14. Bölüm

3053 Kelimeler
Öte yandan, bütün bu bilgiler iyi hoş da, bazen geçerliligi olmuyor. Şekilde görüldugu gibi anlgan davranışın, bu koşul larda hiç mi şansı yok çünkü. Ya içimden gelen, ruhumdan fışkıran saldırgan kişilik? O ne yapar? "Bana bak, o kız bir daha o ofise atarsa, saçlarını yolar, eline veririm, bilmiş ol," Oh, be! Hayali bile tatlı... Tevekkeli değil, öfke baldan tatlıdır, demişler. Bu arada dersimi ne kadar da güzel özümsemiş olduğumu görüyorsun, sevgili defter. "Ne o Serra, gülümsüyorsun... "Dilek çok hoş şeyler anlattı da, onları düşünüyordum Özgürcüğüm." "Sırma." dedi Özgür, "seni de böyle gülerken görmek ne güzel." "Dilek hepimize iyi geldi." Özgür, "Haydi, ben sohbetinizi bolmeyeyim," diyerek televizyonun karşısındaki koltuğa yerleşip, kumandayı eline alıralmaz... Üçümüz aynı anda birbirimize baktık. Ve yine kahkahalar. Özgür ise, biraz şaşkın, bize baktı sonra başını iki yana salladı. "Olmuş size olanlar! Yine de... içinde kahkahalar yükselen bir evden güzel ne olabilir." "Kesinlikle sana katılıyorum," dedim ve gidip onu ensesin den öptüm. "Hop, aile var," dedi Dilek. "Ben de artık evime dönsem iyi olacak. Her şey için çok teşekkürler Serra." "Asıl biz sana teşekkür ederiz, değil mi Sırma." Hem de nasıl..." "Haydi görüşürüz." Sırma bayagı iyiydi bu aksam. Dilek ona iyi geldi. O kadar ki, bir ara bana, "Ben yarın bir kitapçıya gidip Dilek'in sözünü ettiği kitaplardan almayı düşünüyorum," dedi.. "Harika fikir! Okuduktan sonra bana ver, ben de okuya "Aslında bu kitaplar sana göre..." "Nedenmiş o?" "Kocası olan sensin." "Yok yaa... sanki senin kocan yok." "Bu gidişle kısa bir müddet sonra olmayacak," dedi Sırma acıklı acıklı bana bakarak, "boşanırız herhalde." "Aman Sırma, saçmalama..." "Insan hayatta her olasılığı düşünmeli, her şeye hazır ol. "Sinir oluyorum senin bu kocakarı hallerine... Utanmasan, kaderde ne varsa o olur, filan lafları da edeceksin nerdeyse... Iste sevgili defter, bugün de boyle bir gündü. 8 Aralık, Cuma Bu hafta nasıl geçti, biliyor musun, sevgili defter? Deniz, Sırma'yı arıyor. Sirma telefonu açmıyor. Sonra Deniz beni arıyor ve tüm sıkıntılarını anlatıyor. Ben de peygamber sabrıyla onu dinliyor ve de elimden gel diğince teselli etmeye çalışıyorum. Derken annem arıyor! Teyzemle eniştemin sabrının taşmakta olduğunun, bu saçma oyunun daha ne kadar süreceğini sinirli bir biçimde sor duklarını bana iletiyor. Gördüğün gibi ben burada orkestra şefi konumundayım Yani herkesi idare etmek bana düşüyor. Su aşamada Özgürün bana yardımcı olması beklenir, değil mi Ne gezer... Artık her şey çözülse de, biz de eski, sakin hayatımıza dón sek, havasında. Içi sıkıldı anlayacağın. Bir de üşütmüş mu sana... Aman, aman.. Zannedersin ki zatürree oldu. Bir naz Bir naz.... Isten gelince, kanepeye uzanıp inlemeler mi istersin, her girip çıkana, (bu, Sırmayla ben oluyoruz) bu zavallı hasta adamı rahatsız ediyorsunuz bakışları mı istersin... "Özgürcüğüm, yatağına uransan daha rahat olmaz mıydı." "Yok, yoook... Içim