"Unutma, hatırlanmak yalnızca acısı geçmiş duygulara mahsustur."
***
Genç adam, bilinmezliğin verdiği sinir ve biraz da şaşkınlıkla yürüyordu abortivus meydanında. Hızlı adımları yeri döverken aklındaki düşünceler bir an olsun susmak bilmiyordu. Çatık kaşları, hızlı solukları sayesinde alçalıp yükselen yapılı göğsü ve düşünceli çehresiyle kimse yoluna çıkmak istemiyordu. Zaman evrenindeki en köklü ailenin tek varisi olan bu adam her anlamda çok güçlüydü. Bu yüzden etrafındaki herkes ondan çekinirdi çoğu zaman fakat şu an çekinmekten ziyade korkuyorlardı. Çünkü yüzündeki ifade her an kötü bir şeyler olacağına işaretti sanki. Bu yüzdendir ki onu gören herkes önünden çekilip ona yol veriyordu.
Genç adam bunlara dikkat bile etmezken meydandaki en görkemli yapıya, saraylarına yöneldi. Babasıyla konuşması ve sorularına hemen cevap bulması gerekiyordu. Sarayın önüne gelince kapıda bekleyen muhafızlar ona saygıyla selam vermişler ve kapıyı açmışlardı. Genç adam duraksamadan içeri girdi ve adımlarını merdivenlere yöneltti. Çıktığı merdivenlerin ardından sağdaki koridora yöneldi ve babasının çalışma odasının önüne geldi. Eğer yanılmıyorsa babası şu an bu odada çalışıyor olmalıydı. Muhafızlardan babasına önemli bir şey konuşmak için haber vermesini istedi ve beklemeye başladı. İçeri giren muhafız haber verip çıktığında bu sefer o girdi odaya.
Genç adam hiçbir şeyi umursamadan büyük, kahverengi masada oturan babasına doğru yürümeye başladı.
"Seninle çok önemli bir şey konuşmam gerekiyor baba."
Sesindeki şaşkınlık ve tedirginlik babasının dikkatinden kaçmamış olacaktı ki oturduğu yerde hafif doğruldu ve oğluna bakmaya başladı.
"Ne oldu, kötü bir şey mi oldu?" diye sormaktan alıkoyamadı kendisini de aynı zamanda.
Genç adam derin bir nefes aldı ve soruyu cevaplamadan önce kısa bir süre ne olduğunu düşündü. Kötü müydü bilmiyordu ama çok tuhaf ve olmaması gereken bir şey olmuştu, bundan emindi.
Bugün dünyada bir üniversiteye gitmesi gerekiyordu. Oradaki bir profesörü tanıyordu, o profesör de onlardan biriydi fakat dünyada, insanların arasında yaşıyordu. Öyle bir yaşamı seçmişti ve şu an bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışıyordu. Onunla babasının verdiği bir görev üzerine konuşmaya gitmişti dünyaya ve o kalabalığın çıkardığı sese katlanamamıştı bir an. Sevmezdi çünkü gürültüyü de, kalabalığı da. O da çareyi zamanı durdurmakta bulmuştu, bunu yaparsa profesör de onun geldiğini anlardı. Çünkü zamanın durdurulmasından yalnızca onun gibi zaman evreninde yaşayanlanlar, yani onun ırkı etkilenmezdi. Bunu bildiği için rahatça profesörün odasına adımlamaya başlamıştı fakat o sırada dersliklerin birinden adım sesleri duymuştu. Profesörün bu sınıfta olduğunu düşünerek sınıfa girmişti fakat karşısında profesör yoktu, aksine bir kız vardı ve zamanın durdurulmasından etkilenmemişti. Ama sorun bu değildi zaten, alışmıştı o kendi ırkının eğlence için dünyaya gelmesine ve insanların yaptığı şeyleri yapmasına.
