Emir AKÇA
Güneş doğmadan uyanında kendimi spor salonuna attım. Sıkı bir antrenman yaptıktan sonra Demir’in uyanabileceğini düşündüğüm için eve gitmeye karar verdim. Teremi soğutmamak için koşarak gittim.
Zaten ev yakın olduğu için kısa sürede eve varmıştım. Yavaşça içeri girdiğimde çıt çıkmadığı için Demir’in hala uyuduğunu anladım. Direkt odama geçip duşa girdim. Soğuk su bedenimden akıp giderken dün ki görüşmeyi düşünmeye başladım.
Sırma hanım gerçekten de iyi bir doktor olmalı. Yanına gittiğimden beri her şeyi kontrolü altına almıştı ve şu anlık işler normal yürüyordu. Özellikle Demir’le ilk görüşmesinde bu kadar rahat iletişim kurması beni etkiledi.
Demir normalde sıcak kanlı bir çocuktur ama yeni tanıştığı insanlarla pek yakınlaşmaz. Sırma bu duvarı yıkmış oldu. İnşallah oğlumu da iyi edecek. Nedendir bilinmez o küçük kadına çok güveniyorum.
Gerçekten de çok küçük. Giydiği topuklulara rağmen yine de minicik duruyor. Tahmini 1.60 boylarındadır. Yine de o küçük görüntüsünün altında kendinden emin ve oldukça akıllı bir kadın var.
Ayrıca güzelde. Zayıf olmasına rağmen biçimli bir vücudu var. Birde gözleri var ki daha ne renk olduğunu anlayamadım. Mavi-yeşil arası olan gözleri gerçekten güzeldi.
Ben ne düşünüyorum ya? Sana ne kadının boyundan, gözünden, güzelliğinden? Kendine gel oğlum.
Sinirle şampuana uzanıp saçımı yıkamaya başladım.
Duştan çıktığımda kendimi daha iyi hissediyordum. Belime bir havlu sarıp odama geçtim. Tam dolaba yönelecekken odanın kapısı tıklatılıp açıldı. Yataktan yeni kalktığı belli olan Demir odaya girerken gülümsedim.
“Günaydın baba.”
“Günaydın aslanım.” Dediğimde yanıma doğru geldi.
“Baba bugün okul var mı?”
“Yok babacım. Bugün hafta sonu. Okul tatil.” Dediğimde güldü.
Bu hareketiyle kaşlarımı çatmak istesem de kendime engel oldum. Sırma hanımın dediği gibi normal davranmalıyım.
“O zaman seninle işe gelebilir miyim?” Diye sorduğunda düşünüyormuş gibi yaptım.
Demir heyecanla bana bakıyordu.
“Daha iyi bir fikrim var. Bugün işi asalım ve baba oğul gezmeye gidelim.”
“Gerçekten mi?” Başımı salladığımda;
“Oley.” Diye bağırıp bacaklarıma sarıldı.
Eğilip oğlumu kucağıma aldım ve onu öpücüklere boğdum. Mis gibi kokusu beni sakinleştirirken geri indirdim.
“Hadi sen git kıyafetlerine karar ver bende giyinip geliyorum.”
“Tamam babacım.” Deyip odadan koşarak çıktığında arkasından gülümsedim.
Demir’i böyle mutlu görmek içime su serpiyor. Belki de düşündüğüm kadar kötü değildir. Daha fazla oyalanmamak için dolabın önüne geçip kıyafetlerimi seçtim. Üzerimi giyindiğimde saçlarımı kuruttum.
Kuruyan saçlarımı tarayıp topladım. Sakallarımı da şekle soktuktan sonra parfümümü sıktım. Eksik bir şey kalmayınca gerekli eşyalarımı aldım. Aynadan kendime baktığımda iyi gözüküyordum.
Açık kahve tonunda dizlerimde bir kapri ve beyaz tişört giyindim. Yaz bitmeye başlasa da hala havalar sıcaktı. O yüzden de çok fazla pantolon giymiyorum.
