7. Bölüm

3079 Kelimeler
"Ilk sözü, işten ayrılacaksın herhalde, oldu. Neden ayrılayım ki, son aylara kadar çalışmak niyetindeyim, diye yanıtla dim onu. "Peki, çocuk olduktan sonra da işe devam edecek misin, diye sordu. Ben de, evet, dedim. "Bu kez, o kuçucuk bebeğe kim bakacak, diye sürdürdü sorgulamasını. "Anneciğim, dedim sakin olmaya çalışarak, bütün çalışan kadınlar nasıl yapıyorlarsa, ben de öyle yapacağım çünkü işi mi bırakmak istemiyorum. "Bu sefer ne dese beğenirsiniz; geçim derdiniz olmasa, sen de herkes gibi rahat, sıcacık evinde oturur, evladına kendin bakardın. Bu arada itham edici bakışlarla Ulaş'a göz atmayı da ihmal etmedi tabii." "Aşk olsun Habibe Teyze'ye, bu da soylenecek şey mi..." dedim kendimi tutamayarak. "Bu kadarla kalsa yine iyi," diye devam etti Dilek. "Ona, anne, dedim, şunu bir iyice anla. Ben çalışmayı seviyorum. İşi mi seviyorum. Evde kalırsam bunalıma girerim, onun için be nim kocam trilyoner de olsa, ben çalışırdım. Benim bu sözle rim üzerine, ne dedim ben şimdi, diye yakındı bir babama, bir Ulaş'a bakarak. "Sen de çok alıngansın, dedi babam, annen seni düşündü gü için bir iki soru sordu, hepsi bu. "Dayanamadım, baba, sen de bal gibi biliyorsun ki... de meme kalmadı, annem bir hışım sözümü kesti. "Aman, aman; bir daha tek kelime etmeyeceğim. Ne hali niz varsa görün... "Tahmin edersiniz ki, bunca laftan sonra orada oturup al le saadeti yaşayacak halimiz kalmamıştı. "Haydi Ulaş, gidelim artık, dedim. "Bu kez, ne hemen kalkıyorsunuz, biraz daha otursanıza, dedi sanki ortalık güllük gulistanlıkmış gibi. "Kalkıp babamı öptüm, laf uzamasın diye. Annemle veda laşırken yine gözlerinin doldugunu görünce, Ulaş'ın elinden tuttuğum gibi, arkamızdan şeytan kovalıyormuşçasına firla dım çıktım o evden. "Bir fasıl daha agit dinleyecek halim yoktu, hem de hiç yoktu. "Işte, sordunuz. "Işte, ben de anlattim." Dilek'ten sonra kimse konuşmadı. Ne diyeceğimizi bilmi yorduk ki... Sonunda bu sıkıntılı sessizliği Melis bozdu. "En azından bu haber verme durumunu atlattın. Bitti, gitti "Eh, öyle de denebilir." dedi Dilek ve hemen ekledi. "Co cuklar, ne olur, konuyu değiştirebilir miyiz?" O böyle söyleyince hemen aklıma Sila geldi. Aslinda Sı la'nın durumunu hemen aktarmak niyetindeydim ama araya Dilek'in güzel haberi girmiş, ben de bu mutlu havayı bozmak istememiştim. "Sizinle çok önemli bir konu hakkında konuşmak istiyo rum, arkadaşlar." "Ne o," dedi Melis. "Yoksa sen de mi hamilesin?" Güldüm. "Henüz değilim. Bir itirazın mı var?" "Elini çabuk tutsan iyi olur." "Ukalaya bak, nedenmiş o?" "Eee, yaşlar geriye değil, ileriye dogru gidiyor kızım." "Bence de asıl sen ikinciyi düşünmeye başlasan iyi olur." Kızlar, "Taşı gediğine koydun," diye şamata yaptılar. Melis şöyle bir duraladi. "Ikinciyi düşünmeden once..." "Evet..." "Evliliğimi gözden geçirmem gerek." Öylece kalakaldık! Neler söylüyordu bu kadın. Melis oluşan sessizliğe aldırmadan devam etti. "Biliyor musunuz, Kaan artık akşamları kendi başına ye meğe çıkıyor. Neden diye sorduğumdaysa, başımı dinliyorum, diyor. Çocuğunun sesi onu rahatsız ediyor anlaşılan." "Iyi