Ayakta pencerenin önünde duran kız onda döndüğünde kısaca incelemişti yüzünü ve kumral saçlarını. Tam güzel bir kız olduğunu düşünüyordu ki göz göze geldi o kızla. Ve birden beyninde daha önce hiç hissetmediği kadar keskin bir ağrı hissetmeye başlamıştı. Bu ağrı sol tarafına yol almaya başlayınca ters giden bir şeyler olduğunu fark etmişti. Kızın acı dolu yardım çığlığıyla birlikte aynı acıyı onun da çektiğini fark etmişti. Ve nasıl olduysa bilmiyordu birden kıza yaklaşıp ona dokunmak gelmişti içinden. O da içinden geldiği gibi kıza yaklaşıp yanağına ve kalbine dokununca birden acısı geçmişti fakat aynı zamanda kız da kolları arasında yığılıp kalmıştı.
Kızın yardım isteğini duyunca asıl onun kendisine yardım edeceğini mırıldanmıştı sebepsizce.
Kollarına yığılan kızı kucakladı ve birkaç saniye öylece yüzüne bakarak duraksadı. Saçları yüzüne dağılmıştı ve dudakları hafif aralıktı. Az önce çektiği acının yansıması olarak kaşları da çatıktı üstelik. Aklına gördüğü an canını yakan gözleri geldi, uzun kirpiklerinin çevrelediği o koyu yeşil gözleri bir daha görmek istedi bir an fakat sonra ne yaptığını sorgulamaya başladı. Neden burada bu kız kucağındayken durmuş onu inceliyordu ve sol yanındaki o organ neden birden kendini hatırlatmak istercesine çarpıyordu. Tüm bu olanlara anlam verememişti, yine de hepsini düşünmeyi bir kenara bıraktı ve kollarındaki kızı üzerinde ceket ve çanta olan sıraya oturttu. Daha sonra başını ve kollarını masaya yaslayarak biraz daha rahat bir pozisyon almasını sağladı. Doğrulup tekrar kıza bakınca elleri birden havalandı ve kızın yüzüne dökülen saçlarına uzandı. Nazik hareketlerle yüzünü kapatan saçları kulağının arkasına itekledi. Elini çekmeden önce de saçlarını hafifçe okşadı.
Birden dersliğin dışından gelen adım sesleri ve kendisine seslenen profesör ile irkildi ve elini hızlıca çekti. Ardından kıza son bir bakış atıp sınıftan çıkmıştı ve ve profesörün yanına gidip onunla konuşması gereken konuyu halletmişti.
Aklından bir türlü gitmeyen o kız ve yaşadığı şeyler onu hem şaşırtmış hem de bilinmezliğe sürüklediği için sinirlenmişti. Yaşadıklarını sormak için babasının yanına gelmişti dünyadaki işi biter bitmez. O sınıfta kendisinin ve o kızın başına gelenleri öğrenmek istemişti.
Düşüncelerine ara verip babasının ona sorduğu soruyu cevapladı.
"Profesör ile konuşmak için dünyaya gittim fakat başıma tuhaf bir şey geldi. Orada, o okulda bizden başka biri daha vardı zamansızlardan."
"Dünyaya sürekli gidip gelen zamansızlar var, biliyorsun bunu. İnsanların arasına karışıp zarar vermedikleri sürece onlarla birlikte yaşayabilirler sonuçta. Bunda tuhaf olan ne var Aaron?" Diye sordu babası anlamayarak.
Derin bir nefes aldı genç adam ve devam etti konuşmasına.
"Zaten garipsediğim şey bu değil, sadece ben o kızı görür görmez başıma bir şey geldi. Galiba ona mühürlendim, bilmiyorum emin değilim tam olarak. Ama anlamadığım şey şu, zaman evreni dışında mühürlenmek mümkün değil diye biliyorum ben, nasıl böyle bir şey oldu?
Sözlerinden sonra babasının kaşları şaşkınlıkla havalandı. Gözlerinde de aynı şaşkınlık ifadesi varken oğluna doğru konuştu.