sıkalıyor orada." Ama burada da sen bizim içimizi sıkıyorsun... diyemiyor sun tabii. Sana bir ihlamur yapayım mı?" İstemem "Madem kendini bu kadar halsiz hissediyorsun, yarın işe gitme bar... "Sen ne söylüyorsun Serra, çok önemli bir davam var, hazırlanmam gerek. Çalışmalarını evde yapsan..." "Serra, rahat bırak beni." Tamam, tamam... nasıl istersen öyle olsun," diyorum ama sesim tiz çıkıyor bu kez. Biliyor musun, Özgür'ün bu halini görünce aklıma dedem geldi. Hatırlıyorum da, bir seferinde, biz o zamanlar daha ço cuktuk, dedem hastalanmıştı. Önemli bir şey değildi, üşütmüştü. Ama evde ne tantana yapmıştı, ne tantana... Duyan, olùm döşeğinde sanırdı. O úst katta yatıyordu; annem, teyzem, anneannem ise alt katta, terasta çay içiyorlardı. Biz de Sirma'yla bahçede oynu yorduk. Derken balkonda dedem göründü. O kocaman, tonton go beğini balkonun parmaklıklarına dayamış, bize bakıyordu. O ne öfkeli bakıştı öyle.... "Oh, maşallah, herkes keyfinde," diye seslendi ve ekledi "Ölsem kimsenin umrunda değil." Sonra da homurdana homurdana içeri girdi. Bizi azarlarken gıkımız çıkmadı tabii. Haddimize mi düş müş... Ama içeri girince gülmekten kırıldık. Tabii sessiz, çok sessiz kahkahalardı bunlar. O sahne hiç gözümün önünden gitmez. Canım dedeciğim benim. Şimdi aynı durumun güncelini yaşıyorum sanki. Sırma odasına sığındı. Ben de, madem elimden bir şey gel miyor, Özgür'ü kanepede iniltileriyle başbaşa bırakıp, kendi sakin odama çekildim. Çünkü aklımı başıma toplayıp Sırma'nın işine bir çözüm getirmeliyim artık. Bu iş daha fazla böyle devam edemez. Şimdi; teyzemler nasıl olsa buraya gelecekler. Sırma'ya bu gerçeği hatırlatıp, daha fazla saklanamayacağım, durum orta ya çıkacağına göre, kendisinin efendice olayı anlatmasının şart olduğunu söyleyeceğim. Bu arada Deniz'e biraz daha sabırlı olmasını tembihleyecegim. Sırma, onu özlemeli. Deniz'in hayatındaki önemini kavramalı. Bence bizim kız sadece Dubai'deki yalnızlıktan sıkıldı ve bunalıma girdi. Ama Deniz'i hâlâ seviyor. Nereden mi biliyo rum? "Belki de boşanırız," derken o gözlerde ne biçim hüzün vardı. Oh, ne güzel, boşanır kurtulurum, degil. Hiç değil! Işte onun için hepimiz sabırlı olmalıyız. Deniz de, ailesi de... Sırma Deniz'i ne kadar sevdiğini ancak burada, bu sakin ortamda anlayacaktır. En azından benim tezim bu. Evet, şimdi gidip, içerdeki ağır zatürree(!) vakasına bir göz atıp geleyim. 12 Aralık, Sali Planımı Sırma'dan başka herkese anlattım. Ve - plan kabul edildi. Işin bir ince noktası daha var. Kimse Sırma'ya Deniz'i sa vunmayacak, onu övmeyecek. Aldırmıyor gibi görüneceğiz. Böylece bizler, Deniz bizim umurumuzda değilmiş gibi davra nınca, sanırım bir sonra, Deniz'i o savunmaya başlayacak. Nitekim bugün küçük bir uygulama yaptım. "İki gündür aramıyor," dedi. Bir yandan da aldırmıyor ha valarında tabii. "Aman aramasın, daha iyi." "Tabii aramasın... da... evde yalnız." "Boş ver." "Hani insanın aklına kötü kötü şeyler geliyor." "Valla Sırmacığım, ne yaparsa yapsın. Sen onu nasıl