ama," dedi Dilek, "hani artık babalığı kabullenmişti." "Ilk aylarda ilgileniyordu ama bu giderek azaldı. Kim bilir, belki de hevesi geçti. Şimdiyse sadece şöyle bir okşayıp sevi yor ama ne bana yardım ediyor ne de onunla oynuyor. Hele aglamaya başladı mı, mutlaka bir bahane buluyor ve evden c kip gidiyor. İşin kötü tarafı, bu gece çıkmaları giderek sıklaş makta. Birtakım arkadaşlar edinmiş, erkek erkege geziyorlar mış, çok eğleniyorlarmış. Bazı günler sabaha karşı geliyor eve." "Melis, neden bize bu durumdan söz etmedin?" "Ne diyebilirdim ki... Ilk günlerin krizini atlattıktan son ra, bir süre iyi gitti. Aman ne iyi derken, işler yeniden sarpa sardı, dedi, başını salladı. "Anlamıyorum, hiç anlamıyorum." "Kendisi ne diyor bu duruma?" "Kötü bir şey yapmıyorum ki, diyor. Kadınlarla, kızlarla geziyor olsam, ne desen haklısın. Ama şurada günün sonunda iki arkadaşla bir şeyler atıştırıp stres atıyoruz, ne var bunda, diyor. "Kayınvalidem de ona arka çıkıyor, erkektir, biraz gezmiş se ne olmuş yani, âlem neler neler yapıyor, diyor." "Eh, boyle kafaya ne denir," dedi Dilek. "Peki Melis," dedim, "sen ne düşünüyorsun?" "Dedim ya, evliliğimi gözden geçirmek durumundayım. Ama bu arada, yıpranmamak için, bu koşullar içinde kendime bir hayat kurdum." "Nasıl yani?" "Şöyle ki, hayatımı Kaan'a odaklamıyor, kendime odaklı yorum artık. Onunla tartışmiyorum, bırakıyorum o hayatını yaşasın; ben de ruh sağlığımı korumak adina kendi hayatımı yaşıyorum. "Bir başka deyişle, Başak'la ilgileniyor, dikkatimi ona yo gunlaştırıyorum. Bunun yanı sıra bana zevk veren uğraşlara zaman ayırıyorum; spor yapıyorum, gelecekte kuracağım işle ilgili araştırmalar yapıyor, bol bol okuyorum. "Her seye hemen bir çizgi çekmek istemiyorum çünkü Ka an temelde iyi bir insan. Ama annesi ve babası hem baskıcılar, hem de erkek evlat diye onu fazlasıyla şımartmışlar. Olabile cek en kotú tezat anlayacağınız. Bu yanlış tutum hem Kaan'ın kişiliğini hem de evliliğimizi olumsuz yönde etkiliyor. Işte bütün bunları göz onune alarak, acele etmiyor, düşü nüyorum. Ama düşünürken de, az önce dediğim gibi, bu ko şullar içinde kurduğum kendime özgu hayatı sürdürüyorum." Hem şaşkındım hem uzgun. Sadece ben mi, Dilek'le Esin de aynı durumdaydı. Melis'in hayatında işlerin yoluna girdiğini sanıyorduk.. "Canım üzülmeyin o kadar," dedi Melis, cesur görünmeye çalışarak, "dünyanın sonu değil ya... Hem dediğim gibi, ken dime bu hayat içinde bir başka hayat kurdum ve şimdilik mut luyum. Ayrıca gelecekte neler olacağını kim bilebilir ki... Evet, konu kapanmıştır arkadaşlar." Ve ortalık bir kez daha sessizliğe boğulmadan Dilek'in sesi yükseldi. "Serra, senin şu ortaklık işi ne oldu?" "Kutlarım," dedi Esin, "bana da Dilek soyledi, ne güzel bir teklif." "Eee, kızımız patron oluyor artık, patron," dedi bu kez okuman. "Valla, bilmem ki..." "Ne düşünüyorsun kızım..." "Anlasana," dedi Melis, "sermaye işini düşünüyor." "Sen de emeğini koy." "Çocuklar," dedim, "kafam o kadar karışık ki, Bayan Bel la'dan bana biraz daha zaman tanımasını istedim." "Ama sen. böyle düşünürken, o gidip başka bir ortak bulursa, görürsün "Ne yapmamı istiyorsun Dilek, parayı nereden bulacağim? gününü." Sadece emeğimi koysam, ne bileyim, o da beni pek tatmin etmiyor." "Bankadan kredi alamaz mısın?" "Onun faizi kim bilir ne kadardır, Melis." "Iş adamları her işlerini krediyle yapıyorlar da..." “Aman ne bileyim, belki de teklifinize teşekkür eder, Alga tur çalışanı olarak devam etmek istiyorum, derim, olay da bi sahip olmak," "Yazık ama yaa..." "Böyle bir fırsat bir daha ele geçer mi..." "Geçmesine geçmez ama benim de şu aşamada yapabilece ğim başka bir şey yok." Baktılar üzgünüm, hemen lafı çevirdiler. "Pembe'den bir haber var mı?" "Henüz yok." "Anlaşılan paraları yeterince suyunu çekmedi. Peki, temizlik işini kim yapıyor?" "Özgür'le ben..." "Aslanlarım benim." "Tabii ya, pazar günleri işbolümü yapıyoruz. O, camları si liyor, ben de makineyle yerleri süpürüyor, toz alıyorum." "Bakar mısınız avukatımıza..." dedi Esin, "helal olsun şu çocuğa ... " "Sevgili arkadaşlar," dedim, "eğer benim yaşamımla ilgili sorularınız bittiyse, yeterince bilgilendiyseniz, özetle bu röportaj sona erdiyse, söylemek istediklerim var." “Sahi," diye gülüştüler ve sonunda beni dinlemeye başladı Boylece Ankara'da Sıla'yla yaptığım konuşmayı ve onun yaşadıklarını anlattım.  "Hiç haberim yoktu, çok üzüldüm," dedi Dilek. "Bilirsin, gururlu kızdır o, kolay kolay açılmaz." "Bu tür gerginlikler evliliklerini bile tehlikeye sokabilir," dedi Melis. "Işsizlik çok kötü. Hele böyle eğitimli ve çalışkan bir erkek için... "Işsizlik herkes için kötü, Esin," dedim. "Haklısın da, bir de evli olup, aileni geçindiremez hale ge lince büsbütün yıpratıcı oluyor. Onu demek istedim." "Çok doğru. Iste onun için bir şeyler yapmamız gerek." "Ne gibi?" "Serhat'ın bir işe girmesini sağlayabilirsek, bence tüm so runlar çözülür." "Benim bir arkadaşım var," dedi Dilek. "Hem şirketlere ele man hem de insanlara iş buluyor. Işi bu. Yarından tezi yok onu ararım." Melis, "Durun, durun! Ben bir Kaan'la konuşayım: sanırım onların Ankara'da birtakım işleri var. Fabrika mi, būro mu, tam olarak bilmiyorum sorup öğrenirim." "Ah Melis," dedim, "ne iyi olur." "Ama bunun için önce Serhat hakkında bilgilenmeliyim ki, Kaan'a durumu doğru dürüst anlatabileyim." "Arayalım Sıla'yı öyleyse..." arasam daha iyi," dedi Melis. "Gerekli bilgileri do laylı değil, doğrudan almış olurum." "Hayır Melis, hayır! Bence sen Sıla'yı ara." "Nedenmiş o?" "Serhat'i bilirsin, çok çekingendir. Belki de Sıla'nın tüm bunları anlatmış olmasından hoşlanmayacaktır. Ama doğru ama yanlış, böyle bir izlenim edindim. Onun için sen yine de Sıla'yı ara." "Pekalá, pekala... Sila'yı ararım." “Ama... şey... Melis." "Şimdi ne var Serracığım... canım benim!!!" "Sila'yı cep'ten ara, böylece daha rahat konuşur." Melis ellerini havaya kaldırarak, başladı dua (!) etmeye. "Tanrım şu erkek egoları konusunda bize yardım et. Sorun var diye kendileri sorun oluyorlar, bu meyanda bizim hayatı mızı da altüst ediyorlar. Çare bulmaya çalışınca da kükreyerek engel oluyorlar. Ve, hiçbir şey yapmadan ama hiçbir şey yap madan köşelerinde oturup, depresyona giriyorlar. "Tanrım, sen bu kadın kullarına yardımcı ol." Bu sözler üzerine hepimizden öyle bir, "Amin," çıktı ki, eh, bu beyler burada olup da duysalardı keşke... Duasını (!) bitiren Melis, hemen Sıla'yı aradı ve onunla bir süre konuştuktan sonra telefonu kapatıp bana döndü. "Sezgilerini kutlarım, Serraciğım, Serhat konusunda tama men haklıydin. Sila diyor ki, Serra'ya anlattıklarımı bilmenizi istemez, hele hele yardımı asla kabul etmez." "Buyrun "Ne olacak peki?" "Bu beyefendinin o muhteşem gururunu incitmeden bir şeyler yapmaya çalışacağız. Şöyle ki, Serhat hakkındaki bilgi leri bana Sila gönderecek. "Ha, bu arada Sila Serhat'a, Serra'yla konuştuğumda şirke tin kapandığını ve senin işsiz kaldığını söyledim, demiş. Yani, düz bir iş arıyor' bilgisi... Serra'yla konuştuklarımdan hiç bahsetmedim, diyor. "Onun için önce şu bilgiler elimize geçsin. Onları bir Ka an'a göstereyim, bakalım Ankara'da bir ümit var mı... Eğer varsa, gerisini nasıl halledeceğimizi o zaman düşünürüz." "O bilgileri bana da ulaştır," dedi Dilek. "Memnuniyetle." Ah, Kaan şu işi bir halledebilse... "Esin, Selçuk'un çocuklarından ne haber?" diye sordu Dilek. "Sahi," dedi Melis, "Dilek'in haberleriydi, Sıla'nın duru muydu, serseme döndük." "Odaları hazır," dedi Esin. "Çabuk hallettin, aferin sana." "Aslında çok uğraşmam gerekmedi. Çocuklar anneleriyle birlikte büyük mobilya mağazalarından seçimlerini yapmış lar." "Hani sen döşeyecektin odalarını?" "Ben de öyle sanmıştım ama sonra Berrak, Selçuk'a, yaşa yacakları odanın eşyalarını çocukların kendilerinin seçmesi nin daha doğru olacağını söylemiş. Ben bu işi hallederim, ne de olsa neleri sevip sevmediklerini biliyorum, demiş." Melis olumsuz bir laf etmeden atıldım. "Bence çok akılcı bir yaklaşım. Senin için de büyük kolay hk." "Evet, Selçuk da aynen böyle söyledi." "Peki, senin duyguların ne âlemde bu arada? Ne düşünü yorsun?" "Hiçbir şey Melis. Ne, neyle karşılaşacağımı ne nasıl davra nacağımı biliyorum. Sanırım işi olayların akışına bırakaca ğim." "En iyisi de bu," diye atıldım bir kez daha. "Peki, bu çocuklar ne zaman gelecekler?" **Önümüzdeki hafta sonu... Anneleriyle birlikte..." "Ne? Anneleri de mi gelecek?" "Evet, Selçuk'la konuşmuşlar. Çocukları annelerinin geti rip yerleştirmesinin daha iyi olacağı kararına varmışlar." "Yani, yatılı okula öğrenci yerleştirir gibi..." "Bir bakıma öyle," dedi Esin ve ekledi. "Aslında bunun böyle olacağına sevindim. İlk gün ne yapa cağım, ne diyeceğim, diye düşünüp duruyordum." "Evet," dedi Melis, düşünceli, "şu aralar için iyi. lyi de... bu Berrak Hanım sizin evinize fazla dadanmasa iyi olur." "Aman Melis," dedim, "hemen her şeyin en kötüsünü dü şünmesen olmaz. Bak, işte, her şeyi aralarında uygarca çó zümlüyorlar. Bunun böyle olması Esin için de iyi." "Valla kadın-erkek ilişkilerinde olmaz diye bir şey yoktur.” "Yok deve! Esin gibi bir fıstığı bırakıp eski karısına mı dō necek..." "Ben olsam tedbirli davranırdım diyorum, hepsi bu." Bu Melis'e ne oldu böyle... Sanki pek bir ukalalaştı, pek bir bilgiç oldu. Durup durup herkese akıl veriyor. Düşünceleri paylaşmak elbette güzel ama her şeyi ben bilirim havasında, dur durak bilmeden öğütler yağdırmak da hiç sempatik degil. Böyle değildi bu kız. Matraktı, eğlenceliydi. Öte yandan, yaşadıklarını göz önüne alınca, onu da hoş görmek gerek. İşte sevgili defterim, Dilek'in güzel haberi şerefine yaptığı mız toplantı böyle geçti. Hafta içi bir gece de, o çok çekiştirdiğimiz zavallı beylerle birlikte bir yere gidip bu kez Ulaş'la kutlayacağız. Dilek'i kutla, Ulaş'ı kutlama, olur mu hiç. 6 Mayıs, Cumartesi Halá misafir ağırlıyoruz, azizim, hâlâ... Sakın şikâyetçi olduğumu düşünme. Tabii ki hem çalışıp hem de yemek yapıp sofra hazırlamak o kadar kolay değil. Ama - cicí tabaklarımı, bardaklarımı kullanmak... düzenlemek, süslemek... Mönü hazırlamak... Ve en sonunda, müziği açıp mumlar yakmak... Bütün bunlar bana sonsuz bir keyif veriyor. Dün gece Özgür'ün bir grup arkadaşını ağırladık. Bir tane siyle askerlik yaparken tanışmışlar. Çakı gibi bir asker, karısı da dünya tatlısı bir kadın. Öyle anaç ki, eminim tüm erlere analık yapıyordur. Baykara'yla Jale... Tabii Baykara yaşça Özgür'den büyük ama bu onların bir birlerini sevmelerini engellememiş. Ve Özgür'ün askerliği bit tikten sonra da görüşmeye devam etmişler. Baykara öyle de güzel konuşuyor ki, bütün bir gece onu dinleyebilirdim. Vatansever, kültürlü, dürüst bir asker. Tam Atatürk'ün askeri.... Bize Güneydoğuda yaşananları, yurdun dörtbir yanından gelenlerin nasıl canlarını ortaya koyduklarını, fidan gibi deli kanliların nasıl şehit olduklarını anlattı. "Daha bir tanesinin vatan savunmasından kaçtığını görme dim," dedi gözleri dolarak ve ekledi: "Ee, ne de olsa görmüş geçirmiş bir ülkenin evlatları onlar." Jale, kocasina döndü: "Hadi artık başka şeyler konuşalım, bak Serra'yı üzüyorsun." Hiç farkında değildim, meğer onu dinlerken, gözyaşlarım inip duruyormuş. Bazen kendime öyle kızıyorum ki... Tutsana kendini, kadın... Ama inan sevgili defter, anlatilanlara nasıl kendimi kaptır mışım ki, ağladığımın hiç farkında değildim, hiç... Öteki konuğumuz, Özgür'ün çocukluk arkadaşıydı ve tabii ki onun da yanında eşi vardı. Lise yıllarında birlikte okumuşlar, sira universiteye gelince yollar ayrılmış. O, bilgisayar uzmanı olmuş galiba, yurtdışında okumuş, bir süre orada çalışmış. Şimdi burada kendi şirke tini kurmuş. Bilgisayarla, yazılımlarla ilgili bir şirket, anlaya bildiğim kadarıyla. "Çok kafalı çocuktur," demişti Özgür bana. Emre'yle Elif... Elif hoş kadın. Ince, uzun, havalı... Derin göğüs dekoltesi olan, beyaz bir elbise giymişti. Tek takısı, kulaklarındaki iri altın halkalardi. Dedigim gibi, hoş bir genç kadın. Ama - uzak... O belli şablon içinde yaşayan bir çift Emre'yle Elif. Etiler'de bir sitede oturuyorlar, yazın Bodrum'dalar. Tek neleri var. Tekne Emre'nin hobisiymiş. Gözleri bir çocuğunki gibi parlayarak bize teknesindeki bilgisayar donanımını anlat ui, durdu. Akıllı teknelerdenmiş. Neredeyse her şeyi bilgisayarla yönetiyorlarmış. Elif de Moldovyalı yardımcısının ne kadar eğitimli ve bece rikli olduğunu anlattı. Yemekleri ve servisi süpermiş. Aslında Emre'yle Elif sempatik bir çiftti. Özellikle de Em re. Ama... nasıl anlatsam... sanki bu ülkede değil de, bambaş ka bir gezegende yaşar gibiydiler. Konuları, ilgi alanları, yaşantıları... Hele de bazı sözleri... Orneğin, bir ara Emre tutup, "Son milletvekili seçimlerin de biz oyumuzu kullanmadık," demez mi "Ama niye?" dedim şaşkınlık içinde. "Hiçbir partiyi beğenmiyorum da ondan." "Iyi ama oy vermek en önemli demokratik hak. Ülkede be genmediklerini ancak oyunu kullanarak değiştirebilirsin. "Boşuna çaba..." dedi yüzünde bıkkın bir ifade. O an Jale'yle göz göze geldik, bana, sabırlı ol, dercesine gü lümsedi. Anlaşılan o bu tür konuşmaları epeyce duymuş. Ama bence, magazin diliyle ifade etmem gerekirse, sevgili defter, geceye damgasını vuran sözler Eliften geldi. "Aslında biz burada yaşamaktan pek de hoşnut değiliz. Gi dip yurtdışında hayatımızı sürdürmek var, ote yandan ailem den kopamıyorum. "Bu konuda erkeklerin sorunu yok, onlar biz kadınlar gibi ailelerine düşkün değiller. Mesela ben; ben aileme çok düşkü num. Ve biz onun için buradayız. Yoksa ben yarın Emre'ye, Haydi gidelim' diyeyim, o, anında valizlerini toplar ve çıkar gideriz." Emre'nin ailesine böylece bir çizik atıldı mı sana, sevgili defter. Bir insan eşinin ailesini nasıl bu denli yok sayabilir. Şaştım da şaştım! Daha sonra Özgür'le konuşurken, "Ne kadar ilginç arka daşların var senin," dedim.. Özgür güldü. "Ne demek istediğini anlıyorum Serra ama ben arkadaşlarımı oldukları gibi kabul ediyorum. Ve onların iyi yanlarını görmeye çalışıyorum. "Kimi çocukluk arkadaşım, kimi askerlik, kimi universite den, kimi iş hayatından. "Kimiyle müzik ve spor paylaşıyorum, kimiyle, ne olacak bu memleketin hali, muhabbeti yapıyorum, kimiyle de sadece bol bol gülüyorum. Hepsinin yeri ayrı..." "Ya eşleri?" "Aaa, bak orada dur işte," dedi Özgür, yasak bölgeye girmi şim gibi. "Dostlarımı yitirmemek için onların eşleri sözkonu su olduğunda -hiçbir şey görmem, hiçbir şey duymam ve hiç bir şey söylemem," dedikten sonra bana göz kırparak ekledi: "Buna Elif de dahil." Demek ki, o da Elif'in söylediklerinin farkındaydı. "Sen de az değilsin hani..." dedim. Ote yandan, Özgürün dostlarıyla ilgili açıklamasından sonra susmak en akıllıcası olacaktı. Çünkü - haklıydı! Ama ben de içimden homurdanma hakkına sahibim. Hem nasıl olsa kimse duymuyor, oyle değil mi? Şimdi, ben de şöyle düşünüyorum. Yurtdışında okuyan ve çalışan dünya kadar insanımız var. Güzel işler yaptıklarında, başarılı olduklarında onlarla gurur duyuyoruz ve onların varlığı sayesinde kendimizi dünyaya ta mtiyoruz. Mesele yurtdışında yaşıyor olmak degil, mesele bu insanların burada oturup, tüm nimetlerinden yararlanıp sonra da donup sanki bu ülkede değilmiş de bambaşka bir gezegen de yaşıyormuşçasına her şeyi sadece ve sadece eleştirmeleri.... Hiçbir biçimde katkıda bulunmayıp, ellerini taşın altına koy mayıp, o kadar ki, seçimlerde oy bile kullanmayıp, sonra da her şeyi aşağılamaları... Neymiş? Burada yaşamayı sevmiyorlarmış. Git öyleyse kardeşim, ne duruyorsun. Ailesi olmasa burada bir dakika durmazlarmış. Güle güle... Güle güle... Ardından ağlayacak değiliz. Oh be! Ferahladım! Şişmiştim valla... Ah benim sevgili, kıymetli, biricik arkadaşlarım. Hepsi de ne kadar düzgün, ne kadar aklı başında insanlar... Baksana ne tipler var hayatta. Ele karıştık azizim, ele... Eşlerimiz nedeniyle yeni yeni insanlar tanıyoruz. Yepyeni hayatlarla yüz yüze geliyoruz. Ve de- yeni yeni deneyimler ediniyoruz. 20 Mayıs, Cumartesi Söyle koltuğa gömülüp müzik dinlemek gibisi var mi... Bu kez evden değil, konser salonundan söz ediyorum. Gerçekten! Bu da apayrı bir zevk. Dün gece Cemal Reşit Rey salonundaydık. Hem de tam kadro. Inanılmaz bir şey, değil mi? Ama oldu işte. Esin başı çekti, biz de resmen terör estirdik ve böylece sevgili eşlerimizi önümüze katıp, Borusan Istanbul Filarmoni Orkestrası'nın konserine katıldık. Beethoven'in eserlerinden oluşan bir programda dolayısıy la kimse homurdanamadı. Tam tersine, herkes keyifle dinledi. Öyle bir müzik ki, sanki seni alıp uzak diyarlara götürüyor, sanki ruhunu yıkıyor. Șef de, ah ah, çocukluğumdan beri hayran olduğum Gürer Aykal'dı. Saçlar hafiften kırlaşmış ama adam yine hoş, yine ya kışıklı. Konserden sonra Beyoğlu'nda şimdilerde pek bir moda olan teraslardan birine gittik.. Aman tanrım, o ne manzara... Işıklandırılmış camiler, Galata Kulesi, Boğaz köprüleri... Her zaman ama her zaman söylüyorum, bu şehirde yaşadı ğım için çok şanslıyım. Ben böyle müzikti, manzaraydı göklerde uçuşurken, Ka an'ın sesiyle küt diye yeryüzüne indim. "Serra, Melis bana Serhat'la ilgili bir şeyler anlattı." Anında dikkat kesildim. "Bizim Ankara'da ortak olduğumuz bir şirket var. Onlara Serhat'ı önerebilirim ama tahmin edersin ki, israrcı olamam. Gerisi onların kararına bağlı." "Elbette," dedim. "Önemli olan şansını denemesi." "Serhat neden işten çıktı?" "Çıkmadı ki Kaan; çalıştığı şirket batmış, o da diğer çalı şanlarla birlikte kendini işsiz buluvermiş." Kaan derin derin içini çekti. "Küçük işletmelerde öyle çok batan var ki... Insanın içi paralanıyor." Ulaş söze girdi. “Bizim mimarlık şirketlerinde de işler pek parlak değil. Hatırlıyorum, ben de şu anda çalıştığım yere gi rene kadar göbeğim çatlamıştı. Onu istiyorlar, bunu istiyorlar. Ya, sen beni işe almazsan, o almazsa ben nasıl deneyim sahibi olacağım." "Hem iki dil bilen, hem iyi eğitim almış, hem de deneyim li öyle çok insan var ki iş arayan. Durum böyle olunca da, şir ketler doğal olarak gençlerle uğraşmak yerine deneyimlileri yeğliyorlar. Evet, haksızlık ama iş dünyası da böyle," dedikten sonra Dilek'e döndü Kaan. "Dilek Hanım, nasıl gidiyor hamilelik?" "Supper..." "Çok iyi, bulantı filan yok yani...” "Hayır yok. Doktorum da iyi durumda olduğumu söyledi zaten. Jimnastiğe de devam ediyorum, işe de..." "Ne? Kızım sen delirdin mi, hamile kadın jimnastik yapar mi hiç?" "Kaancığım, sevgili eşine sorsan, hamilelikte jimnastik yapmanın önemini bilirdin," dedi Dilek ve devirdiği çamın farkına varmayarak sürdürdü konuşmasını. "Yoga derslerine de yazılacağım." Dilek susunca derin bir sessizlik çöktü masamıza. Kaan hamilelik dönemine ait ayrıntıları tabii ki bilmiyordu
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE