Sesimi duyan Alice hızlıca arkasını dönü ve bana baktı ama ben arkasındaki adamdan gözlerimi alamıyordum çünkü arkasında gördüğüm kişi beni kaçıran ve buraya getiren adamdı.
Ve ben tanımadığım birine güvendiğim için çoktan pişman olmuştum.
Gördüğüm yüz beni şoka sokarken aynı zamanda korkuya da sürüklemişti. Ayaklarım benden bağımsız bir adım geri gittiğinde dahi gözlerimi ondan ayıramıyordum. Normalde asla yapmam dediğim bir şeyi yapmıştım o an yaşadığım korkuyla ve hiç bilmediğim yerde, hiç tanımadığım bir kadına güvenmiştim. Bir kadın olmasından dolayı belki de daha rahat hissetmiştim. Beni anlar, korkumu hisseder diye düşünmüştüm ama olmamıştı. Aksine beni alması için o adamı buraya çağırmıştı.
Yediğim kazığa mı yansam yoksa artık bu adamdan kaçamayacağımdan mı korksam bilemiyordum şu an. Evde başka bir çıkış olup olmadığını bilsem oraya koşardım ama ne yazık ki evi doğru dürüst incelememiştim bile. Tek bildiğim çıkışı şu an kapatan bir adam vardı. Yine de böylece durup bekleyemezdim. Birkaç adım daha geri giderken o sırada da kaçmak için bir şeyler düşünüyordum. Fakat karşımdaki adam ne düşündüğümü biliyor gibi "Boşuna kaçmaya çalışma, buradan kaçamazsın. Ayrıca sana hiçbir zarar vermeyeceğim, sadece beni oturup dinlemeni istiyorum." dedi.
Onun birkaç adım önünde duran Alice de bana bakarak onaylarcasına kafasını salladı. Bunlar kafayı yemiş olmalıydı, başka bir açıklaması yoktu bunun.
"Benden uzak durun, sizi dinlemek istemiyorum. Bana sadece eve nasıl gidebileceğimi söyleyin yeter."
Sözlerimden sonra karşımdaki adam hafifçe gözlerini devirdi ve bakışlarını Alice'e çevirdi. Aynı hareketi Alice de ona yapınca sanki bakışlarıyla konuşur gibi birkaç saniye öylece birbirlerine baktılar. Daha sonra Alice bir talimat almış gibi gözlerini kapatıp açtı ve derin bir nefes verdi.
"Bak Alina, inan bana bunu yapmak istemiyorum ama sen gerçekten de çok inatçısın tatlım." diyerek bana dönen Alice'in ne demek istediğini anlamamıştım. Korku dolu bakışlarımı onlardan çekmiyordum, çünkü en ufacık dikkatsizlik şehrinde kaçmak için fırsat kolluyordum.
Ağzımı açıp bir şey dememe kalmadan Alice sağ kolunu kaldırdı ve el bileğini hafif bükerek parmaklarını dışarı doğru savurdu. Ne yapmaya çalıştığını anlayamadan birden vücuduma bir his dolanmış dolanmış gibi hissettim ve dimdik bir duruşa geçtim, öyle ki kafamı bile oynatamıyordum. Bedenimi kıpırdatmaya çalıştığımda hareket edemedim. Sanki ele geçirilmiş gibiydim. Bedenimin kontrolü benim elimde değildi, ne olduğunu gerçekten anlayamıyordum.
"Sakin ol, şu an ne kadar çabalasan da kıpırdayamazsın. Bizi dinlemek için başka çare bırakmadın bize."
Konuşan adama baktığımda neredeyse şaşkınlıktan ve korkudan küçük dilimi yutacaktım. Bir şey diyemeyeceğimi anlamış olduğundan tekrar Alice'e döndü ve kafasıyla arkamda kalan bir yeri işaret etti. Bunun üzerine Alice tekrar parmaklarını kıpırdattı ve ben bir anda kontrolüm dışında hareket etmeye başladım. Ayaklarım benden bağımsız hareket etti ve arkamı dönerek geldiğin yoldan geri döndüm. Bu olayları üçüncü bir şahıs gibi dışarıdan izliyordum, hiçbir şey yapamıyordum ve şaşkınlıktan ağzımı açıp tek kelime edemiyordum.
Ayaklarım beni salona götürdüğünde daha önce oturduğum koltuğa yöneldiler ve yine benim kontrolüm dışında koltuğa oturdum. Arkamdan gelen Alice ve o adam da farklı koltuklara oturdular ve tekrar bana bakmaya başladılar.
Gereğinden fazla hızlanan kalp atışlarımı düzene sokmak için birkaç saniye nefesimi tuttum, kendime gelmem ve bu saçma durumdan kurtulmam gerekiyordu. Bana verdiği kahvenin içinde mi bir şey vardı da böyle olmultum acaba diye düşünürken çaprazımdaki tekli koltukta oturan adam konuşmaya başladı.
"Alina, seni korkutmak veya zarar vermek değil amacımız, sadece sana birkaç soru sormak istiyoruz ve bu süreçte biz de senin sorularını cevaplamaya çalışacağız. Daha sonra gitmek istersen eğer gitmekte özgürsün tamam mı? Yeter ki artık kaçmaya çalışma ve bize yardımcı ol. Soracağımız sorular sen ve benimle alakalı olacak. O yüzden dürüstçe cevaplamalısın, tamam mı?"
Karşımda bir şeyler zırvalayan adama bakarken kalp atışlarımı düzene sokmuştum, en azından şimdi konuşabilecektim.
"Önce beni taciz ettin, sonra beni kaçırdın ve kahveme karıştırdığınız bir ilaç yüzünden şu an hareket edemiyorum ve sen bana zarar vermek istemediğinizi mi söylüyorsun? Yemin ederim buradan çıkar çıkmaz ilk işim sizi polise şikayet etmek olacak ve bu işin arkasını asla bırakmayacağım, duydunuz mu beni?"
Sinirle ve hafi bağırarak sarf ettiğim sözlerden sonra ikisi de ne olduğunu anlayamıyormuş gibi birbirine baktı. Benim söylediklerim onları benim duyduklarımdan daha çok şaşırtıyordu sanki, bu sergiledikleri tavır da neyin nesiydi?
"Haklısın, bence de bu işin içinde çok farklı bir şey var." Birden konuşan Alice ile ne duyduğumu sorguladım, bunlar harbiden de bakışlarıyla konuşuyor olabilir miydi?
"Alina, bana zaman evreni hakkında bildiklerini ve neden dünyada yaşadığını anlatman gerekiyor. Ne zamandır dünyada yaşıyorsun ayrıca, zaman evreni kayıtlarında ne adını ne de fotoğrafını görmedim."
Yine bana dönen gözlerle irkildim, bunlar benimle kafa mı buluyordu? Dalga geçecek başka birisini bulamamışlar mıydı gerçekten? Onca işimin ve karmaşık hayatımın içinde bir de bunlarla uğraşıyordum.
"Bakın, neden bana bunu yapıyorsunuz ve benimle dalga geçiyorsunuz bilmiyorum ama lütfen beni bırakın. Ben eğlence aracınız olacak bir kız değilim."
Söylediklerimden sonra kaşlarını çatan adam birden durdu ve gözlerini kısarak gözlerime bakmaya başladı. Ne yapmaya çalıştığını anlayamadan gözlerimi gözlerinden çekemedim, sanki ona bakmak zorundaymışım gibi bakışkarımı kaçıramıyordum.
"Alina, sorduğum sorulara cevap vermelisin. Bana doğruyu söyle."
Gözlerine baktığım adamın sesi birden kafamda yankılanınca neye uğradığımı şaşırdım, dudakları kıpırdıyordu ama ben sesini kulaklarımla duymuyordum sanki, sadece kafamın içinde yankılanıyordu.
Söylediklerini anlayınca yine kontrolüm dışında konuşmaya başladım, bu süreçte de gözlerimi çekemiyordum ondan hala.
"Zaman evreni hakkında hiçbir şey bilmiyorum, 22 yaşında olduğunu düşünürsek 22 yıldır dünyadayım ve kim olduğunuzu bilmiyorum. Ben sadece kendi halimde yaşayan bir kızım."
Sanki benden istediği şeyleri yerine getirmek benim zorunluluğummuş gibi söylediğim şeylerden sonra kafam daha çok karıştı, neden kendimi kontrol edemiyordum, nasıl olurda bedenimin kontrolu sanki onların ellerinde gibiydi? Bunu sadece kahveme koydukları bir ilaçla yapabilmeleri mümkün müydü?
"Gerçekten de hiçbir şeyden haberi yok, inanılmaz!" Alice'in sesiyle ona bakmak istesem de gözlerimi çekemiyordum. Sanki karşımdaki adam da gözlerini çekemiyormuş gibiydi, öylece kilitenmiş birbirimize bakarken söyledikleri hiçbir şey mantıklı gelmiyordu.
Adamın gözlerinden bakışlarımı çekemeden içimden kendime "Bana neden bunu yapıyorlar?" diye sordum. Cümlem bittiği anda gözlerine baktığım adamın dudakları aralandı fakat sanki bir şey onu dürtmüş gibi anında bakışlarını benden çekti ve gözlerini birkaç saniye için kapattı. O bana bakmayı kesince ben de irkildim ve Alice'e çevirdim bakışlarımı, malum kafamı oynatamıyordum.
"Ona göstermeliyiz, bize inanmayacaktır yoksa." Alice'in sesiyle adam da ona baktı ve kafasını salladı onaylarcasına, ama sonra aklına bir şey gelmişçesine arkasını döndü ve içeriye seslendi.
"Selma hanım, bir bardak soğuk su getirir misiniz?"
Gözlerimi devirerek bu anda isteyebileceği en saçma şeyi istemiş adama baktım.
Selma hanım müthiş bir hızla büyük bir bardak suyu getirdi ve adama uzattı. Selma hanımdan suyu alan adam öylece içmeyerek elinde tuttu ve bana baktı tekrardan.
"Öncelikle adım Aaron, sana bunu hiç söylemedim sanırım. Ve şimdi ne kadar saçma gelse de gördüklerine inanmak zorundasın. Sadece sakinliğini koruman gerekiyor."
Adının Aaron olduğunu söyleyen adam konuşmayı kesince tam ne saçmaladığını soracaktım ki birden sağ elinin işaret parmağını kaldırdı ve o sırada salonun ortasında duran büyük sehpa havalandı.
Şu ana kadar yaşadığım her şeye mantıklı bir sebep uyduran aklım bunu görünce öylece dondu ve sadece bakmaya başladım. Sehpa öylece havalandı ve süzülmeden öylece havada asılı kaldı. Bakışlarımı zorlukla uçan sehpadan ayırıp saçma bir şekilde itiraz edecekken birden ayaklarım yerden kesildi tuhaf bir şekilde. Ne olduğunu anlamak için aşağı baktığımda yerden havalanmaya başladığımı gördüm. Sehpaya saçma da olsa itiraz eedebilecekken şu an gördüğüm şeye kesinlikle bahane bulamıyordum. Resmen yer çekiminden bağımsız bir şekilde havada duruyordum ve beynim bütün işlevlerini bırakmış sadece bu ana şaşırmaya odaklanmıştı. Yaşadığım şaşkınlık ve korku artık daha had safhaya ulaşmışken gözlerimin önü kararır gibi oldu ve anında popomun yeniden koltuğa değdiğini hissettim. Tam kendimi bırakıp gözlerimi kapayacaktım ki Aaron denen adamın elinde duran bardaktaki suyu savurduğunu gördüm ve birden buz gibi suyla ıslandım. Soğuk su şok etkisi yaparak kapanan gözlerimi ve bilincimi açınca dudaklarında hafif bir sırıtış olan adam konuştu.
"Bu sefer olmaz güzelim, artık bekleyemem çünkü."