olsa defterden sildin, öyle değil mi? "Öyle tabii," dedi ama halini bir görmeliydin, sevgili defter. Sesi titrek, gözleri kuşku doluydu. Nitekim, bir süre sonra, "Serra," diye yanıma geldi. Yüzün de benden özel bir şey isteyeceği zaman takındığı o çok iyi bil. diğim ifade vardı. Birbirimizi öylesine tanıyoruz ki.... "N'olursun, Deniz'i arar misin?" "Niye arayacakmışım onu?" "Merak ediyorum yaa..." "Hani sen onu defterden silmiştin?" "Canım o başka, bu başka... Ona kızgınım ama başına bir şey gelmesini de istemem. Ne de olsa tam iki yıllık kocam o Vaaay... Bakar mısınız Sırma'ya... Öyle bir, tam iki yıllık kocam, deyişi vardı ki, değil iki yıl lık, kırk iki yıllık evli sanırsın. İşler düzelsin, bak onunla ne biçim eğleneceğim. Bize bu çektirdiklerini fitil fitil getirece ğim o küçük, kalkık burnundan. Ben Deniz'i ararken, dibimde oturup pür dikkat konuştuklarımızı dinledi. "lçin rahat etti mi?" "Etti," dedikten sonra sessizce odasına kapandı.. Oluyor, bu iş oluyor! Bu gaddarlığı, Sırma Deniz'i ne kadar sevdiğini anlayana kadar sürdürmeye kararlıyım. 15 Aralık, Cuma Ve- büyük gün! Sırma, anne babasıyla buluştu. Hem de bizim evde... Teyzemle eniştem anneannemlerde kalıyorlar ama dedemi üzmemek için bu önemli buluşmanın bizim evde olmasına ka rar verildi. Neyse ki, teyzem de eniştem de çok ciciydiler. Kızlarına bağırıp çağırmadılar, tam tersine bol bol sarılıp optúler. Sırma da ağlayıp durdu. Tabii o ağlayınca, başta tey zem ve annem olmak üzere hepimiz bir ağlama korosu oluş turduk. Sırma annesiyle babasının arasına oturmuştu. Biz de, onla ri bırakmak için çay hazırlığı bahanesiyle mutfağa kaçtık. Epeyce bir oyalandıktan sonra salona döndüğümüzde eniş tem konuşuyordu. Anlaşılan Sırma her şeyi anlatmıştı. "Bak Sırmacığım, biz evlendiğimizde ben öyle çok çalışı yordum ki, annenin benim yüzümü değil günlerce, haftalarca görmediği oluyordu. Bir yerde bir inşaat işi alıyordum; haydi kalk o şehre git, gunlerce, haftalarca sabahtan akşama ailen den uzak, otellerde, şantiyelerde kalarak çalış, çalış. "Ve bu annen var ya, bu annen, gıkı çıkmadan bana katlan dı. Pek çok şeyi kendi başına yaptı, geceler gecesi yalnız başı na oturdu evinde." "Beni çok mu şımarık buluyorsun, babacığım?" "Hayır yavrum, hayır. Sana şımarıksın, demiyorum ama çok tecrübesizsin. Evlilik öyle aşk r******rındaki, romantik filmlerdeki gibi sahnelerden oluşmuyor. Ayağını yere basmak tan ve karşılıklı özveride bulunmaktan geçiyor. "Bunlanı seni eleştirmek için değil, gerçeği göresin, diye söylüyorum. "Evlilik, emek ve çaba ister. "Ben senin doğumuna bile yetişemedim, biliyor musun. Annene, dedenle anneannen destek oldular, sag olsunlar. Ben sen çoktan kundaklanmış, mışıl mışıl uyuyor dun," dedi eniştem ve Sırma'yı kendine doğru çekti. "O günden sonra da sen bizim kıymetli prensesimiz, biri cik kızımız oldun. Biz seni çok seviyoruz. Bunu iyi bil. Ama - hatalısın! Ve bu hatan yeterince olgun olmamandan kaynak lanıyor. "Az once dediğim gibi, gece gündüz çalışıyordum. Peki ne den? Çünkü, ailemin, yani annenle senin güvende olmanızı istiyordum da ondan. "Bugun rahat bir hayatımız varsa, bunu o gençlik günle rimdeki geceli gündüzlü çalışmama borçluyum. Annen bugün sevdiği bir evde oturabiliyorsa, sana iyi bir eğitim verebildiy sek, bunun altında hep o yılların çabası yatıyor. "Kocanı yanında istemekte yerden göğe haklısın ama işin bu yanını da gözden kaçırmamak gerek. "Kocan gece kulüplerinde sabahlayan biri olsaydı, ne de sen haklısın, derdim. Ama o çocuk Dubai'den çok iyi bir tek lif aldığı için ülkesini bırakıp gitti. Neden? Oradaki kazancın size bir destek, bir güvence oluşturacağını düşündüğü için. "Gecesini gündüzüne katarak ailesi için çalışan bir erkeğe bu yapılmazdı, Sırma. "Hatalısın, kızım. "Seni çok seviyoruz ama hatalısın." Hepimiz susuyorduk. Teyzem, Sırma'nın elini okşadı. "Ama hatalar düzeltilebi lir, her evlilikte olur böyle iniş çıkışlar. Herkes neler neler ya şıyor ama zamanla her şey unutuluyor. Bu da geçecek ve siz yine bir araya geleceksiniz." Sırma sessizce gözlerini siliyordu. "Haydi," dedi eniştem, "konuşacağımızı konuştuk, sil artık gözünün yaşını. Bundan böyle ileriye, daha güzel günlere ba kacağız. Haydi Serra, bana bir çay ver, boğazım kurudu." "Hay hay enişteciğim," dedim, bu bunalımlı havanın sona ermesine sevinerek. Ve hepimiz Sırma'yı rahat ettirmek için oradan buradan konuştuk, güldük. Sonra eniştem, Sırma'ya, "Eee, dedenlere ne zaman geliyorsun?" diye sordu. "Ne zaman isterseniz. Güzeeel! Demek ki bizim kız, oraya gitmem, buraya gitmem, done mini atlatıyordu. Istediğim kıvama geliyor, yavaş yavaş. Kısa bir süre sonra Deniz'i çağırabileceğim. Hem önümüz yılbaşı... Bak bu harika olur. Yeni yılda yeni bir başlangıç Harikasın Serra! Şimdiye dek bunu nasıl düşünemedim! Tabii bu kız insanda akıl mı bırakıyor. Sırma ve Deniz için.... Yeni bir yıl ve yeni bir başlangıç... 19 Aralık, Sali Işte buna inanamayacaksın, sevgili defter. Öyle duygusalım ki şu an... Bu satırları yazarken gözlerimden ip gibi yaşlar iniyor. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir olay yaşıyorum. Ah, babaanneciğim, ah... doğrusu bu kadarını hayal bile edemezdim. Sanırım başa dönmem gerek. Böyle bir şey nasıl olabilir. Sen bulunmaz bir kadınsın. Beni sevdiğini biliyordum tum atışmalarımıza karşın, ama Dün bir telefon, arayan babaannem. "Ooo babaanneciğim, bu ne güzel sürpriz," dedim ama sonra birden kuşkulandım. Öyle ya, bayram değil seyran de gil, babaannem beni niye arıyor. Çünkü o kolay kolay aramaz, çok önemli bir şey olacak da, telefonu eline alacak. Üstelik kendi aramadığı yetmezmiş gibi, bizim sık sık konuşmamızı da eleştirir. "Babaanneciğim, sen iyisin, değil mi? Yani, sağlıgın fi lan..." "lyiyim tabii. O da nereden çıktı şimdi." "Hani kolay kolay aramazsın da..." "Sizler gibi vara yoğa telefon açmam ben; aranacak zaman var, paraları havaya saçmak var." "Üf, uf! Kafama taşlar yağıyor." "Saçmalama da dinle beni." lyi, iyi! Babaannemin sağlığı yerindeydi. Şu konuşmalara bakarsak... Turp