Sırma KORKMAZ
‘Sırma kızım hadi kalk artık.” Annemin sesini duyunca zorla gözlerimi araladım.
Saate baktığımda 8’e geldiğini gördüm. Normalde şimdiye kalkmam lazımdı.
“Günaydın anne.” Konuştuğumda ses tonumu duyunca yüzümü buruşturdum.
“Sırma annecim sen hastamı oldun?” Diyen annemle boğazımı temizleyip tekrar konuşmayı denedim.
“Bilmiyorum ki anne halim yok.” Dediğimde yanıma gelip anlımdan öptü.
“Ateşim yok kızım ama istersen bugün gitme işe dinlen biraz.”
“Yok anne gideyim. Bugün iki yeni danışanım gelecek ertelemek istemiyorum.” Dediğimde kaşlarını çattı.
“Sen bilirsin kızım ama kötü olursan bırak gel.”
“Tamam sultanım sen merak etme.” Dediğimde gülümseyip odamdan çıktı.
Annem gidince bende kendimi kalkmak için zorladım. Yataktan çıktığımda hafif başım dönse de umursamadım. Yatağımı toparlayıp banyoma girdim. Suyu ayarlayıp üzerimdekileri çıkardım.
Ilık suyun altına girdiğimde biraz daha kendime geldim. Güzel bir duş aldıktan sonra çıkıp vücudumu havluya sardım. Saçlarımı kurutup odama geçtim.
Vücudumu kuruladıktan sonra iç çamaşırlarımı giyinip dolabıma yöneldim. Bugün rahat etmek istediğim için koyu renk dar paça kot pantolonumu giyindim. Üzerime de haki yeşili askılı bluzumu giyindim.
Kot ceketimi de giyinmek için dolabımdan çıkardım. Giyinme işim bitince makyaj masama yöneldim. Halim olmasa da yüzüm çok renksiz olduğu için hafif bir makyaj yaptım. Biraz allık, bolca rimel ve parlatıcı ile birazda olsa yüzüme renk geldi.
Saçlarımı basit bir örgü yapıp kendi haline bıraktım. beyaz sırt çantamı da hazırladığımda eşyalarımı alıp salona geçtim. Babam sabah haberlerini izliyordu.
“Günaydın baba.” Dediğimde bana döndü.
“Günaydın kızım. Hayırdır hasta mı oldun?”
“Galiba oluyorum baba ya hiç halim yok.” Diye söylenirken yanına gidip kolunun altına girdim.
Babam bana sıkıca sarılıp anlımdan öptü.
“Kendini çok yoruyorsun Sırma.” Dediğinde sessiz kaldım.
Bazen kendimi işe çok kaptırıyorum farkındayım ama ne yapayım? İşimi çok seviyorum. Babamın dinlendirici kokusu burun deliklerime dolduğunda gözlerimi kapatıp biraz daha dinlenmeye başladım.
Ne kadar süre öyle durduğumu bilmiyorum. Annem;
“Hadi sofraya.” Diye seslendiğinde gözlerimi zor açtım.
Yavaşça doğrulup babamla birlikte mutfağa yöneldim. Havalar iyice bozmaya başladığı için artık yemeklerimizi içeride yiyoruz.
Yerimize oturduğumuzda annem çaylarımızı doldurdu. Sıcak çaydan bir yudum aldığımda yüzümü buruşturdum. Boğazım acıyordu.
“Sırma iyi misin kızım?” Diyen annemi başımı sallayarak onayladım.
Konuşacak mecalim yoktu.
Kendimi bir şeyler yemeye zorlasam da bir bardak çay dışında midem bir şey kabul etmedi. En sonunda pes edip kendimi zorlamayı bıraktım.
“Anne bana vitaminlerimi verir misin?” Dediğimde annem ayaklandı.
Çok fazla yemek yiyemediğim için belirli vitaminlerim vardı. Vücut direncim düşmesin diye doktor kullanmamı söylemişti. Hasta olduğumda da çok işe yarıyorlar. Annemin verdiği iki koca hapı suyla beraber içtiğimde midem bulandı.
İşe yarıyorlar ama tatları çok kötü. İnsan biraz daha güzel yapmaz mı ya? Ben mide bulantımla baş ederken annemin önüme bıraktığı kupa ile daha çok bulandı.
