daha ilk görüşte kardeşine hayran kaldığı zamanı hatırlayınca hafif gülümsemişti. Mete de şeytan tüyü dedikleri o şeyden vardı.
"Bakıyorum da eğleniyorsunuz Melih Bey?" Melih kendisiyle konuşan öfkeli sesin sahibine bakmıştı. Kaşları çatılı bir şekilde Asya'ya bakarken cevap veremeden Mehmet beyin sesi duyulmuştu odada.
"Asya?" genç kız hızla babasının elini tutarken onun gözlerini açıp kendisine bakmasını beklemişti. Mehmet bey gözlerini araladığında ise ilk gördüğü yüz yatağın hemen ayak ucunda olan Melih'in yüzü olmuştu.
"Geldin mi Melih oğlum?" genç adam başını sallarken Asya daha fazla dayanamayarak yerinden kalkmıştı.
"Bunu neden yapıyorsunuz bana. Sizin evladınız benim neden benden çok onunla ilgileniyorsunuz?" genç kızın ani çıkışı herkesi şaşırtmıştı. Asya bariz kıskançlık krizine girmiş gibiydi. Ama kimi kıskandığını henüz kavrayabilecek durumda değildi. Melih boğazını gıcık tutmuş gibi temizlerken Mehmet beye bakarak kardeşini işaret etmişti.
"Kardeşim sizi ziyarete geldi." Başlar Mete'ye döndüğünde ise ortam gerilmişti. Daha fazla dayanamayan genç kız hızla odadan ayrılırken Melih arkasından kısa bir bakış atmıştı. Genç kızın yanağından aşağıya sicim gibi yaş boşalmaya başladığı sırada çarptığı bedenle duraksadı. Sinirleri iyice bozulmuştu.
"Dikkat etsene aptal!"
Asya sinirli bir şekilde ilerlerken kimseyi fark edecek gibi değildi. Birine çarptığını ise o kişinin kendisine öfkeli bir şekilde bağırmasıyla anlamıştı. Başını çevirdiğinde o anda görmek istediği son kişi karşısında durmuş küçümseyen bakışlarla kendisine bakıyordu. Asya gözlerini kapatarak "Bu bir kabus olmalı, lütfen Allah'ım kabus olsun," dedi. Türkçe konuşan genç kız karşısında ki kadının daha da sinirlenmesine neden olmuştu.
"Benimle anlayacağım dilde konuş?" Asya dişlerini sıkarak yumruk yaptığı ellerinden destek alıyordu.
"Seninle anlayacağın dilden konuşurdum ama dua etki hamilesin." Asya hala kendi kendine konuşuyordu. Sonunda Almira daha fazla dayanamayarak genç kadını iteklemişti. "Sana benimle anlayacağım dilde konuş dedim," diye bağırdığında onun sesini daha gür bir ses bölmüştü.
"Senin burada ne işin var?" Melih Asya çıktıktan sonra kardeşiyle halletmesi gereken bir iş olduğunu söyleyerek onunla birlikte odadan çıkıştı. Hastane koridorunda ki bağrışı duyunca hızla o yöne doğru ilerledi. Almira'nın Asya'yı itişi genç adamın öfkelenmesine neden olmuştu. Almira bakışlarını Melih'e yönetirken onun yanında kendisine şaşkınca bakan Mete'yi görünce daha da sinirlendi.
"Bakın burada kim varmış, Mete bey karısıyla..." dediğinde Melih Asya'nın yanına giderek genç kızın kolunu tutmuştu.
"Sen iyi misin?"
"Neden soruyorsun ki? Bunların hepsi senin yüzünden... Bu çirkefle senin yüzünden uğraşıyorum."
"Sakinleş biraz, sana söylemiştim. Yarın bu boşanma işini konuşacağız diye..."
"Ben şimdi halletmek istiyorum. Bu adamdan hemen boşanmak istiyorum. Beni zorla evli tutamazsın." Mete şaşkın bir şekilde ikili arasında ki tartışmayı izliyordu. İkili Türkçe konuşurken Almira hiçbir şey anlamadığı için Mete'nin yanına gitmişti.
"Senin burada ne işin var? Ben yokken karınla mı görüşüyorsun?"