"Mühürlenmek mi dedin sen, nasıl olur bu? Böyle bir şey mümkün değil diyemem ama daha önce hiç başımıza gelmedi. Bununla ilgili araştırma yaparım fakat sana mühürlendiğini düşündüren nedir?" Diye sordu yaşlı adam yüzünden atamadığı şaşkınlıkla. Oğlunun mühürlendiği düşüncesi kendisini çok şaşırtmış ve gizliden gizliye de heyecanlandırmıştı. O kızın kim olduğunu bir an önce görmek istiyordu hatta.
"Ben, bilmiyorum. Öyle hissettim diyebilirim sadece. Göz göze geldiğimizde tuhaf şeyler oldu, neden bilmiyorum ama birden başıma ve kalbime çok büyük bir acı saplandı. Bazı insanlar mühürlendiklerinde buna benzer şeyler yaşadıklarını söylüyorlardı, o yüzden bunu düşündüm." Diyerek babsının sorusunu cevapladı Aaron. Normalde asla bu kadar uzun cümleler kurmuyordu, çok konuşmayı da çok konuşanları da sevmezdi çünkü. Ama şaşkınlıktan olsa gerek dili açılmıştı. Bir an önce bu olayın çözülmesini istiyordu.
"Evet, bunlar mühürlenme belirtileri. Peki kim bu kız, daha önce görmüş müydün yoksa ilk defa mı görüyorsun? Tanıdığımız biri mi veya?" Dedi babası. İstemeden de olsa içindeki heyecan sesine yansımıştı ve bu Aaron'un dikkatinden kaçmamıştı.
"Hayır, ilk defa gördüm baba, tanımıyorum. Bence sen de tanımıyorsun, onu buralarda hiç görmedim çünkü."
Genç adam babasıyla konuşmasına rağmen içindeki hissi atamamıştı. Her şeyi öğrendikten sonra gidip o kızla da konuşması gerekiyordu ve kim olduğunu bile bilmiyordu.
"Neyse, ben o kızın evini bulmaya çalışacağım, sen de bu konuyu araştır baba. Bir sıkıntı çıkmasını istemiyorum. Birden mühürlendim ve bununla ne yapacağımı bilmiyorum. Üstelik bu dünyada gerçekleşti."
Bunları söyledikten sonra babasına kısa bir baş selamı verdi ve odadan çıktı. Geldiği koridordan çıkarak karşıdaki koridora gitti, orada kendi çalışma odası vardı. Onu görünce selam veren ve kapıyı açan muhafızlara kısaca göz gezdirip içeri girdi ve masasına ilerledi. Siyah, büyük masaya yaslı olan tekerlekli sandalyeyi çekti ve bedenini üstüne bıraktı. Şimdi daha önce görmediği o kızı arayıp bulmalı ve onunla konuşmalıydı.
***
Uzun uğraşlar sonucu elinde hiçbir şey olmamasına karşın elini sinirle masaya vurdu genç adam. Ne olduğunu anlamaz bir şekilde ellerini saçlarından geçirdi ve gözlerini kapatıp bir süre öylece durdu. Sıkıntıyla derin bir nefes verdi ve gözlerini açtı. Karşısında duran bilgisayara dikti gözlerini, nasıl olurda hiçbir şey çıkmazdı. Babası bu evrenin en güçlü adamlarından biri olduğu için istediği her bilgiye sorgusuz sualsiz erişebilme hakkı vardı. O da bu haktan yararlanarak bu evrende yaşayan insanlar için bir tarama yapmıştı. Tarama için kızın özelliklerini girmişti ekrana ve çıkan sonuçlara bakmıştı. Fakat o kıza dair bir bilgi bulamamıştı.