“Anne hayır ya.”
“İtiraz yok Sırma. Koca kazık oldun hala çocuk gibisin!” Annemden azarı yiyince mecburen uzanıp kupayı aldım.
İçindeki nane limona nükleer silahmış gibi bakarken babam halime güldü. Babama dil çıkarıp, elimde burnumu kapattım ve bardaktaki sıcak sıvıyı içmeye başladım. Büyük bir yudum alınca masaya geri bırakıp kafamı arkaya attım.
Az kaldı istifra edeceğim!
“Bitecek o!” Annemin bağırmasıyla tekrar elime aldım.
Birkaç yudumda bitirdiğimde ağlayacak hale gelmiştim. Oldum olası böyle şeyleri sevmiyorum.
“Ben gideyim artık. Bir saate randevum var.” Deyip ayaklandım.
Annemle babama uzaktan öpücük atıp mutfaktan çıktım. Bu ara kimseye yaklaşmasam iyi olacak. Salondaki kot ceketimi alıp giyindim. Sırt çantamı da takıp kapıya yöneldim.
Arabamın anahtarını çekmeceden alıp, dolaptan beyaz spor ayakkabılarımı aldım. Giyindiğimde kapıyı çekip arabama yöneldim.
Bindiğimde kemerimi takıp arabamı çalıştırdım. Kornaya basıp yola çıktım. Dikkatim dağılmasın diye elimden geleni yaparken yol bitmek bilmedi.
Sonunda ofise yaklaştığımda için rahatladı. Sağda gördüğüm eczane ile durup dörtlüleri yaktım ve arabadan indim. İçeri girdiğimde genç bir kız gülümseyerek;
“Hoş geldiniz. Nasıl yardımcı olabilirim?” Diye konuştu.
“İyi günler. Maske alabilir miyim?”
“Tabi kaç tane?”
“Bir kutu olsun.” Dediğimde kız tezgaha eğildi.
Doğrulduğunda elinde bir kutu maske vardı. Ücretini ödeyip;
“Kolay gelsin.” Dedim ve eczaneden çıktım.
Arabama binip ofise devam ettim. Vardığımda arabayı park edip aşağı indim. Eşyalarımı da alıp merdivenlerden çıkmaya başladım. Ofisin kapısına vardığımda zili çalıp açılmasını bekledim.
Melisa kapıyı açıp;
“Hoş geldin canım.” Dediğinde gülümsedim.
“Hoş buldum.” Dediğimde kaşlarını çattı.
“Ne oldu sana?”
“Hasta oluyorum galiba.” Derken içeri girdim.
Odama yürürken Melisa da peşimden geldi.
“Bugün gelmeseydin ya Sırma.”
“İki yeni randevu var biliyorsun Melisa. Onları ertelemek istemedim.” Dediğimde sesini çıkarmadı.
Odama girdiğimde çantamı ve kot ceketimi askıya astım. Her zaman ofisimde duran siyah ince hırkamı alıp üzerime giyindim.
“İlk danışan tam olarak kaçta gelecek Melisa?”
“10:15’de gelecek canım.”
“Güzel yarım saatim var. Ben biraz şurada uzanıp enerjimi toplayayım.” Dedikten sonra çift kişilik geniş koltuğa yöneldim.
“Tamam sen yat. Bende sana annemin karışımından yapayım hemen ayağa kaldırır.” Diyen Melisa odadan çıktı.
Ayakkabılarımı çıkarıp koltuğa uzandım ve gözlerimi kapattım. Bedenim anında gevşerken birazda olsa rahatladım.
“Sırma hadi kalk canım.” Melisa’nın derinden gelen sesi ile uykumdan uyandım.
Yavaşça gözlerimi araladığımda ofiste olduğumu anladım.
“Saat kaç oldu?”
“Çok olmadı canım. Kendine gelebil diye erken uyandırdım. Hadi kalk hem sana annemin kokteylinden hazırladım.” Dediğinde yattığım yerden doğruldum.
Ayakkabılarımı giyinip oturduğumda Melisa da yanıma oturdu ve elindeki bardağı uzattı.
“Ne bu?”
“Boş ver ne olduğunu iç sen.” Dediğinde gülümseyip bir yudum aldım.
Korkarak içsem de tadının güzel olduğunu fark edince biraz daha büyük bir yudum aldım.