"Kes sesini Almira..." Mete'nin sesi tartışan diğer iki kişinin de dikkatini çekmişti. Almira sert çıkışan Mete karşısında kısa bir duraksama yaşadıktan sonra yeniden Asya'ya doğru ilerledi. "Hepsi senin yüzünden, senin yüzünden bunları yaşıyorum." Melih Asya'ya saldırmak üzere olan genç kızın kolunu sert bir şekilde yakalamıştı. Öfkesi gözlerinden taşıyordu. Karşısında ki kadın olmasaydı belki de kendisini tutamazdı.
"Sakın ona dokunayım deme!" Almira aldığı uyarı karşısında birden kahkaha atmaya başlamıştı.
"Vay canına, iki kardeşi de idare ediyorsun demek? Siz Türk kızları..."
"Kes sesini Almira, yoksa fena olacak."
"Evet biz Türk kızlarına ne olmuş?" Asya bir adım öne çıkarken Melih genç kızın horozlanmasına hayranlıkla bakmıştı. Eğer bir kavga çıkarsa kesinlikle iki kadın arasında kalmak istemezdi. Üstelik Asya o kadar öfkeliydi ki Melih onu tutabileceğinden şüpheleniyordu. Sonunda konuşmaya nokta koyan başka bir ses olmuştu.
"Asya kızım ne oluyor burada?" Yıldız hanım kızını merak ederek erkeklerin peşinden odadan çıkmıştı. Tam olarak duyamasa da Almira'nın kızına söylediği birkaç sözü duymuştu. Melih kaşlarını çatarak Mete'ye bakmış ve "Mete onu götür buradan," diye uyarıda bulunmuştu. Mete genç kadının koluna girip onu uzaklaştıracakken Almira sert bir şekilde kolunu çekerek yaşlı kadının önünde durmuştu.
"Kızınız bebeğimin babasının peşini bırakmıyor..." Almira konuşuyor ama kadının kendisini anlamadığını fark edemiyordu. Yıldız hanım merakla onlara bakarken kadının hareketlerini takip etmeye başladı. Onun suskunluğu genç kadını daha da sinirlendirmişti. Elini karnına koyunca Yıldız hanım bir kadına bir de onun kolunu kavramış Mete'ye bakmıştı. O anda sorunun ne olduğu anlamıştı.
"O hamile!" Asya gözlerini kapatarak bu berbat zamanların geçmesini diledi. "O kocan olacak adamdan hamile..."
"Yıldız anne, bu henüz kesin değil."
"Nasıl değil? Görmüyor musun, kardeşinin bebeğini taşıdığını söylüyor." Melih yaşlı kadına bir şey olacak korkusuyla ne yapacağını bilememişti. "Asya anneni odaya götür." Asya ilk kez Melih'e hak vererek annesinin koluna girmişti. Mete hayatında ilk kez utandığını hissediyordu. Az önce kendisine sıcak davranan bakışlarında şimdi buz gibi bir ifade vardı. Almira'yı öfkeli bir şekilde oradan uzaklaştırırken Melih arkasından "Yarın ofiste ol, konuşacaklarımız var," diye seslendi.
"Bu kadar yeter Melih oğlum, kızım en kısa sürede boşanacak kardeşinden."
"Yıldız anne sakin bir şekilde..."
"Sana yeter dedim, benim kızım sizin oyuncağınız değil. Tamam bir hata yaptı kardeşinle evlendi ama cezası bu kadar ağır olmamalı. Kızımın boşanmasını hemen sağlayacaksın. Yoksa sende gözüme görünme." Melih kadının sözleri karşısında donup kalmıştı. Asya ise annesine şaşkın bir şekilde bakıyordu. Resmen Melih'i hayatlarından çıkarmaktan bahsediyordu. O anda bakışları genç adama çevrilmişti. Onun yerinde donmuş bir şekilde iyice solan yüzünü görünce içinde anlamlandıramadığı bir sızı oluşmuştu. Genç adamın yanak kaslarının oynadığını fark eden Asya onun kendisini güçlükle sakinleştirdiğini anladı. Genç adam hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp onların yanından uzaklaşmıştı. Asya adamın ardında uzun bir süre bakarken onun gözlerindeki ifadeyi unutabileceğini sanmıyordu.
Yenilmişlik, hüzün ve boşlukta savrulmuş bir ruh. En önemlisi ise gözlerinde ki elle tutulur hüzün genç kızın içine işlemişti. "Anne neden ona bu şekilde davrandın?" Yıldız hanım kızının sorusuyla kızgın bakışlarını Asya'ya çevirmişti. "En son ne zaman anne dayağı yedin?" Asya annesinin sorusu karşısında duraksamıştı. Başını iki yana sallarken anne ve babasının ona hiç vurmadığını söylemeye çalışıyordu. "Evet, hiçbir zaman... Keşke seni zamanında dövseydim o zaman belki aklı başında biri gibi davranırdın. Hiç tanımadığın biriyle evlenmekte ne oluyor?"
"Anne..."
"Konuşma! O çocuk sırf sen gözümüzde küçülme diye bize yalan söylemeyi göze aldı. Başımıza bir şey gelemsin diye bizi buralara kadar sürükledi. Babanın tedavisinden bahsetmiyorum bile. Ama sen... Bu adamdan ne istiyorsun Asya?" Asya annesinin yanağından aşağıya akan yaş karşısında yutkunmadan edememişti. Annesini daha önce hiç bu kadar üzgün görmemişti. Yaşlı kadın az önce Melih'in gittiği yöne doğru hüzünlü bakışlarını çevirirken dua ettiği tek şey genç adamın geri dönmesiydi. Melih'in kırgın bakışları Yıldız hanımın içini yakmıştı. Ama kızını da bu çıkmazdan kurtarması gerekiyordu. Başını iki yana sallayarak kocasının kaldığı odaya doğru ağır adımlarla ilerlemeye başladı. Asya ise arkasından bakmakla yetinmişti.
****
Genç adam hızlı ve büyük adımlarla ilerlerken bir an önce hastaneden çıkmak istiyordu. Yıllar sonra ilk kez bugün içinde büyük bir boşluk hissetmişti. Bir süredir kendi davranışlarına anlam veremezken az önce yeniden ne kadar yalnız olduğunu hissetmişti. Aile kavramının ne kadar önemli olduğunu neredeyse unutmak üzere olan bir adam için çocuğunu korumaya çalışan bir anne ile karşı karşıya gelmek büyük bir acıydı. Bir kardeşi vardı ama onunla istediği yakınlığı bir türlü kuramıyordu. Bakışları yeniden sertleşti. Alex patronunun kendisine doğru geldiğini görünce hemen doğruldu. Melih sinirliydi ama kendisine. Kardeşi yüzünden kimsenin hayatıyla oynayamayacağını biliyordu ve bununla yeniden yüz yüze kalmıştı. Yıldız hanımın sözleri genç adamın içini acıtmıştı. Ona kesinlikle kızmıyordu. Yaşlı kadın haklıydı. Kim kızını Mete gibi bir adamla evli kalmasını isterdi ki? Üstelik başka bir kadından çocuğu olma ihtimali olan bir adamı. Kardeşinin değişimini elbette ki görebiliyordu ve bundan oldukça hoşnuttu. Yine de Asya ile kardeşini bir arada düşünemiyordu. İkisi de oldukça farklıydı. Almira hamile olmasaydı bile Asya ile Mete'yi bir arada düşünemiyordu. Arabanın anahtarını alarak Alex'e döndü.
"Benim birkaç işim var sen buradan ayrılma. Bir ihtiyaçları olup olmadığını sor ve kendini her zaman onlara göster." Alex başını sallarken Melih arabaya binerek oradan uzaklaşmaya başlamıştı. Yarı yola geldiğinde telefonunu eline alarak avukatı aradı.
"İstediğim belgeler hazır mı?" Kısa bir karşı dinlemenin ardından devam etmişti.
"Peki onları Mete'nin evine yolla. Ben oraya gidiyorum." Melih telefonu kapattıktan sonra arabasının direksiyonunu kardeşinin evine doğru çevirmişti. Mete'nin yeni evine ilk kez gidecekti. Adresini bilse de kardeşinin evine gitmeyi hiçbir zaman düşünmemişti. Bu onu daha da tedirgin eder diye kardeşini hep uzaktan gözlemlemişti. Artık buna bir son verecekti. Yorgundu. Yaşadıkları bu genç yaşında onu iyice yormuş çökmesine ramak kalmıştı. Derin bir iç çekerek elit kesimin oturduğu belli olan sokağa arabasını sokarken Mete'nin evde olmasını dilemişti. Onu aramak evin kapısına geldiğinde aklına gelse de bir ümit parmağı zile uzandı. Birkaç dakika sonra ekranda beliren görüntüyle kardeşinin ne kadar şaşırdığı belli oluyordu.
"Abi?" Mete heyecanla kapı kilidini açarken hemen dış kapıya yönelmişti. Melih ise ağır adımlarla Mete'nin evine doğru ilerlemeye başladı. Genç adam ağabeyini kapısında gördüğüne hala inanamıyormuş gibi bir ifadeyle Melih'e baktı.
