"Söz sevgilim, kalbinde güneş görmeyen yerleri aydınlatacağım."
***
Ben şaşkınlıkla ve ağlayarak ona bakarken o kalın ve biçimli dudaklarını araladı, ardından sesi kulaklarıma ulaştı. Söylediklerini yapacağına emin olduğum şekilde güçlü ve kararlı çıkan sesi yalnızca benim değil, bana saldıran iki adamın da korkuyla yutkunmasına sebep olmuştu.
"Kızı rahat bırakmak için sadece 5 saniyeniz var, aksi takdirde yaşayacak 5 dakikanız bile olmayacak."
Duyduğum cümleler beni şaşkınlığa uğratırken yanımdaki adamları da korkutmuştu fakat sarhoşluğun verdiği cesaretle gitmek için herhangi bir hareket yapmamışlar aksine mavi gözlü adama yaklaşmaya başlamışlardı. Benden biraz uzaklaştıklarını fark edince hızla ayağa kalktım. Arkalarındaki hareketliliği hissedince dönüp baktılar ve beni ayakta görünce daha çok sinirlendiler. Sağdaki adam soldakine çenesiyle beni işaret edince soldaki hızla üzerime gelmeye başladı. Geri dönüp kaçmama izin vermeden kolumdan sıkıca tuttu ve kaçmamı engelledi. Ellerinin arasında çırpındıkça elleri kollarımı canımı yakarak daha sıkı tutuyordu. Bu sırada diğer adam da mavi gözlü adama doğru hafif sarsak adımlarla ilerliyordu. Mavi gözlü adam beni tutan adama ve benim çaresiz çırpınmalarıma bakınca gözlerini kıstı ve boynunu sağa doğru kırdı. Sinirlendiğini göstermek için yaptığı bu hareket ve bakışları gerçekten korkutucu dursa da şu an beni bu adamlardan kurtarabilecek tek kişi oydu. Ona güvenmekten başka çarem yoktu.
Birden nasıl olduğunu anlamadığım şekilde hızla yanımıza geldi ve önce beni tutan adamın ellerini kollarımdan çekti ardından adamı üzerindeki kazaktan tutarak geriye itti. O kadar güç kullanmamasına rağmen (en azından ben öyle görmüştüm) adam birden uçtu ve sırtüstü yere yapıştı. Hangi ara sokağın başından yanımıza geldiğini bile anlamamıştım, çok hızlı hareket etmişti. Yerdeki adam inleyince diğer arkadaşı bu sefer mavi gözlü adamın üstüne çullandı. Fakat tekrar nasıl olduğunu anlamadığım bir hızla adamın arkasına geçti ve onu da kollarından tutarak yana attı. Bu adam da önce duvara çarpmış, ardından aynı şekilde yere düşmüştü. Yere düştüğünde attığı çığlıkla en azından bir yerinin kırıldığını anlamıştım. İlk yere düşürdüğü adam kalkıp tekrar saldırmaya çalışınca sıkışmış bir ifadeyle gözlerini devirdi.
"Siz insanlar, neden bu kadar aptalsınız ki?" dedi ve adamı sadece tek elini kullanarak itti. Adam tekrar sertçe yere düştü. Bu sefer kolunun üstüne düşmüştü ve gelen çıtırtı sesinsen kolunun kırıldığını anlamıştım. Hem o sesi duymasam bile adamın yeri göğü inletircesine attığı o çığlıktan anlardım bir yerlerinin kırıldığını.
Mavi gözlü adam yerde yatan adamlara baktıktan sonra ikisinin de bir daha kalkmayacağını anlamış gibi omuzlarını silkti ve ellerini birbirine vurdu, üzerindeki tozu çırpmak ister gibi. Ardından gözleri yavaşça karşısında ona korku ve şaşkınlıkla bakan ve hala ağlayan bana döndü. Bakışlarında ki öfke ve kibir yerini boşluğa bıraktı ve üzerime doğru bir adım attı.
Ondan gelen bu adımı beklemeyen ben de onun attığı adıma karşılık iki adım geriye kaçtım hızla.
"Lütfen, lütfen bana bir şey yapma, ne istersen yaparım. Lütfen bana bir şey yapma, bana zarar verme." diye ağlayarak yalvardım karşımdaki adama. Sözlerim onu hem şaşırttı hem de öfkelendirdi. Omuzlarım sarsılarak ağlıyordum ve hala şoktaydım sanırım. Karşımdaki adamın öfkeye bulanan bakışları beni daha çok korkuttu ve birkaç adım daha geri gittim. Aynı zamanda ağlamaları ve titremeleri de çoğlamıştı. Onun birkaç adım önünde olan çantamı ve telefonumu görünce korkuyla ona baktım. Ona yaklaşıp almaya çalışırsam bana bir şey yapmaya çalışabilirdi fakat çantam ve telefonum olmadan eve sağ sağlim gidemezdim, hastane evimden uzaktı çünkü.
Başıklarımın yerde olduğunu fark edince o da yere baktı ve telefonumla çantama baktığımı anladı. Yavaşça eğildi ve önündeki eşyalarımı kaldırdı yerden. Ardından kendini dizginlemeye çalışırcasına elindekileri bana uzattı ve konuşmak için dudaklarını araladı.
"Alina, benden sana zarar gelmez. Sadece seni korumaya çalışıyordum." Dediğinde daha çok şaşırdım. Bu adam benim adımı nerden biliyordu, ayrıca neden onu hayatımda hiç görmemişken rüyama girmişti ve neden şimdi burda bana yardım ediyordu. Tüm bunlar tesadüf olamazdı, olmamalıydı...
"Sen benim adımı nereden biliyorsun, beni nasıl tanıyorsun ve burada olduğumu nerden biliyorsun?" Diye sordum korku dolu sesimle ağlamalarım eski şiddetini kaybetse de hala devam ediyordu ve ben lanet olsun ki çok ama çok üşüyordum.
"Anlatacağım, sadece sakin ol. Sana zarar vermeyeceğim." Diye tekrarladı az önceki sözlerini. Eli hala çantamı ve telefonumu bana uzatıyordu. Bir anlık cesaretle birkaç adım ona yaklaştım ve elinden aldım eşyalarımı. Daha sonra tekrar uzaklaştım ondan, hatta bu sefer daha çok geriye gitmiştim.
"Bak, teşekkür ederim gerçekten beni kurtardığın için ama lütfen beni rahat bırak, lütfen benden uzak dur! Yalvarıyorum sana." Dedim biraz daha sakinleşmiş bir şekilde fakat gerçekten yalvararak. Sözlerimi söyledikten sonra ağrıyan dizlerime ve titreyen bedenime rağmen arkamı döndüm ve koşmaya başladım. Hızla durağa doğru koşarken onun arkamdan gelip gelmediğine bakmak için kafamı çevirdim ve ondan uzaklaşma rağmen öylece yerinde durarak bana baktığını gördüm. Hareket etmemesi beni rahatlatırken koşuşumun hızını düşürdüm ve rahat bir nefes vererek önüme döndüm. O sırada görmeden bir bedene çarptım ve dengemi sağlamaya çalışırken birkaç adım geriye sendeledim. Kime çarptığıma bakmak için kafamı kaldırdığımda bu sefer gerçekten küçük dilimi yutmuştum, çünkü karşımda az önce arkamda gördüğüm mavi gözlü adam vardı. Nefesimi tuttuğumu fark etmeden birkaç adım daha geriye gittim. Soğuk gözleriyle ne yaptığımı izlerken ben onu az önce arkamda görmenin şaşkınlığı ve korkusuyla yüzleşiyordum. Birden, bu kadar hızlı önüme geçmesi imkansızdı, hatta imkansız ötesiydi. Bu mümkün değildi, bir insanın yapabileceği bir şey asla değildi.
Korkudan konuşamayacağımı anlamış olmalı ki o konuşmaya başladı.
"Sakin ol Alina, dediğim gibi sana zarar vermeyeceğim. Sadece bir konuda yardımına ihtiyacım var, daha önce de dediğim gibi sen bana yardım edeceksin."
