Şans

1010 Kelimeler
Çağan Eve döndüğümde kafam allak bullaktı. Böyle bir şeyin olması nasıl mümkün olabilirdi? Artık kesinlikle Melis Toköz ün, sohbet ettiğim Melis olduğuna emin olmuştum. Önce mezuniyette, sonra da sahibi olduğumuz otelde karşılaşmış ve sohbet ettiğimizde de işe alındığını söylediğinde yok artık demiştim. Şaşkınlığımdan kızla doğru düzgün konuşamamıştım bile. Aslında söylemeliydim karşısına çıkıp ben Çağan diye ama sanki aramızdaki arkadaşlığın büyüsünün bozulacağı düşünüyordum. Sanal ortamda böyle bir arkadaşlığın gerçek hayatta da devam edebileceğine inanamıyordum. En iyisinin onunla otelde karşılaşmamak ve her gece yapmış olduğumuz sohbetle devam etmek diye düşündüm. Ya da tam tersi, karşısına çıkıp Çağan olduğumu söylemeli ve gerçek hayatta da arkadaşlığımızı sürdürmeliydim. Mantıklı düşünemiyor saçma sapan bir olayı büyüttükçe büyütüyordum. Akışına bırakmaya karar vererek ofisimden çıktım. Çıktığım sırada önümde yeni stajyerler ofislerin önünden geçiyor, eğitim alıyorlardı. Melis de arkalarda, elinde not defteri bir şeyler karalıyordu. Demek ki bir kaç dakika önce kapıyı açsaydım belki de Melis ile yüz yüze gelecektim. Heyecanlanmıştım. Değişik bir duyguydu. Acaba benimle arasında neredeyse beş metre olduğunu bilse o ne düşünürdü. Biraz gerilerinde kalmış istemsizce Melis i izlemeye başlamıştım. Beni tanıyacağını düşünmüyordum. Mezuniyetlerinde utancından yüzüme dahi bakamamıştı. O zaman görüştüğüm kişi olduğunu bilmiyordum. Şimdiyse onu dikkatlice izleme fırsatı bulmuştum. Orta boylu zarif bedenli bir kızdı. Omuzuna düşen dalgalı saçları en çok beğendiğim yeriydi. Alımlı bir kızdı ve güzeldi de. Etrafa çekingen gözlerle bakıyor, yanındakilerle diyalog kurmuyordu. Herkes bir şekilde birbirleriyle kaynaşmış gözüküyorken, Melis tamamen tek başınaydı. Sonrasında Melis i izlemeyi bırakıp, işime dönmek zorunda kaldım. Yemekhaneye inip masama oturdum ve yemeğimi yemeye koyuldum. O sırada stajyerler içeri girmiş ve yemeklerini alıp oturmaya başlamışlardı. Herkes bir şekilde bir arada otururken, Melis de elinde tepsisi ile tek başına bir masada oturmuştu. O an istemsizce tepsimi tutup onun yanına geçme hissiyle dolmuştum. Acabalar içinde boğuşurken Mete yi Melis in masasına otururken gördüm. Melis in yüz ifadesinden önce şaşırdığı ve sonrasında utandığı açıkça belli oluyordu. Sonra Mete her ne söylediyse gülmeye başlamışlardı. İlk kez onu gülerken görmüştüm ve gülümsemesi harika dişleriyle onun güzelliğine güzellik katıyordu. O an kıskandığımı hissettim. Mete ile Melis böyle rahat diyalog kurarken benim ise kenardan izliyor olmam sinir bozucuydu. Mete içten, samimi bir adamdı. Altında çalışanlara yukarıdan bakmazdı. Melis e yaklaşımını bu yüzden yadırgamamıştım ama yine de orada olmayı dilemiştim. Yemek yeyip kalktıklarında ben de tepsimi bırakıp arkalarından gitmiştim. Bir süre daha Melis i izlemeyi planlarken telefonum çalmış ve görüşme için çağırılmıştım. Sürekli Melis i takip edemezdim ama kendime de hakim olamıyordum. Gün içerisinde bir daha Melis i görmemiştim ama gece olunca konuşup gününü soracaktım. Melis eve döndüğünde oldukça mutluydu. Annesine gününü detaylıca anlattıktan sonra odasına çekilmiş ve gün boyu aldığı notları okuyup tekrar etmişti. Dönemin sonunda o beş kişinin arasında olmayı çok istiyordu, bu yüzden iyi hazırlanması gerektiğini biliyordu. Melis Artık Çağan vakti geldiğinde sohbet programını açmış ve açar açmaz da Çağan ın mesajını görmüştüm. "Nasılsın? İlk günün iyi geçmiştir diye düşünüyorum." "Fena değildi." dedim. "'Fena değil' genelde yoruldum ama belli etmek istemiyorum demek oluyor. İlk günün nasıl geçti gerçekten?" demişti. Gülümsemiştim. Bu detayı bilmek istemesi hoşuma gitmişti. "Şaşırtıcıydı. Kimse