"Senin buraya geleceğini hiç tahmin etmezdim."
"Aramam gerekiyordu ama..." İkili eve girecekken kapı zili yenide çalmıştı. Mete kaşlarını çatarak ekrana bakarken gelen kişinin şirket kuryesi olduğunu görünce bakışlarını Melih'e çevirdi.
"Sanırım bu sana geldi?" Mete ağabeyine bakıp hafif gülümsemişti. Melih başını sallarken kapıyı açarak kuryenin getirdiği zarfı aldı. İkili eve girdiklerinde Melih etrafı incelemeye başladı. Bir zamanlar büyük bir evde bir çok çalışanla yaşaya kardeşinin böyle bir evde yaşaması onu şaşırtmıştı. Ev ne kadar küçük olsa da oldukça modern döşenmişti. Salon Mete'nin eski odasının yarısı kadar var yoktu. Onun şaşkın bakışlarını gören Mete araya girerek "Sanırım beğenmedin?" dedi. Melih ise tam aksine evi sıcak ve şirin bulmuştu. Kardeşinden beklenmeyecek bir şekilde de düzenliydi.
"Sadece bu kadar küçük bir ev beklemiyordum."
"Küçük ama çok rahat."
"Etrafında çalışanlar olmasına alışmış biri için oldukça temiz."
"Haftada iki gün temizliğe gelen bir kadın var." Melih başını sallarken mutfaktan gelen zil sesi ile duraksamıştı. "Ah unutmuşum mikrodalgada yemek vardı." Melih tek kaşını kaldırarak kardeşine bakarken Mete yavaş bir şekilde mutfağa yönelmişti. Tek değnekle gezmeye alışmıştı artık. Melih kardeşinin peşinden mutfağa girerken ikinci şaşkınlığını yaşamıştı. Kardeşi yemek masası kuruyordu.
"Senin bu kadar hamarat olduğunu kim tahmin ederdi?" Melih kardeşi ile dalga geçerken Mete sadece gülümsemişti. Bir ara dengesini kaybeder gibi olunca Melih refleks olarak ileri atıldı. Mete dengesini yeniden sağlarken birden gülmeye başladı.
"Ne zaman bana küçük bir çocuk gibi davranmaktan vazgeçeceksin?" Melih omzunu silkeleyerek ona cevap vermişti.
"Bunu artık yapma, benim sorumluluğumu almanı istemiyorum. Kendimi küçük bir çocuk gibi hissetmeme neden oluyorsun. Bana bak, o ayaklarına dolanan beş yaşında ki çocuk yok karşına." Melih kardeşinin sözleri ile onun en son ayaklarına ne zaman dolandığını hatırlamaya çalışmıştı. İlk ve tek olarak onu yatılı okula gönderdiklerinde yapmıştı bunu. Mete ağlayarak onun ayaklarına sarılmıştı. Hatırladıklarıyla gerilen genç adam boğazını temizleyerek bir adım geri çekildi. İkisi birlikte masaya gerek birbirine baktı.
"Zarfta ne var?" Melih elindeki zarfı masanın üzerine bırakarak derin bir nefes almıştı. "Önce biraz konuşacağız, ondan sonra zarfı açacağız."
"Pekala ne hakkında konuşalım? Mesela Asya ve ailesini neden buraya getirdin?"
"Babası hastaydı, ayrıca ikinizin aptallığı sayesinde Asya hedef haline geldi. Onu uzaktayken koruyamazdım."
"Hadi ama ağabey, biliyorsun ki tehlike sadece burada... Asya bizim ülkemizde daha güvendeydi."
"küçük bir ihtimal bile olsa göze alamazdım." Mete başını sallarken Melih bakışlarını ona dikmişti.
"Ne kadar kötü bu tehdit?"
"Öncekilerden biraz daha ciddi olabilirdi..."
"Olabilirdi?" Melih hafif gülümseyerek kardeşine bakmıştı. "İhaleden çekilme kararı aldım." Onun sözleri genç adamı şaşkına çevirmişti. Ağabeyi, Melih Soykan bir ihaleden geri çekiliyordu. Bu daha önce hiç olmamıştı. "Senin gözünü bu kadar çok mu korkuttular?" Melih kardeşine ters bir şekilde bakarken "Böyle birşeyin söz konusu olmadığını sende biliyorsun. Sadece bir rica üzerine geri çekilme kararı aldım. Bu ihale önemli olsa da bizden daha çok işe ihtiyacı olan başka bir firma var."
"Peki onun kazanacağı ne malum? Melih işten konuşmak için gelmediği bu evde konuyu değiştirmeye karar vermişti.
"Ee ne düşünüyorsun? Bugün kayın validen ve babanla tanıştın." Mete dudaklarını önemsiz bir şeymiş gibi büzerken omzunu silkelemişti. "Asya'nın ailesinin bu kadar yaşlı olabileceğini tahmin edemezdim. Annesi oldukça sıcak kanlı ama babası bana çok kötü baktı."
"Ne bekliyorsun? Kızlarını kandıran adamı çiçekle karşılamalarını mı?" Mete onu bu sözlerine hafif gülümsemişti. "Onlara ısındın değil mi? Zaten sen bu tip insanlara bayılırsın. Neden Türkiye'ye dönmüyorsun?"
"Bu konumuzun dışında..."
"Benim yüzümden değil mi? Ben dönmek istemediğim için."
"Bunu konuşmak istemiyorum."
"Kendi hayatını düşün artık. Bu durum cidden sinir bozucu. Ayrıca şu boşanma işini hemen halletmek istiyorum."
"Gerçekten boşanmak istiyor musun yoksa sırf bebek için mi?"
"Bebekle alakası yok bunun. Asya ile biz uygun değiliz. Sende farkındasın bunun ama söylemiyorsun. İkimiz asla mutlu olamazdık."
"Madem bunu biliyordun neden onun hayatını alt üst ettin?" Mete bu soruya cevap vermek istemiyordu. Saçma bir iddia üzerine kendi hayatını da çıkmaza sokmuştu. "Neyse.. Bana bir söz vermeni istiyorum. Dna testini yapmadan o kadınla evlenmeye kalkmayacaksın."
"Tamam söz veriyorum. Hadi artık şu belgeleri çıkarda imzalayayım." Mete'nin boşanmak için bu kadar acele etmesi gerçekten şaşırtıcıydı. Melih zarfı açarak iki dosya çıkartmıştı. Birinde boşama belgeleri varken diğerinde kendisine bir şey olması durumunda mirasını Asya himayesinde Mete'ye bırakmıştı. Mete ikinci dosyayı okurken şaşırmıştı. Melih'in hala mirasçısı olması genç adamı duraksatmıştı.
"Hani Asya'ya bırakacaktın her şeyini?" Melih omzunu silkeleyerek cevap vermekten kaçınmıştı.
"Ayrıca bu vasiyet meselesine neden bu kadar taktın anlamıyorum. Senin bu davranışın beni deli ediyor."
"Hayatını yaşarken her zaman aklının bir köşesinde ölme ihtimalini bulundurmalısın. Bu sadece bir tedbir. Yalnız bu miras konusunu Almira'ya söyleme. Asya'ya bıraktığımı ve senin de bunu kabul ettiğini söyle. En azından bir süreliğine..."
"Anladık dedik ya. Sen ve paronayaların." Melih hala olgunlaşmamış olan kardeşine hüzünle bakmıştı. Hiç önemsemeden belgeleri imzalarken bakışlarını ondan çekmiyordu. Mete ise bir yandan imzalıyor diğer yandan ağabeyine sitem etmekten geri kalmıyordu.
"Senden başka akrabam yok ve sen bana vasiyet imzalatıyorsun. Beni düşün ve hayatta kalmaya çalış. Biliyorsun ki tek başına yaşayamam. Arkamı toplayacak birine ihtiyacım var." Melih onun kendisine takılmasını hafif gülümseyerek izlemişti. Mete yine kendi lisanını konuşturuyordu. Çok yakın olamasalar da kardeşinin kendisini sevdiğini biliyordu. O hala bacaklarına gitmemesi için yalvaran beş yaşında ki kardeşiydi sanki. Kim ne derse desin onlar et ve tırnak gibiydi ve ayrılamazlardı. Mete elindeki belgeleri genç adama uzatarak "Gazamız mübarek olsun, bu en çok senin işine yarayacak sanırım." Melih ona anlamaz bir ifadeyle bakarken Mete bir kahkaha atmıştı.
"Bakma bana öyle, fark etmediğimi sanma. O kıza karşı bir şeyler hissettiğin açık." Melih'in şaşkınlığı daha da artınca genç adamın kahkahası tüm evi inletmişti. Ağabeyi daha ne yaşadığının farkında değildi. Bunu izlemek onun için büyük bir eğlence olacaktı.
*****