Odamdan çıkıp Demir’in odasına geçtim. Kapısı aralık olsa da tıklayıp içeri öle girdim.
“Babacım karar verdin mi?” Dediğimde gömüldüğü dolaptan oflayarak çıkıp;
“Baba karar veremiyorum.” Deyince gülümseyerek yanına gittim.
Dolabındaki kıyafetlere bakıp beğendiğim takımını çıkardım.
“Buna ne dersin aslanım?” Demir elimdekilere bakıp düşündü.
Sonunda gülünce beğendiğini anladım.
“Hadi giyinelim babacım.” Dediğimde Demir pijamalarını çıkarmaya başladı.
Yeşil üzerinde lacivert çizgileri olan şortunu ve lacivert tişörtünü giydirdim. Çok yakışıklı olmuştu benim aslanım.
“Baba güzel oldu mu?”
“Senin gibi yakışıklı bir adam ne giyse yakışır.” Dediğimde kıkırdadı.
Bende onunla gülümserken Demir dolabının aynasının önüne geçti ve saçlarını düzeltmeye başladı. Yüzümdeki gülümsemeyle onun işini bitirmesini izledim.
“Hazırım.” Dediğinde ayaklandım.
“Kahvaltıyı da dışarıda yapalım ne dersin?”
“Olur.” Diyen Demir ile odasından çıktık.
Arabanın anahtarlarını alıp Demir’in spor ayakkabılarını giydirdim. Kendi ayakkabılarımı da giyince kapıyı kapatıp çıktık.
“Pamuk teyzeye haber verelim?” Dediğimde Demir karşı kapıya koşup zili çaldı.
Pamuk abla tam karşımızdaki dairede oturuyordu. Eşini kaybettikten sonra gel bizimle yaşa dedim ama istemedi. Bende karşı daire taşımakta buldum çözümü. Hem gidip gelmesi de kolay oluyor.
Pamuk abla kapıyı açtığında Demir’i görünce gülümsedi.
“Günaydın küçük paşam.”
“Günaydın Pamuk teyze. Biz babamla gezmeye gidiyoruz.” Dediğinde Pamuk abla bana baktı.
Başımla onayladığımda;
“Kahvaltı hazırlayayım.” Dedi.
“Yok abla biz dışarda yiyeceğiz. Demir bütün gün benimle. Sende biraz dinlen.”
“Tamam oğlum dikkat edin.”
“Merak etme abla. Hadi Demir gidelim.” Dediğimde Pamuk ablayı öpüp yanıma koştu.
Elimi tuttuğunda merdivenlerden inmeye başladık. Apartmanda asansör olsa da biz merdiveni kullanıyoruz. Demir’e vücudumuz için daha sağlıklı olduğunu anlattığımda hiç itiraz etmeden inip çıkmaya başladı.
Apartmandan çıktığımızda Demir bana dönüp;
“Baba bana bisiklet alır mısın?” Diye sordu.
“Alırım oğlum da sen sürebilecek misin?”
“Öğretirsin bana olmaz mı?”
“Olur aslanım.” Dediğimde gülüp arabaya yöneldi.
Arabanın arka kapısını açtığımda Demir araba koltuğuna tırmandı. Yerine geçince kemerlerini bağlayıp bende sürücü koltuğuna geçtim. Kemerimi takıp telefonumu arabanın ekranına bağladım ve motoru çalıştırdım.
Yola çıktığımda Serkan’ı arayıp açmasını bekledim. Serkan benim uzun yıllardır arkadaşım aynı zamanda da yardımcım. Gönül rahatlığıyla işi ona bırakabiliyorum.
“Efendim Emir.”
“Günaydın Serkan. Ben bugün gelmeyeceğim haberin olsun.”
“Tamam dostum. Bir sorun yok dimi?”
“Yok kardeşim. Demir ile vakit geçirelim dedik.”
“O zaman başka selam söyle aslan yeğenime.” Dediğinde Demir arkadan;
“Aleykümselam Serkan amca.” Diye bağırınca ikimizde güldük.
“Hadi size iyi eğlenceler.” Deyip telefonu kapattığında dikiz aynasından Demir’e baktım.
Camdan yolu izliyordu.
“Demir önce kahvaltı edelim sonra bisikleti alırız babacım olur mu?”
“Olur baba.” Dediğinde arabayı hep gittiğimiz restorana sürmeye başladım.
Bir saatin sonunda vardığımızda sinirden köpürmek üzereydim. Arkadaş bıktım bu İstanbul’un trafiğinden. En sonunda oğlumu da alıp gideceğim buradan o olacak. Derin bir nefes alıp sakince arabadan indim.
Demir’i de indirdiğimde arabayı kilitleyip restorana yöneldik. İçeri girdiğimizde bahçedeki masalardan birine yöneldik. Oturduğumuzda garson geldi.
“Hoş geldiniz efendim. Ne alırsınız?”
“Kahvaltı istiyoruz.” Dediğimde notunu aldı.
“Ne içersiniz efendim?”
“Çay olsun.”
“Peki. Siz ne alırdınız küçük bey?” Demir’e döndüğünde oğlum güldü.
“Portakal suyu.” Dediğinde onu da not alıp uzaklaştı.
“Demir Sırma ablanı sevdin mi?” Dediğimde bana baktı.
Sorup sormamak arasında kararsız kalsam da düşüncesini merak ediyorum.
“Sevdim baba. Bence çok eğlenceli biri. Hem iş yeri çok güzel. Sende öyle bir iş yapsana.” Dediğinde güldüm.
“Sen Sırma’yı değil iş yerini sevmişsin.”
“Onu da sevdim.” Dediğinde gülümsedim.
“Dün aldığın oyuncağa isim düşündün mü?” Dediğimde başını salladı.
“Düşündüm ama olur mu?”
“Söyle bakalım neymiş?” Dediğimde duraksadı.
Karasız gözüküyordu.
“Anne ayı Sırma. Yavrusu da Demir olsa olur mu?” Dediğinde şaşırıp kaldım.
Böyle bir şeye nasıl tepki vereceğimi bilemedim. Ne denir ki buna?
“Neden bu isimleri istiyorsun?” Dediğimde omzunu silkip;
“Bilmem.” Dedi.
Daha fazla üstüne gitmemek için;
“Sen istiyorsan olur tabi ki.” Dedim.
Bunu daha sonra Sırma hanıma sormam lazım.
Kahvaltımız gelince yemeğimizi yemeye başladık. Demir ilk başta yese de bir anda yemeyi bıraktı. Ne olduğunu anlayamadım ama ısrarcı olmak da istemedim. Bir anda yemeyi bırakması benim de iştahımı kesti.
Demir sohbet etmeyi de bırakıp dışarıyı izlemeye başlayınca huzursuz oldum. Oğlumu ne bu hale getiriyor?
“Demir iyi misin babacım?” Dediğimde bana dönüp;
“İyiyim.” Dedi ve dışarıyı izlemeye geri döndü.
Dişlerimi sıkmaktan çenem ağrısa da bir şey demedim.
“Hadi bisiklet almaya gidelim.”
“İstemiyorum. Vazgeçtim.” Dediğinde bir kez daha şaşırdım.
O kadar hevesliydi. Ne oldu bir anda?
“Neden babacım?” Dediğimde omzunu silkip cevap vermedi.
“Olmaz ama öyle. Benim aslan oğlum benden bisiklet istemiş almam lazım.” Dediğimde yüzünde küçük bir gülümseme yakaladım.
“Hadi kalkalım.” Dediğimde itiraz etmeden sandalyesinden indi.
Demir’in elini tutup kasaya yöneldim ve hesabı ödedim. Arabanın yanına gittiğimizde Demir’i bindirip bende bindim. Arabayı çalıştırdığımda oyuncakçıya sürmeye başladım.
Yakınlardaki oyuncakçıya gelince arabayı park edip aşağı indim. Demir’i de indirdiğimde içeri yürüdük. Demir bisikletleri gördüğünde gülümsedi. Ruh halinin düzeldiğini görmek benim de moralimi yerine getirdi.
İçeri girdiğimizde direkt bisikletlere yöneldik. Biz bakarken yanıma bir görevli geldi.
“Hoş geldiniz efendim. Nasıl yardımcı olabilirim?”
“Oğluma bisiklet alacağız.”
“Tabi küçük bey için bisikletler bu tarafta.” Dediğinde gösterdiği yöne gittik.
Demir elimi bırakıp önden koştuğunda gülümsedim. Hep böyle keyifli ve neşeli ol benim güzel oğlum.
Demir kendine göre olan bisikletlere bakarken mavi olan bir tanede durdu. Yüzünden onu beğendiğini anladım.
“Baba bunu alalım mı?”
“Alırız babacım ama sen önce bir bin bakalım. Rahat edebilecek misin?” Dediğimde heyecanla başını salladı.
Yanına gidip Demir’e binmesinde yardım ettim. Rahatlıkla pedallara ulaştığında direksiyonu da tuttu. Boyuna uygun olduğunu anlayınca geri indirdim.
“Bunu alıyoruz. Yalnız yanında koruma araçlarını da istiyorum. İlk kez binecek.” Dediğimde görevli gülümseyip bize korumalıkları gösterdi.
Onları da mavi renkte aldığımızda kasaya yönelip ücretlerini ödedik. Mağazadan çıktığımızda Demir;
“Baba ne zaman öğreteceksin?” Diye sordu.
“Sahile gidelim orada öğreteyim.” Dediğimde hevesle ellerini çırptı.
Arabaya bindiğimizde istikamet sahil oldu. Sahile vardığımızda Demir ile birlikte boş bir alana gittik. Korumalıkların taktıktan sonra bisiklete nasıl bineceğini öğrettim. Kendi başına binmeyi kavradığında sürmeyi anlattım.
Demir yavaş yavaş sürerken yanından ayrılmadım. Bisiklet dört tekerli olsa da dengesini kaybedip düşebilir.
Yarım saatin sonunda iyice alışınca ben kenardaki banka oturdum ve Demir’i izlemeye başladım. Yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesi ile dönüp duruyor alanda.
Uzun süre bindikten sonra başka aileler gelince yanıma gelip gitmek istediğini söyledi. Yorulduğunu düşünerek kabul ettim ve arabaya geri döndük.
“Demir sinemaya gidelim mi? İnanılmaz Aile 2 çizgi filmi gelmiş izleriz. hem bir şeyler de yeriz.”
“Olur ama burger yiyeceğiz.” Dediğinde güldüm.
“Hadi bugünlük yiyelim.” Deyip AVM’ye yöneldim.
Kapalı otoparka girdiğimizde arabayı park edip yukarı çıktık. İlk biletlerimizi aldık sonra da burger king’e gittik. Demir’e çocuk menüsünü ve istediği oyuncağı aldığımda kendime de bir menü aldım.
Yemeğimizi yedikten sonra filmin saati geldiği için sinemaya geçtik. Kendimize mısır ve içecek alıp içeri girdiğimizde koltuklarımıza yerleştik. Demir animasyon izlemeyi sevdiği için getirmiştim. Film başladığında bende onunla birlikte izlemeye başladım.
Sinemadan çıktığımızda hava kararmıştı.
“Paşam artık eve gidelim mi?” Dediğimde Demir başını salladı.
“Yoruldum baba gidelim.”
“Kucağıma alayım mı babacım?” Diye sorduğumda başını salladı.
Eğilip kucağıma aldığımda kollarını boynuma sardı. Oğluma daha sıkı sarılıp otoparka inmeye başladım. Normalde çok kucağımda gezdirmem ama bugün çok yorulmuştu. Nasıl kıyayım oğluma?
Arabaya vardığımızda Demir’i bindirip bende bindim ve yola çıktık.
Akşam trafiğinde eve varmamız bir buçuk saatimi alsa da sorun etmedim. Demir yolun yarısındayken uyuyakalmıştı. Sonunda evin önüne park ettiğimde inip Demir’i kucağıma aldım.
Evin kapısına geldiğimizde Pamuk ablanın kapısı açıldı.
“Geldiniz mi oğlum?”
“Geldik abla. Kapıyı açar mısın?” Dediğimde anahtarı elimden alıp kapıyı açtı.
İçeri girdiğimde o da peşimden geldi.
“Ben yatırayım paşamı.”
“Ben hallederim abla. Sen bize birer kahve yap da içelim.” Dediğimde onaylayıp mutfağa geçti.
Bende Demir’in odasına girdim. Yatağına yatırıp dolabından pijamalarını aldım. Dikkatle üzerindeki kıyafetleri çıkartıp superman’li pijamalarını giydirdim. Tam işim bitmişti ki Demir uyandı.
“Baba.”
“Uyu babacığım evimize geldik.” Dediğimde başını salladı.
Arkasını dönerken;
“Baba benim annem nerede?” Dediğinde donup kaldım.
Bedenim kasılırken ne diyeceğimi bilemedim. Kararsız bir şekilde dururken Demir’in tekrar uyuduğunu fark ettim. Şimdilik sorudan yırttığım için derin bir nefes verdim.
Üzerini örtüp saçlarından öptüm. Kokusunu içime çekerken kalbim sıkıştı. Ya annesine gitmek isterse? Ben ne yaparım? Oğlum olmadan nasıl yaşarım? Sinirle doğruldum. Sakin ol! Öyle bir şey olmayacak. Demir senden asla gitmez!
Bir kez daha öpüp başucu lambasını yaktım. Odadan çıkarken büyük ışığı kapatıp kapısını aralık bıraktım. Salona geçtiğimde Pamuk ablanın kahveleri yapmış, beni beklediğini gördüm. Kendimi yanındaki koltuğa attığımda bana bakıyordu.
“Emir ne oldu oğlum?”
“Demir az önce bana annesini sordu abla.” Dediğimde o da şaşırdı.
“Nereden çıktı bu? Sen ne dedin?”
“Bir şey demedim. Allah’tan uyuyakaldı. Abla ben ne yapacağım? Ya oğlum annesini isterse.” Dediğimde dolan gözlerime sinir oldum.
Gözlerimi kapatıp davetsiz gelen yaşları geri gönderdim. Koluma dokunduğunda Pamuk ablaya baktım.
“Oğlum korkma. Demir sana neredeyse tapıyor. O hayatta başkasına gitmek istemez. Benim merak ettiğim birden bire nereden çıktı bu? Bugüne kadar hiç annesini sormamıştı.” Dediğinde ofladım.
“Ah bir bilsem. Neler olduğunu bilmiyorum ki.”
“Götürdüğün doktor ne diyor?”
“Henüz bir şey demiyor. Cuma günü tekrar gideceğiz. Sadece korktuğum kadar kötü bir şey olmadığını söyledi.” Dediğimde Pamuk abla bir süre konuşmadı.
“Abla Demir gitmez dimi benden?” Sorduğum soruya güldü.
“Oğlum Demir hayatta bırakmaz seni korkma. O senden vazgeçemez.” Dese de içimi rahatlatamadım.
Bir kere kuşku düştü kalbime. Ben ölürüm bu korkuyla.
Kahvelerimizi içtikten sonra Pamuk abla evine geçti. Bende odama geçip üzerimi değiştirdim. Yatmadan önce bir kez daha Demir’i kontrol etmek istedim.
Odaya girdiğimde uyuyordu. Küçük aslanım yine üstünü açmıştı. O kadar dağınık yatıyor ki gece kaç kere kalkıp üstünü örttüğümü sayamıyorum. Bir anda aklıma gelen fikirle yanına gittim.
Demir’i uyandırmadan kucağıma alıp kendi odama geçtim. Demir’i yatağıma yatırıp bende yanına uzandım.
Anında göğsüme sokulurken oğluma sıkıca sarıldım. Güzel kokusu burnuma dolarken gözümden akan bir damla yaşa engel olamadım.
Allah’ım sen oğlumu benden ayırma.
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*