Bu evrende yaşayan herkesin kaydının tutulduğu dosyada eksiksiz herkesin fotoğrafı vardı. Yeni doğan bir bebekten en yaşlısına kadar. Genç adam da buna güvenerek kızı böyle bulabileceğini düşünmüştü ama yoktu. Kız kayıtlarda görünmüyordu. Gittikçe çıkmaza düştüğünü hissetti birden. Bugün yaşadıkları sinirlerini bozmuştu, bilinmezlik onu hep sinirlendirdi fakat bu sefer olaylar tam olarak onunla ilgiliydi.
Babasından yardım almak için tekrar onun yanına gitmeye karar verdi, her başı sıkıştığında ona koşuyordu zaten. O bir şekilde yolunu bulup onu o çıkmazdan çıkartıyordu çünkü.
Birkaç saat önce içinde olduğu odanın kapısına gitti yine, muhafız onun geldiğini haber verirken o, kapının önünde bekledi tekrar. Muhafız çıkarken o girdi ve kapı kapandı ardından. Hızlı adımlarla babasının yanına gitti ve masanın önündeki berjerlerden birine oturdu. Babasının sormasını beklemeden konuya girdi ve anlatmaya başladı.
"Bir tarama yaptım fakat kız kayıtlarda yok, nasıl olur böyle bir şey bilmiyorum ama gerçekten de yok. Emin olmak için birkaç kez taradım. Yine de ulaşamadım." diye bir solukta döktü aklındakileri.
Babası sözlerini duyduktan sonra kaşlarını çattı. Böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylemek istedi fakat şu an sinirleri gergin olan oğlunu daha fazla kızdırmak istemedi. İçi bir anda onun bu haline karşı şefkatle doldu. Şu an düştüğü bu bilinmezlik onu hem sinirlendiriyor hem de ürkütüyordu belli ki fakat o bunu belli etmiyordu. Hem gururla hem de şefkatle baktığı oğlundan gözlerini aldı ve kapıya baktı. Daha sonra gür sesiyle muhafızlardan birine seslendi.
"Joseph, buraya gel."
Babasının gür sesini duyduğunda kaşları çatıldı adamın, şu an kendisine bir şey söylemesi gerekiyorken neden muhafızı çağırmıştı ki?
Muhafız sesi duyar duymaz kapıyı açıp içeri girdi ve saygıyla selam durdu. Daha sonra bakışlarını kaldırmadan kendisine verilecek emri beklemeye başladı.
"Bana Abel'ı çağır, çok acil olduğunu söyle. Akşama kalmadan onu görmek istiyorum." Diyerek emir verdi yaşlı adam muhafıza, sonra da gidebileceğini işaret etti. Sessizce kendisini izleyen oğluna döndü ve tekrar konuştu.
"Şimdi Abel gelir ve daha detaylı bir tarama yaparak bulur onu tamam mı?"
Babasın sözlerinyle başını salladı Aaron onaylarcasına. Abel bu evrenin tüm insanlarını bilirdi, o özel bir nüfusçuydu. O kadar kıvrak bir zekası ve hafızası vardı ki bir gördüğü yüzü asla unutmazdı. Bu onun özel yeteneğiydi. Ve o bu evrendeki herkesi tanırdı, yüzlerinden yaşlarına kadar hepsini bilirdi. Görevi gereği böyle olmak zorundaydı.
"Sen ne yaptın baba, araştırdın mı o konuyu?" Diye sordu Aaron babasının gözlerine bakarken. Dünyada mühürlenmiş olmaya kafasını takmıştı, daha önce kimsenin başına böyle bir şey gelmemişti çünkü.
"Evet araştırdım, daha doğrusu tarihçiye sordum. Fakat o da daha önce böyle bir şeyin görülmediğini söyledi. Herhangi bir zararı olduğunu düşünmüyor yine de. Ayrıca bana anlattığın belirtilerden de bahsettim, yüksek ihtimalle mühürlendiğini söyledi." diyerek soruyu cevapladı yaşlı adam.
Aaron anladığını belirtircesine kafasını salladı ve biraz da olsa rahatladığını hissetti. Aklına koyu yeşil gözler geldi, en son bayıldığını hatırladı ve kaşlarını çattı. Şimdiye dek uyanmış ve belki de zaman evrenine dönmüştü. Abel gelince onunla konuşup kızı bulacaktı, daha sonra da kızın yanına gidecekti. Mühürlendiğini söylemese de kız anlamıştı büyük ihtimalle. Bu konuda nasıl bir yol izlemeliydi bilmiyordu.
Mühür küçümsenmeyecek bir şeydi evet fakat öyle kesin bir hükmü de yoktu. Mühürlenmiş iki kişi eğer gerçekten kendilerinden olmayacağını anlarlarsa ve gerçekten mührü bozmayı isterlerse bozabiliyor ve başkalarıyla birlikte olabiliyordu. Bu çok sık olmasa da daha önce yaşanmış bir şeydi. Bu yüzden nasıl bir yol izleyecekti, ne olacaktı, kız nasıl biriydi bunları düşünüyordu içten içe. Mührü bozmak onun için sorun değildi, eğer işler iki tarafın da istediği gibi gitmezse mührü bozabilirdi fakat nedense bir tarafı bunu istemiyordu. Bu düşünce aklına gelince eş zamanlı olarak koyu yeşil gözlerin ona bakışı da düşüyordu zihnine.
Birkaç saat sonra Abel gelmiş ve Aaron'dan kendisine kızı detaylıca anlatmasını istemişti. Aaron'un sözleriyle gözlerinde beliren kişilerin tek tek isimlerini yazmaya başladı. Gözlerinin önünden film şeridi gibi geçen kişilerden söylenene uygun olanları seçti ve işi bittikten sonra yazdığı kişilerin isimleri arattı sistemde hızlıca.
Bilgisayar ekranını Aaron'a çevirerek incelemesini istedi Abel. Genç adam da durmadan ekranı taramaya başladı. Gözleriyle senkronize olarak da ekranı kaydırıyordu. Ekrandaki kişilerin hepsini inceledi fakat hiçbiri aradığı kız değildi. Hepsi bahsettiği özleliklerde yeşil gözlü ve kumral saçlara sahipti ama o kız değillerdi işte. Sinirle gözlerini yumdu ve birkaç saniye öyle durdu. Daha sonra Abel'e döndü ve başını olumsuzca sallayarak konuştu.
"Buradakilerin hiçbiri aradığım kız değil." Bunu söylerken sesi aradığını bulamamanın verdiği huzursuzlukla kuşanmıştı.
Abel genç adamın söyledikleriyle şaşırdı, kendisine verilen bilgilere göre evrendeki tüm kızları listelemeişti ve ona rağmen kız yok muydu? Ayrıca kendisi de bunların dışında bir kız bilmiyor ve hatırlamıyordu. Eğer olsaydı bir şekilde aklına yüzünün geleceğini biliyordu Abel.
"Bana verdiğiniz bilgiler dahilinde sadece bunları bulabildim Aaron, başka kız yok anlattığın özelliklere sahip. Ya sen yanlış hatırlıyorsun, ki bu çok düşük bir ihtimal, ya da bu kız bu evrenden değil." Dedi Abel içindekileri dışa vurarak. Kız büyük ihtimalle bu evrenden değildi çünkü biliyordu ki mühürlenen bir kişi mühürlendiği kişiyi unutamıyordu mühür bozulana kadar.
Aaron aklına getirmek istemediği bu ihtimal karşısında ne yapacağını bilemedi. Gözlerini karşısında oturan babasına dikti ondan akıl almak istercesine. Oğlunun bu bakışından ne söylemek istediğini anlayan yaşlı adam sözü devraldı ve oğlunun içini rahatlatmaya çalıştı.