gibiydi turp... "Dinliyorum." "Bana banka hesap numaranı ver." "Elbette vereyim de... hayırdır babaanne?" "Sana biraz para göndereceğim." "Ah canım benim, ne gereği var şimdi?" "Çok konuşma da ver şu numaranı.. Ama dur bir daki ka, bundan sonrasını bankacı kızımla konuşsan daha iyi ola cak." Ve ben, neler oluyor, dememe kalmadan, telefonda genç ve dinamik bir ses. "Serra Hanım, ben Ayşen. Banka müdiresi... Babaanneni zin hesap işlerine epeyce bir süredir ben bakıyorum, onun. için artık onun kızı oldum sayılır," diyerek bir kahkaha attı. Ayşen Hanım civil civil bir kadın, babaannemin de guldugü nú duyabiliyordum. Tabii ben hålå neler olup bittigini bilemediğimden öylece dinliyordum. Derken Ayşen Hanim ciddileşti. "Serra Hanım, babaanneniz size bir havale gondermek isti yor, onun için hesap numaranızı rica ediyorum. Meblağ iki yüz elli bin YTL." "Ne?" demişim. Güldü Ayşen Hanım. "Babaanneniz sizi çok seviyor, Serra Hanım." "Iyi ama nasıl olur, onun o kadar parası yok ki... Hem ni ye bunu yapıyor? Lutfen onu verir misiniz, kendisiyle konuş mak istiyorum." "Hay, hay..." "Ne var?" dedi babaannem. "Babaanne sen ne yaptığının farkında mısın?" "Allaha şükür aklım başımda, raporum bile var." "Ne raporu? Sen nelerden söz ediyorsun... Delirtme beni Tanrı aşkına..." "Insan bu yaşa gelince kendi malını bile satamıyor. Aklın başında mi diye rapor istiyorlar. Ben de gittim, raporumu al. dım, sonra da Düzce'de bir arazim vardı, onu sattım.," "Niye malını satıyorsun? Hem Düzce nere, Ankara nere? Hiçbir şey anlamıyorum, hiç... Üstelik telefonda konuşulacak şeyler mi bunlar!" "Uzatma! Telefonda hava civa için iki saat lak lak ediyor. sunuz oluyor da, benim şu konuşmam neden olmuyormus. Hem sus da beni dinle.. "Deden Düzceliydi ve oradan genişçe bir arazi almıştı; ta rim arazisi... Onu da benim üstüme yapmıştı." "Ay babaanne, böyle şeyler uluorta anlatılır mı?" "Uluorta konuşmuyorum, Ayşen kızım benim her şeyimi biliyor, onun yanında konuşuyorum. Aslında bütün bu yap tıklarımda hep o yardımcı oldu, o olmasa bu işin altından kal kamazdım." "Peki o zaman, dinliyorum." "Deden, nur içinde yatsın, bana daha başka şeyler de bırak mıştı, şimdi oturduğum ev, biraz para filan. Ama bu Düzce'de ki yer için, hanim, mecbur olmadıkça orayı satma, gün gele cek, çok değerlenecek, derdi hep. Eh, bilirsin, ben de ayağımı yorganıma göre uzatırım; Allaha şukur kimselere muhtaç ol madan bugünlere kadar geldim. Başımı sokacak bir evim var, dedenden maaşım, kenarda da biraz param var." Bu laflar nereye varacak diye endişe içinde dinliyordum. Babaannemin çılgınca bir şey yapmış olmasından korkuyor dum. "Onun için artık vaktidir, dedim ve Düzce'deki o araziyi sattım." "Ama neden?" "Sen, çalıştığın şirkete ortak olasın," diye. "Ne!" Anında yaşlar boşandi gözlerimden... Rabanne, bunu nasıl yaparsın!" "Nedenmiş?" O, senin! Dedem onu sikışmayasın diye sana vermiş! Kendin için bir şeyler yapasın diye... "Allaha şükür durumum iyi. Onu satıp da kendime ne ya pacakmışım? Gelin mi olacağım..." Gozyaşlarım akıp duruyordu. -Dünyada olmaz! Ben bu parayı asla kabul edemem! Bu nun hastalığı var..." "Sigortam var benim, kızım. Bak sana soyluyorum, hasta likta da saglikta da kimseye muhtaç değilim. "Hem insan büyüklerine karşı gelmez. Ben yaşamışım ya sayacagim kadar ama sen hayata yeni başlıyorsun. Çalışkan sin. tyi kalpli bir kızsin. Patronun sana güzel bir teklifte bu lunmuş, ben de senin bunu kabul etmeni istiyorum. "Ortak olarak çalıştıkça ve başarılarına başarı kattıkça, be ni anarsın. Işte bu da benim arzum. Eminim deden de bu yap ugimi onaylar, o araziyi çok güzel değerlendirmişsin Kadriye, derdi bana." Aglamaktan konuşamaz haldeydim. Haydi, çok konuştuk. Şimdi sen Ayşen'le gorus, hesap nu maranı ver, ne gerekiyorsa yapın." dedi ve Ayşen Hanım'a ver di telefonu. Ondan sonra ne konuştuk, o ne dedi, ben ne dedim, inan hiç ama hiç anımsamıyorum. Telefonu kapatır kapatmaz, kendimi tuvalete attım ve hıçkıra hıçkıra ağladım. Şu anda, bu satırları yazarken bile gozyaşlarımı durdura miyorum. Çok dokundu, onun bu davranışı bana çok dokundu, sevgili defter. Düşünsene, eşinin ona güvence diye verdigi en değerli mahı, kaldırıp bana veriyor! Daha sonra annemi aradım. Meger hem onun hem de de demlerin haberi varmış. Babaannem anneme söylemiş, tabii o da dedemlere... Ve bunun üzerine dedem, babaannemi aramış, ona teşek kür etmiş, sonra da, "Kadriye Hanım, böyle güzel bir olayı hep birlikte kutlamak gerek. Ben hasta olmasam, súlalemi toplar, oraya gelirdim ama yatağa mahkümum ne yazık ki. "Onun için hepimiz adına rica etsem de, siz buraya gelse niz, hem yeni yıla birlikte girsek, hem de sizin Serra'ya yaptı ğınız bu çok anlamlı ve çok buyuk armağanı ailece kutlasak... Ne dersiniz?" demiş. Babaannem de bu sözler üzerine Istanbul'a gelmeyi kabul etmiş. Işte böyle, sevgili defter. Öylesine yoğun bir duygusallık yaşadım ki, kendimi çok 'Ortak' olabileceğim sevinci değil şu anda yaşadığım. Sanı yorgun hissediyorum. rim o daha sonra gelecek. 'Aman Tanrım, babaannem benim için neler yapmış' in yu regime dokunan duygusallığı. Böylesi bir fedakarlık karşısında duyulan minnet... Ne denli sevildiğini görmenin şaşkınlığı... Ve... Dedem de ne güzel duşünmüş, değil mi... Bunu ailece kutlamak.... Ne kadar anlamlı ve duyarlı bir teşekkür etme biçimi... Böyle bir ailem olduğu için ne kadar, ne kadar şanslıyım, Tanrim. 21 Aralık, Perşembe Daha babaannemin yaptığını sindiremeden... Olayı kavrayıp, harekete geçemeden... Yepyeni bir bomba düştü gündeme... Ve bu da hepimizi şaşkına çevirdi. Meger... Bizim Sırma... Hamileymiş!!! Hem de iki aylık. Duruma bakar mısınız... Yalnız, burada bir parantez açmam gerekiyor. Bizim nazlı prenses, sonunda Deniz'in telefonuna cevap vermiş. Bunun üzerine Deniz hemen atlayıp geldi ve burada mutlu bir barış ma yaşandı. Annem de, böylesi daha iyi gerekçesiyle, onları alıp kendi evine götürdü. Bu böyle... Gelelim büyük olayin ortaya çıkışına... Bizim kızın ara ara midesi bulanıyormuş, bu da benim cin fikir annemin gözünden kaçmamış. Hatta bir ara onu kenara çekip, "Sakın sen hamile olmayasın?" diye sormuş, ama Sır ma, "Biz korunuyoruz teyze, mümkün değil," demiş. Tahmin edilebileceği gibi annem teyzemi, teyzem de anne annemi bilgilendirmiş. Laf aramızda, bu kadınların haberleş me sistemi akıllara seza. Ne zaman öğrenir, ne zaman birbir lerine aktarırlar, bilen beri gelsin. Öte yandan teyzem, Sırma'nın bütün karşı koymalarını eli nin tersiyle ittiği gibi, onu kolundan tutup doktora götürmüş. Ve-sonuç... Sırma hamile! Dedim ya, olaylar ışık hızıyla gelişiyor. Ben daha nasıl ba rıştıklarının öyküsünü tam olarak öğrenemeden, Sirma'nın hamile olduğu çıktı ortaya. Tabii bizimki şokları yaşıyormuş. Durup, durup, "Nasıl olur, biz korunuyorduk," diyormuş. Annem telefonda bunları anlatırken, bir güldüm, bir gül düm. Ve tabii ki hemen Sırma'yı aradım. "Tebrikler, tebrikler..." "Ne tebrigi yaa..." "Kızım bebek bekliyorsun, bundan güzel ne olabilir?" "Serra, hála inanamıyorum. Hiç aklımızda yoktu böyle bir şey." "Fena mi, bazı insanlar yıllarca, yıllarca bu mutlu olayı bekliyorlar. Senin beklemene gerek kalmadı." "lyi ama ben manen hazır değildim ki...". "Saçmalama Sırma. Hazır olmak için önünde aylar var. Hem umarım Deniz'in önünde böyle konuşmuyorsundur." "Çenemi tutmaya çalışıyorum ama inan şoke oldum." "Sen o çeneni tutmaya devam et de bir çuval inciri berbat etme; yeni barıştınız ne de olsa... Hem Sirma, daha nasıl ba riştığınızı anlatmadın." "Aman Serra, ben ne diyorum, sen ne diyorsun." "Kızım niye böyle arıza çıkartıyorsun?" "Daha planlamamıştık!" "Iyi, bağırma! Siz planlamadıysanız, o yerinize planladı." "Aman ne komik!" "Bak, ne diyeceğim. Sen oralarda sıkılıyordun, değil mi? Ama şimdi, bir bebeğin olacak ve sen günlerin nasıl geçtiğini anlamayacaksın. Eğer kız olursa, eh, bir de sana benzerse sen onu ne biçim süslersin. Bezlerine bile dantel firfirlar diktirir sin." Bu kez bir kıkırdama duydum. Ve devam ettim. "Hem bak evinizin havuzu da varmış. Alırsın bebişini, ha vuzda yüzdürürsün. Orası bebek büyütmek için harika bir yer, kızım. Hemen ardından bir bebek daha yaparsın." "Yok, deve!" "Ne ayıp, Sırma! Hiç yakıştı mı şimdi deve meve..." "Tabii, ben daha rincisini sen tutmuş ikincisinden söz ediyorsun." "Iyi! Bak anlaşalım o zaman, ben ikinciden söz etmeyece gim, sen de birinciyi artık kabulleneceksin." Nihayet güldü. "Amma da pazarlıkçıymışsın." "Yarın buluşalım mı, ne dersin?" "Buluşalım." "Deniz orada mı, onu da bir tebrik etmek istiyorum." "Dişarı çıktı." "Peki, sen söyle o zaman. Ya da yarın bir ara ben kendim kutlarım onu. Sırma..." "Efendim." "Gerçekten kutluyorum seni tatlım." "Sağ ol Serracığım," dedi, belli ki o da duygulanmıştı. "Te şekkür ederim." Ya, sevgili defterim, ne bomba haber ama değil mi?" Bu hırçınlıklar, ona buna sinirlenmeler, hamileydi de on dan mıydı acaba? Her neyse, bence çözüme ulaştık. Çünkü... Bir bebek var artık ortada. Ve o, her şeyi çözecek.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE