Alpay içeri girdi. Hangi yüzle geliyordu? Duvardaki saat tik tak ederek zamana meydan okuyordu, ama Alpay’ ın gelişiyle odada zaman bir an durdu sanki. Yüzünde, pişmanlık ve öfke arasında gidip gelen o ifadeyi gördüm. Gözlerime bakmaya çalışıyordu, ama aynı zamanda bakışlarımın delip geçmesini engelleyen bir korku perdesi vardı sanki. Ne kadar korkutucu olursa olsun, o an onun daha çok kendinden korktuğunu biliyordum. "Tebrik ederim. Sonunda babanı geçtin. En azından o evladını öldürmemişti. Hep istediğin şey bu değil miydi aslında? Babandan daha üstün olmak." Sesim, ne kadar sakin olmaya çalışsa da, her kelimede titreyen bir öfkeyle doluydu. Bu cümle, ona aylardır içinde sakladığım bir gerçeği fırlatmak gibiydi. "Nereden bilebilirdim?" dedi, bir adım geri çekilir gibi oldu. O kadar sess

