"Ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum,
Ağlaya ağlaya yosun tuttum."
****
Gözlerime vuran güneş ışığıyla bilincimin açıldığını hissettim. Hafifçe kıpırdanarak gözlerimi açmaya çalıştım, o sırada çok yumuşak bir şeyin üzerinde uyuduğumu fark ettim. İlk birkaç saniye neler olduğunu ve nerde olduğumu anımsayamadım fakat daha sonra birden yaşadıklarım aklıma geldi. Gözlerimi açmadan öylece durdum ve tüm o yaşananların bir kabus olmasını umdum. Derin bir nefes aldıktan sonra gözlerimi odamda olmayı umarak yavaşça açtım. Gördüğüm şeylerle gözlerimi tamamen açtım ve yerimde hızlıca doğruldum. Hayır, kendi odamda değildim. Kesinlikle burası benim odam değildi çünkü bu oda neredeyse benim tüm evim kadardı. İçinde bulunduğum odaya hızlıca göz gezdirdim. Odada büyük bir dolap, bir makyaj masası ve yatak hariç bir şey yoktu. Kahverengi ve tonlarının olduğu bu oda misafir odası gibiydi ama o kadar büyüktü ki misafir odası olamazdı. Üzerinde yattığım yatağa baktım, açık kahve rengi nevresimler ve çarşafın olduğu iki kişilik yatak ben yattığım için oldukça dağılmıştı. Ayrıca diğer şaşırdığım şey ise üzerimin değiştirilmiş olmasıydı, ben o adamı odamda görüp bayılmadan önce üzerimde bornoz vardı fakat şu an siyah bir tayt ve kalçalarımı kapatmayan siyah, geniş bir kazak vardı.
Odayı ve kendimi incelemeyi bırakıp hızlıca yataktan kalktım. Ne yapacağımı ve nasıl kurtulacağını düşünmeliydim. Kimse gelmeden buradan çıkmalı ve polise gitmeliydim.
Hızlıca düşünüp bir kaçış planı yaptığımda gözüme yatağın kenarındaki siyah spor ayakkabılar ilişti. Kaç numara olduğuna bakmadan eğildim ve hızlıca kısa, siyah çorapların olduğu ayağıma geçirdim. Tam olmuşlardı.
Tekrar doğrulunca dolabın yanındaki kapıya gittim, birkaç saniye kulağımı kapıya dayadım ve sesler duymaya çalıştım. Hiçbir ses duyamazken yavaşça elimi kapının koluna attım ve hafifçe aşağı indirdim. Kapı açılınca kilitli olmadığı için kısa bir süre rahatladım ve gözlerimi kapatıp açtım. Hafif aralık olan kapıdan dışarıyı görmeye çalıştım, kimseyi görmeyince yine yavaşça açtım ve daha rahat bir şekilde süzdüm. Burası çok geniş bir koridordu ve şu an kimse yoktu. Derin bir nefes aldım ve yavaşça dışarı çıktım. Kimseye görünmeden çıkmam gerekiyordu buradan, aksi taktirde başıma gerçekten çok kötü şeyler gelecekti.
Beni buraya getiren adamım adını bile bilmiyordum, polise gidip ne söyleyeceğimi de bilmiyordum fakat şu an önceliğim buradan kurtulmaktı. Gerisini sonra düşünecek ve ona göre hareket edecektim.
Beni buraya getiren adam burda yaşıyor olmalıydı ve baktığım zaman buranın gerçekten de çok büyük olduğunu söyleyebilirim. Çıktığım oda ve şu an bulunduğum koridor gerçekten büyüktü. Modern şekilde dizayn edildiği oldukça belli olan bu mekan kırk odalı bir köşk gibiydi çünkü koridorda bir sürü kapı görebiliyordum. Türkiye'de böyle bir yer olduğunu bile bilmiyordum.
Hızlı ama sessiz adımlarla ilerlediğim koridorun sonuna geldiğimde yol ikiye ayrıldı fakat bu ayrımın dışında bir de aşağı inen merdivenler vardı. Odayken pencereden dışarı bakmadığım için kaçıncı katta olduğumu bilmiyordum. Fakat bu merdivenlere baktığımda birinci katta olduğumu tahmin edebilirdim. Hızlıca ertafa göz gezdirdim ve kimsenin olmadığını görünce merdivenlere yöneldim. İkişer ikişer indiğim merdivenlerin sonunda büyük bir alanla karşı karşıya geldim. Gerçekten geniş bir salondu burası, salonun bitiminde ise farklı koridorlara açılan yollar vardı. Nereye gideceğimi bilmeden birkaç saniye öylece durdum ve oldukça şık duran, kahve tonlarının ağırlıklı olduğu salona göz gezdirdim. Burada da kimsenin olmayışı beni şaşırttı. Bu kocaman evde sanki benden başka kimse yok gibiydi. Havanın aydınlığından gece olmadığını anlayabiliyordum ve buna rağmen etrafta kimse olmaması beni şüpheye düşürmüştü. Yine de şanslı olduğumu düşünerek bunları göz ardı ettim ve çıkışı bulmak için yürümeye başladım. Her an bir yerden biri çıkacak korkusuyla yavaş ve temkinli adımlar atıyordum.
Salonun girişi olduğunu düşündüğüm koridora ilerlemeye başladım, tam o sırada oradan gelen birkaç adım sesi duydum. Ne yapacağımı şaşırınca hızlıca saklanabileceğim bir yer aradım ve gözüme ilişen, yakınında olduğum koltuğun arkasına saklandım hemen. Yaklaşan adım seslerine kulak kesildim, buraya gelen kimse eğer, yalnız değildi.
Nefesimi tuttuğumda birinin sesini duydum. Bu bir kadın sesiydi.
"Bay Aaron'un saraya getirdiği kızı gördün mü? Ona mühürlenmiş duyduğum kadarıyla."
Duyduğum ince sesin söylediklerinden sonra duraksadım. Saraya getirilen kız ben miydim? Eğer o bensem beni getiren de Aaron dedikleri adamdı, yani beni kaçıran kişi. Ayrıca buranın bir saray olduğunu söylemişlerdi ama şaşırmamıştım, gerçekten de bir saray gibiydi.
"Evet, ben de söylentileri duydum. Kızın kim olduğunu çok merak ediyorum, acaba tanıdığımız biri mi?" Yanındaki diğer kişi de konuştuğunda buraya gelenlerin iki kız olduğunu anlamıştım. Diğer kızın sesini duyduğumda olduğum yerden uzaklaşıyor gibi gelmişlerdi. Hafifçe kafamı kaldırdım ve koltuğun arkasından sadece gözlerim görünecek şekilde yükseldim. Kızların buraya değil de başka bir koridora gittiklerini görünce tuttuğum nefesimi bıraktım. Onların gittiklerinde emin olunca hızlıca kalktım ve geldikleri koridora koştum. Koridorun sonunda gördüğüm hafif aralık olan kapıyla çıkışı bulduğumu anladım ve sevinçle gülümsedim. Geriye buradan kimseye görünmeden çıkmak kalmıştı.
Aralık kapıya ulaşınca kafamı hafifçe çıkardım o aralıktan ve dışarıya göz gezdirdim. Gözlerimin önüne kocaman bir bahçe serildi. Oldukça düzenli görünen bu alan çok güzeldi, renk renk çiçekler ve büyük ağaçlar vardı. Bahçenin ilerisinde büyük bir kış bahçesi vardı, onun dışında oturma grupları vardı. Bulunduğum kapıdan itibaren geniş bir yürüyüş yolu bulunan bahçede tam karşımda ise kocaman, parmaklıklı bir demir kapı vardı. O kocaman kapının sol yanında ise daha küçük, siyah bir kapı vardı.
Büyük kapıyı yerinden oynatamayacağımı bildiğimden dolayı küçük kapıya gidecektim fakat o sırada bahçede dolaşan takım elbiseli üç adam gördüm. Buraya doğru gelirken dikkatli ve temkinli gözlerle bahçeyi inceliyorlardı. Onları görünce hemen kafamı içeri soktum ve kapının kenarına gizlendim.
Koruma olduklarını düşündüğüm o üç adam önümden konuşmadan geçtiler. Birkaç adım sesi daha duyduğumda kapıdan kafamı çıkardım ve baktım. Büyük adımlarla neredeyse bahçenin görünen kısmının sonuna varmışlardı. Birkaç adım daha attıktan sonra tekrar geçtikleri alanları inceleyip sağa döndüler.
Bu fırsatın elime bir daha geçmeyeceğini bildiğimden dolayı hızlıca kapıyı geçebileceğim kadar araladım ve küçük kapıya doğru koşmaya başladım. Bu sırada korumaların gittiği yere bakmayı da ihmal etmiyordum.
Kapının önüne vardığımda tam açacakken arkamdan bir ses durdum ve duraksadım.
"Hey, sen! Sen de kimsin?"
Arkamdan kalın sesli bir adam bağırdığında bana seslendiğinden emin olsam da arkamı dönmedim ve gözlerimi kapatarak öylece durdum. Nefeslerim korkudan hızlanmaya başladı ve gözlerinin dolduğunu hissettim. Ben arkamı dönmeyince yakınıma geldiğini adım seslerinden anladığım adam tekrar konuştu.
"Sana diyorum, hemen buraya dön ve kim olduğunu açıkla."
Bir kaçış yolu olmadığını anladığımda daha fazla şüphe uyandırmamak adına derin bir nefes aldım ve gözüme dolan yaşları hızlıca sildim. Yavaşça bana seslenen kişiye döndüğümde yalnız olmadığını, yanında bir tane daha adam olduğunu gördüm. Bunlar da diğerleri gibi takım elbise giymişlerdi. Korkuyla ne söyleyeceğimi düşünürken adamlardan biri beni kısaca süzdü ve diğerine dönerek konuştu.
"Saraya yeni çalışan alınacaktı, onlardan biridir büyük ihtimalle. Ayça söylemişti, oradan hatırlıyorum ben de."
Farkında olmadan beni kurtaran adama baktım ve bir şey çaktırmamak adına ben de konuşmaya başladım.
"Evet, ben yeni çalışanlardan biriyim. Acil çıkmam gerekiyor o yüzden gitmeliyim." dedikten sonra verecekleri cevabı beklemeden arkamı döndüm. Tam adım atacaktım ki bana seslenen adam tekrar konuştu.
"Çıkmak için izin aldın mı?" Şüpheci sesini duyduktan sonra hızla aklıma gelenleri söyledim.
"Evet, bize işleri veren kadınla konuştum. Kardeşim hastalandığı için onun yanına gideceğim, haberi var. İsterseniz ona da sorabilirsiniz." Şüphelenmemesi için aklıma gelenleri hızlı ve tereddüt etmeden söyledim. Bize iş veren bir kadın var mıydı bilmiyordum ve eğer öyle biri yoksa büyük sıçmıştım farkındaydım ama bu riski almıştım. Bu adamları atlatmaktan başka şansım yoktu. Hem izlediğim filmlerin hepsinde böyle büyük evleri yöneten bir kadın çalışan olurdu.
Arkamı dönmeden söylediklerim adamı ikna etmiş olmalıydı ki bana "İstersen seni bizden biri bıraksın, daha çabuk varırsın kardeşinin yanına." dedi. Bana inandığına emin olduğumda sessizce derin bir nefes verdim. Gözlerimi kapatıp açtım ve kafamı omzunun üzerinden arkaya çevirerek cevap verdim.
"Hayır, beni almaya gelen biri var zaten. Teşekkür ederim."
Hızla cevap verdikten sonra başka bir şey söylemelerini beklemeden kapıya vardım ve gördüğüm düğmeye basarak açılmasını sağladım. Kapıyı ittim ve oluşan aralıktan çıktım. Hala arkamda duran korumaları süphelendirmemek için koşmadan acele adımlarla ilerlemeye başladım. Birkaç adım sonra onların da kendi aralarında konuşarak uzaklaşmaya başladığını işittim.
Olduğum yerde durdum ve az önce çıktığım yeri inceledim. Burası gerçekten bir saray olabilecek kadar büyük ve ihtişamlıydı. Beyaza boyanmış duvarları kocaman pencereler süslüyordu. Bulunduğum yere de göz gezdirdim ve buradaki çoğu evin büyük olduğunu gördüm, ama hiçbiri çıktığım ev kadar görkemli değildi.
Olduğum yerde durmayı bırakıp çıktığım sarayın olduğu yerin tersi yönünde koşmaya başladım. Bir taksi bulmalı ve buradan uzaklaşmalıydım.
Evime gidemezdim çünkü o adam evimi biliyordu. Koşmaya devam ederken yol bittiğinde sağda kalan sokağa girdim ve koşmaya devam ettim.
Az önce çıktığım sokak gibi burası da boştu. Kimsenin olmadığı bu sokaklar beni iyice korkuturken adımlarımı hızlandırdım. Üzerimde param da telefonum yoktu. Nasıl gideceğimi bilmiyordum fakat bir yolunu bulacaktım.
Koşarak sonuna geldiğim sokağın iki ayrı yola ayrıldığını görünce tekrar sağa girdim fakat adımlarım anında kesildi. Girdiğim sokakta çok sayıda insan vardı ve boş bir alanda hepsi toplanmış bir yere bakıyorlardı. Neye baktıklarını umursamadan kimsenin beni görmesine zaman tanımadım ve hemen arkamı dönerek solda kalan sokağa girdim. Bu sokak diğer sokağın aksine boştu, kimse yoktu. Biraz daha koştuktan sonra yoruldum ve bir duvarın dibine gelerek soluklanmaya çalıştım. Etrafa göz gezdirince sokağın sonunun bir yere çıkmadığını fark ettim. Paniklememeye çalışarak başka bir çıkış yolu aradım ama yoktu. Tek çıkış yolu o kalabalığın olduğu sokaktı.
Ortasına kadar geldiğim sokağın geçtiğim yerlerini tekrar yürümeye başladım ama bu sefer daha yavaştım. O kalabalık sokağa girmeli ve dikkat çekmeden gitmeliydim.
Burada yaşayan insanların oldukça zengin olduğu yaşadıkları evlerden belliydi. Yani biri beni bu halimle görseydi onlardan olmadığımı kesinlikle anlardı. Dağılmış saçlarım, soğuktan beyazlamış tenim ve kuruduğunu hissettiğim dudaklarım, ayrıca üzerimdeki kıyafetler benim zengin olmadığımı bağırır gibiydi. Korumanın beni çalışan sanmasından da anlaşılabilirdi bu.
Bu sokağı adımlamayı bitirip karşıda kalan sokağa girdim ve o kalabalığı tekrar gördüm. Dağılmak yerine daha da çoğalmışlardı ve çember oluşturmuşlardı. Oradaki herkes ortadaki boşluğa bakarken dikkat dağıtıcı bir şeyin olması oldukça işime gelmişti.
Gözlerimi kalabalıktan ayırmadan bir duvarın kenarına geçtim ve kalabalığın olduğu alanın tersine doğru ilerledim. Kimsenin dikkatini çekmediğini fark edince gözlerimi oradan çektim ve önüme bakarken adımlarımı hızlandırdım. Koşar adımlarla birkaç dakika ilerledikten sonra arabaların geçtiği bir yol gördüm. Bir taksi veya otobüs bulmak amacıyla o yolun kenarına geldim ve yolu göreceğim şekilde gizlenerek beklemeye başladım.
Öylece geçen birkaç dakikada hala ne bir araç ne de bir taksi görememiştim. İşlek bir yol olduğu belliydi sürekli gelip geçen araçlardan ama henüz bir taksi ya da otobüs yoktu. Duvara daha da sinerek beklemeye devam ettim. Birkaç dakika sonra tam yanımdan gelen kız sesiyle irkildim ve yerimde zıpladım.
"Hey, burada ne yapıyorsun?" demişti yanımdaki kız. Ne zaman geldiğini anlamamıştım bile, o kadar yola dalmıştım. Korktuğumu görünce kaşlarını kaldırdı ve "Seni korkutmak istememiştim, sadece bu soğukta, bu duvar kenarında ne yapıyorsun merak ettim." dedi.
Korkuyla hızlanan kalbimi sakinleştirmek istercesine elimi göğsüme koydum ve "Taksi veya otobüs gelmesini bekliyorum." dedim.
Söylediklerine şaşıran kız kaşlarını çattı ve bana bir adım daha yaklaştı.
"Buradan taksi veya otobüs geçmiyor yalnız, bunu herkes bilir. Sen buralardan değilsin herhalde." dedi. Ne cevap veremeyeceğini bilemediğim için birkaç saniye sessiz kaldım ve ondan yardım istemeyi düşündüm. Nerede olduğumu bile bilmediğim için kendi başıma yürüyerek gidemezdim karakola, başka çarem yoktu hem.
Bir kız olarak bana acır ve yardım ederdi belki, eğer yapmayacağını söylerse ondan uzaklaşıp gidebilirdim ve başımın çaresine bakmaya çalışırdım. Kararımı bir kez daha düşünmeden kıza iyice döndüm ve bir adım yaklaştım. Yüzümdeki kendimi güçlü göstermesini umduğum maskeyi düşürdüm ve anında hissettiğim koktu yüzüme vurdu.
"Bak, ben buradan değilim. Beni bir adam kaçırdı, nasıl buraya geldim veya burası neresi gerçekten bilmiyorum. Polise gitmem gerek, buradan kurtulmalıyım. Lütfen bana yardım et, ne istersen yaparım." Hızla ve titreyen sesimle sıraladığım cümlelerini duyan kız kaşlarını kaldırdı ve şaşkınlığını gizlemeden bana baktı. Şaka yaptığını düşünmesin diye bir adım daha attım, soğuktan ve korkudan titreyen ellerimle ellerine uzanarak tuttum.
"Yemin ederim şaka değil, biri beni kaçırdı. Lütfen bana yardım et, yalnızca karakola nasıl gidebileceğimi söylemen bile yeterli." dedim. Soğuk ellerim sıcak ellerini tuttuğunda ellerimize çevrilen bakışlarını konuşmamla yüzüme çevirdi. Daha sonra hızlıca olduğumuz bölgeyi inceledi ve ellerini elimin altından çekerek tek eliyle kolumu tuttu. Beni birkaç adım ilerleterek olduğumuz yerden çekip başka bir duvarın arkasına geçmenizi sağladı.
"Sana yardım etmeye çalışacağım, sakin ol." dedi. Elini üzerindeki siyah montun cebine koyup telefonunu çıkardı ve bir şeyler yapmaya başladı. Telefonla ilgilenirken kafasını kaldırmadan bana "Seni kimin kaçırdığını biliyor musun?" diye sordu.
Hızla aklıma gelen isimle "Sanırım Aaron diye biri, ama emin değilim." diyerek cevapladım sorusunu. Sözlerimi duyduktan sonra kafasını hızla telefondan kaldırdı ve şaşkınlıkla yüzüme baktı. Neye bu kadar şaşırdığını anlamadan ben de ona baktım. Daha sonra ifadesini düzeltmek isteyerek hızla bakışlarını benden aldı ve tekrar telefona döndü. Birkaç dakika telefonla ilgilendikten sonra boğazını temizledi ve telefonu kapatarak cebine koydu. Bakışlarını benden kaçırarak konuştuğunda verdiği bu tepkiyi anlamlandıramıyordum.
"Benim evime gidelim, seni gitmek istediğin yere götüreceğim. Arabam evde zaten. Ondan önce biraz ısınırsın hem, yoksa bu gidişle hasta olacaksın." dedi. Söylediklerine ne kadar itiraz etmek istesem de bana yardım etmekten vazgeçmesin diye kabul ettim. Başımla onayladığımı görünce olduğu yerde döndü ve ilerlemeye başladı. O sırada bana "Beni takip et." demişti.
Onun hızlı adımlarını takip ederek yürüdüğüm birkaç dakika sonunda büyük ve güzel bir evin önünde durduk. Bahçenin kapısı kendiliğinden açılırken o da omzunun üzerinden bana baktı gözleriyle içeriyi işaret etti. Onun ardından ben de bahçeye girdiğimde kapı arkamızdan yine kapandı. Adımları duraksamadan evin kapısına yöneldi, aynı şekilde onu takip etmeye devam ettim. Kapının önüne gelince kapı yine kendiliğinden açıldı ve aralandı. Bunun nasıl olduğunu düşünemeden içeri girdi ve benim de girmemi bekledi. Girer girmez karşılaştığım sıcak hava sayesinde soğuktan kasılan vücudum gevşedi ve ben ne kadar üşüdüğümü ancak o zaman anladım. Ben girince kapıyı kapattı ve ayakkabılarımı indirmeden yürümeye başladı. O indirmediği için ben de ayakkabılarımı indirmedim ve onun arkasından gittim.
Geniş bir salona girdiğimizde bana eliyle koltukları işaret etti. Ardından "Selma hanım, biz iki capulus getirin lütfen." diyerek evde bağırdı. Capulus'un ne olduğunu bilmediğim için ona baktım fakat o çoktan salondaki koltuklardan tekli olanına oturmuştu. Ben de diğer tekli koltuğa oturdum ve sessizce eve göz gezdirdim. Gri tonları ve beyaz ağırlıklı bir salondu, salonun bitişinde yukarı çıkan merdivenler vardı. Dışarıdan gördüğüm kadarıyla dublex bir evdi.
"Adın ne?"
Sesini duyduğumda evi incelemeyi bıraktım ve yanımdaki kıza döndüm. Adımı söyleyip söylemekte tereddüt ettim fakat daha sonra evinde olduğumu hatırladım, güvenmemeyi seçme gibi bir şansım yoktu artık.
"Alina." dedim ve sorusunu cevapladım. Adımı duyduğunda dudaklarını büktü ve başını aşağı yukarı salladı beğendiğini belirtmek istercesine. Sesimin kırılmaması için boğazımı temizledim ardından ben de onun adını sordum.
"Senin adın ne?"
"Alice, ben de." diyince duyduğum yabancı isimle şaşırdım. Yabancı mıydı? Ama Türkçesi çok iyiydi ve herhangi bir aksanı da yoktu.
"Yabancı mısın?" diye sordum merak ederek. O sırada salona elinde tepsi olan kadın girdi. Orta yaşlarındaki kadın tepside bulunan ve üzerinde duman tüten kupalardan birini önce benim önüme, sonra da Alice'in önüne bıraktı. Alice kadın salondan çıkıncaya kadar hiçbir şey söylemedi, çıkınca da "Sayılır." dedi sadece.
Bu cevabıyla kaşlarımı kaldırdım ama başka bir şey sormadım. Alice önünde duran ve üzerinden dumanlar çıkan kupayı aldı ve dudaklarına götürdü. O sırada başıyla benim de içmemi işaret etti. O, kupadaki sıvıdan bir yudum aldıktan sonra ben de biraz daha ısınmak için kupayı aldım ve hafifçe kokladım. Burnuma gelen taze kahve kokusuyla gözlerimi yumdum ve açtım. Ardından hızla bir yudum aldım. Ağzım yanmıştı ama kahvenin tadı o kadar güzeldi ki bunu umursamadım bile. Ardından hızla bir yudum daha aldım. İçtikçe daha fazla ısınıyordum.
Sessiz geçen birkaç dakikanın ardından kahvemi bitirmiştim. Tam ona yeterince ısındığımı ve artık gitmek istediğimi söyleyecektim ki eve giriş kapısının açılış sesi duyuldu. Alice hızla yerinden kalkıp salonun çıkışına yöenldi ve beni öylece bıraktı. Bekşemediğim bu davranış karşısında şaşırarak kaşlarımı çattım.
Birkaç saniye kalkıp kalkmamayı düşündüm ama sonra merak ağır bastı ve kalktım. Alice'in gittiği yöne yani çıkışa doğru ilerledim ve onun peşinden gittim. Bana yolu tarif etmesini isteyip çıkacaktım artık buradan.
Salonun çıkışına vardığımda Alice'in sesini duydum ve yürürken ona seslendim.
"Alice, artık gitmem gerekiyor. Lütfen ba-" sözlerimi bitirmeden girdiğim holde Alice'in arkasında gördüğüm beden ile sustum ve nefesimi tuttum. Şokla ve korkuyla açılan gözlerimi kırpmadan karşımda duran kişiye baktım.
Sesimi duyan Alice hızlıca arkasını dönü ve bana baktı ama ben arkasındaki adamdan gözlerimi alamıyordum çünkü arkasında gördüğüm kişi beni kaçıran ve buraya getiren adamdı.
Ve ben tanımadığım birine güvendiğim için çoktan pişman olmuştum.