“Tadı çok güzel ellerine sağlık. Ne var içinde?” Dediğimde Melisa gülümsedi.
“Ihlamur, limon ve ayvayı kaynattım. Bardağa birazda bal karıştırdım. Ben ne zaman hasta olsam annem bunu yapar ve hemen toparlarım.” Bir yudum daha aldım.
“Gerçekten çok güzel olmuş.” Dediğimde gülümsedi.
“İnşallah işe yarar da daha kötü olmazsın.”
“İnşallah.” Dedikten sonra içmeye devam ettim.
Melisa ile sohbet ederken çalan kapı ile ayaklanıp bakamaya gitti.
Bende oturduğum yerden kalkıp kendimi toparladım, aldığım maskeden taktım ve minik danışanımı beklemeye başladım.
Küçük hanımla yaklaşık 1.5 aydır görüşüyoruz ve güzel yol kat ettik. Eğer böyle devam ederse yakında görüşmemiz gerekmeyecek. Bir miniğe daha yardımcı olabildiğimi bilmek içimi kıpır kıpır etti.
Kapıdan giren güzellikle düşüncelerimi bir kenara bırakıp gülümsedim.
***
Öğlen arası yaklaştığında biraz daha iyi hissetmeye başladım kendimi. Melisa’nın yaptığı çaydan birkaç kez daha içtikten sonra işe yaradığını fark ettim.
Son danışanımı şimdi gönderdim. Birazdan biz de bir şeyler yemeye gideriz.
“Melisa hadi hazırlan da yemeğe gidelim.”
“Tamam Sırma.” Dediğinde odamdaki banyoya yöneldim.
İşlerimi hallettikten sonra maskemi çıkarıp çöpe attım. Odama dönüp ceketimi ve çantamı aldım. Odadan çıktığımda Melisa’nın da giyindiğini gördüm.
“Hazırsan çıkalım.”
“Tamam canım. Bu arada benim okulla ilgili halletmem gereken bir işim de var.”
“Tamam canım yemeğimizi yedikten sonra sen işini yaparsın bende buraya dönerim.” Dediğimde gülümsedi.
Tam çıkışa yönelecekken çalan kapı ile kaşlarımı çattım.
“Kim ki bu?” Diyen Melisa’ya bakıp kapıya yöneldim.
Açtığımda gördüğüm iri bedenle şaşırdım.
“Emir bey hayırdır? Bir sorun yoktur umarım.” Dediğimde karşımdaki adam gülümsedi.
“Bir sorun yok Sırma. Benim sana bir şey söylemem lazımdı geleyim dedim.” Kurduğu cümlede tek takıldığım yer isminin yanında bir sıfat olamamasıydı.
Normalde rahatsız olmam gerekir ama adımı ağzından duymak hoşuma gitti.
“Sanırım bir yere gidiyorsun.” Dediğinde kendime geldim.
Gözü üzerimi tarıyordu.
“Yemeğe çıkacaktık ama sorun değil gelin lütfen.”
“Yok olmaz öyle. Buyurun ben size bir yemek ısmarlayayım.” Dediğinde huzursuzca Melisa’ya baktım.
Bir yanım gitmek istiyor ama diğer yanım yanlış olduğunu söylüyor.
“Hiç zahmet vermeyelim Emir bey. Melisa yemeğe gitsin biz sizinle konuştuktan sonra yerim ben.” Dediğimde kaşlarını çattı.
Hah böyle tam Hulk’a benziyor!
“Olur mu öyle şey? İtiraz istemiyorum Sırma.” Dediğinde tek kaşım havaya kalktı.
Hayırdır o ne özgüven o?
Tam ağzımı açacakken Melisa;
“Sırma siz gidin canım. Bende okulla ilgili işimi halledeyim.” Dediğinde dönüp öldürücü bakışlarımı ona gönderdim.
Bana pis pis sırıttığında sinir olsam da bay hulk yüzünden bir şey diyemedim.
“Gidelim mi?” Emir beyin sesini duyduğumda mecburen ona döndüm.
Bir elini yol vermek amaçlı uzatmış beni bekliyordu. Ya sabır ya selamet! Sakin adımlarla yürümeye başladığımda yan gözle güldüğünü gördüm. Bu beni daha da sinirlendirse de kendimi sakinleşmeye zorladım.
Beraber binadan çıktığımızda elini belime koyup beni otoparka yönlendirdi. Kafamı çevirip baktığımda onun karşıya baktığını gördüm. Bu rahat hareketleri iyice sinirimi gerdiği için bir adım yana kayıp tutuşundan kurtuldum.
Rahatsız olduğumu anlamış olacak ki anında geri çekildi.
“Benim arabamla gidelim.” Dediğinde karşımdaki kocaman siyah arabaya baktım.
“Gerek yok ben arabamla sizi takip ederim.” Dediğimde hayretle bana baktı.
“Aynı yere 2 arabayla mı gideceğiz?” Dediğinde saçmaladığımı anladım.
Yok yok ben kesin çok hastayım. Yoksa hayatta bu kadar saçmalamam.
Emir beyin kapıyı açmasıyla sesimi çıkarmadan arabaya yöneldim. Elini uzattığında araba yüksek olduğu için yardımını kabul ettim. Bindiğimde kapıyı kapatıp kendi tarafına dolandı. O da bindiğinde arabayı çalıştırdı ve yola çıktık.
“Özel bir şey ister misin?”
“Hayır.” Dediğimde bir daha konuşmadı.
Her ne kadar ona bakmak istemesem de kendimi engel olamayıp başımı çevirdim. Yüz hatları ciddiydi, sağ kolu direksiyonu tuttuğu için gerilmişti. Adam gerçekten de Hulk’un Türkiye şubesi.
Gözüm yüzüne takıldığında gördüğüm yan profilini incelemeye başladım. Yanaklarını yarısını ve tüm çenesini kaplayan gür sakalı çok güzel gözüküyordu. Acaba göründüğü kadar yumuşak mı?
Parmaklarım adete dokunmak ister gibi karıncalandığında elimi yumruk yaptım. Düşündükleri anlayınca kendime kızdım. O senin danışanın babası Sırma! O bir baba! Kendine gel.
Yarım saatin sonunda sahil kenarında durduğumuzda Emir beyi beklemeden arabadan indim. O da yanıma gelip;
“Burada Sadık abi var. Köfte ekmeği çok güzeldir. Umarım seversin.” Dediğinde gülümseyerek;
“Sorun değil. Yemek ayırt etmem.” Dediğimde o da gülümsedi.
“Bu taraftan.” Deyip yürüdüğünde bende onu takip ettim.
Yan yana sessizlik içinde yürürken bahsettiği yeri gördüm. Eski bir minibüsü seyyar köfteci haline getirmişti. Rengarenk boyadığı minibüs çok sevimli duruyordu. Etrafa attığı masa, sandalyelerle güzel bir yeri vardı.
Boş bulduğumuz ilk masaya oturduğumuzda kalabalığa şaşırdım. Gerçekten güzel olmalı.
“Emir’im hoş geldin.” Ocak başından bağıran adama döndük.
Orta yaşlarda olan adam oldukça güler yüzlüydü.
“Hoş bulduk Sadık abim.”
“Demir’im nerede?”
“O okulda abi.” Diyen Emir beyle adam başını sallayıp işine döndü.
Emir bana dönüp;
“Ben tam köfte yiyeceğim. Sen?”
“Bana da çeyrek olsun.” Dediğimde kaşları havaya kalktı.
“Çeyrek ekmekle mi doyacaksın?” Dediğinde yüzünün aldığı ifade ile kıkırdadım.
“Herkesin cüssesine göre.” Dediğimde o da güldü.
Arkasını dönüp;
“Abi bize bir tam, bir çeyrek, iki de ayran sana zahmet.” Dedi.
“Hemen Emir’im.” Diyen adam işine döndü.
Emir de bana dönünce;
“Konuşmak istediğiniz konu neydi Emir bey?” Diye sorduğumda kaşlarını çattı.
“Lütfen bana Emir de. Resmiyeti oldum olası sevmiyorum.” Dediğinde gözlerimi devirdim.
“Benimle neden konuşmak istediniz Emir?” Diye sorduğumda kızgınca suratıma baktı.
Bıkkınca nefesimi verip;
“Sorun ne Emir!” Dediğimde sırıttı.
“Kötü bir şey yok ama Demir de bir şey dikkatimi çekti.” Dediği an tüm sinirim uçup gitti.
“Ne oldu?”
“Birinci Demir seni sevmiş. İkincisi de aldığı ayıya Sırma ve Demir adını verdi.” Emir’in cümlesi bittiğinde ne düşüneceğimi bilemedim.
Demir bu isimleri seçti ki? Onu buna iten şey ne?
“Sence neden bu isimler?” Diye sorduğumda omzunu silkti.
“Bilmiyorum. Demir’e sordum ama canım öyle istedi dedi. Bende sen üstüne gitme dedin diye ısrar etmedim.”
“İyi yapmışsın. Seansta bunu benim konuşmam daha iyi olacak.” Dediğimde gülümsedi.
“Şimdiden ne zaman gideceğiz diye sorup duruyor.” Dediğinde bende gülümsedim.
Bende özlemiştim küçük adamı. Tüm hafta sonu aklımdan çıkmamıştı.
Yemeklerimiz geldiğinde mis gibi kokan köfteden bir ısırık aldım. Tadı gerçekten de çok güzeldi. Ama benim boğazım sağ olsun rahat rahat yiyemiyorum. Yavaş yavaş birkaç ısırık daha aldım.
Bu arada Emir bir koca ekmeği bitirmek üzereydi. Neden Hulk gibi olduğu belli oldu. Bir insan nasıl bu kadar yer?
Birkaç ısırık daha aldıktan sonra daha fazla yiyemeyeceğimi anlayıp ekmeğimi bıraktım. gelen ayranımı bitirip ağzımı sildim.
“Beğenmedin mi?” Diyen Emir’e döndüm.
“Hayır. Tam tersine çok lezzetli ama doydum.”
“Cidden mi? Çeyrek ekmeğin ayrısını anca yedin.”
“Bana yetti.” Dediğimde şaşkınca suratıma baktı.
Uzanıp benim kalan ekmeğimi de yediğinde kocaman gözlerle baktım. E yuh ama!
“Çöpe mi gitsin yazık.” Dediğinde dayanamayıp kahkaha attım.
Emir de benimle birlikte gülmeye başladı.
“Yavaştan gidelim mi? İşlerim var.” Dediğimde Emir başıyla onayladı.
Ayağa kalktığımızda çantamdan cüzdanımı çıkardım. Tam kasaya yönelecekken Emir kolumdan tuttu.
“Ne yapıyorsun Sırma?” Derken bakışları çok ciddiydi.
“Hesap…” Dememe kalmadan;
“Koy onu yerine Sırma!” Diye sözümü kesip kasaya yöneldi.
Öküz hulk ne olacak! Adama bak ya!
Emir hesabı ödeyip yanıma geldiğinde konuşmadan yürümeye başladım. O da sessizce beni takip etmeye devam etti.
Arabaya vardığımızda binip ofise doğru yola çıktık. Tüm yol boyunca aynı sessizlik devam etti. Bende bunu fırsat bilip gözlerimi kapattım ve dinlenmeye çalıştım.
Ne güzel kendimi toparlamıştım ama bu Hulk sağ olsun tüm enerjimi geri aldı. Araba durduğunda gözlerimi açtım.
Tam arabadan inecekken tekrar kolumdan tutuldum. Emir beni kendine döndürdüğünde göz göze geldik. Kahve gözleri çok yoğun bakıyordu.
“Sırma sen iyi misin? Halsiz gözüküyorsun.”
“Biraz rahatsızım.” Dediğimde kaşlarını çattı.
“Hastaneye gidelim mi?”
“Teşekkür ederim ama gerek yok.” İlgili öküz Hulk’c*m!
“Bu kadar az yersen tabi hasta olursun. Miniciksin.” Dediğinde öfken kabardı.
“Ben minik falan değilim!” Deyip kolumu elinden kurtuldum ve arabadan indim.
Binanın önüne geldiğimde dönüp Emir’e baktım. Sırıtarak beni izliyordu. Uyuz.
“Yemek için teşekkür ederim Emir bey. İyi günler size.” Dediğimde yüzünün aldığı ifadeyle arkamı döndüm ve binadan içeri girdim.
Daha fazla kendimi tutamayıp kahkahamı koy verdiğimde yüzü gözümün önünden gitmiyordu.
Eeee öküz Hulk bey! Gör bakalım, sen mi daha fenasın? Ben mi?
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*