"Ne olursa olsun bir şekilde ulaşmalıyız ona, sen onu gördüğün yere tekrar git. Onu izle, elbet ona dair bir şeyler bulursun. Ya da profesörden yardım al, o bulmanı sağlayabilir. Bu süre zarfında biz de neler olduğunu anlamaya çalışırız."
Babasının sözleri kafasına yatmıştı Aaron'un, o yüzden onayladı onu. Daha sonra biraz daha konuştular ve Abel evine gitmek üzere ayrıldı saraydan. Babasıyla tek kalan Aaron da aklında kalan soruyu sordu ona.
"Baba, eğer o bu evrenden değilse ne olacak? Mührü bozmam mı gerekir o zaman?"
Oğlunun sorusuna değil de sesindeki üstü kapalı endişeye takıldı babası. Onu tanımayan biri umursamazca sorduğunu düşünebilirdi fakat babası onu çok iyi tanıyordu. O yüzden direkt anlamıştı onun halini.
"Böyle bir şey mümkün değil Aaron, biz bizden olmayanlarla mühürlenemiyoruz. Üstelik biliyorsun biz zamanı durdurduğumuzda bizden başka kimse hareket edemez. Böyle şeyler düşünme, önümüzdeki günlerde neler olduğunu daha iyi anlarız." Diyerek oğlunun endişelerini yok etmek istedi adam. İçi inanılmaz bir şefkat ve gururla doluydu, karşısında duran tek varisini o kadar çok seviyordu ki onun bu endişeli hali üzmüştü onu.
Babasının sözleri içini biraz rahatlattı Aaron'un. Daha sonra dinlenmek isteyerek babasının çalışma odasından çıktı ve kendi odasına ilerledi. Duş almak ve uyumak istiyordu, bugün yaşadıkları ve çektiği o korkunç ağrı bedenini yormuştu, durmak bilmeyen düşünceleri de başını ağrıtmıştı.
***
Aaron sabah uyandığında rutinlerini tamamlamış ve daha sonra beklemeden profesörün yanına gitmişti. Ona güvendiği için dün başına gelenlerin bir kısmını anlatmış ve ondan kızı bulmak için kendisine yardım etmesini istemişti. Duyduklarında şaşıran profesör yardım etmeyi kabul etmişti ve kız hakkında sorular sormuştu Aaron'a. Daha sonra Aaron kızı hangi sınıfta gördüğünü profesöre göstermişti, profesör bununla kızın bölümünü ve sınıfını öğrenmişti, o sınıfın bir listesini bulup Aaron'a göstermişti, kızların fotoğraflarını. Birkaç saatten fazla süren bu işlem sonunda Aaron kendisine gösterilen fotoğraflardan birinde kızı bulmuş ve adını öğrenmişti.
Alina.
Daha sonra Aaron kendi evreninde yaptığı işlerden kalan zamanında sürekli dünyaya gelmiş ve kızı izlemeye başlamıştı. Gördükleri onu şaşırtmıştı çünkü bu kız tam olarak bir insan gibi yaşıyordu. Onlar gibi okuyor, çalışıyor ve toplu taşıma araçları kullanıyordu. Onu izlediği süre boyunca bir kere bile gücünü kullandığına şahit olmamıştı. Bunlar onu çok şaşırtmıştı çünkü zorda kalsa bile insan davranışlarından vazgeçmiyordu. Oysa o insanların dünyasında insanlardan daha gelişmiş bir tür olduğu için zorlanmadan yaşayabilirdi. Bir yerlere gitmek için herhangi bir araca gerek yoktu, istediği yerde istediği an olabilirdi ya da çalışırken dinlenme molası vermesine de gerek yoktu, zamanı durdurarak istediği gibi dinlenebilirdi. Fakat kız birkez olsun bu yollara başvurmamıştı.
O dünyada kızı izlerken aynı zamanda kendi evreninde de kızı araştırıyordu ama ona dair hiçbir bilgiye ulaşamamıştı kimse. Sanki o evrende hiç var olmamış gibiydi. Fakat evrenin bilgeleri kendi ırklarından başkasına mühürlenmeyecekleri konusunda yüzde yüz eminlerdi, yani kızın da zamansız ırkından olduğundan şüphesi yoktu. Yine de kızı uzaktan izlemeye devam etmişti onunla konuşmadan önce. Sadece bazen kendini saniyelik ona gösteriyor ve unutmamasını sağlıyordu. Kızın kendisini gördüğünde hatırladığına emindi, çünkü her gördüğünde yanına gelmeye çalışıyordu ama adam ne olduğunu tam öğrenmeden onunla konuşmak istemiyordu. O yüzden hemen kayboluyordu veya kendini gizliyordu. Kızdan gelecek bir hamleyi görmek istiyordu ama o sıradan insanlar gibi yaşantısının dışına hiç çıkmıyordu. Yine de pes etmeden kızı izlemeye devam etti, bir yerde açık vereceğinden emindi nedense.
O gece de aynı şekilde, kızı izlemeye devam ediyordu. Hastaneden çıktığında dünyalılara göre saat ondu, yani işten çıkmak için geç bir saatti. Kızın bundan hiç hoşlanmadığı ve yorulduğu çok belliydi. Ayrıca adımları hızlı ve endişeliydi, bu karanlık sokakta kendisine bir şey olmasından korktuğu belliydi. Nitekim biraz sonra korktuğu başına gelmişti, iki sarhoş adam onu takip etmeye başlamıştı. Adam bunu gördüğünde sinirlenmeye başlamıştı fakat kendine hakim olarak kızın ne yapacağını görmek istedi. O yüzden hiç karışmadan izledi neler olacağını. Kız önce adımlarını hızlandırdı, sonra adamların kendisine seslenmesiyle koşmaya başladı. Adamların da onu takip ederek koştuğunu gören Aaron iyice öfkelenmişti, kendine hakim olmakta zorlansa da bunu başardı.
Kızın farklı sokağa saptığını ve daha sonra düştüğünü gördü, adamların kızın üstüne yüdüğünü gördü, daha sonra attığı tekmeyi de gördü ve hatta adamlardan birinin saçlarını çekerek onu yere ittiğini de gördü ama kızın şüpheli herhangi bir hareketini görmedi. Kız sadece ağlıyor ve kurtulmaya çabalıyordu, ama insan davranışları dışında hirçir şey yapmıyordu. Zamanı da durdurmıyordu, ışınlanmaya da çalışmıyordu. Anlamıyordu, madem bu kız kendi ırkındandı, neden o zaman bundan haberi yokmuşçasına insanlar gibi yaşıyordu.
Kızın acı hıçkırıklarını ve çığlıklarını duymaya dayanamadığı zaman olaya el atmaya karar verdi. Sokağa girdiğinde kendisine dönen bakışları umursamadan kızı süzdü kısaca, yere düştüğü için avuçları ve dizleri kanıyordu.
Saçları yüzüne dağılmıştı ve gözyaşları yüzünden yanaklarına yapışmıştı. Kızın bu hali içinde bir sızı oluşmasına neden oldu birden. Hemen gözyaşlarını silip yaralarını iyileştirme istediği duydu içinde. Ama her şeyden önce bu adamlardan kurtulmalıydı.
Adamların kendisini dikkate almadığını görünce onları etkisiz hale getirmek için çok hahif bir şiddete başvurmuştu fakat bunu yaparken Alina'yı korkuttuğunun farkına da varmıştı. Kızla konuşmaya çalıştıkça onun kaçışı Aaron'u hem sinirlendirmiş hem de biraz eğlendirmişti, dişli bir kız olduğu belliydi.
Kıza karşı güçlerinin çok azını göstermiş, hızını kullanmıştı fakat bunu yaptığında kızın yüzünde oluşan o büyük şaşkınlık adamı da şaşırtmıştı. Gerçekten bu kızın hiçbir şeyden haberi yok gibiydi. Bu zamana kadar kendisini kamufle etmek istediğini düşünmüştü ama bu gece yaşadıklarına rağmen davranışları artık kızın bir şeyden haberi olmadığına adamı ikna etmişti. Belki de kız gerçekten insandı ve bir anlık yaşanan bir şeydi o gün yaşananlar. Ama nedense adam bunun altında başka şeyler olduğunu hissediyor ve neler olduğunu öğrenmek için kızdan yardım istiyordu.
Kıza sakince yaklaşınca kızın kabul edeceğini düşünmüştü, hatta kız kendisine bir adım atınca bundan emin olmuştu fakat kız beklemeden adamın erkekliğine dizini geçirmiş ve onu boşluğundan yararlanarak itmişti. Anın şoku ve kasıklarındaki acıyla ne yapacağını bilmeyen adam kızın o an elinden kaçmasına izin vermişti. Kızın bir taksiye binip uzaklaştığını gördü. Biraz kendine gelince arkasını döndü ve kızı sıkıştıran adamların yanına döndü. Onlarla işi henüz bitmemişti çünkü.
Adamları biraz(!) tartakladıktan sonra kızın evine gitmişti, kızın buraya geleceğinden emindi çünkü. Nitekim şaşırmamıştı da, kız eve gelmişti ve su sesinden anladığı kadarıyla duştaydı. Evin çok sıcak ve havasız olduğunu fark etti adam, sessiz olmaya çalışarak cama gitti ve hafifçe araladı camı. Daha sonra kızın etrafa dağılan eşyalarına baktı. Anlaşılan gelir gelmez duşa girmişti. Bunları boşverdi ve kızın odası olduğunu tahmin ettiği odaya girdi, yanılmamıştı. Kısaca göz gezdirdi küçük odaya; bir gardrop, bir kitaplık, aynalı bir masa ve tek kişilik bir yataktan başka bir şey yoktu odada. Kapıyı ve ışığı kapatarak kızın yatağına oturdu adam. Kısa bir bekleyişten sonra suyun sesi kesilmişti, daha sonra bir kapı sesi geldi. Kız banyodan çıkıp salonda bir şeyler yaptı, sonra tekrar banyoya girdi. Bir şeyler aradığı çekmeceleri karıştırdığından belli oluyordu. Aradığı şeyi bulmuş olacak ki banyodan tekrar çıktı ve odasının önüne geldi. Genç adam kızın ifadesini merak etmeye başlamıştı, o yüzden bir an önce kapının açılmasını istiyordu. Çok kısa bir süre sonra Alina kapıyı açtı ve kapattı, bu yetmemiş olacak ki iki kere de kilitledi. Bu adamın tebessüm etmesine sebep olmuştu.
Kız karanlıktan hoşlanmamış olacak ki ışığı açtı ve arkasını döndü, tam yürüyecekti ki yatakta oturan adamı gördü ve öylece durdu yerinde. Adam kızın yüzüne baktığında şaşırdığını, hatta dehşete düştüğünü fark etti. Bunun yanı sıra korktuğunu da anlamıştı. Kızı korkutmak istemediği için konuşmak istedi ve kızı süzdü. Ancak gördüğü şeyle ağzından çıkanlara bir an engel olamadı ve kızı daha fazla ürküttüğünü hissetti.
"Çok güzel bir karşılama oldu bu Alina, hatta bana vurmanı bile unutabilirim bu sayede."
Kızın bu sözleri duyar duymaz yerinde sallandığını ve gözlerinin kaydığını gördü Aaron. Kızın bayılacağını anlar anlamaz hemen yanına gitti, tam o sırada kız bayılarak kollarına düştü. Kollarındaki kızı kucakladı Aaron, o sırada kendisine küfretmek üzereydi ama yine de "Ah güzelim, sen de iyice alıştın bayılmaya." demekten alıkoyamamıştı kendisini.