Birden rüyamda bana söylediği son sözü hatırladım.
"Ben sana yardım edemem ama sen bana edeceksin"
Daha büyük bir şok geçirdiğinde o gün gördüğüm şeyin rüya olup olmadığını sorguluyordum içimde. Eğer rüya değilse çok saçma şeyler olmuştu, eğer rüyaysa ben neden bu adamı görmüştüm ve o nasıl bana rüyamda söylediği şeyi hatırlıyordu.
"Ben... Anlamıyorum, sen... Nasıl yani? O gün ben rüya gördüm, sen nasıl bilebilirsin bunu?" Dedim konuşmakta oldukça zorlanarak. Ne diyeceğimi bilmiyordum, deli gibi şaşırmış ve korkuyordum üstelik. Kaçsam kaçamıyordum, anlamaya çalışırken de kafayı yiyecek gibi oluyordum. Sanki sıkışmıştım bu anın içine ve kurtuluşum yok gibiydi.
Anlamakta oldukça zorlandığımı fark etmişti ve bunu bana göstermek istercesine usulca başını salladı. Gözleri birkez açılıp kapandığında bana güven vermek istiyor gibi hissetmiştim.
"Anlıyorum, şimdilik sadece sakin ol ve benimle gel Alina. Sana zarar vermeyeceğime inamalısın." Bunları söylerken bana birkaç adım yaklaşmıştı. Şimdi kaçmaya çalışırsam tekrar beni yakalayacağımı biliyordum, bu yüzden kaçmadım ve korku dolu ifademi bozmadan bana tam olarak yaklaşmasını bekledim. Aramızda bir adımlık mesafe kaldığında durdu, ben de tereddüt edercesine ona doğru bir adım attım. Onunla geleceğime ikna olduğu anda hemen dizimi kaldırdım ve erkekliğine sıkı bir tekme geçirdim. Aynı zamanda onu ittim ve bu sefer hiç beklemeden gerçekten arkama bakmadan koşmaya başladım. Arkamdan kısık sesli inlemesini duymuştum, zaten vurduğum anda eğilmiş ve iki büklüm olmuştu. Hiçbir şey düşünmeden var gücümle onun tersi yöne koşmaya başladım. Otobüs durağının oraya geldiğimde yola kadar çıktım ve gelen taksiyi görünce hemen durdurarak bindim. Otobüsü beklemekle uğraşırsam beni tekrar yakalayacağına emindim çünkü.
Taksi şoförü dağılmış halime baktı ama bir şey söylemeden sürmeye başladı. Ben ona gideceğimiz adresi söylerken arabanın camından dışarı bakıyordum o adamı görmek için. Taksi hızlanınca adamı göremedim fakat nedense içimde çok rahatsız bir his vardı. İçimden onu bir daha hiç görmeyi ve tüm bunların kabus olmasını diledim. Umarım sabah uyandığımda bunlar hiç yaşanmamış olurdu.
Taksici titreyen bedenime ve halime acımış olmalıydı ki ısıtıcıyı açtı. İçeri dolmaya başlayan sıcak hava bedenimi gevşetirken ben de titreyen ellerimi birbirine bastırdım. O sırada avuçlarımın içi acıdı ve ben yere düştüğümü hatırladım, hem de defalarca.
Ellerimin içi çok kötü görünüyordu, dizlerimin de berbat olduğundan emindim çünkü kot pantolonun dizleri yer yer yırtılmıştı ve kan lekeleri vardı. Soğuktan dolayı daha çok sızlıyorlardı ve ben anın korkusuyla bunları unutmuştum. Ellerimi bir yere değdirmemeye çalışıp eve gidene kadar öylece camdan dışarıyı izledim. Yarım saat sonra apartmanın önünde durduk, taksimetre de yazan tutarı ödedikten sonra hızlıca indim ve apartmana girdim. Asansöre ilerleyince 3. Katta olduğunu gördüm. Asansörü çağırıp bekledim.
Hala aklımdan gitmiyordu yaşanılanlar. Önce tacize uğramıştım, sonra bir adam beni kurtarmıştı ve bu sefer o beni götürmekten ve ona yardımcı olmamdan bahsetmişti. Daha korkunç bir gece olamazdı, daha kötü bir şey yaşayamazdım artık bu gece.
Asansör gelince bindim ve 5. Kata bastım. 5. Kata gelince indim ve daireme ilerledim. Kapıyı açınca içeri gidim ve arkamdan kapıyı defalarca kilitledim. Hatta bu bile bana yeterli gelmedi, mutfaktan bir sandalye alıp geldim ve kapıya yasladım. Korkudan ayakkabılarımı bile çıkarmadan eve girmiştim resmen. Hiçbir yere dokunmadan önce duş almalı sonra da bu gece yaşananları düşünmeden derin bir uykuya dalmalıydım. Ne yapacağıma yarın karar verecektim, fakat Gökhan denen pisliği beni bu saate kadar çalıştırdığı için kesinlikle şikayet edecektim!
Ceketimi, ayakkabılarımı ve çantamı girişte bıraktıktan sonra direk banyoya ilerledim. Bütün kıyafetlerimi çıkardıktan sonra sıcak suyun altına girdim. Ne kadar acıyacağını umursamadan ellerimi ve dizlerimi de sıcak su ve sabunla yıkadım. Yarım saatlık bir duşun ardından bedenim daha rahat bir şekilde duştan çıktım. Üzerime dizlerimin bir karış üstünde biten beyaz bornozumu geçirdim ve kuşağını bağladım. Saçlarıma da bir saç halvusu sardım. Banyodan çıkınca kapının yanında duran ev terliklerimi giydim ve salona bir göz gezdirdim. Hafif açık olduğunu gördüğüm camı kapatırken bu camı ne zaman açık bıraktığımı düşünüyordum, sanki ben banyoya girmeden önce kapalı gibi gelmişti birden.
Ellerime ve dizlerime pansuman yapmak istiyordum, yaraların çabuk iyileşmesi her açıdan daha iyiydi. Enfeksiyon kapmasını da istemiyordum ayrıca. Banyoya tekrar giderek ilk yardım malzemelerinin bulunduğu makyaj çantasını aldım ve odama ilerledim.
Odaya girmeden önce birden ürperdiğimi hissettim ve geri dönüp kombinin derecesini arttırdım. Tekrar odama yöneldim ve kapalı olan kapısını açıp itekledim. Yarısına kadar açtığım kapıdan içeri girdim ve kapıyı kapattım. Bir anlık dürtüyle kapıyı kilitleme ihtiyacı duydum ve hızla kapıyı iki kez kilitledim. Ardından karanlıkta kalmamak için ışığı yaktım. Tam yatağıma doğru ilerleyecektim ki yatakta gördüğüm kişiyle nefes almayı bıraktım ve kalbim anında korkuyla göğüs kafesimi dövmeye başladı. Bu gece daha kötü olamaz diyordum fakat kesinlikle çok daha kötü olabileceğini şimdi görmüştüm çünkü adımı nerden bildiğini bile bilmediğim ve o gün rüyama girdiğini sandığım koyu mavi gözleri olan adam yatağımda oturuyordu. Bense odanın kilitli kapısının önünde ve üzerimde sadece dizlerimin bir karış üzerinde biten bir bornozla karşısındaydım. Kalbimin hızı artık canımı acıtacak raddeye gelmişti ve başım dönmeye başlamıştı. Son gücümle ayakta durmaya çalışırken o beni kısaca süzdü ve konuştu.
"Çok güzel bir karşılama oldu bu Alina, hatta bana vurmanı bile unutabilirim bu sayede."
Söylediği sözleri duyduğum anda artık kendimi daha fazla tutamadım ve bilincim kapandı. Yere düşeceğimi düşünürken birden kendimi havada ve bir çift kolun arasında bulmuştum. O son sözlerini mırıldanırken ben karanlıkta çoktan kaybolmuştum.
"Ah güzelim, sen de iyice alıştın bayılmaya."