bağırmadı, acele ettirmedi. Daha çok izledim, dinledim ve not aldım" dedim. "Bu çok iyi, dinleyen insanlar genelde sandıklarından daha çabuk fark edilir." demişti. Gerçekten de böyle mi? diye düşünmeden edemedim. "Umarım. Bir şeyleri doğru yapma baskısı vardı ama garip bir şekilde kendimi küçük hissetmedim." "Peki yarın için bir endişen var mı?" diye sordu. Gözlerimi bir an kapatım düşündüm ve "Var ama bu endişe ilk kez kaçma isteği değil, daha çok 'yapabilir miyim?' merakı" dedim. Bir süre sonra yazdı "O zaman ilk günün sandığından da iyi geçmiş. Merak ediyorsan, istiyorsundur da". Evet istiyordum. Bir şeyleri başarabileceğimi, kendimi gösterebileceğimi biliyordum. Sadece inanmam lazımdı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra Çağan "Arkadaş edindin mi?" diye sordu. Çekincelerimi görebiliyordu. Ben de "Hayır. Benim için çok kolay bir şey değil. Ama bizden sorumlu müdür bana çok iyi davrandı. Gerginliğimi attım sayesinde" demiştim. Çağan da "Güzel bir şey. Yardım almak her zaman güçsüz olmak demek değildir. Gücüne güç katar" dedi. Ben de öyle hissetmiştim. Mete Bey e minnettardım. Ertesi gün sabah yine erken kalkmış, bu sefer otelin vermiş olduğu formayı giymiştim. Aynadaki görüntüme baktığımda memnundum. Bir yere ait olma hissi güzeldi, gerçi cafede de aynı hissiyatla çalışıyordum ama burası bir iş yeri havasını daha çok taşıyordu benim için. Otele vardığımda bulunmamız gereken toplantı odasına geçmiş programın başlamasını bekliyordum. Kapıda Mete Bey i farkettim. Yanında bir adam daha vardı ve direk bana bakıp bir şeyler konuşuyorlardı. Belki de ben öyle sanmıştım. Hem neden benim hakkımda konuşsunlar ki diye düşünmüş 'hayal görüyorsun' demiştim kendi kendime. Benim onları farkettiğimi görünce kafalarını çevirmişlerdi. Mete Bey in yanındaki adama biraz daha dikkatli bakmış, bana bir yerlerden tanıdık hissi vermişti. Ama tanımadığıma da emindim. Tekrar önüme dönüp notlarıma baktım ve güne kendimi hazırlamaya başladım. Bugün ilk dersi Mete Bey vermişti. Misafir ilişkileri/kriz yönetimi dersiydi. Bu konu gerçekten zorlayıcıydı, özellikle de benim için. Bu konuda kendime çok güvenmiyordum çünkü daha kendi hakkımı bile savunamazken otele ait krizleri nasıl çözecektim. Bu yüzden söylediklerini can kulağıyla dinleyip notlarımı alıyordum. Sık sık Mete Bey le de göz göze geliyordum. Bu bazen garip oluyordu ama herhalde sürekli not alıyor olmam onun da gözünden kaçmıyordur diye düşünüyordum. Dersin sonunda bizi bölüm yöneticilerinin yanına dağıtmışlar onlarla bu günü tamamlamamızı istemişlerdi. Hangi bölüme gideceğimizi ise kura yöntemiyle belirlemişlerdi. Nereye gideceğim çok önemli değildi, her şekilde burada kalmak için elimden geleni yapacaktım. Benim için zaten iş bulma kısmı oldukça zor olmuştu, bu fırsatı kaçıramazdım. Bana düşen bölüm Operasyonel Denetim olmuştu ve bundan da memnundum. Burada kendimi gösterebileceğime inanıyordum. Toplantı salonundan çıkarken Mete Bey yanıma gelip "Hangi bölüm çıktı sana Melis?" diye sormuştu. Ben de "Operasyonel Denetim, Mete Bey" deyince bana gülümsemiş ve "Şanslısın" demişti. Daha, neden şanslı olduğumu bile soramadan arkasını dönüp gitmişti. İçimden 'herhalde iyi bir yönetici, o yüzden böyle söyledi' diye düşünmüş, ve motive olmaya çalışmıştım. Heyecanla ofise doğru yürümeye başladım. Ofisin önüne geldiğimde kapının önünde Operasyon ve Düzen Direktörü Çağan Caner yazıyordu. Dün de farketmiştim ve şimdi yine bu kapının önündeydim. Çağan bana bu işi bulmamda yardımcı olmuştu, şimdi ise onun adaşı ile bir gün boyunca çalışacaktım. Bana şans getirmesini dileyerek kapıyı çaldım ve gelen 'gel' sesiyle, derin bir nefes alıp içeri girdim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE